Bu kez yolculuk uzun süredir gitmeyi istediğimiz, farklı ırk ve renklerin bir arada yaşaması nedeniyle “Gökkuşağı Ulusu” sıfatı taşıyan, kendisi gibi bayrağı da gökkuşağı renklerindeki Güney Afrika Cumhuriyeti.
Güney Afrika güvenli mi ? Seyahat ederken kendimize bir daha gelmek ister miyiz diye sorarız, bizim için bir tür çok beğenme kriteridir bu soru. Bu kriterler arasına güvenli, özgürce ve tek başımıza gezebilme, sokaklarında korkusuzca yürüyebilme imkanı olması da giriyor ve bu yönüyle Güney Afrika maalesef sınıfta kalmakta ancak kesinlikle gidilmeli ve görülmeli. Bu olumsuzluk nedeniyle oradayken düşük puanladığımız ülkeye, yazıyı yazdığımız şu sıralar başka gözle bakmaktayız. Ülke, çok az yerde bir arada bulabileceğiniz çeşitliliği ve güzelliği bünyesinde barındırmakta. Uyarıları dikkate alarak gezdiğinizde başınıza bir şey gelme ihtimali yok denebilir. Uyarıların en başında hava karardıktan sonra birkaç kişi olsanız bile yürümemek, yürürken kalabalık caddelerden ayrılmamak, uber ya da kaldığınız otelden çağıracağınız taksiyi kullanmak, üzerinizde fazla para ve değerli eşya bulundurmamak, bilinmedik barlara gitmemek ve oralarda açık içki içmemek, araç kiralıyorsanız araç içinde bir şey bırakmamak gibi şeyler sayılabilir. Bu güzel ülke umarız gelecekte çok daha güvenli bir ortama kavuşur ve biz de belki tekrar giderek daha özgürce keşifler yapma imkanı buluruz.
Üç başkentli ve 11 dil konuşulan ülkedeki kültürel zenginlik, doğası, iklimi, yapılacak şeylerin, gezilecek yerlerin çokluğu insanın aklını başından almakta. Geçmişinden kısaca bahsetmek gerekirse ülkenin kaderi 1488 yılında Portekizli denizci Bartolomeu Dias’ın Hindistan’ı ararken ulaştığı ve kendisinin Fırtınalar Burnu olarak adlandırdığı daha sonra adı Ümit Burnu olarak değiştirilen yere ulaşması ile değişmiş. İlk Avrupalı yerleşimi ise Hollandalılar tarafından kurulmuş. 1931 yılında ise kolonisi olduğu Birleşik Krallıktan bağımsızlığını kazanmış. Dünyanın tanınmış kabilelerinden biri olan Zulu kabilesi, kendine özgü inançları, kültürü, gelenek ve değerleri ile Güney Afrika’nın kültürel zenginliğinde önemli bir yer tutmakta. En önemli geçim kaynakları arasında madencilik, tarım ve turizm sayılabilir. Çok miktarda altın ve elmas rezervi var ve tahmin edeceğiniz gibi yabancı şirketler tarafından çıkarılmakta. İşsizlik oranı yüzde 50’lere yakınmış. Zengin ve fakir arasındaki fark konusunda dünya lideriymiş.
Apartheid rejimi karşıtı Nelson Mandela ülkenin ilk siyahi başkanı. Ayrılık anlamına gelen apartheid rejimi 1948-1994 yılları arasında devlet politikası olarak uygulanmış, ırksal ayrımcılığı ve beyazların üstün olduğunu savunan bir ideoloji. Ülke, azınlık durumundaki beyaz nüfus tarafından yönetilmiş. Bu dönemde siyahlar aşırı baskıcı ve özgürlükten uzak bir yaşam sürmüşler. Birçok yerde siyahlar giremez tabelaları asılmış, kamusal alanda siyahların çalışamaması, toplu taşıma, okul vb yerlerin siyah ve beyazlar olarak ayrılmış olması, eğitimde fırsat eşitsizliği, siyahların evlerinden sürülüp daha kötü bölgelere yerleştirilmesi, oy kullanamaması, beyazla evlenememek gibi birçok kısıtlama ve ötekileştirmeye maruz kalmışlar. Özgürlük savaşçısı olarak kabul edilen Nelson Mandela bu uğurda Robben Adasında (fok adası) çok kötü koşullarda 17 yıl hapis yatmış, toplamda ise 27 yıl hapis hayatı olmuş.
Güney Afrikaya vize gerekli mi ? Türkiye’den yaklaşık 11 saat uçuşla ulaşılan Güney Afrika, vizesiz gidebilecek ülkelerden olup bu yönüyle çok avantajlı.
Güney Afrika Para biriminedir ? Güney Afrika Rand’ıdır. Gittiğimiz dönemde 1 Rant 2 Türk Lirasına karşılık geliyordu. Birçok yerde kredi kartı sorunsuzca kullanılabilmekte.
Güney Afrikaya ne zaman gidilir ?
Akdeniz ikliminin hakim olduğu ülke yılın her mevsimi ziyaret edilebilir. Giderken aşı olmanıza gerek yok ama yanınıza mutlaka sinek kovar almalısınız. Ülkede turistik bölgeler ve merkezdeki oteller oldukça temiz, en azından bizim kaldıklarımız öyleydi, yine ziyaret noktalarında, restoran-cafe ve avm’ler, umumi tuvaletler de oldukça temiz, Türkiye’den iyi olduklarını söyleyebilirim.
Güney AfrikaYeme İçme
Güney Afrika mutfağı, ülkede yaşayan çeşitli toplulukların oluşturduğu çeşitliliği yansıtmakta. Hollanda, Fransa, Hint, Malay mutfaklarına özgü yemekler, deniz ürünleri, yöreye has kudu, devekuşu, timsah, geyik, sığır ve kuzu eti birçok restoranın menüsünde bulunur. Biltong sığır, devekuşu ve kudu gibi hayvanların etinin kurutulması ile yapılan kuru ettir. Samosa, üçgen şeklinde ve içi tavuk, peynir vb malzemelerle doldurulmuş lezzetli bir börek. Vetkoek, bir tür hamur kızartması olup kıyma ile servis edilmekte. Botswana ostrich curry, körili deve kuşu eti. Atchar, olgunlaşmamış yeşil mango ve biber turşuları. Rooibos çayı, yöreye özgü bir çalı olan rooibos bitkisinin yapraklarından yapılan, kafeinsiz ve lezzetli bir çay. Amarula, marula meyvesi, şeker ve krema ile yapılan Güney Afrika’da çok sevilen bir likör. Yine buraya özgü bir üzümden yapılan Güney Afrika Pinotage şarabı ve Wild Africa Cream oldukça lezzetli içkilerdir. Malva pudingi, Güney Afrika’ya özgü bir tatlı. Sıcakken üzerine krema sosu dökülerek yenir. Yeri gelmişken restoran ya da cafelerde hesabı fiş ve kalemle getiriyorlar, bahsiş verecekseniz ödeyeceğiniz bahşişin miktarını fişe yazıp imzalamanız gerekiyor.
Güney Afrika’dan ne alınır ? Ahşaptan yapılmış masklar ve el yapımı çeşitli hayvan objeleri, yöreye özgü motifleri olan şallar, Güney Afrika şarabı, el işi yelpazeler, Hollanda peyniri, amarula, rooibos çayı ve bu bitkiden yapılmış takviyeler, baharat, deri çantalar, Afrika’ya özgü tanzanit taşından yapılma takılar alınabilecek şeyler arasındadır.
Cape Town gezilecek yerler ile Johannesburg ve Pretoria gezilecek yerler yazılarımızın linkleri aşağıdadır.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkentlerinden biri olan Cape Town, Afrika Kıtasının en güneyinde, Atlas Okyanusu ve Hint okyanusun buluştuğu noktada, ülkenin en güzel, en modern ve en gelişmiş şehri. Hollanda’nın Güney Afrika’daki ilk sömürge yerleşmesi burada olmuş. Daha sonra da İngiltere’nin sömürgesi haline gelmiş. Mother City olarak anılan şehir, Masa Dağı (Table Mountain) eteklerinde kurulmuş. Dünyanın her yerini görmediğimiz için Dünyanın en güzel şehirlerinden biri ünvanını ne kadar hak ediyor yorum yapamayız ancak Cape Town gerçekten çok güzel bir şehir.
Cape Town güvenli mi ? Cape Town Güney Afrika’daki en çok beyaz nüfusa sahip ve en güvenli şehri olmakla birlikte yine de kendinizi güvende hissetmeyeceğiniz ve belirli kurallara uymanız gereken bir şehir. Bunlar hava karardıktan sonra dışarıda olmamak, gezeceğiz zaman uber ya da güvenli bir taksiye binmek, üzerinizde çok para ve değerli eşya bulundurmamak, çantanızı kollamak ve mümkünse tatilinizi turla ya da birkaç kişi olarak organize etmek, tenha caddelere girmemek olarak özetlenebilir. Cape Town’da langalar asla girilmemesi gereken bölgelerdir. Langalar fakir ve çoğunlukla işsiz halkın barındığı teneke evlerden oluşan mahallelerdir. Buralara özel gezi turları düzenlenmekte, eğer gidecekseniz bu turlara dahil olmak gerek.
Cape Town kaç günde gezilir : Çevresi gezilecek ve yapılacak şeylerle dolu ve sindirerek gezmek için en az 5-6 günlük bir gezi planlanmalı.
Şehirde beyaz nüfus oldukça fazla. Apartheid dönemi bitse de gözlediğimiz kadarıyla beyaz nüfus ve siyahlar arasında ayrışma bir şekilde devam ediyor denebilir. İnsanlar beyaz, siyah ve renkliler olarak adlandırılmakta ve renkliler sınıfına Hintliler, Malezyalılar ve Asyalı halklar girmekte. Beyaz ve zengin nüfus genellikle sahil kesiminde, oldukça yüksek duvarlar ve elektrikli tellerle korunmuş çoğunlukla silahlı korumalı, havuzlu lüks villalarda, ayrıcalıklı bir yaşam sürmekte. Cape Town çok eski bir şehir değil dolayısıyla da tarihi binalar, köprüler ve benzeri mimari yok denebilir. Fazlaca müze ve galeri de bulunmuyor ve bu yönüyle klasik bir Avrupa şehrinden oldukça farklı. Eski yapılarda da kolonyal tarzı mimari göze çarpıyor. Cape Town’da güzel restoranlar, barlar ve gece hayatını sevenler için klüpler mevcut. Anladığımız kadarıyla herkes kendi içinde, kendi statüsündeki insanlarla kapalı grup hayat sürmekte. Güney Afrika’nın en modern, en gelişmiş ve beyaz nüfusun en yoğun yaşadığı şehri olarak tanımlanan Cape Town’ın turistik caddelerinde bile özellikle hava kararmaya başladıktan sonra in cin top oynamakta. 1-1.5 kilometrelik kısacık mesafeleri araçla gitmek durumundasınız. Kalabalık olsanız bile en 5-6 dilenci peşinize takılıp sizi oldukça rahatsız edebilmekte ve tabi ki tek sorun dilenciler de değil, dikkatli olmakta fayda var. Modern şehir ile langalar birbirine çok yakın (teneke evlerden oluşma mahalleler). Langalarda yaşam oldukça kötü, burada yaşayanların gelir seviyesi en alt düzeyde. Çoğu teneke evin penceresi dahi yok, yazın fırın, kışın buz gibi. Çoğunda tuvalet, banyo yok, su ortak bir alandan temin ediliyormuş ama ilginç bir biçimde gördüğüm yerleşimlerin çoğunda uygu anteni var. Langalar oldukça geniş mahalleler ve çok kalabalık. Bu mahallelere girmek son derece tehlikeli, girmek var çıkmak yok desek yeridir. Bazılarında rehberli ve korumalı turlar yapılıyormuş. Cape Town’daki en büyük langa yerleşimi Khayelitsha. Şehrin göbeğinde evsizlerin yerleşimleri bulunuyor ve onlar da turistler için tehlike oluşturmakta.
Cape Town para birimi nedir : Güney Afrika rand’ı olmakla birlikte kredi kartı hemen heryerde geçmekte. Alışverişlerde pazarlık edilmesi tavsiye olunur.
Cape Town gezilecek yerler ve Cape Town’da yeme içme önerileri :
Şehri merkez ve çevresi olarak ayrı ayrı anlatmak daha pratik olacak. Merkezden başlayarak anlatımımızı sürdürelim.
Cape TownMasa Dağı ( Table Mountain ) : Şehrin simgesi konumundaki 1087 metre yüksekliğindeki dağın tepesi masa gibi düz olduğu için bu isimle adlandırılmış. Dünyanın 7 doğal harikasından biri. Sisli olmadığı günlerde 360 derece dönebilen ve tüm manzarayı görebileceğiniz bir teleferik ile tepeye çıkılıyor. Ayrıca yürüyerek çıkmak ta mümkün. Tepede hediyelik eşya dükkanı, restoran ve cafe mevcut. Dağın iki yanında Aslan Başı ve Şeytan zirveleri olarak isimlendirilmiş tepeler var. Masa Dağı milli parkında 2000 den fazla bitki çeşidi ve 1500’e yakın çiçek bulunmaktaymış. Masa Dağı; Milli Park, Ümit Burnu, Cape Point, Light House ve dağı içine alan çok geniş bir alan. Tepeye teleferikle çıkmak için havanın açık ve çok rüzgarlı olmaması gerekiyor bu nedenle de yılda ortalama ancak 200 gün çıkmaya elverişliymiş. Gittiğimizde şansımıza teleferiğin çalıştığı güne denk geldik ama aşağıda hava günlük güneşlik olmasına rağmen zirve çok rüzgarlı ve soğuktu. Aşağıdaki havaya aldanmayıp yanınıza mont ve bere almanız faydalı. Çıkışta ve inişte en az bir saatlik kuyruk oluşuyor, iniş ve çıkış yaklaşık 3’er dakika sürmekte. Manzarası eşsiz güzellikte.
Masa Dağına çıkanteleferikCape Town Masa Dağı’dan güzel bir manzaraTable Mountain Lion’s Head
Maclear’s Beacon Taşı: Masa dağının en tepesine, dünyanın çevresini belirlemek amacıyla Thomas Maclear tarafından 1865 yılında yerleştirilmiş üçgen forumlu taş. Teleferikle buraya kadar çıkılmıyor, gelmek isteyenlerin tırmanması gerekiyormuş. Gittiğimizde zirve aşırı rüzgarlı olduğu için bırakın oraya tırmanmak dışarıda durmak dahi imkansızdı.
Cape TownLong Street : Şehrin en ünlü, hareketli ve turistik caddesi. Hop on hop of otobüslerinin tüm hatlarına burada aktarma yapılabiliyor ve otobüsler şehrin tüm ziyaret noktalarına gidiyor. Rahatlıkla ve güvenle binebilirsiniz. Restoranlar, bar ve cafeler, alışveriş merkezleri ile en çok gezilen caddesi. Green Market Square: Pazar yeri ve her türlü hediyelik eşya, takı vb şeyler satılmakta. St. George Katedrali. Anglikan katedrali ve başpiskoposun makamı durumunda. Apartheid döneminde aldığı siyasi duruşla bilinmekte ve halkın katedrali olarak anılmakta. Company’s Gardens: Katedralden sonra başlayan park alanı. Bu parkın sonunda Adderley Street üzerinde Izıko Slave Lodge (Müze) var, bu müze de şehrin en eski müzesiymiş. Güney Afrika sosyal müzesi olarak geçmekte, tarih öncesi döneme ait 3 boyutlu modellemeler bulunmaktaymış. Müze binası geçmişte kölelerin tutulduğu, hapsedildiği yer olarak kullanılmış. Cape Town’da kölelik 1838 yılında son bulmuş. Bunun dışında District 6 müzesi de gezilecek yerler arasında. Müzenin bulunduğu District 6 bölgesi 19.yy başlarında tarım arazisi iken, şehrin büyümesi ile burada yaşayan yaklaşık 60,000 kişi evlerinden çıkarılarak başka yerlere zorla yerleştirilmiş, evleri ve mahalleleri buldozerlerle dümdüz edilmiş ve beyaz nüfus için yer açılmış. Müzede bu geçmiş anlatılmakta. Müzenin ilerisinde 17. yüzyılda inşa edilmiş, 5 köşeli, içinde müze olan Castle of Good Hope (Ümit Kalesi) bulunmakta. Kale Hollandalı sömürgeciler tarafından 1666 yılında inşa edilmiş. 17.yüzyıl askeri mimarisinin en iyi korunmuş örneklerinden biri ve ayakta kalan en eski mimari yapı olma özelliği taşıyor. Şatonun ilerisinde Mandela’nın serbest kaldıktan sonra tarihi balkon konuşmasını yaptığı City Hall (belediye binası) ve önünde Çarşamba ve C.tesi günleri pazar kurulan Grand Parade meydanı yer alıyor. Kraliçe 2. Elizabeth 21.doğum gününü burada, City Hall’de kutlamış. Meydandaki heykel Kral VII Edward. Heerengracht Caddesindeki döner kavşakta heybetli Reibeck Heykeli bulunmakta. Bronzdan yapılmış heykel şehrin kurucusu Jan Van Reibeck’in eşine aittir. Bunun dışında Parlemento Binası ve Adderly Caddesi şehirde görülecek yerler arasında bulunmakta. Yazım tur şirketlerinin broşürü gibi oldu ama gerçekten de çoğu yerde tur aracından inmeyip önünden transit geçtik. Sadece Nelson Mandela’nın balkon konuşmasını yaptığı City Hall önünde durup foto çekilmek için kısa bir mola verebildik. Şehirde pırlanta, tanzanit ve değerli mücevherlerin satıldığı mağazayı şampanya ikramlarını tadımlayarak gezdik.
Cape Town Ümit Kalesi (Castle of Good Hope )St. George Cathedral Cape TownIziko Museum Slave LodgeGrande Parade Meydanı, City Hall & Kral VII EdwardheykeliCity Hall, Nelson Mandela’nın hapisten çıkınca balkon konuşması yaptığı yerŞehrin göbeğinde, Ümit Kalesi yakınında mahalle oluşturmuş evsizler
Cape Town Waterfront: Burası Cape Town’da liman bölgesi. Restoranları, cafeleri, alışveriş merkezleri ile şehrin en modern ve canlı yeri, marinayı da içeren oldukça büyük bir kompleks. Nelson Mandela’nın hapis yattığı Robben Adasına tur motorları buradan kalkıyor. Two Oceans Akvaryum Waterfront’taki en önemli cazibe merkezlerinden biri olarak sayılabilir. Waterfront gerçekten çok keyifli bir yer, okyanusa karşı yemek yemek, bir şeyler içmek harika. Akşam üzerleri meydanda yerel danslar ve müzik yapan gruplar gösteri yapıyor. Binince Cape Town manzarasını izleyebileceğiniz büyük bir dönme dolap bulunmakta (the cape wheel). Biz gece bindik, çok da özel bir manzaramız olamadı ama gün batmadan binmek daha güzel olabilir. Waterfront’taki Watershed isimli pazar yerini görmenizi tavsiye ederiz. Time Out Market’in yanında. Giyimden mutfak ürünlerine, maskelerden hediyelik eşyalara, tasarım ürünlerinden sanat eserlerine kadar çok çeşitli ürün satılmakta. Waterfront’taki alışveriş merkezlerinden diğer alışveriş merkezi V &A (Victoria and Alfred). Burada tasarım ürünleri bulabileceğiniz alışveriş merkezi, cafe ve restoranlar mevcut. Waterfront restoran ve cafe açısından oldukça zengin, V &A Food Markette çeşitli yemek kornırları ve dünya mutfaklarından birçok yiyeceği bulabileceğiz bir yer. Time Out Market, ayaküstü lezzetler ve yöreye özgü fast food ürünleri uygun fiyatlara yiyebileceğiniz bir yer. Waterfront’ta sadece Pazar günleri kurulan ve çok iyi olan bir pazar varmış, programa uymadığı için gidemedik ama aklımızda kaldı.
Cape TownWaterfrontWaterfront The Cape Wheel
Cape Town Robben Adası : Waterfront’tan kalkan teknelerle 30 dakikada ulaşılmakta. Nelson Mandela’nın 18 yıl boyunca hapis yattığı yer. Mandela 1996 yılında buraya kapatılmışç Mandela dışında Walter Sisulu gibi ırk ayrımına karşı olanların tutulduğu bir hapishane adası. Adaya ulaştığınızda daha önce bu hapishanede yatmış eski bir mahkum sizi karşılayıp rehberlik etmekte. Adada günümüzde müze çalışanları, hapishane rehberleri ve light house çalışanlarının oluşturduğu yaklaşık 150 kişi yaşamaktaymış. Tekneler Waterfront’taki kırmızı saat kulesinin yanından kalkıyor.
Cape Town Bo-Kaap Göçmen mahallesi: Long Street caddesinin üst kısmında yer alan ve beyaz olmayanların yaşadığı mahalle. Giderek turistik önemi artmakta. Şehirdeki güvenli mahallelerden biri denebilir. Geçmişte insanların renkli giyinmeleri ve evlerini boyamaları yasakmış. Aperheid uygulamasının kalkması ile bölgede yaşayanlar evlerini rengarenk boyamaya başlamış ve ortaya çok renkli bir mahalle çıkmış. Nüfusu ağırlıklı olarak Müslüman. Sömürgecilik döneminde Malezya ve Hindistandan getirilen müslümanlar sayesinde müslüman nüfus artmış. Şehrin en eski camisi de burada. Gezmeye müsait bir mahalle, sokak satıcılarından hediyelik alabilir, güzel fotolar çekebilirsiniz.
Cape Town Bo-kaap
Şehrin çevresinde gidilebilecek yerler:
Ostrich Ranch: Şehir merkezinden yaklaşık 30 km uzaklıktaki deve kuşu çiftliği. Geldiğinizde devekuşlarının cinsleri, beslenmesi, üremesi gibi devekuşları hakkında birçok detay hakkında bilgilendirme yapıldıktan sonra çiftliği ziyaret ediyor ve devekuşlarını ellerimizle besleyebiliyorsunuz. İnanılmaz tatlılar ama çitlerden içeri girmek yasak. Çifteleri inanılmaz derece kuvvetli. Çiftlikte ayrıca devekuşu derisinden üretilme çanta, kemer, yelpaze, anahtarlık, deve kuşu yumurtası ve çeşitli süs eşyalarının satıldığı mağaza ve cafesi mevcut.
Ostrich RanchOstrich Ranch shop
Kirstenbosch Botanik Bahçeleri: Cape Town şehir merkezinden yaklaşık 13 km uzaklıkta. Masa dağının doğusunda yer almakta. Bazı bloglarda yürüyerek Masa dağına çıkmak için en kolay yolun bu bahçelerden geçtiği belirtilmiş ve bu rotaya Skeleton George adı verilmiş. Denemek isteyenler araştırabilir ama bence güvenlik en büyük sorun. Çok güzel bir bahçe, oldukça büyük. Yeşil, orman, çiçekler ne olsa gidiyor, kabulümüz. Tree Canopy adlı çok güzel bir köprüden geçiyorsunuz, tam fotoluk. İçeride Afrika’ya özgü bitkiler ve azalmış türler var. Dikkatli olursanız bize denk geldiği gibi baykuş vb kuşları rahatlıkla görebilirsiniz. Biz aşağıdaki güzeli görme şansını yakaladık. Eylül ayında yani Güney Afrika’da kıştan yaza geçiş döneminde gittiğimiz için çok farklı çiçek türü göremedik ama Ekim-Kasım ayları gibi ziyaret edenler daha bu açıdan daha şanslı olabilir. İçeride cafe, restoran ve hediyelik eşya dükkanı mevcut.
Kirstenbosh tree canopy walkwayGüney Afrika’ya özgü Cennet kuşu çiçeğiParkta karşılaştığımız baykuş
Cape Town’da Ümit Burnu’na kadar olan sahil şeridinde bulunan yerlerin hepsi aynı yol üzerinde, sırayla gezilebilecek yerler.
Cape Town haritası
Sea Point: Şehir merkezinden yaklaşık 5 km uzaklıkta. Varlıklı insanların yaşadığı bölge, oteller, gel-git havuzları bulunmakta. Sea Point Promenade ise yürüyüş-koşu gibi sporları yapmak için oldukça popüler olan deniz kenarındaki yürüme yolu.
Clifton: Burası Okyanus kıyısında, Lion’s Head zirvesinin altında kalan ve kendine has müdavimleri olan 4 adet plajdan oluşan lüks bir bölge. Plajların müdavimleri sörfçüler, aileler, LGBT mekanı ve daha çok piyasa yapmak isteyenlerin yeri olarak sınıflanabilir. Camps Bay’a komşudur.
Camps Bay: Şehrin en zengin banliyosu denebilir. En pahalı emlak buradaymış Şehir merkezine 7-8 km uzaklıkta. Hareketl bir bölge, barlar ve restoranlarla dolu. Kayalar arasına gizlenmiş plajları ve dalış noktaları var. Camp Bay plajı en büyük plaj denebilir. Plaj demişken Güney Afrika’da deniz suyu oldukça soğuk denebilir ve köpek balığı riski yüksek. Birçok plajda gözleme noktaları var ve tehdit oluştuğunda plajdakilere sudan çıkmaları için uyarıda bulunuluyor. Bazı yerlerde de insan marifetiyle oluşturulmuş havuz benzeri küçük koylar var. Köpek balıkları ciddi risk. Gittiğimizde hava müsait olduğu için plajların kalabalık olduğunu söyleyebiliriz ancak biraz açılarak yüzen yürek yemiş sadece 2 kişi gördük. Yeri gelmişken Güney Afrika denizlerinde her yerde bölgeye has devasa boyutlu kelp yosunu göreceksiniz. Protein, mineral ve iyot kaynağıymış. Özellikle fokların ve çeşitli deniz canlılarının besin kaynağı, insanlar için de bitkisel takviye olarak tablet vb formlarda satılmakta.
Hout Bay-Tahta Koyu: Şehir merkezinden yaklaşık 20 km uzaklıkta, Atlantik kıyısında yer almakta. Eski dönemlerde ahşap tekneler ve Cape Town şehrinin kurulmasında kullanılan ahşaplar burada yapıldıkları için bu ismi almış, şimdilerde zengin ve ünlülerin evleri bulunmakta. Koya gelirken yolda göreceğiniz sömürgeciler tarafından yaptırılmış en az 150 yıllık 2 tane şato bulunmakta. Hout Bay adlı genişçe sayılabilecek bir plajı var. Sahildeki tezgahlarda el yapımı hediyelik eşyalar satılıyor ve gördüğümüz en uygun bütçeli sayılabilecek tezgahlar burada. Ancak fiyatları yüksekten açıyorlar ve neredeyse 3te bire kadar indikleri ürünler oluyor. Muhtemelen asıl fiyata iniyorlar ama indirim alınca bir mutlu oluyor insan. Deniz aslanlarını görmek için tekneler bu koydan kalkıyor ve şayet hava şartları nedeniyle tekne kalkmazsa de limanda fokları görme imkanı var. Tekne gezisi esnasında Duiker kayalığında doğal ortamlarında kürklü fokları görebiliyorsunuz. Gerçekten yapılması gereken bir tur.
Duiker kayalığı-Kürklü foklarHout Bay limanının gözdesiHout Bay-Kolonyal dönemde yapılmış şatolardan biriSahildeki tezgahlar
Cape TownBoulders Beach : Cape town şehir merkezinden yaklaşık 40 km uzaklıkta ve yolculuk 1.15 saat sürüyor. Küçük koylardan oluşan bir bölge. Gerçekten güzel bir yerleşim bölgesi ve söylememe gerek yok burada da beyaz, zengin ve ayrıcalıklı nüfus yaşamakta. Burayı özel kılan sebeplerden biri Afrika penguenlerine ev sahipliği yapması. Sayıları maalesef giderek azalmakta olduğu için koruma altına alındıkları parkta ziyaret edilebiliyor. Yakından gözlemek çok güzel. Eğer daha da yakından gözlemek isterseniz parka yürüyerek 8-10 dakika mesafede bulunan, çok yaklaşmama tavsiyesi ile, Foxy Beach’e gidebilirsiniz. Burası ayrıca yüzebileceğiniz bir plaj. Boulders beach bölgesi ayrıca güvenle yüzülebilecek küçük koylara sahip bir yer.
Boulders BeachYüzmeye elverişli Foxy Beach
Yemeği Boulders Beach’de Seaforth Restaurant’ta aldığımız için restorandan burada bahsedelim. Plajın yanında ve manzarası çok güzel. Oturduğunuz yerden plajda badi badi yürüyen penguenleri seyrediyorsunuz. Yemek olarak tercihimizi Afrika’da bulunan codfish (morina balığı) ettik ve gayet lezzetliydi.
Seaforth Restaurant
Cape Town Ümit Burnu : Afrika kıtasının en uç noktası olarak bilinse de aslında en uç nokta Cape Agulhas. Ümit Burnu denize doğru uzanan kayalık bir burun. Ümit Burnu Portekizli kaşif Bartolomeu Dias tarafından 1488 de keşfetmiş ve Fırtınalar Burnu olarak isimlendirilmiş. Sonrasında denizciler için umut kırıcı olmaması adına Ümit Burnu olarak adlandırılmış. Ümit Burnu yarımadası ve onu çevreleyen bölge koruma altına altında. Hint Okyanusundan gelen sıcak su akıntısı ve Antartika’dan gelen soğuk su akıntısının kesiştiği yer olduğu için her zaman kuvvetli fırtınalar var. Cape Point’ten Haziran-Ekim ayları arası gerçekleşen balina göçünü izlemek mümkün. Şehir merkezinde yaklaşık 65 km uzaklıkta ve yolculuk 2 saate yakın sürüyor. Yolda giderken babunları görmeye hazır olun. Masa Dağı Milli Parkına dahil olan Ümit Burnu’nda tepedeki feneri de içine alan bölgeye biletle giriliyor. Cape Point noktasından finikülerle çok güzel bir manzara eşliğinde dünyanın en yüksek fenerine çıkılıyor. Tam fenerin olduğu yer oldukça rüzgarlı ama manzara gerçekten nefes kesici. Burada da hediyelik eşya satılan bir dükkan bulunmakta. Aşağıda sahilde bölgenin koordinatları gösteren tabela hatıra fotoğrafı çekilmek için güzel bir nokta.
Cape TownCape of Good HopeCape PointCape Town Light HouseCape of Good Hope Light HouseCape Town Ümit Burnu
Cape Town yakınlarında gezilebilecek diğer yerler:
Cape TownGiraffe House: Cape Town şehir merkezin 39 km uzaklıkta bir hayvanat bahçesi. Stellenbosch’a yakın. Piknik yapabiliyorsunuz ancak alkol getirmek yasakmış. Her ne kadar zürafa evi olarak isimlendirilse de içeride devekuşları, alpacalar, keçi ve koyunlar, yılanlar, zebralar, çeşitli kuş türleri, lemurlar, yaban kedisi, oklu kirpi ve kaplumbağalar da mevcut, oyalanmadan gezmek yarım saati alıyor. Oklu kirpi (Porcupine) ve lemurları görmek bizi oldukça heyecanlandırdı. Vaktiniz kısıtlı ve benzerlerini gördünüzse gezmeyi atlayabileceğiniz bir hayvanat bahçesi olarak tanımlanabilir.
Cape Town Stellenbosch : Cape Town şehir merkezinden 60 km uzaklıkta ve yolculuk yaklaşık 1 saat sürüyor. Güney Afrika’nın Hollandalılar tarafından kurulmuş, Cape Town’dan sonra en eski ikinci yerleşim yeri. Verimli toprakları nedeniyle en iyi şarapların yapıldığı yer olarak biliniyor. Güzel bir yerleşim bölgesi ve üniversitesi bulunmakta. Gittiğinizde Jongelingen Vereniging ve Christ Church kiliselerini gezebilirsiniz, oldukça sade kiliseler. Tarihi binaları, alışveriş mekanları ile çok daha güvenli bir bölge, sokaklarında rahatlıkla gezebilirsiniz. Binalar mimari olarak kolonyal dönem özellikleri taşımakta. Buraya gelmişken Stephen Rautenbach’nin galerisini gezmenizi tavsiye ederiz. Cape Town’dan trenle gelinebilmekte ancak güvenlik nedeniyle önerilmiyor. Geniş araziler boyunca üzüm bağları bulunmakta. Her ne kadar paket turlarda üzüm çiftlikleri gezisi olarak yanlış bilgilendirme yapılsa da, çiftlik gezisi yapılmıyor. Bağları yol boyunca görüp şarap tanıtımı, tadımı ve satışı yapılan KWV adlı markanın satış yerine götürüldük, en azından turu aldığımız şirketin programı böyle, başka turları bilemeyeceğiz. Bu yönüyle hepimizde bir miktar hayal kırıklığı yarattığını söyleyebiliriz, yine de bölge üzüm ve şaraplarının tanıtımı, ikramlar ve alışveriş güzeldi. Tanıtım esnasında daha pahalı şaraplar ön plana çıkarılıyor ancak sorduğunuzda daha uygun bütçeli şarapları da tanıtıp tadım yaptırıyorlar. Biz Güney Afrika’ya has bir üzüm çeşidi olan Pinotage’dan yapılmış Laborie şarabı ve Wild Africa likörü aldık.
Cape TownFranschhoek Kasabası: 1685 tarihinde Fransa Kralı 14.Louis Fransa’da Protestanlığı yasaklamış. Bunun üzerine yüzlerce dindar proteston ülkeyi terk etmek zorunda kalmış. 1688 tarihinde Cape Town’a gemiyle gelen 300 protestana yerleşmeleri için Franschhoek kasabasında yer verilmiş. Bu insanlar kendileriyle birlikte kültürlerini ve tarım bilgilerini de getirmişler. Küçük ve güzel bir kasaba. Birçok üzüm bağı ve üreticisi bulunmakta. Yiyecek ve şarap şehri olarak biliniyor. Yapılaşma oldukça güzel. Güvenli bir yerleşim yeri olarak bilinmekle birlikte burada da geç saatte ve yalnız olarak dolaşılmaması gerektiği tavsiye ediliyor. Stellenbosch’a oldukça yakın. Aracınızla birinden diğerine rahatlıkla geçilir. Çok gelinmesi gereken bir yer mi kesinlikle hayır, küçük bir ana cadde etrafında dükkanlar, market, Hollanda Reform Kilisesi ve sanat evi görülecek şeyler arasında. Kilisenin içi oldukça sade, kolonyal mimari. Bu kasabayı görmek şart değil ama beyazların yoğunluklu yaşadığı yerlerin nasıl güzel mahalleler olduğu aradaki tezatı görmek açısından güzel olabilir, yoksa Avrupa’ki herhangi bir mahalleden farklı değil.
Cape TownFranschhoekThe Dutch Reformed Church
Islah Merkezi (Victor Vester Hapishanesi). Franschhoek yakınında bulunan ve geçerken Mandela anıtı önünde kısa bir mola verdiğimiz ıslah merkezi. Apartheid rejimine karşı yürüttüğü kampanya nedeniye Mandela’nın hapis cezasının son bölümünü, 14 ay geçirdiği yer. 1988 yılından serbest bırakıldığı 1990 yılına kadar, kompleks içinde özel güvenlikli bir evde yaşamış.
DrakensteinVictor Vestor Prison
Cape Town Yeme İçmeönerileri : Genel olarak mutfak konusunda başarılı, çeşit bol, tabaklar doyurucu ve fiyatlar uygun, Türkiye’den hesaplı. Cape Town yeme içme konusunda oldukça bol seçenek sunmaktadır.
Güney Afrika Cumhuriyeti başlıklı yazımızda belirttiğimiz gibibahşiş genelde bekledikleri bir şey. Miktar size kalmış olmakla birlikte hesabın %10 gibi diyebiliriz. Hesabı fiş ve kalemle getiriyorlar, bahşiş verecekseniz vermek istediğiniz tutarı yazıp fişi imzalıyorsunuz.
Waterfront marina bölgesi, restoran, cafe/bar konusunda birçok seçenekle dolu. Tavsiye edebileceğimiz ve kendimizin de denemiş olduğu restoranlar:
City Grill Steakhouse (Waterfront, Victoria Wharf Shopping Center): Yemek olarak steak ve salata yedik, başarılı denebilir. Krem Brulee tatlısı oldukça iyiydi. Akşam yemeği esnasında yöresel danslar yapan gruplar girip kısa gösteriler yapmakta.
Quay Four gayet başarılı, manzarası güzel. Balık çorbası ve Güney Afrika’ya özgü kingklip balığı yedik her ikisi de çok lezzetliydi. Tatlı olarak Malva Pudingi başarılı ama Krem Brulee tatlısını hiç beğenmedik, sakın yemeyin.
Quay Four restaurant fish soapKingklipfish
Tiger’s Milk: Hamburgerleri oldukça lezzetli, kalabalık grup olarak gittik ve herkes seçiminden memnun kaldı. Belthazar: Yine waterfront’ta başarılı ve tutulan bir restoran. Game başlığı altında av hayvanları eti var. Devekuşu eti başarılıymış.
Ocean Basket : Deniz ürünleri oldukça başarılı, biz Johannesburg’daki şubesini denedik, tavsiye ederiz. Time Out Market ayaküstü çeşitli lezzetler bulabileceğiniz fast food noktaları var. Fish market: Waterfront saat kulesinin yanı, deniz ürünleri oldukça iyi. Gibsons Burger: Denemedik ama en iyi burgerci seçilmiş. Kloof House: Çok tavsiye edilen ama gitme fırsatı bulamadığımız restoranlardan biri. Waterfron’ta denemediğimiz ama dışarıdan beğendiğimiz diğer bir restoran Harbour House. Tam denizin yanında, her dair kalabalık ve davetkar bir havası var.
Waterfront Harbour House
Truth Cafe, Dünyanın en iyi kahvecisi unvanına sahip cafe. Zamanımız olmadığı için fazlaca vakit ayıramadık ama gittik, gördük şükür, mahrum kalmadık:))) Mekanın endüstriyel tasarımı var, çalışanların kostümleri ilginç.
The Truth Cafe
Samosa: Franchoek kasabasında içinde fırını olan bir markette deneme fırsatı bulduk, oldukça lezzetli, içinde tavuk, peynir gibi farklı malzemelerle dolgulu üçgen formlu börek.
Samosa
Listemde olup fırsat bulamadığımız için gidemediğimiz ama birçok yerde tavsiye edilen bazı restoranlar ise The Africa Cafe; fix menü, tüm yemekler sınırsızmış, çorba, 12 çeşit yemek ve tatlı sunuluyormuş. Dans, yüz boyama, el yıkama gibi etkinlikleri varmış. Mama Africa; Game meat tabağı lezzetli ve çok doyurucuymuş. Tabakta, springbok, kudu, ostrick, worthog, timsah ve geyik sucuğu (venison) servis ediliyormuş ve canlı müzik varmış.
Güney Afrika gezilecek yerler ile Johannesburg ve Pretoria gezilecek yerler hakkındaki yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Johannesburg, Güney Afrika’nın finans merkezi olarak bilinmekte, tanınmış şirket ve bankaların genel müdürlüklerine ev sahipliği yapmakta. Cape Town’dan uçakla 1.5 saat mesafede. Ülkenin en büyük ve en kalabalık şehri konumunda. Joburg ve altın şehri olarak da biliniyor. Altın ve pırlanta yatakları ile çevrili ve çevresinde yıllardır kazılan madenlerinden çıkarılan toprak nedeniyle sonrada oluşmuş tepelerle dolu. Son yıllarda şehir merkezinde ofisi bulunan birçok tanınmış şirket, sürekli yaşanan hırsızlık olayları nedeniyle binalarını boşaltmış, kendilerine ait daha güvenli alanlar oluşturarak bu bölgelere taşınmışlar. Onlardan boşalan bir çok binaya ise evsizler yerleşmiş. 1888 yılındaki kuruluşundan 21. yüzyıla kadar ham elmas konusunda dünya lideri olan İngiliz-Güney Afrika şirketi olan De Beers’in elmas biçimli binası diamonds building de bu şehir de bulunmakta. Şehir zenginlerin yaşadığı mahalleler ve birkaç cadde dışında kötü durumda, ortalık pislik ve sefalet içinde. Tren istasyonu, tren yolu ağının daha iyi hale getirilmesi amacıyla satın alınmış ama amacına ulaşamayarak boşta kalan onlarca tren ve vagon ile tren mezarlığına dönmüş durumda. Johannesburg ve çevresinde yetişen Jakaranda ağaçları, açmaya başladıkları Ekim ayından sonra inanılmaz güzellikte görüntü oluşturmakta.
Güney AfrikaJakaranda ağaçları
Johannesburg gezilecek yerler
Anayasa tepesi insan hakları bölgesinde (Constitution Hill) Güney Afrika Anayasa Mahkemesi, en yüksek mahkeme konumunda. Binanın önünde Güney Afrikalılara adalet ve baskıdan uzak yaşama haklarını hatırlatmak için sürekli yanan demokrasi alevi bulunmakta. Şehirdeki başka bir ziyaret noktası da Houghton Mandela Evi. Houghton oldukça varlıklı bir bölge, çevre tertemiz, evler son derece lüks. Mandela evi ziyaret edilemiyor, dışarıdan görüyorsunuz. Çocukları şimdilerde bu ev için mahkemelikmiş. Ziyaretçiler evin önüne dileklerini yazdıkları küçük taşlar bırakıyorlar. Apartheid Müzesi gezilebilecek yerler arasında.
Constitution Hill & The Flame of DemocracyHoughton Nelson Mandela EviNelson Mandela’nın evi önündeki yazılı taşlar
Sandton City Mall: Burası çok güvenilir bir alışveriş merkezi, birçok tanınmış marka ve yerel ürünü bulabilirsiniz. Ayrıca yeme içme yerleri açısından da zengin. Avlusunun adı Nelson Mandela Square ve meydanda anıtı var. Avluda akşamları müzik/dans aktiviteleri yapılıyor. Alışveriş merkezinin altındaki markete de bayıldık. Akşam yemeğini Afrika’ya gelirken uçakta yanımızda oturan Cape Town yerlisi bir çiftin önerdiği Ocean Basket adlı restoranda aldık. Deniz ürünleri ağırlıklı bir restoran ve oldukça başarılı. Yemek sonrası Mandela meydanında gittiğimiz Hard Rock Cafe şansımıza mı öyleydi bilmiyoruz oldukça kalabalık, çok büyük olmasına rağmen oturacak yer bulmak zor. Canlı müzik eşliğinde dans edenlerle oldukça hareketli bir ortamı var. İçeceklerini hem sunum hem lezzet olarak beğenmedik hatta ilk kez bir Hard Rock Cafe’de böylesine hayal kırıklığı yaşadık ama içeride güzel koleksiyon var, duvarlarında çeşitli sanatçıların kıyafetleri, gitarları ve fotoları asılarak sergi haline gelmiş. Bunlar arasında Jackson’s 5 kardeşlerin kıyafetleri, Bon Jovi’nin gitarı, bar kısmında Gun’s and Roses’ın davulu sayılabilir. Yer bulamasanız da uğramaya ve sergilenen koleksiyonu görmeye değer. Yeri gelmişken kaldığımız Sandton Sky Hotel bu alışveriş merkezine 150 metre mesafede. Hem Cape Town hem de Johannesburg’da Sky Hotelde konakladık, her ikisi de oldukça iyi, gerek odalar gerekse genel alanlar temiz. Kahvaltıları çok güzel ve çeşit bol.
Johannesburg Hard Rock Cafe Bon JoviGuns & Roses
Planesberg Ulusal Parkı , Safari ve Bakubung: Seyahatimizin açık ara en güzel ayağı, Afrika’da birçok güzellik deneyimlememize rağmen baştan sona gezinin bizim için başrol oyuncusu. Safarimizi, Johannesburg’dan yaklaşık 170 km uzaklıkta bulunan Planesberg Ulusal Parkında yaptık ve Planesberg ulusal parkı içindeki Bakubung Legacy Hotel & Resort de konakladık. Lodge’lar inanılmaz güzel, parkın içinde, yemyeşil doğası, havası ile başka bir dünya. Odalar temiz ve konforlu. Akşam yemeğini ulusal parkta, tellerle çevrili alanda açık büfe olarak, yöresel müzik ve danslar eşliğinde alıyorsunuz, menüde bölgeye has yemekler var ve oldukça lezzetli. Kudu ve sığır eti, balık, malay usulü tavuk, zeytinyağlılar, yöreye has salatalar, turşular, meyve ve tatlı çeşitleri menüden aklımızda kalanlar. Otelin kahvaltısı da kesinlikle 10 numara, tabiatın içinde keyfine doyum olmuyor. En kötü tarafı bir gece kalmış olmamız, keşke daha uzun kalabilseydik.
Bakubung Legacy Resort
Planesberg Safari : Sabah 05.30 da otelden kalkan korunaklı jiplerle safari başlıyor. Biri sabah erken saatte diğeri aksam üzeri olmak üzere günde 2 safari yapılıyor. Safari 3 saat sürüyor. Park 550 km karelik bir alanı kapsıyor ama safari sadece belli bir rota üzerinde yapılıyor. Sabah erken ve gece geç saatte yapılmalarının sebebi buradaki hayvanları avlanma nedeni ile gece ayakta olmaları ve görünebilme olasılıklarının artması. Üzerinize ceket ve bere almanızda fayda var ve de sinek ilacı. Gelirken dürbün getirirseniz çok daha iyi gözlem yapabilirsiniz. Başarılı bir safari big 5 olarak adlandırılan aslan, leopar, gergedan, fil ve bizon gibi hayvanların hepsini ya da çoğunu görebilmekle ifade ediliyor. Hepsini ya da çoğunu göreceğinizin garantisi yok. Şoförler deneyimli, nerelere bakmaları, hangi sapaklara girmeleri gerektiğini biliyor olsa da yine başarılı bir safari şansınıza kalmış. Araçtan çıkmak yasak, kendi aracınızla da safari yapabiliyorsunuz ayrıca uçan balonla gezmek de mümkün. Şansımıza büyük beşten aslan, gergedan ve fil, diğer türlerden su aygırı, zebra, geyik, zürafa, kudu (güney afrikaya özgü antilop), çakal ve coyote (kır kurdu) ile birçok kuş türünü görebildik hatta aslanların avına ve beslenmelerine şahit olduk. Bu yönüyle başarılı bir safari yaşadığımızı söyleyebilirim, bu hayvanları doğal ortamlarında görmek inanılmaz heyecan verici. Safari esnasında leopar görme olasılığınız hiç yok denemese de leoparların yaşadığı bölge farklı, yapılan safarinin rotası aslan bölgesinden geçtiği için leopar görebilme şansı düşük.
Planesberg National Park Safari alanı
Johannesburg Aslan Parkı (Lion & Safari Park): Johannesburg şehrine 30 km uzaklıktaki park korunaklı araçlarla geziliyor. Tur yaklaşık bir saat. Rehber gezi süresince buradaki yaşam hakkında bilgi vermekte. Dilerseniz kendi aracınızla da parkı gezebiliyorsunuz ama araçtan dışarı çıkmanız, pencereleri açık bırakmanız, hayvanlara yaklaşmanız güvenlik nedeniyle yasak, yasağı delmeye kalkarsanız da sorumluluk size ait. 2015 yılında kendi araçları ile parkı gezen çiftin açık olan camından dişi bir aslan atlıyor ve kadın turiste saldırıyor. Kadın kurtulamazken eşini yaralı olarak kurtarıyorlar. Geziniz sırasında aslanlar, çitalar, yabani köpekler ve zürafalar görebileceğiniz türler arasında. Oldukça keyifli geçen bir gezi. Plannesberg Ulusal Parkında safari yapacak olsanız da safariniz esnasında aslan, zebra, Afrika köpeği, çita gibi hayvanları görememe olasılığı nedeniyle bu parka da gitmeniz tavsiye olunur. Parkta market, alışveriş merkezi ve wc bulunmakta.
Lion and Safari ParkJohannesburg aslan parkıJohannesburg Lion & Safari Park
Lesedi Kültür Köyü: Lesedi aslında anime bir köy. Afrika yerlilerinden Zulu, ,Xhosa, Basotho ve Pedi gibi kabilelerinin yaşamlarının sergilendiği bölge. Geziniz sırasında rehber, kabilelerin yaşamı, dili, töreleri ve ritüelleri hakkında bilgi veriyor. Sonrasında yerel dansları izleyeceğiniz gösteri alanına geçiyorsunuz. Köyde ayrıca makul fiyatlı hediyelik eşya satın alabileceğiniz pazar yeri bulunuyor, kredi kartı geçmekte. Anime bir köy olsa da çok keyifli bir yer ya da biz çok sevdik. Lesedi köyünde orijinal yerli yaşam yok ancak ülkede anlatıldığı şekilde yaşayan kabileler mevcutmuş.
Lesedi Cultural VillageLesedi Kültür Köyü
Johannesburg Sun City Resort : Johannesburg’dan yaklaşık 2 saatlik mesafede bulunan Sun City aslında oteller, kumarhaneler, restoranlar ve alışveriş merkezinden oluşan bir eğlence merkezi ve tatil bölgesi. Komplekste 4 otel var. Burası bir şehir değil etrafı çevrili bir tatil beldesi. Otellerin kendi havuzları ayrıca otellerde kalan misafirlerin ücretsiz kullanabildiği dalga havuzu bulunmakta. Dışarıdan gelen misafirler dalga havuzuna ücret ödeyerek girebiliyor. Daha önceleri otellerle dalga havuzu, restoran ve alışveriş merkezi arasında finiküler sistem varmış ama artık shuttlarla ulaşım sağlanıyor. Aslında tam bir Afrika tatil köyü, bizim gruptan başka beyaz neredeyse görmedik. Gittiğimizdeki ilk izlenimimiz harika bir yer şeklinde oldu, sonra hazırlanıp dalga havuzuna geçtiğimizde hayal kırıklığı yaşadık, nedense hijyenik gelmedi, sezon henüz başlamasına ve çok kalabalık olmamasına rağmen etraf da çok temiz değildi, yoğun sezonunu düşünemiyoruz bile. Dalga havuzunda kaydıraklar var, plajı yapay kum ve şezlonglar bulunmakta. Yapay havuzun girişi otel müşterilerine ücretsiz, check in esnasında resepsiyonda giriş fişleri veriliyor. Bu havuzdan verim alamayınca kaldığımız otelin havuzuna gidelim dedik ama orada da durum aynı, Türkiye’de düşük bütçeli, hijyeni fazlaca takmayan işletmeleri hatırlattı bize ve sadece güneşlenmekle yetindik. Buraya gelen bazı misafirler ayılıp bayılıyormuş ama kısaca bizi etkileyemedi. Neyse ki sadece bir gece kaldık. Havuzları bizi açmasa da tesisin yeme olanakları fazla. Sun City göl kenarında kurulmuş, akşam yemek öncesi kaldığımız otelden göle doğru yürüyüş yaptık, çevre gerçekten çok güzel, huzur verici ama karşımıza çıkan babun nedeniyle huzurumuz kaçtı, korkudan tırıs tırıs kalabalığın olduğu bölgeye gitmek zorunda kaldık. Babunlar saldırgan olabiliyor özellikle de elinizde yiyecek bir şeyler varsa, gelirseniz siz siz olun yiyecekle dolaşmayın, odanızın kapı ve pencerelerini kapalı tutun. Tesis Plannesberg Milli Parkı sınırında olduğu için çevrede sıklıkla babunlarla karşılaşılması mümkün. Akşam yemeğini tesis bünyesindeki Legends Restorantta aldık. Buranın en iyi restoranı imiş, daha ziyade et ürünleri bulunuyor. Canlı müzik var ve hoş vakit geçiriliyor. Kumarla aramız olmadığı için yemek sonrası Hard Rock Cafe’de oturmayı tercih ettik. Buradaki şubenin daha başarılı olduğunu söylenebilir. Sun City’e gelirken yolda onlarca teneke ve kibrit kutusu büyüklüğündeki evlerinin olduğu langa yerleşimlerinden geçiyorsunuz. Gözlenen yaşam içler acısı. Yolda birçok speed bump var, bunlar yönetim tarafından yapılmamış hatta yetkiler kaldırıyor burada yaşayan halk yeniden yapıyormuş. Amaçları ise gece buradan geçen araçların süratini düşürerek yavaşlamalarını ve soyulmalarının kolay hale getirmekmiş.
Johannesburg Sun City ResortSun City yapay dalga havuzu
Pretoriagezilecek yerler
Johannesburg’dan yaklaşık 60, havaalanından ise 50 km uzaklıktaki, ülkenin yönetsel başkenti olan Pretoria gezisini yaptık. Hakkında çok da bir şey yazamayacağım, geçerken uğradık sadece tadında bir gezi oldu. Gezimiz güvenlik nedeniyle daha ziyade araçla tur şeklinde gerçekleşti, zaten insan inmek de istemiyor. Güvenli olmamasının nedeni sadece beyazlara duyulan antipati değil aynı zamanda genel olarak turistlerin hırsızlığa uğramaları, rahatsızlık verilmesi gibi sebepler yoksa gündüz gözüyle saldırıya uğramanız ya da cinayete kurban gitme olasılığı değil. Girilmemesi gereken mahallelere girmemek, gece yürümemek gibi hususlara burada da azami dikkat edilmesi gerekiyor.
Şehre Andries Pretorius’un kendi adı verilmiş. Pretorius yanına Cape kolonisinden kovulan Voortrekker’leri (Hollanda kökenli, Afrikaan lehçesi kullanan halk) alarak onları Apies nehri kıyısına yerleştirmiş. Burada Zulu kabilesi ile girdikleri kanlı savaşta galip gelmesi nedeniyle kahraman ilan edilmiş. Bu nedenle nehir kanlı nehir olarak bilinmekte. Şehirde büyük bir üniversite bulunmakta. Pretoria’da Afrika’ya geldiğinizi sonuna kadar anlıyorsunuz, sokaklarda bir tek beyaz yok. Beyaz nüfus %9 civarında ve oldukça korunaklı, lüks, havuzlu çok güzel evlerde, mahallelerde yaşamakta. Şehirde çok fazla ziyaret noktası ya da yapılacak bir şey yok. Voortrekker Anıtı ve Union Buildings (Birlik Binaları) ve Church Square görülebilecek yerler arasında. Church Square şehrin en önemli meydanı, ortasında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin kurulmasında önemli rol oynayan ve devlet başkanı olan Berlin kökenli Paul Kruger‘in heykeli yer alır. Voortrekker Anıtı, granitten yapılmış ve bir tepenin üzerine inşa edilmiş. Duvarlarında Voortrekker’lerin yerli halk ile yaptıkları savaşların kabartmaları canlandırılmış. Mola vererek ziyaret ettiğimiz tek yer Birlik binaları ve önündeki Nelson Mandela Anıtı oldu. Yarım çember şeklindeki binanın mimarisi oldukça güzel aynı zamanda Güney Afrika Devlet Başkanının ofisi de burada bulunmakta. Birlik Binalarının karşısında alanda bulunan 9 metrelik Nelson Mandela anıtı önünde mola verdik. Anıtın yakınında Güney Afrika’nın en eski kabilelerinden biri olduklarını ve dillerinin Afrika’da kullanılan ilk dil olduğu halde hükümet tarafından resmi olarak kabul edilmediği için 5 yıldır direniş yapan Khoisan kabile üyeleri bulunmakta. Kabile aynı zamanda eylem yaptıkları alanda kenevir de yetiştirmekte. Güney Afrika’da kenevirin evlerde şahsi kullanımı 2018 yılında serbest bırakılmış olmasına rağmen, Khoisan Kralı olduğu söylenen kabile lideri burada, başkanlık binası karşısında kenevir yetiştirdiği için 2022 yılında tutuklanmış. Ücret karşılığı fotoğraf çektiren bir üye bu ücretin direniş masraflarına kullanılmakta olduğunu belirtti ancak rehberimizin ricası üzerine de fotoğraf çektirmeye razı oldu.
Voortrekker AnıtıUnion Buidings ve önünde 9 metrelik Mandela AnıtıUnion Building yakınında eylem yapan Khoisan vatandaşı ve yetiştirdikleri kenevirler
Güney Afrika gezilecek yerler ile Cape Town gezilecek yazılarımızın linkleri aşağıdadır.
Gozo Adası: Malta’ya gelmişken Gozo’yu görmeden dönmek olmaz, gezi eksik kalır. Bu adaya da geliş-gezme derken bir tam gününüzü ayırabilirsiniz. Gozo, Malta’nın ikinci büyük adası. Adalar arasında karayolu geçişi yok, feribotla gidiliyor. Aracınızla gitmek isterseniz feribota aracınızla da binebilirsiniz. Malta adasından Gozo adasına gitmek için Cirkewwa limanına gitmeniz gerek. Feribot yaklaşık 5 Euro ama ödemeyi dönüşte Gozo’da yapıyorsunuz. Gozo’dan uzaklığı 5.5 km ve feribot yolculuğu yaklaşık 30 dakika sürüyor. 45 dakikada bir feribot var. En önemli yerleşim yeri Victoria’dır. (Eskiden buraya da Rabat denilmekteymiş) Adaya tam bir günümüzü ayırdık. Kaldığımız yer olan St. Julians’tan 222 nolu otobüsle Cirkewwa limanına gelmek yaklaşık 1 saatli sürüyor, adaya geçiş, gezmek, dönüş yolu vs. rahatlıkla bir gün alıyor. Her yarım saatte bir otobüs var, feribot saatlerine göre gezinizi planlayabilirsiniz. Malta adasındaki Sliema’dan günü birlik tekne turu alarak da gelebilirsiniz, hatta daha keyifli ve iyi olabilir. Gozo adası daha az turistik, otel sayısı fazla değil ve çok daha sakin bir ada. Gozo’ya gidilmeli mi, evet buralara gelmişken mutlaka gidilmeli.
Feribottan indiğiniz yer Gozo adasının liman şehri Mgrar. Limandan kalkan otobüsler başkent Victoria şehrine gider. Ayrıca limanda kafe, postane, banka ve restoranlar bulunur. Otobüse bindikten sonra da çevredeki manzaranın keyfini çıkararak yolculuğunuzu yapın deriz.
Gozo adasının başkentineVictoria adı İngilizler tarafından 1897 yılında, kraliçenin tahta çıkışının, 25. yılı şerefine verilmiştir ancak ada halkı eski adı olan Rabat’ı kullanır. Şehirde el sanatları ürünlerin satıldığı dükkanlar, antikacılar, çeşitli kafe ve restoranlar var. Misrah It-Tokk meydanında gündüzleri pazar kuruluyor.
Victoria ve Citadella– Şehrin görsel açıdan en etkileyici yeri Citadella, yani hisar var. Mdina’yı andırıyor ancak daha küçük ve biraz tırmanmayı gerektirdiği için ulaşması meşakkatli. Hisardaki en ihtişamlı binalardan biri Meryem Ana Katedrali. İçinde ayrıca Arkeoloji Müzesi, eski bir hapishane ve Doğa Tarihi Müzesi bulunuyor.
Victoria Citadella
Ta’ Pinu Bazilikası-Manzarası gerçekten çok güzel, Victoria’dan Djerwe’ya giderken anayol üzerindedir. Biz içine giremedik ama muthiş güzelliğini dışarıdan da olsa görebildik. 16. yy tarihli ilk şapelin yerine 1920’lerde yapılmıştır. Buraya ait bir de hikaye var. Hikayeye göre 1883 yılında burada yaşayan Carmen Grima adlı bir kadın şapelde yalnızken bir ses duyuyor ve ses ona dua etmesi gerektiğini söylediğini söylüyor. Birkaç yıl sonra bunu bir arkadaşıyla paylaştığında arkadaşı da o şapelde benzer bir şey yaşadığını söylüyor. Birlikte arkadaşının hasta annesi için dua ederler ve kadın mucizevi bir şekilde iyileşir. Bunu duyan başka insanlar da dua etmek için buraya gelmeye başlarlar ve burası ihtiyaca yetmez olur. 1920 yılında daha büyük bir kilise yapılmasına karar verilir.
Ta’Pinu yoldan görünüşü
Ggantija: Victoria şehrinde, bir tepe üzerine bulunmaktadır. Neolitik çağda bölgenin tapınak alanıdır. Malta’da ortaya çıkarılmış, dört büyük tapınak kompleksinden en eskisi olan Ggantija dev kadın anlamına gelmekte. Tapınaktaki dev taşların MÖ.3500 yıllarında dev bir kadın tarafından yerleştirildiğine inanılıyor. Bölgede 1820 yıllarında yapılan kazılarda çeşitli heykel ve çömlekler bulunmuş. Tapınakların, ortak avlusu, toplu ibadet için tasarlanmıştır. Saat 10.00-17.00 arası ziyarete açıktır.
Gjantija Tapınakları
Gozo AdasıDwejra Koyu – Azure Window– Inner Sea: Victoria şehrinden sahile giden yolun sonu. Gozo hatta Malta adası genelinde en bilindik yerlerden biri ancak aşağıdaki bu manzara artık resimlerde kaldı. Bir fırtına ile kemeri yıkıldıktan sonra bu görünüm kalmadı. Burası ayrıca Game of Thrones’da Khaleesi ve Khal Drogo’nun evlendiği sahnenin çekildiği nokta. Sakın ola bu taş yıkıldı görmesek de olur demeyin inanın çok güzel. Buranın hemen yanında, Inland Sea (İç deniz) olarak anılan ve kayalık yamaçtaki gizli bir yarıktan akıp gelen deniz sularının doldurduğu bir krater var.
DwejraAzur Window-Fırtınadan sonra kalan görünümInland Sea
Comino& CominottoAdaları ve Blue Lagoon. Görmeyi çok isteyip gidemediğimiz, inşallah bir dahaki sefere dediğimiz minik ada Comino ve bu adada yeryüzündeki en güzel plajlardan biri olarak kabul edilen Blue Lagoon. Cominotto ise Comino adasına 100 metre mesafedeki küçük adacık, üzerinde yaşam yok. Comino adasında ise 3 kişi yaşamaktaymış. İki plajı var ve yaz aylarında çok kalabalık olduğu için yer bulmak hiç de kolay olmasa gerek. Adanın yüzölçümü 3.5 kilometrekare. Malta’da Cirkewwa’dan kalkan teknelerle ulaşım sağlanmakta, Gozo adasından ise Mgarr’dan teknelerle ulaşıyorsunuz. Sliema’dan deniz yolu ile Gozo ve Comino adalarına turlar düzenlenmekte. Comino adası ve Comino mağaraları turu 25 Euro. Sabah 10 gibi tekne kalkıyor, ilk önce Gozo adasına sonra Comino adasına uğrayıp inenleri bırakıyor. Yolculuk 1 saat sürüyor. Yanınıza ihtiyacınız için su ve atıştırmalık bir şeyler almanız iyi olabilir. Çünkü yemek büfelerinin ihtiyaca yetmediği ve kuyruklar oluşabildiğini okudum. Erken gidip iyi yerden şezlong kapmaya çalışmak iyi olur bir de hafta arası gitmek. Şezlong ücretli. Yüksek sezonda gitmek ne kadar keyif verir bilemem ama buralara geçmişken ne olursa olsun görülmeli sanki. Aşağıda boşken çekilmiş olan resimler görülecek güzelliği çok güzel anlatıyor.
Malta Adası gezilecek yerler ve malta yeme içme hakkındaki yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Malta Adası gezisi bu adaya yaptığımız ikinci gezi. İlkinde sadece 1.5 gün geçirebildiğimiz için tamamlanmamış bir hikaye olarak kaldı. O zaman çok beğendiğim ve mutlaka tekrar gelmeliyim dediğim Akdeniz’in bu güzel adası, o zaman ki hüviyetinden biraz kaybetmiş olsa da bizi yeterince büyüledi, kendine hayran bırakmayı başardı. Malta küçük adalar topluluğu olmasına rağmen yüzölçümü ile kıyaslanmayacak kadar önemli sanat ve tarih öncesi mimariye ev sahipliği yapmakta, her yeriyle dolu dolu, gündüzüyle de gecesiyle de ayrı güzel bir ülke. Çirkin betonlaşmadan yavaş yavaş nasibini alsa da, ilk seyahatimizde hoplaya zıplaya gezdiğimiz nostaljik otobüslerini göremesek de gönlümüzdeki yerinden hiç bir şey kaybetmedi. Gerçi böylesine kalabalık kışın dahi yüzlerce turist çeken bir ülkede klimalı ve konforlu otobüslerin olması elbette şart ama gözlerimiz eski otobüsleri en azından sembolik olarak görebilmeyi isterdi. Malta adaları sadece güneşi, denizi ve güzel plajları ile değil, harika doğal dokusu ve tarihi güzellikleri ile de gönülleri fethetmeyi kolaylıkla başaran bir ada ülkesi.
Malta adası nerede : Malta Adaları Akdeniz’de Sicilya, Tunus ve Libra’ya komşu durumda. Malta, Gozo ve Comino adında 3 adadan oluşan bir takımada devleti. Resmi olarak iki dili birden kabul eden az sayıdaki ülkeden biri olan Malta’da halk Maltaca (Maltese) ve İngilizce dillerini konuşmakta. Adaların en büyüğü Malta Adası, başkenti de Valletta’dır. Adını Osmanlı saldırılarını püskürten Malta şovalyesi Jean De Valetta’dan almaktadır. Türkiye’ye oldukça yakın olan Malta’ya yolculuk direk uçuşla 2.5 saat sürmektedir.
1800’lerin başında Malta’yı Fransız hakimiyetinden kurtarmaya gelen Birleşik Krallık adaya egemen olmuştur. Bu egemenlik 1964 yılına kadar sürmüş, 21 Eylül 1964 yılında Malta bağımsızlığını ilan etmiştir. Arkeologların Malta’nın güneyindeki Ghar Dalam mağarasında geyik, hipopotam ve fil kalıntılarından bulması, adada yaşamın cilalı taş devrine kadar uzandığına işaret eder.
Vize gerekli mi: Schengen vizesi gereklidir.
Para birimi nedir ve pahalı bir ülke mi: Para birimi Euro olup çok pahalı ülkeler sınıfında olmasa da Euro’daki artış nedeniyle fiyatlar yüksek gelebilir.
Malta Adası kaç günde gezilir : Gezimizi 5 gece 6 gün olarak planlamıştık. Gitmeden önce de “kış vakti acaba sıkılır mıyız” diye endişe etmemize rağmen oldukça dolu dolu geçen bir gezi oldu. Comino adasındaki Blue Lagoon dışında hemen hemen listemizdeki tüm noktaları ziyaret ettik diyebiliriz. Comino adasında olay zaten deniz ama giremesek de Blue Lagoon’un turkuaz yeşili manzarasını görebilmeyi çok isterdik. Siz kalacağınız süreyi ve gezmek istediğiniz yerleri belirleyip gezinizi buna göre kısaltıp, uzatabilirsiniz. Ama Malta adası bizce en az 4 gün gezmeyi hak eden bir yer. Gezebildiğimiz yerleri yorumlarımızı katarak, gezemediklerimizi ise yorumsuz olarak sizler için derledik ki siz de kendi rotanızı zamanınıza ve önceliklerinize göre rahatça planlayabilin.
Malta’ya ne zaman gitmeli : 4 mevsim gidilebilir, yazın giderseniz güzel plajlarında deniz keyfi yapabilirsiniz. İkinci gidişimizde Ocak sonu olmasına rağmen, hava genellikle güneşli ve ılıktı sadece zaman zaman kısa süreli hafif yağmur geçişlerine denk geldik. Onun dışında çok kalın olmayan mont vb bir kıyafet işinizi görecektir.
Havaalanı-şehir ulaşım: Havaalanında indikten sonra gümrüğü geçtiğinizde ister gişeden isterseniz bankomattan otobüs bileti alabileceğiniz Malta Public Transport gişelerini görüyorsunuz. Buradan biletinizi ya da gezinizin durumuna uygun çoklu bilet Talinnja Card’ı temin edebilirsiniz. Havaalanı çıkışından şehre otobüsler kalkmakta. Tabii ki taksi tutup araç da kiralayabilirsiniz. Aşağıda havaalanından kalkan otobüslerin numaraları ve hangi şehirlere gittiğini gösteren havaalanı otobüs servisinin internet adresini bulacaksınız. Biz X2 numaralı otobüsle San Giljan’a (St.Julian’s) giderek otelimize ulaştık. Bu arada adada trafik sistemi İngiliz sistemi yani sağdan o nedenle araç beklerken beklediğiniz durağa dikkat edin ve yanlış tarafta beklemeyin:)))
Şehir hatları genelde 05.30-23.30 arası çalışmakta. Önünde X ile başlayan hatlar ekspres otobüslerdir, ya havaalanı ya da uzak noktalara yolcu taşır. Şehir hatlarında ödemenizi otobüste yapabilirsiniz. Şayet Talinnja kart almadıysanız ve bindikçe ödeme yaparım diyorsanız ödeme yaptıktan sonra şoförün size verdiği fişi atmayın. Fiş tek kullanımlık ancak aldıktan sonra 2 saat geçerli, bu süre içinde başka otobüse binerseniz ücret ödemiyorsunuz. Önünde N ile başlayan otobüsler de gece çalışan otobüslerdir. Kışın otobüs 1.5 euro, yazın 2 Euro’dur. Malta’nın merkez otobüs terminali Valetta’dadır. Aşağıda şehir hatlarının internet adresi bulunmaktadır. Bunun dışında şehirde taksi hizmetleri de gelişmiş durumdadır ancak ücreti düşük sayılmaz.
Malta Adası Gezilecek yerler :
St. Julians ve Sliema (Paceville)
Valetta Şehri
3 Cities
Marsaxlokk
Mdina
Rabat Şehri, St. Paul’s Catacombs
Dingli Cliffs
Blue Grotto
Popeye Village
Hypogeum of Hal-Saflieni
Tarxien Temple
Ghar Dalam
Gozo Adası
Comino Adası-Blue Lagoon
Malta Konaklama : St. Julians bölgesinde Holiday Inn Express hotelde konakladık ve çok memnun kaldık. Personeli güler yüzlü ve yardımsever. Her türlü sorunuzda sıkılmadan yardımcı oluyorlar. Yeri oldukça merkezi, gece hayatına birkaç adım. Otobüs durakları da son derece yakın. Yazın geldiyseniz St. George’s Bay plajına sadece 120 metreyakınında. Ayrıca kahvaltısı da oldukça güzel ve yanınıza take away bir şeyler alabilmeniz için gerekli paket vs bulunmakta. Bunun dışında bölgede çeşitli bütçelerde alternatifler de bulunmakta.
1.Gün: Otele varış, çevre gezisi, St.Julian’s bölgesi ve Sliema’yı keşif. Şansımıza bizi Malta’da güneşli ve sıcak bir hava karşılayarak bol bol yürüyerek keşifleme imkanı sağladı.
St. Julian’s ya da Maltaca San Giljan : Burası adanın Paceville olarak bilinen, oteller, gece klüpleri ve çeşitli cafe-restoranlar bulacağınız turistik işletmeleri ile tanınmakta. Adanın gece hayatı ve eğlencenin merkezi diyebiliriz. Akşamları oldukça hareketli. Gece dışarı çıkmak istediğinizde çok fazla seçenek sunmakta. Bu bölgede Spinola Körfezi, Marina Portomaso, St.George’s Bay plajı bulunmakta. Malta İngiltere’den sonra İngilizce öğrenmek için gidilebilecek ikinci ülke ve Paceville bölgesinde çok sayıda dil okuluna ev sahipliği yapmakta. Spinola Bay körfezi yürüyüş yapmak ve deniz kenarında bir şeyler içmek için de oldukça elverişli.
Spinola Bay-St.Julian’s
Biz de elimize kahvemizi alıp Spinola Bay körfezi boyunca yürüyerek Sliema’ya ulaştık. Sliema bu bölgedeki bir yerleşim merkezi. Yol boyunca güzel konutlar var. Sliema’da kalabileceğiniz oteller vb herşey mevcut. Kalmak için bu semti de rahatlıkla seçebilirsiniz. Hatta St. Julians kalabalık ve gürültülü, özellikle gece hayatının yoğun olduğu caddelerde gürültü sabahın erken saatlerine kadar sürüyor. Bu eğlencenin içinde olmak istemez, dinlenmek ve rahat bir uyku çekmek isterseniz Sliema kalmak için daha uygun bir alternatif olabilir. Gideceğinizde otelinizin konumu ve hakkındaki yorumlarını mutlaka okuyun derim. Malta gezimiz sezon indirimine denk geldiği için alışveriş yapma imkanımız da oldu. Malta’da sezon sonlarında özellikle serisi biten, tek kalan ürünler gerçekten çok ucuz denebilecek kadar indirime giriyor. Bu durum alışveriş yapma isteğini tetikliyor haliyle. Daha ilk günden kendimize bir yığın şey alıp otele eli kolu dolu geri döndük sanki shopping turuna çıkmışız gibi. Sliema’daki The Point Shopping Center küçük sayılabilecek bir AVM. Alisveriş merkezinin hemen önündeki meydan Piazza Tigne (Tigne meydani) ve meydanin etrafinda sağlı sollu hediyelik eşya satan dükkanlar, güzel restoranlar mevcut.
Malta Adası Sliema
2. Gün: Valetta– 3 Cities– Marsaxlokk
Malta Valetta : St.Julian’s dan Valetta’ya sıklıkla otobüs var .Valetta ülkenin başkenti. Her şeyin merkezi. Bizim gibi St.Julian’da ya da Sliema’da konaklıyorsanız Sliema’dan feribotla Valetta’ya geçmek te mümkün. Valetta yüzyıllar boyu liman kenti olarak kullanılmış, şehre vardığınızda sizi surlar karşılıyor. Küçük bir köprüden geçerek şehre giriş yapıyorsunuz. Sağ tarafınızda kalan antik tiyatro 2. Dünya savaşında yıkılmış, kalanların üzerinde şu anda konser salonu var. Giriş yaptığınız noktadan sonra Republic Caddesine geçiyorsunuz. Republic caddesine paralel trafiğe kapalı Merchant Caddesi bulunmakta. Bu iki cadde alışveriş merkezi, hediyelik eşya satan dükkanlar, marka mağazalar, cafelerle dolu. Pazar günleri alışveriş merkezleri dışında mağazaların hepsi kapalı. İnişli çıkışlı daracık sokaklarının her yeri fotoğraflık. Tarihi yapılar insanı kendine hayran bırakıyor. Huzurlu ama oldukça dinamik bir yer Malta.
Valetta giriş
Grand Master’s Palace: Malta’yı 1530’dan 1798’e kadar yöneten St. John Tarikatının Büyük Üstadı’nın sarayı olarak 16. ve 18. yüzyıllar arasında inşa edilmiş.
Malta Ulusal Kutuphanesi’nin onunde Kralice Victoria heykeli
St. John Katedrali-St John’s Co-Cathedral : Daha önce çok sayıda katedral gezdiğinizi düşünerek girmek istemeyebilirsiniz ama mutlaka ve mutlaka gezin derim. Dışı güzel olmakla beraber abartısız ve sakin. İki çan kulesi ile çevrili oldukça sade bir yapı. Gösterişten uzaktır. Bunun sebebi olarak da adaya gelenlerin sahip olunan zenginliği görmelerini istememeleri olarak açıklanmaktadır. Ancak katedralin içi oldukça görkemli. Altın varak kaplı duvarlar göz kamaştırıcı. İçeride Caravaccio’ya ait eserler bulunmakta. Giriş ücreti 10 Euro, biletinizle birlikte verilen kulaklıkla rahatlıkla gezinizi yapabilirsiniz.
St. John Katedralinin abartıdan uzak dış görünümüSt. John Katedralioldukça gösterişli harika iç mekan
Fort St. Elmo Kalesi ve Savaş Müzesi: Osman donanmasının top ateşine tutarak 1565’de zapettiği kale. Bu kaleyi ele geçirmişler ama karşısındaki Birgu kalesini ele geçirememişler. İzleyenler tanıyacak, Gece yarısı Ekspresi filmindeki hapishane bölümlerinin çekildiği kaledir kendisi. 09.00-18.00 saatleri arası ziyarete açık
Fort St. Elmo
Victoria Gate: İngilizler tarafından Kraliçe Viktorya’ya ithafen yapılmış olan şehrin giriş kapısı. 1885 de Emanuele Luigi Galizia tarafından yapılmış görkemli bir kapı.
Upper Barrack Gardens –Lower Barrack Gardens (Yukarı ve Aşağı Barraka Bahçeleri)- Valetta’nın en meşhur yeri diyebiliriz. 1661’de yapılmış. Manzarası ve peysajı harika, halka açık bir bahçe. Grand Harbour (büyük liman) manzaralı. Tam karşısında Birgu kasabası-3 cities görülür. Buradaki manzara gerçekten harika bir manzaradır desek hiç de abartmış olmayız. Güzel fotolar için gün batımında gelinmesi tavsiye olunur ancak bahçelerin alt katında her gün öğlen 12.00’de top atışı yapılıyor. Biz yakaladık siz de öğlene denk gelirseniz bu ritüeli kaçırmayın. Bahçenin yanından , deniz seviyesine inen bir asansör bulunuyor. Binmek isterseniz ücreti 1 euro. Republic Street Caddesi’nin sonunda Lower Barrakka Gardens‘a ulaşılır ve hemen yakınında Siege Bell War Memorial adlı savaş anıtı yer aliyor.
Upper Barraka Gardens ve yanındaki asansör- Bahçeler yukarıda görülen kemerlerin arkasında kalmaktaUpper Barraka GardensLower Barraka GardensValetta Upper Barraka Gardens’ tan arkamda harika Birgu manzarası (3 cities) Her gün saat 12’de top atışı yapılmaktaSiege Bell War Memorial
Malta Three Cities –Birgu, Senglea ve Bormla (ayrıca Vittoriosa, Isla ve Cospicua olarak da bilinmekte) Valetta’daki Upper Barraka Gardens’tan seyrine doyulamayan Birgu . Valetta’dan Birgu’ya otobüsle yaklaşık 15 dakikada ulaşırsınız. 3 Şehirden en eskisi Birgu. 16-17. yüyıllarda şovalyeler tarafından kurulmuş. Otobüs dışında buraya en güzel Upper Barraka Gardens’ın aşağısındaki iskeleden kalkan küçük vapurlarla gitmek. Ücreti 2.5 Euro ve nakit ödeniyor, yaklaşık 7-8 dakikada karşıya Birgu tarafına geçiyorsunuz. Bu eski kentler günümüzde tekrar popülerlik kazanmakta ve Malta’da gezilecek yerler listesinde üst sıralarda yer almakta. Buraya ayrıca Sliema kalkışlı feribot seferi ile de ulaşabilirsiniz.
Malta Marsaxlokk : Malta Adası’nı kuşatan Osmanlı donanmasının askerlerini ilk olarak karaya çıkarmış olduğu korunaklı bir koy. Valetta’dan 81 nuramaralı otobüsle trafik durumuna göre 20 dakikada ulaşılabiliyor. Otobüsle geldiyseniz ana durakta inin, kısa bir yürüyüşle sahile ulaşacaksınız. Dönmek için aynı yerden otobüse binmeniz gerekmekte. Marsaxlokk bir balıkçı kasabası ve buradaki balıkçı teknelerine hayran kalacaksınız. Birbirinin neredeyse aynı boyalı ve renklerdeki bölgeye özgün ahşap kayıkların şekilleri de biraz farklı. Sahilde yol boyunca kurulmuş küçük dükkan ve tezgahlardan oluşan Marsaxlokk Marketi göreceksiniz, bir tür açık pazar. Bunlarda balıktan hediyelik eşyaya kadar birçok şey bulunmakta. Sahildeki restoranlarda özellikle deniz mahsulleri yiyebilir, güzel manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Denizde demirli balıkçı kayıklarının manzarası gerçekten nefis. Teknelerin önünde buraya has göz motifi göreceksiniz. Bunlar için balıkçıları koruyan bir simge, bir tür nazar boncuğu diyebiliriz. Burada bundan fazla da yapacak bir şey yok. Gezi planınızı yaparken burada uzun uzadıya vakit harcamanızın çok gerekmediğini de aklınızda bulundurun.
MarsaxlokkLuzzu
3. Gün: – Malta Mdina ( Sessiz Şehir ) –Rabat– St. Paul’s CatacombsveDingli Cliffs
Mdina, Valetta’ya 13 km uzaklıkta tarihi bir kent. MÖ. 700’ler de Finikeliler tarafından kurulmuş. M.Ö. 218 yılında Roma İmparatorluğu’nun adayı ele geçirmesi ile Maleth adını almış. Yaklaşık üç yüz yetmiş sene Bizans İmparatorluğu hakimiyetinde kalmış. M.S. 870 yılında ise Kuzey Afrika’dan gelen Berberiler adayı ele geçirmiş. Mdina ismi Arapça bir kelime olan Medina’dan geliyor. Kuzey Afrikalı Araplar iki yüz sene boyunca adayı ellerinde tutmuş. Günümüzde konuşulan Maltaca dilinin temellerinin bu dönemde atılmış. Kökleri bakımından Arapça’ya çok benzemekte. Malta, M.S. 1090 yılında Normanların ve sonrasında Almanlar, Fransızlar ve İspanyolların idaresine tabi olmuş. 1565 tarihine kadar adaya başkent olmuş olan Mdina, St. John Şövalyelerinin başkenti Birgu şehri olarak değiştirmesiyle başkentlik görevini tamamlamış sonrasında ise gerilemeye başlamış. Terkedildikten sonra da Sessiz Şehir-The Silent City olarak anılmaya başlanmış.
Yüksek bir tepeye kurulmuş, denizden uzak, şehre araçla yaklaşırken ki ihtişamlı manzarası çok etkileyici. Game of Thrones dizisin de Kralın Şehri. Mdina ve Rabat içiçe. Surlar içinde kalan eski kent Mdina sur dışındaki yerleşim Rabat. Buraya Valetta’dan 50 numaralı otobüsle rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Mdina’da yeme/içme gibi nedenlerle mola vermeyecekseniz tamamını gezmeniz maksimum 1 saatinizi alır. Tarihi şehirde daracık sokakları gezerken, hele bir de bizim gibi kış sezonunda geldiyseniz gerçekten sessizlik ve huşu içinde dolaşma zevkine ulaşıyorsunuz. Mdina’da yaklaşık 300 kişi yaşıyor, kamu araçları dışında araç girmesi yasak. Şehri çevreleyen surlarda 8 yıl restorasyon yapılmış. Şehre giriş ve çıkışın sağlandığı iki önemli geçiş; Mdina ve Greeks kapıları. İçeride ayrıca müzeler de bulunmakta. Mdina National Museum of Natural History bunlarda biri. Biz gezmedik ama içinde doğal hayatı gösteren sergiler bulunmakta. Barok mimariye sahip ve giriş ücreti 5 Euro. Şehre girişte sol tarafta yer almakta. Mdina’da ayrıca St. Paul Katedrali ve St.Paul Müzesi’ni (St. Pawl Kilisesi) gezebilirsiniz. Müzenin girişi ücreti de 5 Euro. Katedral Havari Aziz Paul’e adanmış bir Roma Katolik katedralidir. 12. yüzyılda kurulmuştur. Döşemede Malta şovalyelerinin anlatıldığı karolar bulunmaktadır. Muhteşem vitray işçiliği görülmeye değer, mutlaka gezmelisiniz derim.
Barok tarzda inşa edilmiş olan Mdina Gate, Şehrin Ana Kapısı- Vilhelna Kapisiolarak da anılmaktaMdina sokaklarıMdina St. Paul Katedrali
Rabat : Genelde Valetta ve Mdina’nın gölgesinde kalsada kesinlikle gezilmesi gereken bir kasaba/yerleşim yeri Rabat.
Malta Katolik bir ülke dolayısıyla St. Paul Kilisesi oldukça önemli. Aziz Paul’ün, misyonerleriyle birlikte geçirdiği bir gemi kazasının ardından buraya sığındığı ve kilisenin altındaki yer altı mağarasında yaşamaya başladığı rivayet edilmekte. 17. yüzyıldan kalma etkileyici bir yapı olan St. Paul Kilisesi’nin barok tarzda güzel bir cephesi bulunmakta.
St. Paul’s Catacombs: Rabat’ta kesinlikle görmeye değer bir yer olan Catacombs’ları mutlaka görün derim. Roma geleneklerine göre ölüler şehir yakınlarında yeraltı mezar odaları yapılarak buralara gömülmekteydi. Rabat’taki bu yeraltı mezarları Malta’daki en büyük yeraltı mezarıdır. Rabat’ın biraz dışında kalan Dingli Kayalıkları deniz seviyesinden 250 metre yükseklikteki olup nefes kesici bir manzarası bulunmakta.
St. Paul’s Catacombs
Dingli Kayalıkları: Rabat’ın biraz dışında kalan Dingli Kayalıkları deniz seviyesinden 250 metre yükseklikteki olup nefes kesici bir manzarası bulunmakta. Rabat’tan otobüsle kısa sürede ulaşabiliyorsunuz. Burada biraz komik bir anımız da var. Mutlu mesut kayalıkları dolaştıktan, fotolarımızı çektikten sonra dönüş yoluna geçtik. Dönüş yolunda biraz yürüdükten sonra akşam olmaya ve hava serinlemeye başladığı için önümüze gelen bir durakta beklemeye artık otobüs/taksi ne bulursak binmeye karar verdik. Başladık beklemeye ama ne gelen var ne giden. Gerçekten çok tuhaf bir duraktı. Caddeden sadece özel araçlar geçiyordu o da çok sık değil. Ayrıca yaya da olsa gelen giden yoktu, biraz ıssız bir yerdi. Yaklaşık 30 dakika bekledikten sonra, hava da kararmaya başlamıştı, biraz umutsuzca bari karı-koca bir çift falan geçerse durduralım diye düşünüp çekingen çekingen araçlara el uzatmaya, kısaca otostop yapmaya çalıştık. Nafile, kimse durmuyor-gerçi ben de olsam durmam- bu iş böyle olmayacak biraz daha yürüyelim bari dedik ve yürümeye başladık. Yaklaşık 200 metre ilerleyip sola dönünce merkeze geldik. Meğer bir tık uzaklıkta bekler dururmuşuz. O saçma otobüs durağı bizi yanılttı. Muhtemelen çok seyrek araç geçen tenha bir sokakta boşu boşuna yarım saat beklemişiz üstelik medeniyete bir adım ötede. Neyse bu da böyle bir anıydı işte:)))
Malta Adası
4. Gün: Malta Blue Grotto ( Mavi Mağara ) Bu coğrafi oluşum karada yada denizde farketmez beni her zaman farklı heyecanlandırır. O nedenle de nerede denk gelsem daha önce benzerini gördüm demeden tekrar görmeye çalışırım. Malta’ya geldiyseniz şanslısınız, görmek isterseniz çok güzel bir grotto deneyimi yaşayabilirsiniz. Kuvvetle tavsiye edilir. Mavinin onlarca tonu, tam bir görsel şölen. Burası adanın güneyinde Qurendi şehrinin kıyıları ve büyüklü küçüklü birçok mağara var. Yaklaşık 30 dakika süren tekne turlarında 3 tane mağaraya giriliyor, gerçekten de çok güzel bir tur. Valletta’daki otobus terminalinden 71 numarali otobusle gelebilirsiniz. Yolculuk yarım saat sürüyor. İnmeniz gereken durak Wied Iz-Zurrieq (Blue Grotto). Tekne turu 8 Euro. Çevrede birçok kafe bulunmakta. Tekneler 8 kişilik, sıraya giriyorsunuz her 8 kişi de bir tekne kalkıyor. Elbette havanın elverişli olması gerek yoksa turlar yapılamıyor.
Malta Blue GrottoMalta Mavi Mağara
Yazımızda buradan sonra bahsi geçen ziyaret noktaları, kimini gerekli görmediğimiz kimini de zaman darlığı, hava şartları, ziyaret yerinin açık olmaması gibi nedenlerle tarafımızca gezilemedi. Ancak adada yapılabilecekler arasında olduğu için bütünlüğün bozulmaması adına bahsetmeden geçemeyeceğiz.Sizler açıklamalar ışığında listenize ekleyebilir/çıkarabilirsiniz.
Popeye village(Temel Reis Köyü) –Açıkçası biz tercihen gitmedik. Çocuklu ailelerin daha çok ilgisini çekebilir. Uzaktan görmekle yetindik. Mellieha şehrinde, 1980 de Robin Williams’ın başrolde olduğu “Popeye” adlı müzikal film için yapılmış bir film seti.
İnşaası 1979 yılında 7 aylık bir çalışma ile olmuş. Film sonrasında bir süre atıl kalmış, sonrasında eğlence parkına dönüştürülmüş. Girişi ücretli, yetişkin 6,5 euro. Burayı ücret ödemeden yukarıdan görebilir ve fotoğraf çekebilirsiniz. Köyde restoran, kafe ve bar bulunuyor. Evlerin içerisine girilebiliyor, dekorlar olduğu gibi korunmuş. Bunların haricinde Popeye Village düğün, doğum günü kutlaması gibi çeşitli organizasyonlar için tamamıyla kiralanabiliyormuş.
Popeye Village
Hypogeum of Hal-Saflieni– UNESCO Dünya Mirasindan biri. Malta’da Paola şehrinde yer alan yeraltı mezarları. Gittiğimizde kapalıydı, giremedik, onun yerine Rabat şehrindeki St.Paul Catacombs’a gittik. İçeride resim çekilmesi yasak. Arkeologlar tarafından 7000 kişinin kalıntıları bulunmuş. MÖ 3000 yıllarına ait. Gitmek isterseniz yer olarak 3 cities’e yakın. Biletinizi gitmeden 3-4 ay önce online almanız tavsiye olunur yoksa ziyaret etme ihtimaliniz olmayabilir. İçeri sadece 10’ar kişilik gruplar halinde ziyaretçi alıyorlar. Yine de dilerseniz gittiğinizde turist ofisinden bilet temin etmeye çalışabilirsiniz. Ziyaret ücreti 32 Euro.
Hypogeum of Hal-Saflieni
Hagar Qim ve Mnajdra –Türkiye’deki Göbekltepe bulunana kadar dünyanın en eski tapınağı ünvanını taşıyan kireç taşından, megalit iki tapınak. Kazı alanına girdiğinizde önce tapınakların tarihini ve ziyaret edilecek alanı anlatan üç boyutlu film izliyorsunuz sonra da müze alanını ziyaret ediyorsunuz. Tapınaklar güneşe göre tasarlanmış. İki tapınak arası yaklaşık 500 metre. Üzerleri korunmaları amacıyla tente ile kapalı. Malta adasında Qrendi kasabasındalar. Valetta’dan 35 numaralı otobüsle ulaşılabilir.
Hagar Qim Arkeoloji Parkı
Tarxien Temple (Terxien Tapınakları)– Tapınaklar, yaklaşık M.Ö. 3150 yıllarına tarihlenmektedir. Site 1992’de Malta adasındaki diğer megalitik tapınaklarla birlikte Unesco Dünya Mirası Listesine alınmış. 1913 yılında çiftçiler tarafından tesadüfen keşfedilmiştir. Hgar Qim ve Mnajdra gibi üstü örtülerek koruma alınmış. Bu tapınakların birinden çıkarılan ve inanışına göre bereket ve doğurganlık simgesi olan ünlü “Fat Lady Heykeli” Ulusal Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Fat Lady-Malta Ulusal MüzesiTarxien Tapınakları
Ghar Dalam- Gitmedik ancak yazımın başında sözünü ettiğim için kendisinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Malta Adasının Birzebbuga kasabasında bulunan 144 metre uzunluğundaki mağara. Bu mağarada son buzul maksimumum sonunda Malta’da mahsur kalan ve daha sonra soyu tükenmiş hayvanlara ait kemik kalıntıları bulunmuştur. (Son buzul maksimum dünya iklim tarihinde bir dönemdir.) Buradaki müzede, bulunan kalıntılar sergilenmektedir. Ziyaret en fazla 10-15 dakikanızı alır.
Ghar DalamMağarası
5.Gün: Gozo Adası –Adadaki 5. günümüzü tam gün Gozo adasına ayırdık. Malta Cumhuriyetinin ikinci büyük adası ve Malta Adasına 5.5 km uzaklıktaki bu güzel ada ile ilgili detaylı yazımızın linki aşağıda bulunmaktadır.
Malta Adası gece hayatı: Malta Adasındaki St. Julian’s bölgesi gece hayatının merkezi desek kesinlikle abartmış olmayız. Özellikle her iki tarafında barlar ve gece klüplerinin bulunduğu Triq Santa Rita Steps, bir tür barlar sokağı ama çok çok daha hareketli ve bol seçenekli. Paceville’de sokaklar geceleri dop dolu, klüpler, men’s club’lar, barlar ve casinolar. Bunların en popülerlerinden biri 3 katlı Havana Club ve Hugo’s Club. Sokaklar sabahlara kadar canlı.
Paceville geceve sokakların kalabalığıTriq Santa Rita Steps
Gozo, Comino Adaları gezilecek yerler ve Malta Yeme İçme başlıklı yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşılabilir.
Sintra , Lizbon seyahati planlayanlar için en üst sıralarda yer almalı. Gelip görmeden gitmek büyük eksiklik. Abartısız sadece Sintra için bile Lizbon’a gelinir. Geldiğiniz ilk anda sizi etkilemeyi başarıyor. Hem görülecek yerler, hem doğası ve huzur veren atmosferi ve de tertemiz havası ile ziyaretçilerini mutlu etmeyi sonuna kadar başarmakta.
Sintra gezilecek yerler : Üç önemli ziyaret noktası var, Pena Sarayı, Qinta da Regaleira ve Castelo dos Mouros (Moorish Castle ) . Sintra’dan 434 numaralı otobüse binerek Pena Sarayına gidebilirsiniz. Biz öncelikle istasyona 15-20 dakika yürüme mesafesinde olan Quinta da Regaleira’yı gezmek oradan da yürüyerek Pena Sarayına ve yaklaşık 850 metre uzağındaki Castelo dos Mouros’a gitmek istedik. 434 numaralı otobüs yüksek sezonda çok kalabalık, Ocak ayı olmasına rağmen doluluk oranı hatırı sayılır derecedeydi. Pena Sarayına gitmek için tuk tuk yada taksiye binmek daha iyi bir seçenek. Pena Sarayının istasyondan uzaklığı yaklaşık 6 km. Gözlediğimiz kadarıyla insanlar önce saraya sonra Regaleira’ya geçiyor biz tersini yaptık. Aslında iyi de oldu, sarayı nispeten daha kuyruksuz ve rahat gezdik. Şayet saraya yürümek isterseniz bunun sürekli tırmanılan bir yokuş olduğunu ve yaz aylarında çok zorlayıcı olabileceğini unutmayın.
Qinta da Regaleira: Ağaçlıklı çok güzel bir yoldan ulaştık. Regaleira Sintra’da gerçekten görülebilecek en güzel yerlerden biri diyebilirim. 16. yüzyılda yapılmış ve Portekiz’in ünlü aileleri ikamet etmiş. 1892 yılında Carvalho Monteiro isimli Portekizli böcek bilimcisi sarayı satın almış ve İtalyan mimar Luigi Manini’ye teslim ederek baştanbaşa yeniletmiş. Bu yenileme ile saray günümüzdeki haline dönüşerek benzersiz bir yer haline gelmiş. Sarayda gotik ve rönasans mimari tarzı hakim. 1998 yılında restore edilerek halkın ziyaretine açılmış. Sarayın parkında yerin altına inen 2 adet sarmal kule var ve bunlar törenler için yapılmış. 9 katlı salmal kuleler yerin altında birbirine bağlı. Kulenin dibinden saraya giden dehliz, bundan başka birçok yeraltı tüneli var. Ayrıca avluda küçük ve sevimli bir ibadethane bulunmakta. Biraz gizemli bir saray ve bahçesinde kuleler, göletler, labirentler bulunmakta. Unesco Dünya Mirası içinde. Giriş 6 Euro. Buradan o kadar etkilendik ve sevdik ki ayrılmak istemedik. Kış aylarında kapanış saati 18:00.
Qinta da RegaleiraQinta da RegaleiraSintraSintra Lizbon
Sintra Pena Sarayı : Pena Sarayına gitmek üzere Regaleira’dan ayrıldık. Aralarındaki mesafe yaklaşık 3 km ve bizim için vız gelir diyerek başladık yürümeye. Ancak bu bir dağ yolu, yamacın etrafından dairesel bir tırmanışla yürünüyor. Düz bir yerde yürümek gibi değil, bir süre sonra gerçekten yorucu olmaya başlıyor. Şayet yazın gelirseniz ve sırt çantası gibi bir şeyler taşıyorsanız epey eforlu bir yürüyüş olacaktır. Yanınıza su vb bir şeyler almayı unutmayın deriz. Epey ilerledikten sonra baktık ormanlık alanda bizden başka kimse yok. Pena sarayına kestirme bir geçit varmış ama sanırım biz kaçırdık. Yolda bizim gibi yürüyerek çıkan birkaç kişi vardı ve sonra kayboldular, muhtemelen kestirme yoldan devam ettiler. Zaman kaybetmemek için hem tırmanmaya hem de taksi-otobüs ne bulursak yolun kalanında binmeye karar verdik ama ne gelen var ne giden. Muhtemelen saraya çıkışlar son bulmuştu ve otobüsler iniş için sarayın orada bekliyorlardı. İşin kötü tarafı yürü yürü ne nerede olduğunuzu ne de ne kadar yolumuz kaldığını tahmin edemiyorduk. Dağda olduğu için telefonun çekişi de sıfır. Yalan yok ürkmeye de başladım ama belli etmiyorum acaba yaban domuzu vb bir şey çıkar mı karşımıza diye. Kafa işte üretmeye başladı bir kere. Bitmeyen bir 3 km. Susadık, kan şekerimiz düştü belki de hezeyanlar ondandır:)) Saraya doğru ne geçerse el edip durduracağım başka yolu yok dedim. O arada üzerinde Pena Sarayı reklamı olan özel bir aracın geldiğini gördük. Durdurup, saraya kadar binebilir miyiz, diye sordum. Saolsun geri çevirmedi ama sanmayın hayrına. Bindik binmesine ama kalan yolumuz 1 km’den azmış, binmemizle inmemiz neredeyse bir oldu:))) Arkadaşa bu minnak yolculuk için 5 euro ödedik. Susuzluktan ölmeden sonunda saraydaydık ya önemli değil. Soluğu önce kafesinde aldık mecburen. Burası öyle güzel bir saray ki her şeyi unutturdu. Masaldan fırlamış romantik bir yer, nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Hem düşük sezonda hem de öğleden sonra gittiğimiz için içini rahatlıkla gezdik ama yüksek sezonda çok kalabalık oluyormuş. Aslında içinde aman aman bir şey yok ancak dışı ve mimarisi çok güzel. Kral II. Ferdinand tarafından 1850’lerde yaptırılmış, Unesco Dünya Mirası listesinde. Sarayda kuleler, kral ve kraliçenin odaları, büyük bir salon , yemek odası, mobilyalar ve mutfak ve kullanılan eşyalar sergileniyor. Sarayın en etkileyici tarafı bulunduğu yer ve mimarisi. Sarayı gezdikten ve terasındaki kafede mola vererek gücümüzü topladıktan sonra bir sonraki noktaya yani Castelo dos Mouros’a doğru yollandık. Sarayın içine giriş ücreti 14 Euro.
Castelo dos Mouros : Pena Sarayından yaklaşık 850 metre ilerideki bu kale bir mağribi kalesi. Kuzey Afrikalı Mağribiler tarafından 9. yüzyılda Sintra’yı korumak amacıyla yapılmış. Hristiyanların Portekiz’i işgali sonrasında harabe halini almıştır. Giriş ücreti 8 Euro. Muhteşem bir manzaraya sahip ve gelmişken mutlaka görülmeli. Kış aylarında akşam 18.00 de kapanıyor. Sintra’da son durağımız olan Castelo dos Mouros‘u (Moorish Castle) gezdikten sonra biraz da Sintra merkezde vakit geçirdik. Bu üç yer Sintra’da en önemli gezilecek yerler. Şayet vaktiniz varsa Sintra Ulusal Sarayı’nı da gezebilirsiniz.
Castelo dos Mouros
Sintra National Palace – Ulusal Saray: Kraliyet yazlık sarayı olarak kullanılmış. Sonrasında müzeye dönüştürülmüş.
Sintra National Palace
Cabo do Roca : Biz Cabo do Roca ve Cascais’e gitmedik. Eminiz oralarda güzeldir ama gerek görmedik diyelim. Tüm günümüzü Sintra’da geçirmek istedik. Sintra’dan Avrupa’nın en batı noktası olan Cabo do Roca’ya geçmek isterseniz bizim gibi ağırdan almadan hareket etmeniz gerek. Normalde Sintra’dan 403 numaralı otobüs Cabo do Roca’ya gitmekte. Aynı otobüse Cascais’den de binilebiliyor. Kayalıklar ve bir deniz fenerinden başka da bir şey olmadığı için Cabo do Roca listemizde yer almadı. Avrupa’nın en batı ucuna gittim demek isteyebilir ve gitmişken bir sertifika ile belgelemek isterseniz Cabo do Roca ziyaretçi ofisinden alacağınız 11 euro değerindeki sertifika ile burada olduğunuzu tescil ettirebilirsiniz:)))
Cascais : Cabo do Roca’dan otobüsle gidilebiliyor. Atlas Okyanusu kenarında yazlık bir kasaba. Geçmişinde balıkçı kasabasıymış şimdilerde lüks yazlıklar var. Cascais’ten Lizbon’a trenle dönebilirsiniz. Hem kışın gitmiş olmamız hem de yapılacak çok fazla bir şey olmadığı için Cascais’i de listemizden çıkarmıştık, gitmedik. Daha çok yüzmek için gidilen bir yer Cascais. Giderseniz Boca do Inferno isimli doğal kaya oluşumu ve Guincho Plajı en sevilen yermiş.
Cascais , Cabo do Roca ve Sintra‘yı aynı gün gezebilmek için ya araba kiralamak ya da taksi tutmak en mantıklı seçenek olabilir. Bu üçlemeyi yapan günlük turlara da var. Cascais ve Cabo do Roca’yı elemiş olduğumuz için bir tam günü doyasıya Sintra’da geçirdik.
Casa Piriquita : Sintra’dan dönmeden önce vaktiniz varsa Casa Piriquita adlı küçük pastanenin ürünlerinden tatmanızı tavsiye ederiz. Özellikle Queijada ve travesseiro denemelisiniz. Çok kalabalık bir pastane.
Travesseiro
Queijadas
Portekiz’in başkenti Lizbon gezilecek yerler ve Lizbon Yeme İçme başlıklı yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Bizi kendisine hayran bırakan, hem Avrupalı hem kendine has, Portekiz’in güzel başkenti. Tejo ırmağında kurulu bu güzel şehir, ziyaretçilerine hem tarihsel, hem de görsel şölen sunmakta. Sadece mimarisi, güzel coğrafyası ve mutfağıyla değil insanıyla da güzel, görülmeyi sonuna kadar hak eden, yaşanılası bir yer. Büyük bir şehir olmamakla birlikte, 2 güne sığdırmak oldukça zor sadece önemli noktalar görülebilir.
Lizbon abartısız ilk görüşte sevilecek bir yer, insanın içinde burada yaşayabilirim duygusu uyandırıyor. Biraz da İstanbul’a benzemesinden midir bilemedik ama kendinizi gerçekten yabancı hissetmiyorsunuz. Avrupa’da ama farklı bir Avrupalı ayrıca insanları da sıcak. Mutlaka gelmelisiniz, umarız bize de tekrar kısmet olur, o derece sevdik kendisini.
Lizbon’da Ulaşım
Nasıl gidilir : İstanbul’dan yaklaşık 5 saatlik bir uçuşla Lizbon’daki Portela Havaalanına (LIS) ulaşıyorsunuz. Havaalanı şehre oldukça yakın ve şehre ulaşım rahat. Metro ya da taksi ile kolayca şehre gidilebiliyor. Şehirde sıklıkla ulaşım kullanacaksanız havaalanından Lisboa card almak mantıklı olabilir. Havaalanından metroya giderken turist ofisinden sizin için uygun olan Lisboa card alabilir ve sınırsız ulaşım hakkı elde edersiniz. Birçok müzeye ücretsiz ya da indirimli girebilirsiniz. Ayrıca trene de ücretsiz binebilirsiniz ama kartın ücreti daha fazla olur tabii. Lisboa kartlar 24, 48, 72 saatlik, kapsadığı şeylere bağlı olarak değişik ücretlerde satılmaktadır. İhtiyacınıza göre olanını alabilirsiniz. Şehir içi otobüs tek yön bilet 1.45 Euro ve otobüste ödeme yapılabiliyor. Biz ne mi yaptık? Bir çok yerde yaptığımız gibi yürüdük:))) mecbur kalmadıkça binmedik. Yürüyüş uğruna kaç ayakkabı eskittik gerçekten biz de hatırlamıyoruz.
Lizbon Metrosu
Lizbon Metrosu : Havalanından kırmızı hatlı metroya binip kalacağınız yere göre uygun durakta inebilir ya da aktarma yapabilirsiniz. Bizim kaldığımız bölge yeşil hat üzerinde olduğu için Alameda durağından yeşil hatta geçiş yaptık ve Baixa-Chiado durağında indik. Tek yön bilet yaklaşık 1.85 Euro. Biletmatiklerden ya da gişelerden temin edebilirsiniz, metrodan çıkarken de kullanacağınız için biletinizi kullandıktan sonra atmayın. 24 saatlik bilet alırsanız ücreti 6.40 Euro. Metro, tramvay ve otobüste kullanabilirsiniz. Metro 06:30-01:00 saatleri arasında çalışmaktadır. Metro ile havaalanından yaklaşık 30 dakikada şehir merkezine ulaşırsınız. Metro kullanmadığımız için aklımızdan tamamen çıktı ama siz kullanacaksanız tasarımı ile meşhur Olaias istasyonunu görmeyi ihmal etmeyin.
Aerobus havaalanı otobüsü: Metro dışında Aerobus havaalanı otobüsünü de kullanabilirsiniz. 1 numaralı Aerobus ile Rossio Meydanı yaklaşık 30-35 dakika sürüyor. Alandan sabah 7’den itibaren her 20 dakikada bir kalkmakta. Havalimanı otobüsleri, Comercio Meydanı veya Cais de Sodre gibi şehrin merkez noktalarına gitmekte. Otobüs bilet fiyatı 4 eurodur. Bu arada Aerobus havaalanı otobüsü dışında 91 numaralı halk otobüsü ile de şehir merkezine ulaşmak mümkün. Ücreti 1.35 Euro. Yolculuk 20 dakika civarı sürüyor.
Taksi: Metro ya da Aerobusların gitmediği bir noktaya gidecekseniz taksi en iyi seçenek. Alan-şehir merkezi yaklaşık 15 Euro civarı. Bir de havalimanı taksi ücretine 2.5 euro vergi ve bagajınız varsa 1.5 Euro gibi bagaj ücreti ekleniyor. Limandan şehir merkezi 7 km ve 15-20 dakika gibi bir sürede merkeze ulaşabiliyorsunuz. Lizbon’da mesafeler birbirine uzak değil ve 3-4 kişilik grup olarak geldiyseniz taksi en iyi seçenek bile olabilir. Ama birçok yerde olabileceği gibi taksimetreye dikkat edin ya da ortalama fiyatı binmeden önce şoföre sorun.
Tramvay: Tramvaylar Lizbon ulaşım sisteminde önemli bir yere sahip. Remodelado adlı eski tramvaylar kullanılıyor. Ödemeyi bindikten sonra yapıyorsunuz. Portekiz bu eski tramvayları korumakta. Yeni tramvayların biletini istasyonlardaki biletmatiklerden temin edebilirsiniz. Fiyatı 2.90 Euro. Gelelim bu meşhur tramvayların nerelere gittikleri: 28 numaralıve turistlerin gözdesi en meşhur tramvay. En uzun hat bu hat. Baixa’yı Estrela Semtine bağlıyor. Martim Moniz’den başlıyor en son Campo Ourique’den dönüyor. Kaleye kadar gidiyor. Çok kalabalık bir hat, ayakta kalabilirsiniz. Yoğun sezonda geldiyseniz durak başı olan Martim Moniz’den binmenizi tavsiye ederiz ama bu bile çözüm olmayacaktır, birçok insan sizin gibi düşünüp uzun kuyruklar oluşturacaktır. Gezimizi Ocak ayında yaptığımız için rahatlıkla binebildik ama yine de oldukça kalabalıktı. 25 Numaralı Tramvay. Merkezi sahilden Estrela Semti’ne bağlıyor (Praça do Comércio-Campo de Ouriqu). 18 Numaralı Tramvay Cais do Sodre’yi Ajuda Semtine bağlıyor. 12 Numaralı Tramvay Kaleye ring yapıyor (Praça Figueira-Praça Figueira). 28 numaralı tramvaya binemezseniz benzer yerlerden geçen 12 numaralı tramvaya da binebilirsiniz. 15 Numaralı Tramvay Praça de Figueira ile Alges arası çalışır, Belem’e, Figueira meydanı veya Comercio meydanına gitmek için kullanabilirsiniz.
Lizbon’aNe zaman gidilmeli ?
Her mevsim gidilebilir ancak yazın sıcak olacağını hesaba katmak gerek. Ocak ayında gitmiştik ve hiçbir sorun yaşamadık. Gezmek için Ocak-Şubat aylarını rahatlıkla tavsiye ederiz ayrıca bu dönemlerde aşırı kalabalıklardan da bunalmazsınız. Deniz için gitmek ne kadar mantıklı bilemeyiz ama yazın giderseniz denizden de faydalanılabilir. Portekiz için Schengen vizesi gerekiyor.
Lizbon kaç günde gezilir ?
Elbette zaman ve bütçe meselesi ama gitmek az yol değil ve gitmişken en az 4 günü hak eden bir şehir. Biz 4 gece kaldık, bir günün tamamını Sintra’ya ayırdık. Porto’ya geçmek isterseniz ilave 2 gün daha gerekir.
Lizbon büyük bir şehir değil. Baixa–Chiado, Barrio Alto, Alfama ve Belem, şehirdeki en önemli gezi noktaları ve buralara yakın konaklarsanız yürüyerek birçok yeri rahatlıkla gezebilirsiniz. Ya da metro ile hızlıca birinden diğerine geçersiniz. Alfama’da metro bulunmadığı için buraya tramvay ile ulaşabilirsiniz. Yazımızda, gezinizi düzgün planlayabilmeniz için her mahalleyi, orada neler yapılabileceğiyle birlikte, ayrı ayrı anlatmaya çalıştık. Bu mahalleler birbirinin ya dibinde ya da çok yakın, yürüme mesafesinde. O nedenle de gün içinde birçok noktaya gidebilirsiniz. Bunların biraz dışına çıkan yerler Gulbenkian Museum, Belem Bölgesi ve İsa Anıtı diyebiliriz. Lizbon yakınında bulunan ve trenle gidilmesi gereken yerler ise Cascais ve Sintra.
Lizbon’da Nerede Kalmalı ?
Konaklamak için Baixa, Chiado, Barrio Alto, Rossio, Cais do Sodre ilk aklımıza gelen yerler. Bu bölgeler birçok yere yürüme mesafesinde ve metro hattına yakın. Alfama bölgesi ise yokuşlu bir bölge ve metro ulaşımı yok. Biz R.Garret Caddesi üzerindeki Hotel Borges Chiado’da kaldık. Havaalanı ulaşım bölümünde bahsettiğimiz gibi kaldığımız bölge yeşil hat üzerinde olduğu için kırmızı hattan Alameda durağında inip yeşil hatta geçtik. Sonrada Baixa/Chiado durağında indik. Otelimiz metroya yaklaşık 150 metre uzaklıktaydı. Eski bir otel ama sıkıntı yaşamadık. Kahvaltısı fena değildi. Çalışanları kibar ve yardımcı. Yeri çok merkezi. Bu bölgede kalacak olursanız hangi otel olursa olsun odanızın üst katlarda olmasına özen gösterin. Şehir merkezi gece geç saatlere kadar çok hareketli ve gürültülü olabiliyor. Odamız 4. katta iç avluya bakan bir odaydı. Biraz karanlık ve kasvetliydi ama gürültü sıkıntımız hiç olmadı. Zaten odaya da akşamdan akşama geldiğimiz için loş olmasını da dert etmedik.
Lizbon Gezilecek yerler
1.Gün: Chiado ve Bairro Alto Bölgesi (yukarı mahalle):
Chiado – Odaya yerleştikten sonra vakit kaybetmeden yakın çevremizi keşfetmek üzere dışarı çıktık. Zaten çok merkezi bir yerde kaldığımız için de birçok yere kolayca ulaşabildik. Otelimiz Chiado bölgesindeki Rua Garrett caddesi üzerinde. Chiado, Lizbon’un en sevilen yerlerinden biri. Rua Garrett ve Rua de Carmo caddeleri Chiado bölgesinin önemli iki alışveriş caddesi ve bu iki caddenin kesişme yerinde Armazens do Chiado adlı alışveriş merkezi bulunmakta. Bunlar üzerinde cafe, alışveriş merkezleri ve mağazaların bulunan keyifli caddeler. Rua Garrett sokak sanatçılarının sıklıkla gösteri yaptığı eğlenceli bir cadde. Bakalım Chiado bölgesinde başka neler var;
A Brasileira cafe: Otelimize neredeyse bitişik konumdaki bu ünlü kafenin önünde, geçmişte buraya sıklıkla gelen Portekiz’in en ünlü şairlerinden Fernando Pessoa’nın bronz heykeli bulunmakta. Bizde fırsatı değerlendirerek yanında resim çektik. Çünkü bu aktivite turistlerin olmazsa olmazlarından biri. Neyse ki çok yakında konakladık ve gerek sabah erken saatte otelden çıkarken gerekse dönerken kendisiyle bol bol baş başa kalma imkanımız oldu. Yoksa düşük sezonda gitmiş olmamıza rağmen kendisini yalnız kıstırma şansımız zor olacaktı.
Bertrand Kitabevi: Dünyanın en eski kitabevlerinden Bertrand Kitabevi de Rua Garrett caddesinde ve kafesi de bulunmakta.
Elavador de Santa Justa ( Lizbon Santa Justa Asansörü ) Kitapevinden sonraki durağımız. Otelden 300 metre uzaklıktaki asansör gerçekten güzel bir asansör. Otelin bulunduğu Rue Garrett caddesinin sonundan sola dönüldüğünde yaklaşık 100 metre ileride. Asansör Baixa ve Bairro Alto’yu bağlıyor. Lizbon’un hatırı sayılır bir kısmı yokuşlu, inişli çıkışlı. Yürümeyi sevmeyenler ya da vakti kısıtlı olanlar şehri gezmek için bu asansörleri ve nostaljik tramvayları rahatlıkla kullanabilir. Binmek isterseniz 5 Euro ama lisboa card ile bedava. Biz gittiğimizde kuyruk yoktu ama yüksek sezonda oldukça uzun kuyruklar oluyormuş. Uzun kuyrukları beklemek ne derece gerekli bilemeyiz. Manzarası güzel ama Lizbon’da güzel manzaradan bol bir şey yok zaten. Binmek istemezseniz de arkasından yürüyerek çıkılabilir. Asansör Porto’da doğmuş Fransız asıllı mimar Ranoul Mesnier du Ponsard tarafından 1900 yılında tasarlanmış ve yapımı iki yıl sürmüş. Güzel iş çıkarmış, kendisine buradan ebedi istirahatinde rahatlıklar dileriz.
Carmo Convent ve Carmo Müzesi: Asansörden birkaç dakikalık yürüyüşle geçiş yapabilirsiniz. Largo do Carmo caddesindeki Carmo Convent (Rahibe Manastırı) kesinlikle görülmesi gereken anıtsal bir yapı. Orta Çağ’a ait ve büyük bölümü ve çatısı 1755 Lizbon Depremi’nde yıkılmış ve bir daha yapılmamış ama Gotik duvarları ayakta. Giriş ücreti 5 Euro. Bizce mutlaka görülmeliler arasında.
Rua Augusta Caddesine Yine asansörün oradan geçebilirsiniz. Bu cadde alışveriş merkezleri, restoran ve kafeler bulunan kalabalık bir cadde. Rua Garett caddesinin diğer tarafı Lizbon’un Bairro Alto Bölgesi oluyor. Bairro Alto’ya Santa Justa Asansörü ile çıkabilir ya da Rua Garett caddesinden yürüyebilirsiniz.
Chiado Museum: Chiado bölgesinde, Rua Serpa Pinto caddesinde bulunmaktadır. Genellikle Portekizli sanatçıların eserleri bulunmakla birlikte Rodin’in eserleri de müzede sergilenmektedir.
Elavador de Santa Justa (Santa Justa Asansörü) Carmo Convent (Rahibe Manastırı)Bertrand KitabeviA Brasileira cafe
Bairro Alto Bölgesi (Yukarı Mahalle): Bairro Alto, Chiado bölgesinin komşusu. Sanatçı ve yazarların uğrak yeri, şehrin bohem hayatının merkezi. Lizbon’daki çini kaplı binalar, parke döşeli daracık sokaklar, barlar, fado müziği ve gece hayatı ile ünlü bölge. Her zevke ve keseye uygun eğlence yerleri, fado evleri, bar ve gece klüpleri bulunmakta. Bir olumsuzluk yaşamadık ama giderken okuduğumuz uyarıları kendi yazımızda da yapalım, cüzdanlara ve yanınıza bir şey satmak için gelenlere dikkat edin. Buraya gelmişken Brezilya kökenli caipirinha içebilirsiniz. Bairro Alto bölgesinde neler var;
Elevador da Bica‘yı Rue Loreto caddesinde göreceksiniz. Her ne kadar adı asansör olsa da aslında nehirden Bairro Alto’ya çıkan bir finiküler kendisi. Lizbon’da en çok fotoğraflanan nokta diyebiliriz burası için.
Mirador de Sao Pedro de Alcantara: Bairro Alto’dan şehrin panaromik manzarasını seyredebileceğiniz “teras bahçeleri” yani “Mirador de Sao Pedro de Alcantara” bölgesine ulaşabilirsiniz.
Sao Roque Kilisesi ve Müzesi: Hazır bu bölgedeyken Largo Trindade Coelho caddesindeki Sao Roque Kilisesi ve Müzesine uğramayı ihmal etmeyin derim. Dışı oldukça sade bir mimariye sahip olan Sao Roque Kilisesinin içi oldukça zengin süslemelerle kaplıdır. 1570 yılında inşa edilmiş olan Cizvit Kilisesi 1755 yılındaki depremi hasar almadan atlatmıştır. Lizbon’daki en güzel süslemeli kilise desek inanın abartmış olmayız. Barok stildeki bu kilise altın ve gümüş dahil olmak üzere birçok değerli maden kullanılarak yapılmış ve bu yönüyle Avrupa’nın en pahalı kiliseleri arasındadır. Tavandaki kıyamet sahnesi oldukça ilgi çekicidir.
EmbaiXada: Bairro Alto bölgesine yakınlığından dolayı burada bahsetmek istediğimiz bir yer daha var. Principe Real Bölgesindeki sembolik yapılardan olan ve Ribeiro da Cunha Sarayından dönüştürülmüş olan EmbaiXada. İçinde tasarım mağazaları ve restoran var. Bairo Alto’dan yaklaşık 7-8 dakikalık yürüme mesafesinde. Farklı konseptte elbise mağazaları, kozmetik ürünler, el sanatları galerileri, kuyumcular ve özel tasarım ev mobilyaları yapan butik dükkânlar gibi birçok bölümü bulunuyor. Mini konser alanları ve bazen çağdaş Portekiz sanatçılarının özgün eserleri de sergileniyor. Yolunuz düşerse gerçekten gezilebilecek ilginç bir yer.
Basilica de Estrela: Bairro Alto bölgesine yaklaşık 1.5 km mesafedeki Estrela bölgesindeki Basilica de Estrela, Lizbon’da görülmesi gereken önemli kiliselerden biridir. 18 yy.’da Portekiz kraliçesi I.Maria, erkek çocuğu doğurduğunda ettiği yemini yerine getirmek amacıyla yaptırmıştır. İç mekanı oldukça güzel olup, ücretsiz gezilebilir. Barok ve neoklasik özellikler taşıyan mimarisi oldukça gösterişli olup, güzel bir kubbesi ve iki adet çan kulesi bulunmaktadır. Döşeme ve duvarlarında pembe, gri ve sarı renkli mermerler kullanılmıştır. Vaktimiz olmadığı için çatısına çıkmadık ancak 4 euro karşılığında ve 114 basamak kat ederek ulaşacağınız çatısının çok güzel bir manzaraya sahip olduğu ifade edilmektedir.
Elevador da Bica
Sao Roque Kilisesi: Dışı oldukça sade bir mimariye sahip olan kilise, zengin iç süslemelere sahiptir.
EmbaiXadaBasilica de Estrela
2.Gün: Baixa Bölgesi (Downtown)-Bu bölgenin temelini Comercio Meydanı ile Rossio Meydanı ve çevresi oluşturur. Baixa bölgesini gezmek için önceki gün izlediğimiz rotayı izleyerek Santa Justa Asansörünün oradan Rua Agusto Caddesine geçtik. Rua Augusta sadece yayalara açık bir cadde ve çok uzun değil. Bu caddenin bir ucunda Comercio Meydanı (Ticaret Meydanı diğer adı Saray Meydanı) diğer ucunda Rossio Meydanı bulunmakta. Rua Augusta caddesindeki Rua Augusta takından geçerek Comercio Meydanına geçiş sağlıyorsunuz. Baixa bölgesinde neler bulacaksınız;
Comercio Meydanı : Praça do Comercio nehir kenarında. Şehrin en güzel meydanlarından biri. 1755 deki depremde burada bulunan Ribeira Sarayı ve Baxia bölgesi yıkılmış. Meydanın köşesinde Museu da Cerveja-bira müzesi var, girişi 5 Euro. Giriş katında barı var, müzeye girip özel yapım bira içebilir, geleneksel balık, yumurta ve patatesten yapılan içinde Portekiz peyniri bulunan codfish kek tadabilirsiniz. Dilerseniz mekanda yemek de yiyebilirsiniz. Bir yerlerde buranın yeni yıl kutlamalarının yapıldığı en popüler meydan olduğunu ve insanların yanlarında 12 adet üzüm getirerek saat 00:00’da, 12 dilek tutup üzümleri yediğini okumuştum. Yılbaşında gelirseniz aklınızda bulunsun. Comercio meydanının ortasındaki heykel ata binmiş King Jose I‘e ait.
Rossio Meydanı : Rua Augusta takından tekrar geçerek bu kez caddenin diğer ucundaki Rossio meydanına geçiş yaptık. Bu meydan şehirdeki en önemli meydan ve buluşma noktalarından biri ayrıca Rossio Tren Garı da burada. Meydanın ortasında 1870 yılında dikilen, 23 metre yüksekliğindeki mermer sütunun üzerindeki kral IV.Pedro’nun bronz heykeli ve hemen önünde çok güzel çeşme ve fıskiyeler bulunmakta. General üniforması içindeki kralın başında defne şeklindeki tacı vardır. Kral sağ elinde Anayasa Metnini tutmaktadır. Çevresinde dinlenebileceğiniz banklar, cafeler ve restoranlar var. Meydanın bir kenarında Dona Maria II Ulusal Tiyatrosu var. Meydanın tabanındaki desenli siyah beyaz taş döşeme okyanus dalgaları motifinde. Lizbon yeme/içme başlıklı yazımızda ayrıca bahsi geçecek olan Lizbon’a özgü vişne likörünün en popüler adresi Rossio meydanının hemen dibinde bulunan A Ginhinja olup, gelmişken shot şeklinde satılan likörden deneyebilirsiniz. 1 shot yaklaşık 1 euro. Meydanın diğer adı Praça Dom Pedro IV Meydanı . Her yere yakın olması nedeniyle konaklama için tercih edilecek bir bölge. Meydandan Bairro Alto’ya geçiş yapılabilir. Bairro Alto şehrin gece hayatının hareketli olduğu kısımdır.
Praça do Figueira (Figueira Meydanı): Rossio Meydanın sol tarafında ve yaklaşık 2 dakika yürüme mesafesinde olan bu meydanda birçok otobüs ve tramvayın kalkış durakları durakları bulunur. Ayrıca buradan hop-on off otobüslere ve tuk tuklara binebilirsiniz. Yine hazır buralardayken. 16.yy civarında bu meydan hastaneye ait bir alanmış. Lizbon’u vuran 1755 depremi ile birçok şey yıkılmış ve bu alan 1949 yılına kadar açık pazar olarak kullanılmaya başlanmış. 1971 yılında da Kral I. John’un bronzdan yapılmış heykeli meydanı süslemeye başlamış.
Avenue Liberdade : Rossio bölgesindeyken geçiş yapabilirsiniz. Av. Liberdade Lizbon’un en gözde caddelerinden biri. Pahalı markaların, alışveriş yerlerinin bulunduğu bir cadde. Yine cafe ve restoranlar mevcut. Sevenleri için Rossio Meydanından Avenue Liberdade ile birleştiği noktada Hard Rock Cafe bulunur. Hard Rock Cafe, Avenue Praça dos Restauradores meydanındadır. Restauradores Meydanının ortasında 30 metre yüksekliğinde çok güzel bir anıt vardır.
Praça Marquês de Pombal: Avenue Liberdade’den geçiş yapabilirsiniz. Ortasında anıt bulunan döner bir kavşak burası, Lizbon’un en büyük meydanlarından ve kavşaklarından biri. Ortasında Lizbon’un en önemli devlet adamlarından Marques de Pombal’ın çok güzel bir anıtı var. Pombal meydanının hemen yanında şehrin en büyük parklarından olan Eduardo VII Parkı bulunur. Yolumuzun üzerinde olduğu için fotoğraflarını çekerek yolumuza devam ettik. Nereye mi gittik, tabii ki Gulbenkian Museum. Gördüğünüz gibi Baixa bölgesinde gezilecek yerler birbirine yakın, çok kısa mesafelerle yürüyerek birinden diğerine geçiş yapıyorsunuz. Hiçbir araca binmenize gerek yok. Burada anlattığım bütün noktalar Baxia bölgesindeki yerlerdir.
Praça da ComercioMuseum of Beer-Bira MüzesiPraça do RossioLizbon A GinjinhaPraça do FigueiraPraça da Pompal
Lizbon Gülbenkyan Müzesi : Baxia bölgesine yaklaşık 3 km mesafede bulunuyor. Müzeyi 2. günümüzde gezdiğimiz için Baxia’dan geçiş yaptık. Yürümek istemezseniz Rossio’dan ya da bulunduğunuz yerden metro ile de gelebilir, S.Sebastiao durağında inersiniz. Uçakta gelirken Lizbon’da yapacaklarımıza ait notlarıma göz atıyorduk. Yanımızda oturan bey Türk müsünüz diye sordu, elimdeki notlar gözüne ilişmiş ve yazımızı tanımış. İsrail’den geliyormuş Lizbon’a. Dil bilimcisiymiş ve İsrail’de bir üniversitede hocaymış. Portekizce üzerine çalışmalar yapıyormuş o sıralar. Beşinci gelişiymiş, gelip yerinde çalışmalar yapıp dönüyormuş. Türkçe de çalışmış, “tanıyıp okuyabiliyorum ama konuşamıyorum” dedi. Neyse sohbetimiz esnasında bize gezilecek yerler hakkında önerilerde bulundu. Müzeyi mutlaka görmemizi hatta güzel bahçesinde bir şeyler içmemizi tavsiye etti. Kendisi de sıklıkla buraya gelir ve çalışırmış. Zaten listemizdeydi ama gezilesi olduğunu konfirme etmiş olduk ve gezdikten sonra bir kahve molamızı da müzenin güzel bahçesinde almaya karar verdik. Orijinal adıyla Museu Calouste Gulbenkian, Kalust Sarkis Gülbenkyan’ın mirası olarak ve Kalust Gülbenkyan Vakfı tarafından Ekim 1969’da açılmış. Üsküdar doğumlu ve Osmanlı vatandaşı olan silah tüccarı Gülbenkyan, İmparatorluk yıkıldıktan sonra Portekiz’e sığınmış ve vefat ettiği 1955 yılına kadar burada yaşamış. 40 yılı aşkın süre biriktiği şahsi koleksiyonu, kurduğu vakıf tarafından müzede sergilenmektedir. İstanbul’a benzemesi Lizbon’a yerleşme sebeplerinden biriymiş. Koleksiyonun yanında müzede modern sanat eserleri bulunmakta. Koleksiyonda sergilenenler arasında İznik çinileri, 16.17 yy. Türk ve İran halıları, çin porselenleri, mobilyalar, tablolar, sikkeler, heykeller ve kıyafetler var. Rembrant, Rubens, Monet ve Renoir gibi sanatçılara ait tablolar da bulunmakta. Hızlıca gezmek en az 2 saatinizi alır. Gezi sonrası bahçesindeki kafede kahvemizi içerek biraz yorgunluk giderdik. Gerçekten çok güzel ve huzurlu bir bahçesi var. İstanbul-Üsküdar doğumlu Gülbenkyan’ın hayatı Osmanlı vatandaşı olarak başlamış ve dünya vatandaşı olarak Lizbon’da son bulmuştur. Irak petrollerinden aldığı komisyonlar nedeniyle adı “Bay yüzde 5”olarak anılan ve 20.yy’ın en zenginlerinden biri olan Gülbenkyan’ın koleksiyonu evim dediği Portekiz’e bırakılmıştır. Lizbon’da yapılacaklar listesinde üst sıralarda olmalı, mutlaka görülmeli.
Lizbon Gülbenkian MüzesiGülbenkian Müzesi’nin güzel parkındanGülbenkyan Müzesinde sergilenen koleksiyondan
Lizbon İsa Heykeli ( Cristo Rei ): Aslında Lizbon gezisi planlarken buraya gelmeyi pek düşünmemiştik, her yer bitsin zaman kalırsa gideriz dedik. Heykel şehrin karşı yakasında, köprü geçmek gerek, bir de heykelin olduğu tarafta çok fazla cazibe merkezi yok. Ayrıca her yerden de görülebildiği için listemizin alt sıralarındaydı. Müzeden sonra ziyaret edeceğimiz yer olan Kaşifler anıtına gitmek üzere müzeden ayrıldık. Amacımız müze gezisi sonrası geri dönüp Belem tarafını ve Kaşifler anıtını gezmekti. Ama müze çıkışı yolumuzu şaşırdık ve nasıl başardıysak yürümenin pek mümkün olmadığı otoban gibi bir yere çıktık. Buradan bir otobüse bindik. Mutlu mesut yolumuza devam ederken bir baktık ki 25 Nisan köprüsü üzerindeyiz yani karşı yakaya geçiyoruz. Aslında köprüden önceki durakta inmemiz ve aktarma yapmamız gerekiyormuş ama ineceğimiz durağı şaşırdık, şoförün ne dediğini de anlamadığımız için olan oldu deyip yola devam ettik mecburen. Şöyle düşünün Beşiktaş yokuşundan iniyorsunuz, gideceğiniz yön Dolmabahçe tarafı, inip o yöne bir şeye binmeniz lazım ama inmediğiniz ve de başka durak olmadığı için mecburen boğaz köprüsünden karşıya geçiyorsunuz. Böylelikle zorunlu İsa Anıtı ziyaretimizi gerçekleştirdik ama hiç pişman olmadık. İsa heykelinin asıl orijinal olanı bildiğiniz gibi Brezilya’da. Buradaki onun küçük bir benzeri. 80 metre uzunluğunda ve çok güzel panoramik bir manzaraya sahip. İsa kollarını Lizbon şehrine doğru açmış, şehri kutsuyor. Heykelin en üstüne çıkılabiliyor. Saat 18.00’e kadar açık. Manzarası gerçekten çok güzel ayrıca insana huzur veren bir sessizlik hakim, fonda da hafif bir ilahi duyuluyor. Fırsatınız varsa mutlaka gelin. Gelmek için Baxia’ya çok yakın olan Cais do Sodre’den, Cacilhas’a giden feribotla karşı yakaya geçip oradan 101 numaralı otobüsle gelebilirsiniz. Ya da izlediğimiz rotayı izleyerek müze sonrasında Av Calouste Gulbenk caddesindeki duraktan (Acesso Av J Malhoa) otobüslerle karşıya geçip Portagem durağıdan inerek Cristo Rei’yi ziyaret edebilirsiniz (3710 ya da 3716 numaralı otobüs). Portagem durağından anıt yaklaşık 800 metre uzaklıkta. İsa anıtından sonra tekrar karşı yakaya geçmek üzere otobüs durağına geldik.
Lizbon Cristo Rei
Lizbon 25 Nisan Köprüsü ve LX Factory: 25 Nisan Köprüsünden karşı tarafa geçince şoförün işaret ettiği durakta indik. Belem’e geçmeden önce köprünün altında bulunan LX Factory’i görmek istedik. Burası 19.yy’dan kalma bir tekstil sanayi kompleksi. Şimdilerde ise sanat eserlerinin satılığı çeşitli dükkanlar, trend restoran ve kafelerin bulunduğu bir alana dönüştürülmüş farklı bir yer. Yolunuz düşerse burayı mutlaka görün. 25 Nisan köprüsü ise 1966 yılında hizmete açılmış. Lizbon’un diğer köprüsü 17 km ile Avrupa’nın en uzun köprüsü olan Vasco da Gama Köprüsü‘dür.
25 April Bridge
BelemBölgesi : LX Factory’i gezdikten sonra Belem’e geçtik. Belem bölgesi tarihte çok önemli bir liman ve ticaret merkezi durumundaymış. Burada bahsedeceğimiz her nokta birbirine oldukça yakın, herhangi bir araca binmeden ziyaret edebilirsiniz. Belem, Portekizli denizci ve kaşiflerin denize açıldığı yer. Baxia tarafından gelecek olursanız ve yürümek istemezseniz tramvayla gelebilirsiniz.
Belem Kulesi (Torrede de Belem) : Belem’de ilk durağımız 16. yy.’da kaşif Vasco da Gama anısına yapılmış Gotik tarzda, çok güzel ve zarif bir kuledir. Unesco dünya mirası listesine alınmıştır. Toplam 4 kattan oluşan kule, üzerinde haçlı kalkanlarla süslenmiştir. Kulenin her köşesinde gözetleme kuleleri vardır. İçinde valilik odası, Kral odası, teras ve en altta verandası bulunur. Girişte verilen kulaklıkla ziyaret edilir. Ziyaret saati 10:00-17:30 saatleri arasında olup ücreti 6 Euro’dur. P.tesi günleri kapalıdır. Kuleye tahta merdivenden geçilerek çıkılır. İçeri sınırlı sayıda ziyaretçi kabul ettikleri için yüksek sezonda çok uzun kuyruklar oluşabilir o nedenle de böyle bir durumla karşılaşırsanız beklemek ne kadar mantıklı olur siz karar verin deriz. Mimari olarak Portekiz’e özgü manuelin tarzındadır (geç gotik dönemi, gösterişli ve karma bir model uygulanması). Vasco de Gama anısına yapılmıştır. Lizbon şehrinin sembollerinden biridir. Kulede Lizbon şehrinin korunması amacıyla 16 adet top yerleştirme deliği bulunur,
Lizbon Keşifler Anıtı : (Padrao dos Descobrimentos). Nehir kıyısında, Portekiz’in dünyaca ünlü kaşiflerinin anısına yapılmış bir anıttır. Her iki tarafında 30 adet kabartma bulunur ve 1960 yılında açılmıştır. Belem Kulesine yürüme mesafesindedir. Yelkenleri açık bir gemi şeklinde ve 52 metre yüksekliğindedir. En önde nehre bakan kişi Portekiz’in coğrafi keşiflerinin yapılmasında önemli bir yeri olan, keşiflerin destekçisi Prens Henry anıtta en ön sırasında yer alır, arkasında Vasco da Gama (Hint Okyanusunu Kefşetti), Pedro Alvares Cabral (Brezilya’nın kaşifi), Bartolomeu Dias (Ümit Burnunu geçen denizci) gibi isimler bulunmaktadır.
Lizbon Jerenimo Manastırı: Keşifler anıtından yaklaşık 10 dakika yürüme mesafesinde, deniz tarafında değil yolun karşı tarafında bulunmakta. Jerenimo Manastırı, Belem bölgesindeki Lizbon’un en önemli gezi noktalarından biri. Mutlaka görülmeli. Unesco tarafından Dünya Mirası Listesine alınmıştır. İçinde Vasco de Gama’nın mezarı bulunur. Yapımı 100 yıl sürmüş, 1601’de açılmıştır. Ağırlıklı olarak Gotik ve Rönesans mimari özellikler taşır. Lizbon’daki en güzel yapıdır desek abartmış olmayız. Giriş ücreti 6 Euro olup, Pazartesi günleri ziyarete kapalıdır.
Arkeoloji Müzesi Manastırın yanında bulunur. Roma döneminden mozaikler, takı ve süs eşyaları, Arap döneminden eserler ve Portekiz’deki kazılarda elde edilen buluntular yer almaktadır.
Maritime Museum (Denizcilik Müzesi) Ziyaret etmedik ama müze manastıra çok yakın bir yerdedir.
Palacio de Belem (Devlet Başkanı Sarayı) Rua de Belem üzerinde ayrıca Devlet Başkanı Sarayı bulunur. 1910 yılından bu yana, Portekiz Başkanının resmi konutu olarak kullanılmaktadır. Sarayın önündeki anıt Portekiz’in Hindistan valisi Afonso de Albuquerque’ye aittir. Sarayın belli bölümleri Cumartesi günleri ziyarete açılır.
Museu Nacional dos Coches ( At arabaları müzesi ) Belem Sarayını geçince ulaşılır. Bu müze, Lizbon’da en çok ziyaret edilen müzeymiş. Kral D. Carlos’un eşi Kraliçe D. Amelia onuruna 1905 yılında müzeye çevrilmiş ve binicilik okuluymuş. Ziyaret ederseniz gösterişli kraliyet arabalarını çok beğeneceğinize eminiz.
Pasteis Belem – Belem turtası Lizbon Yeme/içme başlıklı yazımızda detaylı olarak bahsedeceğimiz Belem Turtasını yemek için Belem’deyken, Pasteis Belem’e gelmeyi ihmal etmeyiniz. Şehirde bir çok yerde yapılmakla birlikte bir çoğunun Belem’de yiyeceğiniz gibi olmayacağına eminiz. Zevkler farklıdır elbet ama biz çok sevdik kendisini, keşke olsa da yesek tekrar. İstanbul’da yapan birkaç yerde tadımladık ama inanın yakınından bile geçmiyor hiçbiri.
Torrede de BelemLizbon Keşifler AnıtıLizbon Jeronimo ManastırıJeronimo Manastırı-İç AvluJerenimo Manastırı-Vasco do Gama’nın mezarıJerenimo Manastırı – Mozaik süslemeler
3.Gün: Alfama Bölgesi -28 numaralı tramvay- Alfama, Baxia bölgesinin komşusu. Tarihi 12. yy’la dayanan mahalle, seramik kaplı evleri, dışarı asılı çamaşırları ile Lizbon’un en eski mahallelerinden biri. Lizbon’daki 1755 depremini çok az hasarla atlatan ender yerlerden. Adını Arapça hamam demek olan Al Hamam’dan almakta. Sokaklarında, geleneksel el sanatı ürünleri satan dükkanlar ve kafeler sıralı. Burası aynı zamanda Fado’nun doğum yeri ve Fado gecesi yapmak isterseniz bolca Fado evi var. Bu bölgede yaşayan kadınların eş ve sevgililerini denize gönderdikleri zaman okudukları ağıt ile ortaya çıkmış müzik türü olan fadonun temelini hüzün ve özlem oluşturmakta. Biz fado gecesi yaptık mı açıkçası hayır. Hem fazla turistik bir aktivite hem de Fado evlerinden dışarı taşan müzik bize yeterli geldi açıkçası. Alfama bölgedeki evler çok güzel azulejo adı verilen seramik süslemelerle kaplı. Gelelim bu günümüzü nasıl programladığımıza. 28 numaralı tramvaya sabah erken saatte Martim Moniz meydanından bindik. Lizbon’un daracık, inişli çıkışlı sokaklarından etrafımızı seyrederek keyifli bir yolculukla Lizbon kalesine ulaştık. Tramvaydan Miradouro Santa Luzia durağında indik.
Sao Jorge Kalesi (Lizbon Kalesi): Kale muhteşem bir manzaraya sahip. Tejo nehri ve Lizbon tüm güzelliği ayaklarınızın altında. Şehrin savunması amacıyla yapılmış, 1255 yılından sonra da kraliyet sarayı olarak kullanılmış. İçinde gezecek çok bir şey yok ama kale ve 11 burç görülmeye değer. 1531 yılındaki depremde ciddi şekilde hasara uğramış ve önemini kaybetmeye başlamış, 1755 yılındaki depremle de kullanılamaz hale gelmiş. 1940’lar da yenileme çalışması yapılmış. Kale içinde küçük arkeolojik bir müze var. Buradan çıkarılan arkeolojik buluntular sergilenmekte. Kaleyi gezdikten sonra aşağı doğru inmeye başladık. Burada manzara büyüleyici, kaleden çıktıktan sonra önünüze gelecek Miradouro Santa Luzia adlı kafede soluklanıp kahve eşliğinde manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Miradouro seyir terası demektir ve Lizbon’da sıklıkla karşılacaksınız.
Lizbon Katedrali: Yoldan inerken önünüze Lizbon Katedrali yani Santa Maria Major de Lisboa ya da kısaca Se de Lisboa, gelecek. Bir benzeri Porto’da bulunan yapı 12.yy tarihlenir. Dışında iki çan kulesi ve gül pencere görülmeye değer. Kaleye çıkmayacaksanız 28 numaralı tramvaydan önünde inebilirsiniz. Daha önce bulunduğu yerde bir cami varmış ve şehir Araplardan alındığında bu caminin yerine inşa edilmiş. Biz içine girmedik ama girmek isterseniz giriş 5 Euro.
Lizbon Fado Müzesi: Bizim gezemediğimiz Fado müzesi de bu bölgede. Girişi 5 euro. Müze 1998 yılında açılmış. İçinde çeşitli enstrümanlar, fotoğraflar, giysiler ve Fado’yla ilgili çeşitli şeyler bulunmakta.
Casa dos Bicos: Se Katedralini gördükten sonra buraya yürüyerek birkaç dakika uzaklıkta bulunan Rua dos Bacalhoeiros caddesindeki Casa dos Bicos‘u görmeye gittik. Girmek isterseniz ücreti 3 euro ancak girmeseniz de 1125 adet elmas şeklinde taşla kaplı olan binayı dışından da olsa görün deriz. 16.yy. yapılmış olan bina balık deposu olmak üzere tarihinde çeşitli amaçlarla kullanılmış, günümüzde ise ülkemizde Körlük adlı kitabı oldukça tanınan Portekizli yazar Jose Saramago Vakfına aittir. Mimarisinin Venedik saraylarını örnek alınarak yapıldığı düşünülmektedir. Biz girmedik, dışından görmekle yetindik.
Santa Engrácia Kilisesi-Pantheon: Alfama bölgesindeki bu kilise bölgenin görülmeye değer yapılarından biri gerçekten. Lizbon’daki en eski kiliselerden olup yapımına 17.yy. da başlanmış, 20 yy. da Pantheon’a çevrilmiştir. Barok mimari özelliklere sahiptir. Portekiz ileri gelenlerinin mezarı bulunur. İç mekan Roma’daki Aziz Petrus Bazilikasına benzer yapılmıştır. Ayrıca panaromik, harika bir manzaraya sahiptir. Vaktiniz varsa kesinlikle görmenizi tavsiye ederiz. Adresi: Campo de Santa Clara
Feira da Ladra: Geçmişi 13 yy.’a dayanan bit pazarı da bu semtte kurulmakta. Salı ve C.tesi günleri kuruluyor. Denk düşemedik ama meraklılarına duyurulur.
St. Anthony Kilisesi: Yerel halk tarafından en sevilen kiliselerden. İç, görülmeye değer. Kilise, evlilik ve ailenin koruyucusu olduğuna inanılan St. Anthony’nin doğduğu yere yapılmış. Her yıl Haziran ayında toplu düğün ve kutlamalar yapılmaktaymış.
Museu dos Azulejos : Burası aslında Alfama bölgesine yaklaşık 2.7 km uzaklıkta, merkezin biraz dışında. Gelmek isterseniz bir şeye binmekte fayda var. Sadece Lizbon’un değil dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen çiniler de sergilenmekte. Türkiye tarafından, Bülent Erkmen ve Zaha Hadid tarafından yapılmış 2 adet çini pano hediye edilmiş ve bunlar kalıcı koleksiyon arasında. P.tesi günleri kapalı. Av. Infante Dom Henrique üzerinde yer alır. Lizbon’da gerçekten de görülmeyi hak eden yerlerden biri. Konuyla pek alakam yok diyenleri dahi etkilemeyi başarıyor. Aralarında 600 yıllık çiniler dahi var. Listenizde bulundurmaya çalışın.
Alfama gezimizi sonlandırdıktan sonra Cais Do Sodre bölgesindeki gittik. Bu bölgede akşam yemek yemeyi planladığımız Time Out Market bulunmakta. Yeme içme bölümünde bahsedeceğimiz Cais do Sodre’deki Time Out Market ve sonrasında bir şeyler içmek için gittiğimiz meşhur Pink Street Lizbon’da görülmesi gereken yerlerden.
Miradouro Santa Luzia-Çok güzel seyir terasına sahip olan kafede dilerseniz bir şeyler yiyip- içebilir, manzaranın keyfine varabilirsiniz.
Santa Maria Major de Lisboa–İki yanında çan kuleleri ve gül penceresi ile görülmeye değerPortekizli yazar Jose Saramago Vakfına ait Casa dos Bicos– Cephesi 1125 adet elmas şeklinde taşla kaplı Santa Engrácia KilisesiNational Azulejo Museum
Geceleri oldukça hareketlenen Lizbon Pink Street
4. Gün: Sintra – Lizbon’daki 4.günümüzü bu güzel ve masalsı yere ayırdık. Sintra ile ilgili tüm detayları Sintra başlığı altındaki yazımızda anlattık. Kısaca bahsetmek gerekirse Sintra Lizbon’un en önemli cazibe merkezlerinden biri diyebiliriz. Sintra’da üç önemli ziyaret noktası var, Pena Sarayı, Qinta da Regaleira ve Castelo dos Mouros (Moorish Castle). Rossio’daki tren istasyonundan trenle gidilmekte.
5.Gün: Güzel Lizbon’a veda ediyoruz..
Lizbon yeme içme ve Sintra gezilecek yerler başlıklı yazılarımızın linkleri aşağıda bulunmaktadır.
Belgrad, geçmişte Yugoslavya’nın bugün Sırbistan’ın başkenti, Osmanlı Döneminin Dar’ül Cihad’ı. Avrupa’nın en eskilerinden ama yorgun değil capcanlı. Türkiye’ye yakınlığı ve vizesiz gidilebilmesi avantaj sağlayan Beyaz Şehir olarak da bilinen Belgrad, hareketli caddeleri, gezilecek tarihi yerleri, mutfağı ve gece hayatı ile görülmeyi hak eden bir Balkan şehri. Çok büyük bir şehir değil, gezilecek noktalar birbirine yakın bu özelliği ile de gezmesi oldukça kolay. Kısa sürede beğenimizi kazanan bir şehir.
Ulaşım– İstanbul’dan uçakla 1 saat 40 dakikada ulaşılan Nikola Tesla Havalimanı, şehir merkezine 18 km mesafede. Özel araç ya da taksiyle yaklaşık 20 dakikada şehir merkezine varılabilmekte. Bunun dışında Belgrad’a ulaşmak için A1 Havalimanı minibüsleri ve 72 nolu otobüsü kullanabilirsiniz. Havalimanından çıkınca sol tarafa ilerlerseniz A1 havalimanı minibüslerinin bulunduğu durağını göreceksiniz. Her yarım saatte bir kalkmakta. A1 nolu minibüsler Slavija Meydanına gitmekte. Ödemeyi içerde yapıyorsunuz ve ücreti 300 RSD. Bunun dışında 72 numaralı halk otobüsüyle, 40-45 dakikalık bir sürede şehir merkezindeki Zeleni Venac’a ulaşabilirsiniz. Şehre gelişte taksi kullanmayı tercih ettik ama dönüşte 72 numaralı otobüsü kullandık. Otobüsle ilgili biraz stresli geçen deneyimimizi:))) yazımızın bitiminde paylaştık. Ayrıca birçok otel, ücreti karşılığında havalimanından müşterilerini alma-bırakma hizmeti sunmakta. Otobüs durağı havaalanı çıkışının yaklaşık 150 metre ilerisinde. Kişi başı 150 RSD ücreti var ve otobüste ödeme yapıyorsunuz. Taksi tutacaksanız havaalanındaki ofisten gideceğiniz yerin adresini vererek alacağınız fişle taksiye gitmeniz faydalı olur. Bu şekilde ne ödeyeceğinizi bilerek gideceğiniz yere ulaşmış olursunuz. Havaalanındaki exchange ofis ya da makinalardan Sırp dinarı alabilirsiniz. Ayrıca şehirde oldukça fazla sayıda exchange ofis var ve hepsinin kuru neredeyse aynı. Ülkede bir çok yerde kredi kartı geçerli ama yine de alışverişinizi kartla yapacaksanız önceden sormakta fayda var.
Busplus card: Şehir içi ulaşımında kullanılan bu kart bizdeki ulaşım kartları gibi. Tramvay, otobüs ve troleybüslere binilebiliyor. Kartınızı araçların içindeki okuyucuya okutmanız yeterli.
Belgrad kaç günde gezilir ?
Belgrad zamanınız kısıtlı ise önemli cazibe noktalarını 2 günde gezilebileceğiniz büyüklükte. Ama şehri anlamak, rahat rahat gezmek, müzelere girmek ve de Zemun bölgesine ya da Novi Grad’a (yeni şehir) geçmek isterseniz 4 gün ayırabileceğiniz bir yer. Biz planımızı 4 gece olarak yaptık hatta 5. gün dönüşte 20.00 uçağıyla döneceğimiz için fazladan tüm gün bize kaldı ve yapılacaklar listemizde eksik pek bir şey bırakmadık. Koşuşturmadan, keyifli keyifli dolaşma, birçok lezzeti deneme imkanımız oldu. Bir daha gelir miyiz bilinmez ama Belgrad’la olan işimizi bitirmiş olduk. Osmanlının uzun yıllar hakim olduğu şehirde o dönemden kalan maalesef çok fazla bir şey yok. Diğer Avrupa şehirlerindeki gibi gezilecek saraylar da yok. Yapılacaklar daha kısıtlı ama güzel ve gezilesi bir şehir. Gece hayatı da oldukça hareketli, sevenlere tavsiye edilir. Zamanı kısıtlı olanlar, eski Belgrad’daki tarihi ve turistik yerlerin hepsine uğrayacak şekilde ring yapmakta olan 2 numaralı tramvay ile şehri dolaşabilirler. Belgrad pahalı bir şehir mi diye soracak olursanız çok ucuz ülkeler kategorisinde olmamakla beraber Türkiye’den uygun olduğunu söyleyebiliriz.
Belgrad’da Nerede kalmalı
Konaklama için Knez Mihailova, Cumhuriyet Meydanı çevresi, Dorcol ve Skadarlija bölgesi en uygun yerler. Biz Cumhuriyet Meydanına çok yakın bir yerde bulunan Opera Garni Otelinde konakladık. Gerçekten çok merkezi konumda. İki adımda Skadarlija, Knez Mihailova ve Cumhuriyet Meydanına ulaşılabiliyor. Çevresi çok hareketli ve her yere ulaşmak çok kolay. Ayrıca odaları büyük, kahvaltısı da yeterli düzeyde. Personeli oldukça güler yüzlü ve yardımcı. Adresi: Brace Jugovica 16, Belgrade, 11000
Belgrad birçok tarihi şehirde göreceğiniz gibi eski ve yeni şehir olarak ikiye ayrılmış durumda. Stari Grad-eski şehir; gezilecek yerlerin tamamı bu bölgede-Novi Grad ise yeni şehir, alışveriş-iş merkezleri ve yeni yerleşim bölgesi.
Belgrad gezilecek yerler
KalemegdanParkı ve Belgrad Kalesi(Belgrad Kalemeydan)
Dorcol Bölgesi, Bayraklı Camii ve Belgrad Katedrali
Knez Mihailova Caddesi
Cumhuriyet Meydanıve Sırbistan Ulusal Müzesi
Taş Meydan (Tasmajdan) ve Aziz Mark Kilisesi
Aziz Sava Katedrali
Nikola Tesla Müzesi
Skadarlija
Zemun Bölgesi ve Gardos Kulesi
Yeni Belgrad (Nova Grad)– Buraya gitmeyi çok gerekli görmediğimiz için kendi listemizden çıkardık.
Ada Ciganlijaveya Çingene Ada: Sava nehri kıyısındaki ada, sonradan yapay olarak kıyıya bağlanmış ve bir yarımada oluşmuş. Yazın Belgrad’ın sahili ve plajı. Mevsimden dolayı plajları kapalı. Kışın gitmeyi gerekli görmediğimiz için gitmedik.
1.Gün:Şehre varış ve Cumhuriyet Meydanı gezisi : Öğleden sonra saat 14.00’de kalkması gereken uçağımızın biraz gecikmeli kalkması, şehre ulaşım, otele yerleşme vs derken biraz ağırdan aldığımız ve aslında çok da bir şey yapmadığımız ilk günümüzde Cumhuriyet Meydanı’nı turlayıp fotoğrafladık. Şehirde geçirecek dolu dolu 4 günümüz olduğu için bugünü daha sakin geçirmek istedik. Akşam yemeği öncesi yine otele çok yakın konumda bulunan Skadarlija’yı dolaştık. Bu cadde ve çevresini tatilimizin son gününde de gezdiğimiz için daha sonra kendisinden detaylıca bahsedeceğiz.
Cumhuriye Meydanı –Republic Square: Sırbistan’ın kurtuluşunu sağlayan Prens Mihailova’nın, 1882 tarihinde yapılmış olan heykeliyle süslenmiş olan bu meydan, kutlamaların, eğlence ve gösterilerin düzenlendiği hareketli bir yer. Çok büyük değil. Etrafında kafeler bulunmakta. Prens Mihailova Heykelinin üstünde Sırbistan’ın Osmanlılardan aldığı şehirlerin listesi bulunmaktadır. Heykelde Prens at üzerindedir ve bir parmağıni ileri doğru uzatmis haldedir. Burada Osmanlılara Sırbistan’dan İstanbul’a gitmelerini işaret ettiği söylenmektedir. Sırbistan Ulusal Müzesi binası da, Cumhuriyet Meydanında bulunmakta. Heykelin tam arkasındaki binadır. Cumhuriyet Meydanın hemen yan tarafından Knez Mihailova Caddesi başlar. Bu caddeyi gelişimizin üçüncü günümüzde gezmişiz gibi anlatmamıza rağmen ilk geldiğimiz gün de gezdik. Cumhuriyet meydani her yerin merkezinde diyebiliriz. İlla bir yerden bir yere giderken meydanın bir taraflarından geçmek durumundasınız. Meydanda ayrıca Belgrad Ulusal Tiyatrosu da bulunmaktadır. 19.yy inşa edilmiş bir yapıdır. Çeşitli konser ve etkinlikler düzenlenmekte. Cumhuriyet Meydanı her şeyin merkezinde, bir yerden diğerine geçerken mutlaka yanından kıyısından geçiyorsunuz. Belgrad’a geldiğinizde en sık göreceğiniz yer diyebiliriz.
Belgrad Cumhuriyet Meydanı
2.Gün: Belgrad Kalemegdanve Belgrad Kalesi: Otelimiz Cumhuriyet Meydanına dolayısıyla da Knez Mihailova caddesine çok yakın olduğu için Knez Mihailova’dan yürüyerek Kalemeydan’a ulaştık. Adı “Kale Meydan”dan gelme. Caddenin bitiminde karşıya geçtiğiniz yerden Kalemeydan’a giriş yapıyorsunuz. Kalemegdan Parkında restoranlar ve hayvanat bahçesi dışında; müze, heykeller, yürüyüş alanları ve kafeler bulunmakta. Kale ve etrafındaki park alanı hiçbir yerde duraklamadan seri bir şekilde gezmeye çalışsanız dahi en az 4-5 saat ayırmanız gerekmekte. Şayet içindeki hayvanat bahçesine girecek, Kalemegdan’ın en güzel manzaralı restoranı olan Kalemegdan Restoran’da bir şeyler atıştıracak, kafelerinde soluklanacak ve müzeleri ziyaret edecek olursanız, burayı gezmeniz rahatlıkla bir tam gününüzü alır. Özellikle çocuklu aileler için hayvanat bahçesi ve yanındaki park çok eğlenceli olacaktır. Gezmesi gerçekten çok keyifli bir yer. Belgrad’ın en turistik ve simgesel yeri. Kalemegdan içindeki Belgrad Kalesinin ilk inşası MÖ 85 yılı Roma dönemi. 1571 yılında Kanuni tarafından ele geçirilmiş ve Osmanlı Sancağı olmuş. İstanbul’daki Belgrad Ormanı adını, Kanuni Sultan Süleyman’ın Sırbistan seferi dönüşü beraberinde getirdiği Ortodoks Belgradlıların yerleştirildiği Belgrad köyünden almakta. Sava ve Tuna nehirlerinin birleştiği noktada yer alması, çevreye hakim konumu nedeniyle stratejik açıdan avantajlı olmuş, tarih öncesi çağlardan beri yerleşim için kullanılmıştır. Kalemegdan’ın birçok yerinde nerede bulunduğunuz ve çevrenizdeki anıtsal yapıların neler olduğunu gösteren haritalar bulunmakta. Kalemeydan ve Belgrad Kalesi oldukça geniş bir alanı kapladığı için ziyaretiniz esnasında gezeceğiniz yerleri planlarken ya da nerede olduklarını bulmaya çalışırken bu haritalar faydalı oluyor. Kalemegdan ve içindeki Belgrad Kalesi’nde göreceğiniz yerlere gelince;
Anahtar teslim anıtı– Kalemeydan’a girer girmez sağ tarafta çok yakın bir konumda bulunmaktadır. Mermer anıtta 1876 yılında Sultan Abdül Aziz’in fermanı okunarak, Prens Mihailo’ya şehrin anahtarlarını teslim edilmesi sahnelenmekte. Sadece Belgrad şehri değil Sabac, Smederevo, Kladovska gibi 7 şehrin anahtarlarını burada teslim ediyor.
Damat Ali Paşa Türbesi: “Mora Fatihi” olarak bilinen Damat Ali Paşa’nın türbesi Stambol Kapısı ve Saat Kule’yi geçince meydanın orta kısmında bulunmakta. Osmanlı Devletinin en önemli devlet adamlarından biri olan Damat Ali Paşa, 5 Ağustos 1716’da Avusturya Ordusu’na karşı yapılan Petrovaradin Savaşında şehit düşmüş ve burada defnedilmiştir.
Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa Çeşmesi: Aslen Sırp kökenli bir devşirme olan Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın 1578’de yaptırdığı çesme yine Saat Kapısına yakın bir konumda bulunmaktadır.
Belgrad KalemeydanPaşa Konağı: Belgrad’ı yöneten paşaların konaklamış olduğu paşa konağı.
Belgrad KalemegdanFransaya şükran anıtı: (Monument of Gratitude to France) 1.Dünya Savaşında Sırplara yardım eden Fransa’ya ithafen 1930 yılında yapılmış, elinde kılıç tutan kadın figürü Fransa’yı simgelemekte.
Askeri Müze: Park alanı içinde Askeri Müze bulunmakta. Biz müzeye girmedik ama Kalenin İstanbul Kapısı önünde de savaştan kalma top, silah vb savaş teçhizatları açık alanda sergilenmekte. Bu arada yeri gelmişken Belgrad’ta birçok müze Pazartesi günleri ziyarete kapalı
Kalemeydan Viktor Heykeli (Pobednik Zafer Anıtı) : 1928 yılında Sırbistan’ın Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ve Avusturya-Macaristan imparatorluklarına karşı kazandığı zaferi anmak için inşa edilmiş bir anıttır. O zamanlar şehrin en işlek meydanlarından Terazije Meydanı’na konulmuş. Ama heykel çıplak olduğu için Belgradlılar bu heykeli müstehcen bulmuş ve orada istememişler. Gözlerden uzak olması amacıyla buraya getirilmiş. Günümüzde ise burası şehrin en işlek turistik yeri haline geldiği için herkes tarafından görülmekte. Anıtta, savaş ve barışı sembolize eden bir elinde kılıç, diğer elinde de güvercin tutuyor. Ayrıca anıtın yeri çok güzel, bulunduğu yerden Sava ve Tuna nehirlerinin birleştiği noktayı seyretmenin keyfine doyulmuyor.
Kalemeydan Viktor Heykeli
Kale Kapıları : Kalede bulunan kapılar; Istambol Kapısı 1750 yılı, Zindan Kapı 15. yy Macaristan Dönemi, Leopold Kapısı, Karadjordje Kapısı (Kara George), Kral Kapısı, Kral VI. Karl Kapıları olarak sayılabilir. Ana Kalemeydan Parkı ile Yukarı Kasaba’yı (İstanbul kapısının iç bölgesi) bağlayan kapıya Türklere karşı ilk ayaklanmayı organize eden lider Karadjordje adı verilmiş. 1807 yılındaki Belgrad Kalesi kuşatması sırasında bu kapıdan geçerek isminin verilmesine sebep olmuş. Istambol Kapısı ya da Saat Kapı veSaat Kula (Sahat Tower): Saat Kapısı’nın orada bulunmakta. 18.yy’da inşa edilmiş. 27.5 metre yüksekliğinde. Günümüze kadar görünümünü korumuş ender yapılardan biri. Yukarı kasabanın girişinde bulunan İstanbul (Stambol) Kapısı İstanbul’a uzanan yoldan sonra bu adı almış. Türkler Sırbistan teslim ettiğinde şehrin anahtarları Prens Mihailo’ya bu kapı önünde teslim edilmiş.
Istambol Kapısı ve Sahat Kula
Karadjordje Kapısı: Türklere karşı ilk ayaklanmayı organize eden lider Karadjordje adı verilmiş. 1807 yılındaki Belgrad Kalesi kuşatması sırasında bu kapıdan geçerek isminin verilmesine sebep olmuş. Türkler için sürekli sıkıntı olmuş. Daha sonra bu kapıdan geçmesi gibi hatıraları silmek amacıyla Ana Kalemeydan’a uzanan köprüyü yıkmışlar ve kendisini de mahkum etmişler. II. Dünya savaşının ardından kapı restore edilmiş ve tekrar kullanıma açılmış.
Despot Kapısı ve Dizdar Kulesi- (Zindan Kapısı): 15 yy’da Macarlar tarafından inşa edilmiş. Yapıldığı dönemde kalenin ana kapısı olarak kullanılmış. Türkler’in Belgrad’ı fethetmesinden sonra zindan olarak kullanıldığı ve “Zindan Kapısı” adlandırıldığı düşünülmekte. İki yuvarlak kule arasında bulunan kapı içte Despot’un Kapısına dışta Leopol’un Kapısına birer köprüyle bağlanır. 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu tarafından zindan olarak kullanılan kulelerin zemininden dolayı Zindan Kapısı olarak adlandırılmıştır.
Leopold Kapısı: En dıştaki kuzeydoğu kapısıdır ve Zindan Kapısı’na bir köprüyle bağlanır. I. Leopold‘un adıyla adlandırılmıştır.
Kral Kapısı: İç kent surlarında Pobednik Zafer Anıtının alt tarafında bulunmaktadır.
Kral VI Karl Kapısı: VI. Karl tarafından bir zafer takı olarak inşa edilmiştir ve Belgrad’daki az sayıdaki barok yapı örneklerinden biridir.
Roma Kuyusu: Ziyarete saat 11.00’de açılıyor. 60 metre derinlik ve 3.5 metre genişliğe sahip. Ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı tam olarak bilinmemekte. İçinde spiral merdivenlerle aşağı iniliyor ama inişler kapalı durumda. Osmanlı zamanında zindan olarak da kullanılmış. Hainlik yaptığı tespit edilen kişiler bu kuyuya hapsedilmiş. Girişi ücretsiz.
Roma Kuyusu
Balıkçı çeşmesi: Sırp heykeltraş Simeon Roksandic tarafından 1906 yılında Roma’da yapılmış ve sergilenmesi amacıyla Londra’ya gönderilmiş. Daha sonra heykel kaybolmuş. Bunun üzerine sanatçı heykelin aynısını tekrar yapmış. Parkta bulunan 2.kopya, ilk yapılan daha sonra bulunarak Zagrep’e getirilmiş ve Zagrep’te bir meydanda sergilenmekte. Bronzdan yapılmış heykel, balıkçı ile yılanın mücadelesi sahnelenmiş.
Balıkçı çeşmesi
Japon Çeşmesi: Japonlar’a ithaf edilen çeşme
Ruzica Kilisesi: Kalemegdan’ın hemen yanında yer alıyor. 16. yy Osmanlı döneminde hasar görüyor ve barut deposu olarak kullanılıyor. 19.yy’da restore ediliyor. Adı Küçük Gül anlamına gelmektedir. Kesinlikle ziyaret edilmeli. Kilisenin tarihi 15. yüzyılın ilk yıllarına kadar uzanıyor. Günümüzdeki bina 19.yy’da yapılmış ve I. Dünya Savaşı sonrasında restore edilerek bugünkü halini almış. İçi çok etkileyici olmamakla birlikte güzel bir yapı.
Ruzica Kilisesi
Ruzica Kilisesi iç mekan. Büyük bir kilise değil ancak görülmeye değer. Gezimizden bir hafta önceki tarih Paskalya’ya denk geldiği için hemen hemen bütün kiliselerde yumurta vardı.
Aziz Petka Şapeli: Ruzica Kilisesinin hemen altında. İnanışa göre Aziz Petka Kilisesinin olduğu yerde iyileştirici gücü olduğuna inanılan su çıkmaktaymış.
Aziz Petka Şapeli
Nebojsa Kulesi: Ruzica Kilisesini gezdikten sonra merdivenlerle aşağıda indiğiniz yerde biraz ilerlediğinizde önünüze sahil yolu çıkacak. Karşıya geçince Nebojsa Kulesine ulaşıyorsunuz. Tuna nehrini gözetleme kulesi. Nehir kenarında, girişi ücretsiz. Merdivenlerle üst katlara çıkılıyor, her katta tarihi anlatan yazı ve görseller bulunmakta. 1460 yılında inşa edilmiş sonradan cezaevine çevriliyor. İçeride Balkan ülkelerinde milliyetçi hareketlerin başlamasına öncülük eden Yunan düşünür ve yazar Rigas Velestinlis hakkında sergi de bulunmakta.
Nebojsa Kulesi
Hamam– Ruzica kilisesinden aşağı indiğinizde solunuzda kalan beyaz yapı Hamam ancak ziyarete kapalı durumda.
Cvijeta Zuzoric Köşkü: Kalemeydan parkı içinde bulunan ve Sırbistan’ın ilk sergi salonu olan yapı. 1928 yılında açılmış ve ünlü şair Cvijeta Zuzoric’in adı verilmiş. Ülkenin en büyük sergi salonu olarak hizmet vermekte ayrıca Sırbistan Güzel Sanatlar Derneği’ne (ULUS) de ev sahipliği yapmakta.
Cvijeta Zuzoric Kosku
Doğa Tarihi müzesi: 1840 yılında yapılmış ve 1992 yılında restorasyon geçirmiş. Yapıldığı yıllarda içinde kale kapısı muhafızları kalmış.
Ayrıca savaş öncesi-sonrası dansçıları gibi heykel ve anıtlar Kalemegdan’da görülecek yerler arasında bulunmaktadır. Aşağıdaki linkten Kalemegdan’la ilgili bilgi ve tanıtım videolarına ulaşabilirsiniz.
2. Gün öğleden sonra: Dorcol Bölgesi – Belgrad’ta Kalemegdan’dan Tuna nehrine doğru olan mahalle. Kalemeydan’daki Belgrad Kalesi ve parkı gezdikten sonra tekrar Knez Mihailova tarafına doğru dönerek Dorcol Bölgesini gezdik. Bu bölgede Bayraklı Cami, St. Michael’s Katedrali, restoranlar ve cafeler bulunmaktadır.
Bayraklı Cami :Belgrad şehrinde ibadete açık tek cami olan Bayraklı Cami Dorcol’de Gospodar Jevremova Caddesi üzerinde yer almaktadır. Geçmişte 273 tane cami bulunmaktaymış. Tam olarak yapım tarihi bilinmemekle birlikte Osmanlı döneminde 1575 yılında yapıldığı bilgisi bulunmakta. Belgrad’ın Avusturya işgalinden sonra Katolik Kilisesi olarak kullanılmış işgalden kurtarıldıktan sonra tekrar camiye çevrilmiştir. Namaz saatlerinde bayrak çekilmesinden dolayı bu adı almıştır. Kare planlı caminin kubbe kısmı altıgen planlı olup minaresi bulunmaktadır. Sade ama güzel bir mimariye sahiptir. Kosova’daki ayaklanmalar sırasında Sırp kiliselerinin yakılmasına tepki olarak 18 Mart 2004’te ateşe verilen cami, ağır hasar görmüş, restore edilerek günümüzdeki halini almıştır.
Bayraklı Cami
St Michael’s Katedrali: Oldukça gösterişli kulesi olan bu Ortodoks katedrali, dış görünümü ile çok güzel ve dikkat çekici. Knez Mihailova caddesinin bitiminde. Kalemeydan’dan rahatlıkla görünüyor . Katedralinin içi de en az dışı kadar etkileyici ve görülmeye değer.
St Michael’s Katedrali
St Michael’s Katedraliiç mekan
3.Gün:
Knez Mihailova Caddesi Sırbistan Prensi 3. Mihailova’nın adını alır. Bir ucunda Kalemegdan ve Dorcol bölgesi diğer ucu Terazije Caddesine açılır. Trafiğe kapalı bir cadde. Terazije Caddesine açılan tarafının yanında Republice Meydanı bulunur. Yaklaşık 1 km uzunluğunda alışveriş merkezleri, sinema, restoran ve cafelerin bulunduğu hareketli bir cadde. Alışveriş deyince Belgrad’ta gördüğümüz kadar çok spor ayakkabı satan mağaza sanırım hiçbir yerde görmedik. Turistlerin en çok takıldığı cadde diyebiliriz. Her an kalabalık. Doğu Avrupa’nın en güzel caddelerinden biri olarak seçilmiş ve devlet koruması altında. Caddenin tarihi Roma dönemine kadar uzanmakta, Osmanlı döneminde de önemli bir yer tutmuş ancak bu döneme ait özellikler zamanla kaybolmuş. Cadde üzerinde görebileceğiniz yapıların bir kısmını aşağıda özetlemeye çalıştım. Bu yapıların hemen hepsi zamanında nüfuzlu ailelere ait yapılarmış. Şimdilerde ise sanatevi ya da ticari amaçla kullanılmakta. Burayı gezerken gözlerinizi binaların üstlerine doğru kaldırıp süslemeleri kaçırmamanızı tavsiye ederiz.
Srpska Kruna Sırbistan Ulusal Kütüphanesi (1869 tarihli). Caddenin Belgrad Kalesine doğru ilerlerken göreceksiniz.
SANU, Sırbistan Bilim ve Sanat Akademisi- Sergiler ve konserler düzenlenmekte. Zemin katı sergi alanı. Burası Marko Stojanovic’in eviymiş. No.33
Balkan Evleri -Balkan mimarisi özelliklerini taşıyan bitişik nizam 3 bina. Yapım yılı 1870’ler.
Hristina KumanudiEvi– Yapım yılı yine 1870. Bir süre banka olarak kullanılmış, günümüzde Belçika Konsolosluğu olarak faaliyet gösteriyor.
Nikola Spasiç’in Evi-Belgrad’lı tüccar Nikola Spasiç’in evi olarak mimar Konstantin Jovanoviç tarafından Rönesans tarzında 1889 yılında inşa edilmiştir. No.33
Kristina Mehana’nın evi– Belediye binası yapılıncaya kadar meclis burada toplanmış.
Rejiceva Shopping Center bu caddede yer alır.
Balkan Evleri – Bitişik nizam 3 adet bloktan oluşmakta
Rajiceva Shopping Center
Topcilin Venac caddesi – Bu cadde Knez Mihaailova caddesinin bir paralelinde bulunan, daha sakin ve bir şeyler içmek ve soluklanmak için güzel bir cadde.
Terazije Caddesi – Terazije Meydanı- Moskva Oteli – Sırbistan Meclis Binası ve Aziz Sava Kilisesi: Yine Cumhuriyet Meydanı’nı merkez olarak aldığınızda Meydanın yanından Knez Mihailova’nın tersi yönüne ilerlediğinizde adını Türkçe’den alan Teraziye Caddesi ve meydanına ulaşırsınız. Belgrad’ın en ünlü meydanlarından biridir. Belgrad Belediye Sarayı, Parlamento Binası, Cumhurbaşkanı Köşkü ve daha birçok önemli yere de yürüme mesafesindedir. Meydana adını ise şehrin su dağıtımı için 1840’larda Osmanlıların inşa ettiği su kulesi vermiş. Meydanda çiçek desenleriyle süslenmiş bir çeşme var ve bu çeşme buradaki en önemli yapılardan biri olan Moskva Oteli’nin yanında. Moskva Oteli 1906 yılında yapılmış. Maksim Gorki, Alfred Hitchcock gibi birçok tanınmış kişi burada kalmış. Oldukça güzel bir yapı, sanırım Belgrad’ta en çok fotoğraflanan yerlerden biri. İhtişamlı ve etkileyici bir dış görünüşe sahip. Terazije caddesinin bir ucu Aziz Sava Kilisesine ulaşır. Aziz Sava Kilisesi son derece gösterişli bir Ortodoks kilisesi. Gece ışıklandırılmış görünüşü de çok göz alıcı. Kilise, Sırp Ortodoks Kilisesi’nin kurucusu ve Orta Çağ Sırbistan’ında önemli bir kişilik olan Sava’ya ithaf edilmiş. On bin kişilik kapasitesi ile balkanlarda en büyük dünyada ise 2. sırada. Mimarisi Bizans mimari özellikleri taşıyor. Aziz Sava’nın kalıntılarının, Osmanlı paşalarından Sinan Paşa tarafından 1594 yılındaki Sırp ayaklanmasında yakıldığı iddia edilen bölgede inşa edilen kilise, şehrin simgelerinden biri. Aziz Sava’nın kalıntılarının yakılmasının 300. yılında, 1894’te başlanan kilise inşaatı, dünya savaşları ve değişen yönetimler nedeniyle neredeyse günümüze kadar sürmüş. İçindeki mozaik işlemeleri Rusya tarafından finanse edilmiş. Kubbesi zeminde inşa edilerek yukarı kaldırılmış . Gerçekten gerek mimarisi gerekse iç süslemeleri bakımından Belgrad gezisinin olmazsa olmazı diyebileceğimiz çok güzel bir kilise.
Sırbistan meclis binası: Terajize caddesine yakın bir yerdedir.
Moskva Oteli
Sırbistan Parlemento Binası-Güzel bir mimariye sahip, 4 sütunlu ve üçgen alınlıklı bir girişi var. Terazije’ye çok yakın konumda, cadde üzerinde.
Aziz Sava Katedrali
Aziz Sava Kilisesi, muhteşem iç mekan süslemeleri
Tasmajdan (Taşmeydan)- Taşmeydan Parkı ve St. Mark Kilisesi : Roma döneminden itibaren taş çıkarılan bölge. Buradaki taş ocağı Osmanlı döneminde de kullanılmış. Şehre yakınlığı nedeniyle Belgrad’ta bulunan binalar için kullanılan taş buradan çıkarılmış. Taş ocağı daha sonra uzunca bir süre depo, sığınak gibi amaçlarla kullanılmış. Taşmeydan bölgesi 1999’daki Nato bombardımanı nedeniyle çok hasar görmüş. Taşmeydan parkında bulunan Aziz Mark Kilisesi ülkenin en büyük Ortodoks kiliselerinden biridir. Sırbistan Ulusal Meclisine yakın konumdadır. Krstic kardeşler tarafından Bizans mimarisinin canlandırılması şeklinde tasarlanmış ve 1940’ta bitirilmiştir. Mimari açıdan çok etkileyici bir görünümü var. Kilisedeki ikonastasis mozaikle kaplıdır ve bu mozaik ise 130 m² büyüklüğüyle dünyada en büyüğüdür. Kilisede ayrıca üç tane sunak bulunmaktadır. Bizans mimarisi örneğinde yapılmış olup 1940 yılında tamamlanmıştır. Kilisede imparator Duşhan’ın türbesi bulunmaktadır.
Taşmeydan Parkı
St. Mark Kilisesi
Nicola Tesla Müzesi: Alternatif akımı bulan, Sırbistan’ın medarı iftiharı ve Sırp kahramanı olarak kabul edilen Nikola Tesla adına kurulmuş olan müzedir. İçeride her saat başı rehber eşliğinde turlu bir gezi yapılmakta. Girişte yaklaşık 15 dakikalık bir film gösterisi ile Tesla’nın ailesi, hayatı ve icatları hakkında Türkçe altyazılı:))) bilgi verilmektedir. Bu kısa film gösterisi Nicola Tesla ve yapmaya çalıştığı şeyler hakkında bilgi sahibi olmak açısında önemli. Daha sonra yine rehber eşliğinde Tesla’nın icatlarını içeren gösteri yapılmaktadır. Giriş ücreti 800 RSD olup, kredi kartı geçmemektedir. Müze gezisi yaklaşık 45 dakika civarı sürmektedir. Aziz Sava Kilisesine yakın bir konumdadır.
Nikola Tesla Müzesi
Nicola Tesla‘nın müzedeki balmumundan yapılmış mumyası. Kendisi 1.88 m uzunluğundaymış.
4. Gün: Zemun ve Gardos Kula– Belgrad’da bu günümüzü Zemun bölgesine ayırdık. Zemun’a nasıl mı gittik elbette yürüyerek. Knez Mihailova caddesindeki alışveriş merkezi Rejiceva Shopping Center önünde yaya olarak gezen ve turistlere yardımcı olan öğrenciler var, hala var mı bilmiyorum bir ara Sultanahmet civarında da üzerinde “Ask Me” yazılı tişörtler giyen öğrenciler de benzeri şekilde turistlere yardımcı olmaktaydı. Neyse Zemun ziyaretimizden iki gün önce alışveriş merkezinin önündeyken turist olduğumuzu anlayan genç bir kadın bize oldukça faydalı bilgiler aktardı ve Zemun’a 84 numaralı otobüsün gittiği bilgisini verdi. Gideceğimiz sabah yandexten baktık 7 km. ve biz bu yolu yürürüz dedik:))) Bir yeri gezmenin ve keşfetmenin en iyi yolu vaktiniz ve şartlarınız müsait ise yürümektir mottosuyla yola koyulduk. Güzergah zaten çok güzel. Zemun nehrin diğer tarafında o nedenle de köprüyü geçmek gerekiyor. Sava nehri üzerindeki Bronko köprüsünü yürüyerek geçerken eski Sava Köprüsü ve uzaktan da olsa Ada Köprüsünü görme fırsatımız oldu. Bu köprüler eski Belgrad bölgesini yeni Belgrad bölgesine bağlamaktadır. Bu arada köprülerden de kısaca bahsedeyim. Ada Köprüsü Ada Ciganlija’yı Novi Beograd’a bağlıyor. Dünyanın en büyük tek direkli asma köprüsüymüş. Köprünün gece görünümü gerçekten güzel. Eski Sava Köprüsü hem araç, hem yaya hem de tramway geçisine uygun. Köprüyü geçer geçmez yemyeşil bir parkın kenarından yürüyerek yolumuza devam ettik. Parkta spor yapan insanları ve çocuklarıyla dolaşanları gördükçe gıpta etmemek mümkün değil. Küçücük bir ülke, küçücük bir şehir ama bu konuda İstanbul’u döver. Bizde neden olmuyor-olamıyor, kıyaslama falan filan sonra saldık, acı çekmeyi bırakarak anın tadını çıkarmaya karar verdik. Zemun’a giderken yol üzerinde YUGOSLAVİJA otelin önünden geçtik. Otel Belgrad’ın Novi Beograd belediyesinde bulunuyor. Bu arada Bronco köprüsünden Sava nehrini geçerek karşıya ulaştığımız bölge artık Novi Belgrad yani yeni şehir bölgesi oluyor. Otel 1969’da açılmış. Kraliçe II. Elizabeth, Richar Nixon, Jimmy Carter, Tina Turner ve Neil Amstorng gibi birçok ünlü ve üst düzey yetkili konaklamış. NATO’nun Yugoslavya’yı bombalaması sırasında batı kısmı zarar görmüş.
Ada Köprüsü- Dünyadaki en büyük tek direkli asma köprü. Gece ışıklandırılmış görünümü çok güzel
Eski Sava Köprüsü-Araç, troleybüs, otobüs ve yaya geçişine uygunbir köprü
Zemun, Tuna nehri kıyısında. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi yemyeşil park ve bahçeleri, muhteşem manzarası ve çok sayıda cafe, bar ve restoranıyla ilgi görmeyi hak ediyor. Zemun bölgesinin sokak aralarında yürüyüş yapıp, yerel pazarlarına girerek Belgrad’ın bu bölgesini de keşfedebilirsiniz. Nehir boyunca güzel ve manzaralı yürüyüş yoluna da sahip bu bölgede çok sayıda balık restoranı bulunmakta. Hem gezme hem yeme içme uğrayabileceğiniz bir yer.
Yugoslavija Otel
Zemun Tuna Nehri kenarı
Zemun’da Halkbank şubesi:))
Belgrad Gardos Kulesi: Zemun bölgesinin en önemli tarihi yapılarından biri olan Gardos Kulesi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dönemlerinden kalma bir anıt. Milenyum Kulesi olarak da biliniyor. Tarih boyunca gözetleme kulesi olarak kullanılmış. Yüksekçe bir bölgede. Kuleye çıkmasanız dahi avlusundan Tuna nehri ve Belgrad manzarası çok çok güzel. Anıtlar Enstitüsünün koruması altında. 1914 Avusturya-Sırbistan savaşında hasar görmüş ve sonradan restore edilmiş. Orta Çağ kalesinin kalıntıları üzerine inşa edilmiş. Kule içerisinde Zemun bölgesi hakkında bilgiler sunan küçük bir sergi alanı bulunuyor. Türklere karşı savaşmış olan Sırp asıllı Janko Sibinjanin adına inşa edilmiş dört Millenium kuleden biridir. Kuleye çıkış kişi başı 2 Euro’dur. Dinlenmek ve birşeyler yemek-içmek isterseniz hemen yanındaki Restoran Gardos’u öneririz. Hem kahvelerini hem de kokteyllerini oldukça başarılı bulduk. Bahçesi hoş, manzaralı ve güzel. İç mekanı da ferah. Ayrıca hem yiyecek hem de fiyatları gayet makul.
Gardos Tower
Gardos Kulesinin avlusundan Tuna manzarası ve Crkva Svetog Oca Nikolaja Kilisesinin kulesi
Crkva Svetog Oca Nikolaja Kilisesi: Gardos kulesine yakın bir yerde. Oldukça etkileyici bir görünüme sahip Ortodoks kilisesi. Gerek çan kulesi, gerek iç mekan süslemeleri ve avlusundaki çeşme çok güzel. Aklıma gelmişken Belgrad halkı gözlediğim kadarıyla oldukça dindar. Tüm kilise ziyaretlerimizde halkın ibadethanelerine karşı son derece saygılı olduğunu fark ettim. İsa ve Meryem Ana resimlerini öpüp koklamadan, önünde 3-5 kez istavroz çıkarmadan dua etmiyorlar. Gezimiz esnasında Knez Mihailova caddesine yakın bir yerde Baklava satan bir Türk girişimci ile tanıştık ve gelip geçerken muhabbet etmeye başladık. Bu sohbetlerin birinde kendisine bu görüşümü ilettim ve resim-ikona öpüp koklama nedeniyle buralarda Covid çok ağır geçmiş olmalı diye görüş bildirdim ama şaşırtıcı bir biçimde Sırbistan’ın covidi çok az kayıp ve hastalıkla atlattığı bilgisini aldım. Gerçekten onlarca insanın ellediği nesneleri kucaklayıp öpmeleri bizi epey şaşırttı. Konumuza dönecek olursak buraya gelirseniz mutlaka bu kiliseyi ziyaret etmelisiniz.
Crkva Svetog Oca Nikolaja Kilisesi
Kilisenin avlusundaki çeşme, o kadar güzel ki fotoğraflamadan olmazdı
Zemunska Pijaca: Zemun merkezdeki semt pazarı. Gelmişken ziyaret edebilirsiniz. Büyük bir pazar değil.
5.gün –Skadarlija Caddesini turlama, Belgrad Müzesi gezisi, alışveriş ve eve dönüş
Belgrad Skadarlijaya da Skadarska Caddesi: Cumhuriyet Meydanının biraz aşağısından başlayan cadde yaklaşık 400 metre uzunluğunda ve ünlü restoranları, sanat galerilerini, antika ve hediyelik eşya dükkanlarını barındırıyor. Belgrad gezilecek yerler arasında hatırı sayılır bir yeri vardır. Tarihi yapıların hepsi restoran ve cafeye dönüştürülmüş. 19.yy’da şehrin bohem tarafı, sanatçı, gazeteci ve yazarların uğrak noktasıymış şimdilerde bizim gözlediğimiz kadarıyla daha turistik bir cadde. Ünlü Sırp şair Djura Jaksic’in evi bu cadde üzerinde. Daha ziyade geleneksel lezzetlerin canlı müzik eşliğinde sunulduğu restoranları ile meşhur. Sokağın girişine yakın bir yerde rakija keyfi yapabileceğiniz bir bar da var. Biraz daha aşağıda caddenin bitiminde eskiden Belgrad’ın en zengin ailelerinden olan Bajloni ailesine ait olan BİP Bira Fabrikası bulunmaktadır. Sokağın en sonunda, Sebilj (Sebil) olan bir çeşme göreceksiniz. Bu sebil Saraybosna Baş Çarşı’da bulunan çeşmenin aynısıdır. Skadarlija caddesinin bittiği yerde caddenin karşısına geçtiğinizde Bajloni Market yani her gün kurulan ve taze, sebze vb ürünler bulunan halk pazarını görebilirsiniz.
Skadarlija Caddesi
Skadarlija
Bir benzeri Saraybosna’da bulunan çeşme
Sırp şair Djura Jaksic’in heykeli
Bajloni market
Belgrad Müzesi gezisi: Belgrad Müzesi Cumhuriyet Meydanında yer almakta. Prens Mihailonava’nın heykelinin tam arkasındaki bina. Ziyaretçi girişi meydanın yanındaki caddede bulunan yan kapıdan yapılıyor. Açılış saati sabah 10:00. Perşembe günü 12:00 de açılıyor. Pazartesi günleri de kapalı. Çok büyük bir müze değil o nedenle de dolaşmanız saatlerinizi almaz. Mutlaka gezmeye çalışın deriz. Arkeolojik kazı yapmanın zorlukları ve maliyeti herkesçe malum. Bir şeyler bulmak onlarca yıllık emek ve gider demek. Herkes ilgi duyup sevmeyebilir elbette ama bu emeğe saygı için bile gezilebilir. Kazılarda ortaya çıkarılan buluntular insanlık tarihinin geçmişini aydınlatmaya yarayan en önemli veriler. Müzenin giriş katı da daha çok arkeolojik kazılar neticesinde çıkarılan şeylerin sergilendiği bölüm. Bir sonraki katta ağırlıklı olarak Sırp sanatçıların eserlerine yer verilmiş. Bunlar da gerçekten görülmeye değer eserler. Yapıldıkları dönemin giyim-kuşamı, yaşam tarzı vb konularda zengin bir bilgi kaynağı. Ayrıca geçmişten günümüze Sırbistan’da kullanılan paralar da sergilenmekte. Uluslararası sanatçıların eserlerinin sergilendiği söylense de bu konuda çok heyecan yapmamak lazım. Müzede sınırlı sayıda yabancı sanatçının sınırlı sayıda eseri bulunmakta. Bunlar arasında Henri Matisse, Wassily Kandisky, Vincent Van Gogh, Edgar Degas, Venedikli fresk ressamlarının son büyük ustası olarak gösterilen Giovanni Battista, açık havada resim yapan ilk Fransız ressam ünvanı taşıyan Eugene Boudin ve Picasso’yu sayabiliriz. Picasso’nun sadece birkaç karakalem çalışması mevcut. Giriş ücreti 300 RSD. Biz denk düşmedik ama geçici sergilerde düzenlenmekte. Eğer geçici sergi varsa ve onu da gezmek isterseniz ücret değişebiliyor.
Belgrad’taki son günümüzün geri kalanında hediyelik eşya almak için dükkanları dolaştık. Alınabilecek şeylerin başında Rakija, özellikle erikten yapılmış olanı tercih ediliyormuş, erik dışında başka meyvelerden üretilenleri de var, çeşitli meyve likörleri ve şarap gelmekte. Yine birçok ülkede bulabileceğiniz türden magnetler vb şeyler alınabilir.
Eve dönüş-Son alışverişlerimizi yaptıktan sonra otelin emanetinden bavullarımızı alarak akşam 20:00’de kalkan uçağımıza gitmek için 17:00 gibi kalkan 72 nolu otobüsün durağına geldik. Zaten fazlaca bir bagajımız da yoktu. Otelimiz otobüs durağına yaklaşık 450 metre mesafede. Bu otobüsü kullanacaksanız otobüs durağında yanlış yerde beklemeyin. Çünkü yolcu indirdiği ve bindirdiği nokta biraz farklı. Gelen yolcuyu boşalttıktan sonra 50 metre ilerideki kalkış durağına gidiyor. Sizin uçağınız da akşam iş çıkışı saatine denk geliyorsa ihtiyatlı davranıp daha erken saatteki otobüse binmek mantıklı olabilir. Gerçekten epey trafik oluyor ve bu hattın durak sayısı çok, indi-bindisi oldukça fazla ve aşırı vakit kaybı oluyor. Bir de yolda otobüsümüz arıza emareleri gösterdi, vites geçme sorunu falan yaşadı, hatta bir ara şoför dışarı çıkıp müdahale etti ya da canı sigara içmek istemişti numara yaptı bilemedik artık, sigaradan sonra otobüs mucizevi şekilde çalıştı. Tabi yolcuların yüzde 65’i havaalanı yolcusuydu, otobüs çalışınca artık alkışlar vs. sanırsınız kötü bir uçak yolcuğundan yere inmeyi başardık:)) neşe içinde havalimnıana vardık. Sıkıntılı olan otobüsün arıza yaptığı yerdi aslında, şehir merkezinden çıkmıştık ve alana da en aşağı araçla 20 dakika uzaklıktaydık. Ne taksi ne başka araç vardı. Hiçbir şey olmasa bir sonraki otobüsü beklerdik ama sonuçta sıkıntı. Kısaca bir yürek çarpıntısı yaşamadık değil. O nedenle çok ucu ucuna hareket etmemek lazım aslında deyip gezi notlarımıza son noktamızı koyalım.
Belgrad yeme içme konulu yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Ürdün Orta Doğu’da yer alan ve sınırları içinde kesinlikle görülmesi gereken benzersiz yerler bulabileceğiniz bir ülke. Avrupa’dan son derece farklı ve bir o kadar unutulmaz deneyimler sunmakta.
Ürdün gezilecek yerler yazımda temel bilgiler dışında ayrıca gezilecek yerlerle ilgili detaylı anlatımların bulunduğu yazılarım linkleri de aşağıda yer almaktadır.
Ürdün nerede ? Orta doğuda krallıkla yönetilen bir arap ülkesidir. Irak, İsrail, Suudi Arabistan ve Suriye’ye komşudur.
Ürdün’e Vize gerekiyor mu ? Vizesiz gidilebilecek ülkeler arasında olması oldukça caziptir.
Ürdün’de kapanmak gerekir mi ? Tesettür zorunluluğu bulunmamaktadır.
Ürdün’de Ne Giyilir- Ürdün’de tesettür giyinmeniz gerekmemekle beraber şehir merkezlerinde çok dekolte giyinmemenizi tavsiye ederiz. Mini etek, şort benzeri kıyafetler çok uygun değil. Akabe Amman’a göre daha modern ve rahat bir şehir. Denize girebilir, dalış yapabilirsiniz. Cami gezisi yapacak olursanız içeri girerken başınızı örtmeniz gerekir.
Ürdün’den ne alınır: Özellikle aromalandırılmış kahve, zahter ve kimyon benzeri çeşitli baharatlar almanızı tavsiye ederiz. Bunun dışında ölü deniz çamuru ve maskeler, keffiyeh adındaki ortadoğu’ya özgü örtü ve kumdan yapılmış süs eşyaları alınabilir.
Ürdün’de alkol içilir mi ? Alkol kullanımı yasak olmamakla birlikte alkol satılan yerler oldukça az ancak gece klubü, oteller ve bazı mekanlarda alkol bulabilirsiniz.
Ürdün Para Birimi nedir ve Ürdün ucuz mu?- Para birimi Ürdün Dinarı. Amerikan Doları ve Euro’dan daha pahalı. Dolayısıyla Ürdün ucuz bir ülke statüsünde değil. Kredi kartı rahatlıkla her yerde geçiyor ama nakit de lazım. Nakit ihtiyacınızı çok mecbur kalmadıkça hava limanlarında karşılamayın yada çok az miktarda Ürdün Dinarı alın. Havaalanı yerine gittiğiniz şehirde daha iyi fiyatlarla bozdurabileceğiniz güvenilir yerlerde ya da bankada paranızı çevirin.
Ürdün’e Ne zaman gidilmeli- Her mevsim gidilebileceği gibi yazların çok sıcak olduğunu göz önünde bulundurmanızda fayda var. En ideali şüphesiz bahar ayları. Şubat başında gittiğimiz halde ince bir mont ve polar gayet yeterli geldi ayrıca Lut Gölüne de üşümeden rahatlıkla girdik. Sadece Kızıldeniz’de yüzmek isterseniz biraz serin gelebilir ama yine de sıcaklık 20 derece civarıydı. Ama kış aylarında gelir ve Wadi Rum’da konaklamak ya da Petra by nigth yapmak isterseniz yanınızda mutlaka uygun kıyafetler bulundurmalısınız.
Ürdün gezilecek yerler
Amman Old Town
Jerash Antik kenti-Amman’a 22 km, fazladan gününüz varsa gidilebilir, bir saatte gezilebilecek büyüklükte bir antik kent, biz zamanımız olmadığı için gidemedik.
Madaba şehri (Medeba)- Amman’ın 30 km. güneyinde yer alan şehir. Amman’da fazladan gününüz varsa ya da Akabe’ye gidiyorsanız yol üzerinde görülebilir. Ürdün’ün 5. büyük kenti. Hristiyan nüfus oldukça fazla. St. George Ortodoks Kilisesi mutlaka gezilmeli. Bu kilise zeminindeki 6.yy tarihli mozaik harita dünyanın en eski orta doğu haritatası. İki milyondan fazla parçadan üretildiği düşünülmekte ve birçok kaybı olamasına rağmen günümüze kadar gelmiş. Girişi 1 JOD.
Ürdün Nebo Dağı ve Yılan Anıtı-Amman’a 35, Madaba’ya 10 km mesafede bulunmakta. Tevrat’a göre Hz. Musa’nın vad edilen toprakları gördüğü ve öldüğü yer olarak düşünülmekte. Dağın tepesinde kilise de harika mozaikler bulunmakta. Dağa Giriş 2 JOD.
Lut Gölügezisi
Petra Antik Kenti
Wadi Rum ve Hicaz Demiryolları
Akabe ve Kızıldeniz
Ürdün kaç günde gezilir ve Ürdün’de ne yapılır ? Ürdün’ün her yerini gezmek isterseniz en az 6 gün gerekli. 6 gün kesinlikle insanı sıkmadan rahatça gezmenizi sağlar.
Gün- Amman ve çevresi
Gün-Amman-Akabe Yolu üzeri; Madaba, Nebo Dağı ve Lut Gölü gezisi, Akabe’ye varış.
Gün-Petra (tam gün Petra, dilerseniz Petra by nigth) İkinci günün sonunda Akabe yerine direk Petra’ya gelip konaklar ve Petra by nigth yapabilirsiniz.
Gün-Wadi Rum ve Hicaz Demiryolları gezisi (dilerseniz Wadi Rum konaklamalı), çöl safarisi
Gün-Akebe Kızıldeniz dalış ve kızıldeniz cam tekne gezisi
Gün-Akabe şehir merkezi gezisi, dilerseniz alışveriş.
Ürdün haritası
Zaman sıkıntınız yoksa gelmişken her yerini bir güzel gezin, kesinlikle pişman olmazsınız. Ürdün’e bir daha gider miyim kesinlikle giderim ve gitmişken Petra by nigth yapmak ve Wadi Rum camp otelde konaklamayı gerçekten çok isterim.
Ürdün’de ulaşım– Ürdün’de toplu taşıma hizmeti gerçekten yok denecek kadar yetersiz. Jett Buss adlı kısıtlı otobüs servisi ve küçük minibüslerle ulaşım sağlanmakta ve bunları da daha çok yereller kullanıyor. Taksi’de seçenek ancak pahalı bir seçenek. Ülkeyi baştan sona gezmenin en iyi yolu araç kiralamak. Zaten küçük bir ülke ve uçtan uca yaklaşık 4-5 saatlik yol. Amman’dan başlayıp Akabe’den ya da tam tersini yaparak gezinizi tamamlayabilirsiniz. Bu arada hiç birini yapmak istemezseniz de bulunduğunuz şehirden gideceğiniz yerlere tur ayarlayabilirsiniz.
Ürdün’de ne yenir- Ürdün’de kesinlikle aç kalmazsınız, hem et severler hem de veganlar için cennet bence. Bizim damak zevkimize oldukça uygun ve tanıdık bir mutfak. Lübnan, Suriye, İran ve Akdeniz’den etkileşimler bütünü. Zeytinyağlılar, tahinli-yoğurtlu mezeler, sarımsaklı lezzetler, lavaş, pilav ve et yemekleri, şiş kebap ve döner, künefe ve baklava gibi tatlılar, ülkemizde karşılaşacağınız lezzetlerin Ürdün versiyonları. Konuyla ilgili detaylı yazımın linki aşağıdadır.
Ürdün güvenli mi- Ürdün siyasi anlamda çevresindeki ülkelerle iyi geçinmekte, istikrarlı ve güvenilir bir ülke. Terör ve güvenlikle ilgili herhangi bir sorun yok. Türkleri seviyorlar, hiç bir sorun yaşamıyorsunuz. Genel olarak güvenilir diyebiliriz ancak tek başına kadın olarak Ürdün’e gidilir mi açıkçası pek önermem ama birkaç kişilik bir grup ile yapılabilir. Yine de yanınızda erkek olması kendinizi daha rahat hissettirecektir. Gezerken de kalabalık ve merkezi yerlerden çok uzaklaşmamanız iyi olur. Çok ucuz yerlerde konaklamanızı tavsiye etmem. Gezilerinizi şehir merkezlerinden alacağınız turlarla yapmanız çok daha güvenilir olur.
St. George Ortodoks Kilisesi zeminindeki 6.yy tarihli mozaik haritaHz. Musa’ın vadedilen toprakları gördüğü söylenen Nebo Dağı
Aşağıda sırasıyla, Amman gezilecek yerler, Akabe gezilecek yerler, Petra gezilecek yerler, Ürdün Lut Gölü, Ürdün Wadi Rum ve Hicaz Demiryolu ile Ürdün Yeme/İçme başlıklı yazılarımıza ulaşabilirsiniz.
Ortadoğu mutfağı özellikleri taşır. Bir lezzet cennetidir. Suriye ve Lübnan mutfağındaki yemekleri Ürdün’de de bulabilirsiniz. Yemeklerin tamamında et, hamur ve bakliyat başroldedir. Lavaş çok tüketilmekte, biz nasıl ekmeksiz olamıyorsak, Ürdün halkı için de lavaş masanın olmazsa olmazı diyebiliriz. Ürdün’ün en meşhur yemekleri arasında ülkemizde Mardin, Siirt ve Hatay yöresinde de yapılan maklube (etli pilav) , mansaf (koyun eti ve içine badem konularak hazırlanan sos ve ile yapılıyor) ve şiş kebap sayılabilir. Ayrıca shawarma (şavurma-döner), falafel (nohut köftesi), mutebbel (tahinli patlıcan ezmezi), tabule ve humus da yöre mutfağında yer alan lezzetler arasındadır. Tatlı olarak da baklava ve künefe çok güzel , özellikle künefeleri muhteşem. Biz İstanbul’da hiç künefe yememişiz dedirtecek kadar lezzetli.
Ayrıca çay ve nane çayı Ürdün’de çok tüketilmekte ve her türlü çayı oldukça şekerli içmekteler. Türk kahvesi de her yerde bulunur ve sevilerek içilir.
Bunun dışında Ürdün’de Lübnan, İsrail ve Suriye’de de bulunan Arak isimli üzüm, hurma ve şeker kamışından üretilen tatlı ve yüksek aromalı bir tür rakı da bulunmaktadır.
Ürdün’de bolca nargile cafe de hizmet vermektedir.
Amman’da Al Balad bölgesindeki Hashem restoran yerel lezzetleri bulabileceğiniz meşhur restoranlarından biri
Yine Amman Al Balad bölgesinde, Hashem restoranın yakınındaki Habibah künefe yiyebileceğiniz en iyi adreslerden biri
Akabe Pistachio Sweets&Cafe– Akabe’deki bu tatlıcıda künefe (Knafeh) yemenizi öneririz.Künefe Ürdün’de genelde büyük tepsilerde hazırlanıp, dilim halinde servis edilmekte
Künefe
Akabe Lebnani Snack’de mutlaka taze sıkılmış meyve suyu için
Lebnani Snack’de hazırlanan meyve suları
Shawarma (döner, etli ya da tavuklu olabiliyor)
Maklube-Etli Pilav
Mansaf
Mutebbel (Tahinli, yoğurtlu patlıcan ezmesi)
Tabule aslında Lübnan salatasıdır. İnce bulgur, maydanoz, taze nane, kişniş, taze soğan, domates ve salatalıktır. Salatanın en önemli özelliği bulgurun az ve yeşilliğinin bol kullanılmasıdır
Arak
Ürdün ülkesine ait yazılarımız aşağıda sırasıyla, Ürdün Gezilecek Yerler , Amman Gezilecek yerler , Akabe gezilecek yerler , Petra gezilecek yerler , Wadi Rum ve Hicaz Demiryolu , Ürdün Lut Gölü olarak sıralanmıştır.
Akabe, Ürdün’ün güneyinde ve denize kıyısı olan tek şehri. Sadece Kızıldeniz’e kıyısı var. Akabe’yi önemli kılan en büyük özelliği elbette coğrafi konumu. Yavuz Sultan Selim’in 1516 yılındaki Mısır seferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmış. Ürdün için hayati önemi olan bir ticaret merkezi, denize açılan yol. Turizm başlıca gelir kaynaklarından. Gidilmek istendiğinde Türkiye’den direk uçuş bulunmakta, Kral Hüseyin buradaki havalimanı ve İstanbul’dan yaklaşık 2.5 saatte ulaşılıyor. Kızıldeniz’deki komşuları İsrail ve Mısır sahilden rahatlıkla görülebilmekte.
Akabe de Amman gibi tek başına mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir şehir değil. Kızıldeniz’de dalma kısmı ise Mısır tarafında çok daha iyi. Akabe’deki plajlar tatmin edici düzeyde olmakla birlikte bizim gibi 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden gelenler için anlamlı bir fark yaratmıyor. Sahil şeridi de oldukça kısa. Ürdün’ün en önemli ziyaret noktaları olan Petra, Wadi Rum ve Lut gölüne gitmek için ya Akabe ya da Amman’a gelmeniz gerektiği için Akabe gelmişken gezilecek bir şehir demek daha doğru olur.
Akabe kaç günde gezilir ?
Akabe’de gezilecek yer sayısı az ve birbirine çok yakın. O nedenle kendisi için yarım gün gayet yeterli ama gelmişken Kızıldeniz’de dalacağım/yüzeceğim derseniz istediğiniz gün kadar ilave edebilirsiniz. Ancak Akabe’yi merkez olarak alacak ve buradan Petra ve Wadi Rum’a günü birlik geziler düzenleyecekseniz 1 gün Petra, 1 gün de Wadi Rum için 2 gün daha ilave etmek gerekli. Akabe merkezindeki tur şirketlerinden satın alabileceğiniz, Petra ve Wadi Rum gezilerini bir güne sığdıran turlar da var. Türkiye’den giden paket turların programı da Petra ve Wadi Rum’a yarımşar gün ayırmakta. Bu şekilde zamandan ve paradan tasarruf etmek isterseniz Akabe’nin kendisi için 1.5 – 2 gün oldukça kafi. Sonuçta Ürdün pahalı ülkeler statüsünde, ucuz bir ülke değil.
Hangi mevsimde gitmek uygundur: Akabe her mevsim de ziyaret edilebilir ancak yaz aylarında aşırı sıcak ve nemli olduğunu hesaba katmak gerekir. Bahar ayları en uygun zamandır diyebiliriz. Şubat başında gitmiş olmamıza rağmen denize giren turistler vardı. Özellikle kuzey ülkelerinden gelenler için hava yaz mevsimi kıvamındaydı denebilir ama bizim için açıkçası serindi, güneşlendik ama suya girmeyi canımız hiç çekmedi. Sıcaklık gündüz 20 derece civarındaydı.
Akabe Gezilecek Yerler listesi
1-Akabe merkez- Old Town
Buradan özellikle zahter ve çeşitli baharatlar almanızı öneririm ayrıca hediyelik eşyalar vs de satılan dükkanlar bulunmakta. Alışveriş yaparken pazarlık yapmayı sakın unutmayın, inanın çok faydası oluyor:))) Hele ki kalabalık bir grupla geziyorsanız eliniz daha kuvvetli oluyor.
2- Akabe Kalesi
Memluk Sultanı Kansu Gavri tarafından yaptırılmış ve Osmanlı döneminde de kullanılmış. Hala etkileyici bir görünüme sahip. Kale kapısında Haşimi Arması görülmekte. Haftanın her günü 08.00-18.00 saatleri arasında gezilebilir. İçinde bir cami bulunmakta. Arap isyanı sırasında bazı bölümleri kışla olarak kullanılmış.
3-Akabe Arkeoloji Müzesi
Konum olarak kale ve ünlü bayrak direğinin (dünyanın en uzun 3.bayrak direği) yakınındadır. Bronz Çağı’ndan Orta Çağ’a uzanan birçok eser bulunmaktadır. Fatımi dönemi Altın sikkeler, Emeviler ve Abbasiler ve döneminden kalma eserler de bulunmaktadır. Kale, haftanın 7 günü 08.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Girişi ücretsizdir.
4-Şerif Hüseyin bin Ali Camii
Akabe’nin en büyük camisi, ziyarete açık. Etrafı palmiyeler ve hurma ağaçları ile çevrili. Ürdün’deki en büyük kubbeli cami. Osmanlı Devleti’ne karşı İngiliz Ajansı Lawrence ile Arap isyanına öncülük eden Şerif Hüseyin’in adını taşımakta.
5. Akabe’de Dalış : Kızıldeniz
Akabe’de sahil şeridi yaklaşık 27 km uzunluğunda ve 26 tane dalış merkezi var. Çoğu Akabe Marina park civarında. Akabe’de mercan resifleri, 1200 balık türü,1000’e yakın deniz canlısı ve batıklar olduğu söylenmekte. Biz dalmadığımız için konu hakkında maalesef daha fazla yorum yapamayacağım. Eminim gayet güzeldir.
6- Hicaz Demiryolu – Wadi Rum
Osmanlı İmparatoru II. Abdülhamid döneminde 1900-1908 tarihlerinde inşa ettirilmiştir. Yapımından sonra hacı kafilelerini yağmalayarak geçinen Arap kabileleri tarafından sıklıkla demiryoluna zarar verilmiştir. I. Dünya Savaşı sırasında da Arap isyanını organize eden Arabistanlı Lawrence tarafında Osmanlıya zarar vermek amacıyla sürekli sabote edilerek, patlatılmıştır. Wadi Rum’da bulunan nostaljik tren ve istasyon 10-15 dakikalık bir gezi ile ziyaret edilebilir.
Akabe’de Nerede Kalınır ?
Marina Plaza Hotel Talabay’da konaklamıştık ve çok memnun kalmıştık. 250 metre uzunluğunda kendi plajı ve havuzları var. Otelin ayrıca Akabe merkeze ücretsiz shutle servisi bulunmakta. Akabe’de otellere dışarıdan bavulunuzda içki getiremiyorsunuz. Otele girişte bavullar x-ray cihazından geçirilerek alınıyor ancak oteller ve restoranlarda içki servis edilmekte.
Otelin havuzu
Otelin plajı
Marina
Akabe Yeme İçme
Ürdün ve Uzak Doğu yemeklerinin hepsi Akabe’de de mevcut tabi. Her türlü restoran bulunmakta. Özellikle tatlılar-künefeler burada da muhteşem. Merkezde Lebnani Snack isminde daha fast food tarzı yemek yapan ama yiyeceklerden ziyade taze sıkılmış eşsiz lezzetli meyve suları ile hafızamıza kazınmış mekanda, zevkinize göre hazırlattığınız meyve sularından mutlaka ve mutlaka için deriz. Yine merkezde Pistachio Sweets and Cafe künefesine ve her türlü tatlısına doyamayacağınız bir yer. Kaldığımız müddetçe her gün bu lezzeti yaşadık. Tadı hala damağımızda. Genel olarak Ürdün yeme içme kısmında detaylı olarak anlattığım Ürdün mutfağı ile ilgili yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Pistachio Sweets and Cafe
Pistachio cafenin künefesi. Sunumları ve servisleri kağıt tabakta ve açıkçası pek davetkar olmamakla birlikte künefesi muhteşem.Ayrıca resimde pek anlaşılmamakla birlikte porsiyonları da oldukça büyük.
Akabe Şehri- Lebnani Snack
Lebnani Snack
Lebnani Snack
Akabe’den Ne alınır ?
Baharatlar, Keffiyeh, Ölü deniz çamuru, kumdan yapılmış süs eşyaları alabilecekleriniz arasında sayılabilir. Özellikle aromalandırılmış kahve, zahter ve kimyon almanızı tavsiye ederiz.
Ürdün ülkesine ait yazılarımız aşağıda sırasıyla, Ürdün gezilecek yerler , Amman gezilecek yerler , Petra gezilecek yerler , Ürdün Wadi Rum ve Hicaz Demiryolu , Ürdün Lut Gölü ve Ürdün Yeme/İçme olarak sıralanmıştır.
Ürdün’ün başkenti Amman, dünyada üzerinde hala yaşam olan en eski şehirlerinden biri. Amman, sadece kendisi için gidilecek ve mutlaka görülmesi gereken bir şehir olmamakla birlikte ülkedeki diğer cazibe noktalarına gidebilmek için güzergah üzerinde olduğundan gelmişken gezilir. Tarih boyunca sayısız savaş görmesinden dolayı görülecek pek bir şey kalmamış. Ürdün’e gidişiniz Amman üzerindense ve fazladan gününüz varsa 1 gün ayırıp bu kadim kenti de ziyaret edebilirsiniz.
Türkiye’den Ürdün’ün Amman ve Akabe şehirlerine uçuş bulunmakta. Amman bilet fiyatları Akabe uçuşlarına kıyasla daha uygun. Şayet kendi imkanlarınızla gelecek ve arabayla güneye inecekseniz, Amman’ı da güzergahınıza ekleyebilirsiniz.
Amman Ürdün’ün başkenti ve en kalabalık şehri. Tarihteki en eski şehirlerden, bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış, kuruluşu MÖ 7000 yılına uzanmakta. Yapılan kazılarda MÖ 3000-4000 yıllarına ait kalıntılar çıkarılmış. Osmanlı hakimiyetinden önce Emevi, Abbasi, Eyyübi ve Selçukluların egemenliği altında girmiş. 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. 1908 yılında tamamlanan ve Amman’dan geçen Hicaz Demiryolu buranın önemini arttırmıştır. 1.Dünya savaşından sonra İngilizlerin kurduğu manda yönetiminin altına giren Amman, 1946 yılında Ürdün Krallığının başkenti olmuştur.
İstanbul’dan Amman Queen Alia Uluslararası Havalimanına uçuş yaklaşık 2 saat 20 dakika sürmektedir. Havalimanından şehir merkezine ulaşım taksi ve ekspres otobüsler ile sağlanır. 24 saat boyunca hizmet veren ekspres otobüsleri her 30 dakikada bir Amman şehir merkezine hareket eder. Otobüs, Kuzey Terminal 2’nin dışında bulunan duraktan kalkar ve yolculuk 50- 60 dakika civarındadır. Amman’da şehir içi ulaşım ağı neredeyse hiç gelişmemiştir. Bu nedenle taksi ve araç kiralama seçenekleri daha çok tercih edilir. Pazarlık kültürünün oldukça gelişmiş olduğu şehirde taksi ücretleri için pazarlık yapabilirsiniz.
Amman Gezilecek yerler listesi
Amman Kalesi, Amman Roma Tiyatrosu, Kral I. Abdullah Camii, Citadel ve Arkeoloji Müzesi, Al Balad (şehir merkezi) ve Souq (Pazar Yeri) gezilecek en önemli yerleridir. Ayrıca Amman’a 22 km mesafedeki Jerash antik kentini de vaktiniz varsa ziyaret edebilirsiniz.
Amman Kalesi – Amman’ın kurulduğu yedi dağdan biri üzerinde bulunan Amman Kalesi; şehrin en eski tarihi yapılarından birisidir. Arkeolojik kazılarda elde edilen verilere göre, Amman Kalesi’nin bulunduğu tepede Cilalı Taş Devri’nden beri yaşam olduğu tespit edilmiştir. Kale, pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olmasıyla dünya çapında ünlüdür
Amman Kalesi
Amman Roma Tiyatrosu -Antoninus Plus zamanında yapımına başlanan tiyatronun tarihi 2. yüzyıla dayanır. Bu özelliğiyle tiyatro, Amman’da yer alan en eski tarihi kalıntılar arasındadır. 6000 kişilik kapasiteye sahip olan tiyatro üç ana bölümden oluşur. Güneşin gökyüzündeki konumu göz önüne alınarak inşa edildiği için kuzey bölümünden güneşin bütün hareketlerini seyretme imkânı bulunur. Amman merkezde ve kaleye 20 dakikalık yürüyüş mesafesindedir. Şehrin tam ortasında bulunduğu için bulamamak diye bir şey söz konusu değildir. Günümüzde konserler ve aktiviteler için kullanılmaktadır.
Amman Roma Tiyatrosu
Kral I. Abdullah Camii– Amman’ın simgesi olan cami büyüleyici bir görselliğe sahiptir. 20. yüzyılda inşa edilen caminin yapımına 1982 yılında başlanmış ve 1989 yılında tamamlanarak ibadete açılmıştır. Adını, ünlü Ürdün Kralı I. Abdullah’tan alan ve Amman’ın merkezinde bulunan caminin mavi renkteki kubbesi şehrin birçok bölgesinden görülür. İslam mimarisinin en güzel örneklerinden olan cami, vitray süslemeleri ve iç duvarlarındaki el işçiliği ile oldukça dikkat çekicidir.
Ziyaretimiz sırasında bakım çalışmaları yapılmaktaydı.
Kale
Amman Arkeoloji Müzesi– Tarih boyunca birçok medeniyetin merkezi olan Amman, arkeolojik kalıntılar açısından oldukça zengindir. Bu arkeolojik eserler, kronolojik sıraya göre, şehir merkezinde yer alan Amman Arkeolojik Müzesi’nde sergilenir. En dikkat çeken detayı Ölü Deniz’den çıkarılan kalıntılar olan müze, tarihe etkileyici bir yolculuk vadeder.
Al Balad (şehir merkezi) ve Souq (Pazar yeri)-Bizdeki Kapalı Çarşı ve Eminönü gibi ticaret merkezlerinin benzeridir. Amman’daki de Down town veya Al Balad şehrin en tarihi bölgesi. Souq yani pazarlarında dükkanları gezip alışveriş yapabilir, şekerkamışı suyu içebilirsiniz. Rainbow caddesi en meşhur caddelerden biri.
Amman’dan ne alınır ?
Amman’da semt pazarlarının önemli bir yeri vardır. İstanbul’da olduğu gibi haftanın her günü Amman’ın farklı semtlerinde kurulan semt pazarları hem halkın hem de turistlerin ilgisini çeker. Amman’ın en büyük pazarı Souk Jara’dır. Buradan özel kokulu sabun ve Amman yöresine ait kıyafetler satın alabilirsiniz. Ayrıca baharat özellikle zahter almanızı tavsiye ederiz. Amman’da ayrıca esanslar ve bakım ürünleri ve antika eşya alabileceğiniz dükkanlar bulunmaktadır.
Ürdün mutfağı
Ortadoğu mutfağı özellikleri taşır. Lübnan mutfağındaki yemekleri Ürdün’de de bulabilirsiniz. Yemeklerin tamamında et, hamur ve bakliyat başroldedir. Lavaş çok tüketilmekte, biz nasıl ekmeksiz olamıyorsak, Ürdün halkı için de lavaş masanın olmazsa olmazı diyebiliriz. Ürdün’ün en meşhur yemekleri arasında ülkemizde Mardin, Siirt ve Hatay yöresinde de yapılan maklube (etli pilav) , mansaf (içine badem konularak hazırlanan sos ve koyun eti ile hazırlanıyor), muskan ve şiş kebap sayılabilir. Ayrıca shawarma (şavurma-döner), falafel, mutebbel (tahinli patlıcan ezmezi) ve humus da yöre mutfağında yer alan lezzetler arasındadır. Tatlı olarak da baklava ve künefe çok güzel , özellikle künefeleri muhteşem. Biz İstanbul’da gerçek künefe hiç yememişiz maalesef :(((
Amman restoran önerileri
Amman’da Hashem Restoran ve yanındaki Habibah özellikle öne çıkan yerler. Her ikisi de Al Balad bölgesinde. Hashem’de yemek, Habibah’ta knafeh (künefe) yemenizi tavsiye ederiz. Künefe dışında denediğimiz tüm tatlılar bizden on puan aldı, hepsi birbirinden lezzetli.
Amman Haslem restoranKünefe
Aşağıda linklerdenÜrdün gezilecek yerler , Akabe gezilecek yerler , Ürdün Wadi Rum ve Hicaz Demiryolu , Petra gezilecek yerler , Ürdün Lut Gölü ve Ürdün yeme-içme başlıklı yazılara ulaşılabilir.
Ürdün’de gezilecek yerler arasındaki en önemli cazibe noktalarından biri olan Wadi Rum, Petra’nın gölgesinde kalsa da Petra kadar büyüleyici bir deneyim sunmakta ziyaretçilerine.
Wadi Rum Ürdün’ün güneyinde kalan ve Ürdün’ün en yüksek noktasını oluşturan Jebel Ram’ın da içinde olduğu bir çöl. Gezerken kendinizi uzay filmlerinde gördüğünüz gezenlerde sanıyorsunuz. Wadi Rum, UNESCO Dünya Mirası Listesi‘nde yer almakta. Ürdün’ün Kızıldeniz kıyısındaki Akabe şehrine 40 km uzaklıkta. Petra’ya da aynı şekilde yaklaşık 40 km uzaklıkta bulunuyor. Akabe şehrinde Wadi Rum turunu alabileceğiniz tur şirketleri bulunmakta. Sizi Akabe’den alıp tekrar geri getiriyorlar. Sabah Petra Antik Kenti öğleden sonra Wadi Rum turu şeklinde gerçekleşen günlük turlar da var ve turların hepsi yemekli. Kendi aracınızla gelecekseniz, Wadi Rum turları sabah 10.00’da başlıyor. Turunuzu günü birlik ya da dilerseniz gece konaklamalı olarak da alabilir ve çöldeki çadır otellerde kalarak farklı bir gece geçirebilirsiniz. Konaklayacaksanız da buranın bir çöl olduğunu yani gündüz yaşanan sıcaklığa rağmen gece ısının çok düştüğünü aklınızdan çıkarmayacak şekilde yanınızda uygun kıyafet bulundurmayı unutmayın. Yazın gelecekseniz de güneş ışınlarının ne kadar yakıcı olacağını özellikle de Wadi Rum’da neredeyse gölgelik yerin hiç olmadığını unutmayın. Şubat başında geldiğimiz için rahatlıkla turumuzu tamamladık. Gece konaklamadık ancak gecesine tanık olduk, hiç elektrik ışığı olmayan bir noktadan gökyüzünü ve binlerce yıldızı gözlemlemek bile kendi başına baş döndürücü. Hatta orada geçirdiğimiz kısa sürede gökyüzünü gözlerken, aslında sıradan bir olay olan ama İstanbul’da görmenin oldukça zor olduğu, birçok yıldız kayması olayı gördük. Meğer ne çok yıldız varmış da biz gökyüzünün açık olduğu geceler de bile sadece bir kaç adet görebiliyor muşuz. Wadi Rum yaklaşık 6 kişilik 4×4 jeeplerle geziliyor ama kendi aracımla geleyim, gezeyim yapamıyorsunuz. Kendi aracınızla geldiyseniz de otopark’ta bırakıyorsunuz. Sonrasında Wadi Rum Visitor Center’dan kayıt olup, tur alıyorsunuz. Wadi Rum Village başlangıç noktanız. Tur esnasında Bedevi çadırlarında çay içip fotoğraf çekebileceğiniz mola veriliyor.
Wadi Rum, Arap isyanı esnasında Osmanlının pusuya düşürüldüğü ve karargah olarak kullanıldığı yer olarak tarihte yerini almıştır. Bu isyanda Prens Faysal’a, Arabistanlı Lawrence olarak bilinen efsane ajan Thomas Edward Lawrence yardım etmişti. Bu nedenle coğrafi güzelliği kadar, tarihteki rolüyle de bilinen bir yerdir. Bu başarıları nedeniyle İngiltere’de Hükümeti tarafından en saygıdeğer askeri kişi nişanı ile ödüllendirilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1900-1908 yılları arasında inşa edilen Hicaz Demiryolları da Wadi Rum’da bulunmaktadır. Wadi Rum gezinizde ayıracağınız 15 dakikalık bir sürede bu nostaljik treni de ziyaret edebilirsiniz.
Ürdün’de Safari turuArabistanlı Lawrence’ın kaya üzerindeki kabartma resmiKayalar üzerine yapılmış resimlerKısa bir sürede yok olacağını bilsek de ayak izimizi bırakalım
Çölde yaşayan Bedevi halkı
Safari turu esnasında mola yerinde çay/hediyelik şeyler satılan bedevi çadırı
Ürdün Çölü
Akşam yemeğinin hazırlanmasını beklerken kamp alanında misafirler için dans gösterileri yapılmakta
Akşam yemeği için saatler önce kuyuya pişmeye bırakılan kuyu kebabının servis hazırlıkları.
Kuyu kebabı yanında iç pilav, çeşitli yöresel meze ve salatalar açık büfe olarak servis edilmekte.
Vadi Rum’daki çadır oteller
Wadi Rum – Hicaz Demiryolu
Osmanlı İmparatoru II. Abdülhamid döneminde 1900-1908 tarihlerinde inşa ettirilmiştir. Yapımından sonra hacı kafilelerini yağmalayarak geçinen arap kabileleri tarafından sıklıkla demiryoluna zarar verilmiştir. I. Dünya Savaşı sırasında da Arap isyanını organize eden Arabistanlı Lawrence tarafında Osmanlıya zarar vermek amacıyla sürekli sabote edilerek, patlatılmıştır. Wadi Rum’da bulunan nostaljik tren ve istasyon 10-15 dakikalık bir gezi ile ziyaret edilebilir.
Ürdün Hicaz Demiryolu
Ürdün hakkındaki diğer yazılarımız; Ürdün gezilecek yerler , Akabe gezilecek yerler , Petra gezilecek yerler , Ürdün Lut Gölü aşağıda bulunmaktadır.
Petra antik kentiuzun süre gitmek isteyip bulduğumuz ilk firsatta koşa koşa gittiğimiz, gezerken kendimizden geçtiğimiz gerçek saklı antik kent . 1985 yılında Unesco tarafından dünya mirasları listesine alınmış, 2007 yılında ise Dünyanın yeni yedi harikasından bir olarak seçilmiş olan Petra, gezginlerin mutlaka rotalarına eklemeleri gereken farklı bir yer. Vizesiz gidilebilmesi kendisini ayrı güzel kılan Ürdün’ün Petra’sı, Ortadoğu’daki en görülesi yerlerden biri desek hiç de abartmış olmayız.
Petra’ya ulaşım : Petra’ya en yakın havalimanı Akabe King Hussein’dir . İstanbul’dan uçakla 2.5 saatte Akabe’ye ulaşılır. Ayrıca Ürdün’ün başkenti Amman Petra antik kente 230 km uzaklıkta olup, Amman’dan da araçla gelmek mümkündür. Petra antik kenti sabah 06.00-16.00 arası ziyarete açık. Yaz aylarında geldiyseniz hem kalabalıklaşmadan hem de serinlikte gezmek için erkenden kapıda olun derim. Akabe şehir merkezinde Petra ve Wadi Rum gezilerini alabileceğiniz günlük turlar da bulunmaktadır. Bu turlar genellikle sabah Petra öğleden sonra Wadi Rum gezisi şeklindedir. Ancak Petra antik kenti baştan sonra gezmek isterseniz bir tam gününüzü hatta rahatlıkla 2 gününüzü ayırabilirsiniz. O kadar vaktim yok derseniz de ana yapıları görebileceğiz bir turu molalarla 5-6 saatte gerçekleştirmek mümkün. Gezi süresini kısaltmak için dönüş yolunda atlardan ve faytonlardan yararlanabilirsiniz. Ürdün’de ulaşım biraz sıkıntılı, Amman’dan sabah 06.30’da Petra’ya tek sefer var ve geri dönüşü saat 17.00’de. Jett isimli otobüslerle tek yön yaklaşık 10 Jod civarı. En rahat yol taksi ama pahalı sayılabilecek bir tutar ödersiniz, hoş Ürdün zaten ucuz bir ülke de değil. Aşağıda ülkede ziyaret edilebilecek diğer yerler olan Amman, Aqabe, Lut Gölü, Wadi Rum ve Hicaz Demiryolları hakkındaki yazılarımızın linkleri bulunmaktadır.
Petra Giriş ücreti : Değişik fiyatlandırmalar var, biletler 1 ve 2 günlük biletler şeklinde satılmakta. Bir günlük bilet 50 Jod, 2 günlük bilet 55 Jod. Dilerseniz Petra by nigth günlerine denk getirip gecesini de deneyimleyebilirsiniz ama aldınız biletle mümkün değil. By nigth gecesi için ayrı ücret ödemek zorundasınız. Bir de ülkeye girip kalmadan sadece Petra’yı görüp gideceğim derseniz de giriş ücreti 90 Jod’a çıkıyor. Yukarıdaki fiyatlar ülkede en az bir gece geçirdiğinizde geçerli. Bunun dışında Ürdün’de 3 günden fazla kalacak ve çoğu yerini gezecekseniz mantıklı olan Jordan Pass almanız, her yere ekstra ödeme yapmadan giriyorsunuz, ama bir girdiğiniz yere 2. kez ücret ödemeden girmeniz mümkün değil. Jordan Pass bir yıl geçerli ve ülkeye giriş yaptığınızda aktive oluyor. Ayrıca sizi kapıdaki bilet kuyruğundan da kurtarır. Geçerli noktaları incelemek ya da satın almak isterseniz linkini bırakıyorum.
Petra’daki faytonlar
Petra’ya ne zaman gitmeli : Her mevsim ziyaret edilmeye müsait olmakla birlikte yaz aylarında aşırı sıcaklardan dolayı zor ve yorucu olabilir. Hava çok sıcak olmakla birlikte nem oranı çok düşük. Yaz ayları dışında her mevsim uygundur. Biz Şubat başında gitmiştik ve hiç sıkıntı yaşamadan ziyaretimizi tamamladık. Petra antik kentin dışında Petra şehri var ve kalmak isterseniz burada oteller, restoranlar, hediyelik eşya dükkanları kısaca ihtiyaç duyacağınız her şey bulunmakta. Yaz ya da kış yanınızda mutlaka şapka, güneş kremi bulundurun. Kışın gidiyorsanız Siq geçidi gibi güneş almayan yerlerde hava rüzgarlı ve sert olabiliyor, uygun bir ceket ya da kaban almak iyi olur.
Petra’nın tarihi : Petra antik kenti MÖ 400 yılında Nebatiler tarafından kurulmuştur. Nebatiler, Fırat ırmağından Kızıldeniz’e kadar olan bölgede, Suriye ve Arabistan arasında kalan bölgede yaşayan halktır. Petra MS 106 yılına kadar da Nebatilerin başkenti olarak kalmıştır. Nebatiler göçebe yaşayan bir halk olup kendilerini ticaret ve hayvancılıkta geliştirmiş ve geçimlerini sağlamışlardır. Baharat, parfüm, ve yağ ticareti yapmışlardır. Romalılar, Yunanlılar ve Perslerle ticaret yapmışlar, böylece zenginleşerek Nebati devletini oluşturmuşlardır. Arami dilini kullanan Nebatiler pagan inancına sahiptiler. En büyük Tanrıları dağların Tanrısı Dushara’dır. MS 106 yılından sonra Roma İmparatorluğu egemenliğine girmişler, ticaret yollarının değişmesi ve yaşanan depremlerden sonra Petra kentini terk etmeye başlamışlardır. Kente giriş kayaların birbirinden ayrılmasıyla oluşan 1.2 kilometrelik dar bir geçitten yürüyerek yapılır, bu yürüme yolu bile kendi başına nefes kesicidir. Bu dar yol o zamanlar kentin savunmasında faydalı olsa da zamanla unutulmasına neden olmuş ve yaklaşık 1000 yıl kadar şehir gözlerden uzak kalmıştır. İsviçreli kaşif Johann Ludwig Burckhardt tarafından 1812’de yeniden keşfedilmiştir.
Petra’da gezilecek yerler
Petra antik kentinde kireç taşına oyularak yapılmış tiyatro, tapınak, kaya mezarları ve yerleşim yerleri bulunmaktadır. Roma döneminde ilave edilen amfi tiyatro en bilinen yapılardandır. Petra, şehrin oyulduğu kayaların renginden dolayı “Rose City”, “Gül Kırmızısı Şehir” olarak da adlandırılmıştır. Biletinizi alıp içeri girdikten sonra kentin ilk kalıntıları sizi karşılar.
Petra haritası
Petra Gezilecek Yerler Listesi
Djinn Blocks (cin taşları) ve Obelisk Tomb
As-Siq (Petra antik kente girişte yer alan 1.2 km’lik kanyon)
The Treasury (Hazine)
Sütunlu Yol
Great Temple
High Place of Sacrifice
Unayshu Tomb
Antik Tiyatro
Royal Tombs-Kraliyet Mezarları
Bizans Kilisesi
Qasr al-Bint
The Monastery (Ad-Deir)
Djinn Blocks -Biletinizi alıp Petra’ya girdikten sonra Siq geçidine kadar yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüş yolu var. Bu taş bulaklar bu yol üzerinde göreceğiniz ilk kalıntılar. Yani Petra giriş noktası ile As-Siq geçidi arasında. Petra’nın farklı yerlerinde yaklaşık 26 Djinn bloğu bulunmakta. Bedeviler bu yerlerin cinlerin meskeni olduğuna inanmakta, o nedenle de kimse dokunmamış, el değmeden günümüze gelmiş. Bunlar kumtaşından oyulmuş oldukça büyük taş bloklar. Yüzeyleri oymalarla kaplı kare şeklindeler. Ne zaman ve ne amaçla yapıldığı bilinmese de Petra’daki zengin ve nüfuzlu vatandaşlarının mezarları olabilir.
Obelisk Tomb-Petra’daki en büyük tek katlı mezar, As Siq yolunda ilk karşılaşacağınız yapı ve kalıntılar
Obelisk Tomb –II. Malichos zamanında MS 40-70 yüzyıllar arasında inşa edilmiştir. Mezarın merkezinde aşınmış beş insan figürü yer almaktadır. Bu figürlerin gömülü kişiler olduğu düşünülmektedir. Dor sütunlu bir yapıdır.
As siq: Yukarıda bahsettiğim Siq adlı 1.2 kilometrelik dar kanyon ile kente ulaşılmakta. Bu geçidin yüksekliği 3 ila 12 metre arasında değişmekte ve görselliğiyle insanı büyülüyor. Petra’ya giden bu dar geçidin her iki tarafında şehre su çekmek için yapılan kanallar ve Nebatileri simgeleyen çeşitli heykeller bulunuyor.
Al Khazneh ( El Hazne) Kayalıkların arasındaki dar As-Siq geçitten geçtikten sonra sizi Petra’nın en görkemli şaheseri Al Khazneh (hazine) karşılıyor. Manzara o kadar büyüleyici ki fotograflar bu güzelliği aktarmak için gerçekten yetersiz kaliyor. Yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki El Hazne, korinth sütun başlıkları, frizler, figürler ve mimarisiyle oldukça dikkati çekici. Önceleri hazine binası olduğu düşünülmekle beraber daha sonra yapılan çalışmalarla kral mezarı olduğu saptanmıştır. Bu yapının en önemli özelliği blok taş üzerine, yukardan aşağıya doğru oyularak yapılmış olmasıdır. Petra’daki en güzel yapıdır diyebiliriz.
Sütunlu Cadde : Şehrin içinden geçen yol, etrafında tapınaklar, dükkanlar ve kamu binaları bulunur. Roma döneminde tekrar inşa edildiği düşünülmekte.
Great Temple-Sütunlu caddenin güneyinde yer alan büyük tapınak. Buradaki mimari ve heykellerden MS 1. yüzyılın başlarında, Nebati kralı Aretas IV’ün zamanında tamamlandığı düşünülmekte.
Qasr al-Bint: Dini tapınak, büyük tapınağın kuzey batısında yer almaktadır.
The HighPlace of Sacrifice: Petra’daki Jebel al-Madhbah dağında ve 170 adet merdivenle çıkılan kurban alanı.
Unayshu Tomb-20 metre yükseklik ve 12 metre genişliğindeki mezardır. Hazine binasını geçtikten sonra manastıra giden yol üzerinde antik tiyatroya gelmeden sağ tarafta bulunmaktadır.
Amfitiyatro:
Royal Tombs-Kraliyet Mezarları. Antik Tiyatro’ya bakan dağların cephesine yontulmuş Kraliyet Mezarları oldukça etkileyici
Petra Kraliyet Mezarları
Al Deir ya da El Deir: Manastır, buraya ulaşmak zorlu bir yürüyüş gerektirmekte. Hazine binasına benzemekle beraber süslemesi daha sadedir.
Petra’dan ne alınır ?
Antik kentte, bölge halkı tarafından yapılan yöresel süs ve takı eşyaları da satılıyor. Hediyelikler daha çok El-Hazne ve amfitiyato civarındaki boş alanlarda kurulan stantlarda satıyor. Buralar da ayrıca çay-kahve içip küçük molalar verebileceğiniz mekanlar da bulunmakta. Hediyelik eşyaların başında, Petra’daki farklı renkteki kumlardan yapılan süs eşyaları geliyor. Ayrıca keffiyeh adında Orta Doğu ve Arap Dünyası’nda yaygın kırmızı-beyaz ya da siyah-beyaz minik kare desenlerinden oluşan bir çeşit pamuklu örtü de turistler arasında oldukça ilgi görmektedir. Bunların dışında baharat ve kokular satılmaktadır.
Hediyelikler satan dükkanlardan biri
Renkli kumdan yapılmış süs eşyaları
Keffiyeh– biz de aldık, oradayken de çok işimize yarayan sonrasında da dolap çekmecesinde kullanılmayı bekleyen keffiyehlerimiz
Petra’yı gezerken soluklanıp birşeyler içebileceğiniz noktalardan biri
Petra’da Pazartesi, Çarşamba ve Perşembe günleri Petra by night etkinliği düzenleniyor. Bu etkinlik Petra’nın en önemli etkinliğidir. Petra’nın etkileyici Siq geçidinden elde kandillerle geçip Hazine binası önüne geliyorsunuz. Etkinlik, yıldızlar, mum ışığı ve yerel müzik eşliğinde gerçekleşiyor. Petra’nın As Siq yolu ve El Khazne’nin önü binlerce mumla aydınlatılmakta. Akşam 20.30’da başlıyor ve yaklaşık 2 saat sürmekte. Etkinliğin biletlerini Petra ziyaretçi merkezinden temin edebilirsiniz, ücreti 25 dolar civarı. Biz katılamadık ve aklımız kaldı:(((
Petra by night
Petra aynı zamanda çarpıcı görünümü sayesinde pek çok filme ev sahipliği yapmıştır. En çok bilinenenler arasında Indiana Jones- Son Macera, Mortal Kombat, Mumya Geri Döndü sayılabilir.
Aşağıda ayrıca Ürdün gezilecek yerler , Ürdün Lut Gölü , Amman gezilecek yerler , Akabe gezilecek yerler , Ürdün Wadi Rum ve Hicaz Demiryolu ile Ürdün yeme/içme başlıklı yazılarımızın linkleri bulunmaktadır.
Tam da pandemi öncesine denk gelen İtalya seyahatimizde gitme olanağı bulduğumuz İtalya’nın güzel ve iyi pazarlanan meşhur adası. Tekrar gider miyim, kesinlikle giderim, sadece adaya değil, İtalya’ya tekrar tekrar giderim. Bazı yerler vardır görüp geçersiniz, iz bırakmaz ya da yeter ama İtalya her yeri ile ayrı güzel ve çağırır insanı.
Capri adası İtalya’nın Napoli körfezinde yer almakta. Roma İmparatorluğu zamanında prenslerin favori adasıymış. Napoli’den ve Amalfi kıyılarından feribot ve motorlarla kısa sürede ulaşmak mümkün.
Capri gezimizi Amalfi kıyıları paket turu içinde gerçekleştirmiştik ve paket turla yaptığım gezileri normalde yazmak niyetinde değildim ancak bazı istisnalar olacak ve Capri adası gezimiz bu istisnalardan biri. Nedenine gelince de turdan bağımsız olarak buraya kendimiz geldiğimiz ve gelirken turdaki diğer arkadaşları da getirerek onlara rehberlik etmek durumunda kalmamızdan dolayıdır:))
Seyahat için tercih ettiğimiz tur şirketinin rehberi bir şekilde ekstra düzenlenen Capri adası turunu yapmak istemedi, gerekçe olarak da görmeseniz de olur, pek bir şey kaçırmazsınız gibi yönlendirmelerde bulundu. Düzenlese de biz zaten kendi kendimize gidecektik bunu da biliyordu. Adaya gitmek isteyenlerin hepsini bize yönlendirmiş. Gitmek isteyen kişiler sabah kahvaltısında masamıza gelerek biz de sizinle gelebilir miyiz diye sorunca kıramadık ve birden mini bir tur grubunun lideri olarak yaklaşık 9 kişi ile Capri adası turunu gerçekleştirdik:))) Çok da güzel oldu. Hepimiz günün sonunda çok mutlu ayrıldık ve hatta “başka turlar organize edersem katılmak istediklerini” dile getirdiler ama araya pandemi girdi ve sokağa bile izinle çıktığımız o günler geldi. Neyse kahvaltı bitiminde lobide buluşarak adaya gitmek için yola koyulduk.
Capri Adasına ulaşım:
Amalfi’de konakladığımız için limandan kalkan motorlarla Capri Adasına yola çıktık ve adaya ulaşana kadar gözlerimizin önündeki güzel manzaradan kendimizi alamadık. Adaya hem Amalfi hem Positano hem de Sorrento’dan motorlarla ulaşmak mümkün. Ayrıca Napoli’den de feribot seferleri var. Napoli’den feribotla 50 dakikada adaya varılıyor ve ücreti yaklaşık 20 euro civarında. Yine Sorrento’dan da adaya ulaşım var o da yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuk. Biletlerinizi direkt olarak oradan satın alabiliyorsunuz. Yalnız günü birlik gelecekseniz sefer saatlerine dikkat edin çünkü adadan dönüş için geç saatte sefer yok hatta bize göre geri dönüş saatleri çok erken. Öyle geç saate kadar kalayım, gecesini göreyim, yemek yiyeyim falan yapamıyorsunuz.
Capri Adası gezilecek yerler
Marina Grande
Marina Grande
Adaya geldiğinizde ayak bastığınız büyük liman. Gelen tüm feribot ve motorların yanaştığı yer ve çok kalabalık. Capri ve Anacapri’ye giden araçlar ve Capri Meydanı Piazzetta’ya çıkan finikülerin buradan kalkıyor. Otobüs ve cabrio taksi durakları da bu meydanda. Biz şanslıydık, çok kuyruk yaşamadık ama yaz aylarında otobüs ve finiküler kuyrukları oldukça uzun olabiliyor. Burada ayrıca çeşitli restoranlar, kafeler ve hediyelik eşya satan dükkanlar bulunmakta. Limanın sol tarafında özel gezi tekneleri ve biraz ileride özel yatlar için marina bulunmakta. Feribotla kendi imkanlarınız ile geldiyseniz iner inmez dönüş biletini hemen almanızda fayda var. Limandan sağa doğru ilerleyince plajlar bulunmakta. Adada yapılacaklar listemizi tamamladıktan sonra feribot saatimize kadar plajdan denize girdik gayet keyifliydi.
Cabrio taksilere binmek gerçekten çok keyifli, 25-30 Euro gibi fiyatlarla biniliyor ama Temmuz-Ağustos gibi çok kalabalık aylarda 1 saatlere varan toplu taşıma bekleme süreleri dikkate alındığında, adada geçirecek çok vaktiniz yok ise binmeye değer. Ayrıca bu taksiler yaklaşık 6-7 kişi aldığı için kalabalık iseniz ucuza gelir.
Capri Kasabası
Capri Adası iki yerleşim yerinden oluşmakta, Capri ve AnaCapri. İki bölge arasını dilerseniz yürüyebilir dilerseniz de otobüs ya da taksi ile gidebilirsiniz. Taksi ücretleri yaklaşık 25 Euro. Otobüsler ise kişi başı 2 Euro. Otobüs deyince tabi aklınıza büyük otobüsler gelmesin buradakiler daha küçük araçlar. Capri ve Ana Capri arası yaklaşık 4-5 km. Capri daha turistik olan bölge.
Funicolare
Capri kasabasına finiküler ya da taksi ile çıkabilirsiniz. Kendinize güveniyorsanız tırmanabilirsiniz de. Limanda turistik eşya satan küçük dükkanlar bulunmaktayken Capri’de daha lüks markalara ait mağazalar karşınıza çıkıyor. Burada da hediyelik eşya satan dükkanlar, cafeler ve restoranlar mevcut. Biz finiküler ile çıktık çok da keyifli oluyor. Limanın güzel manzarasını karşınıza alarak yukarı doğru ağır ağır çıkıyorsunuz:))) Capri kısmı konaklamak için de Ana Capri’ye göre daha iyi. Finikülerden inince Piazzetta meydanına ulaşıyorsunuz. Saat kulesi (Torro dell’Orolgio) ve Saint Stephen Kilisesi burada bulunmakta.
Anacapri (Yukarı Capri)
Genellikle evler ve hediyelik eşya satan dükkanlar bulunmakta. Capri’den buraya otobüs ve taksi ile ulaşılabilir. Biz Capri’den Anacapri’ye otobüsle gelip, adada bolca göreceğiniz üstü açık cabrio taksilerle geri döndük. Ada yolları dar ve dolambaçlı. Anacapri’de halkın kendi ürettiği parfümlerin satıldığı dükkanları görebilirsiniz. Piazza Vittoria meydanı buranın merkezidir ve Solaro Dağına çıkan teleferik tesisleri bu meydanda bulunmaktadır.
Tekne Turu– Grotto Azzurra
Adaya iner inmez nasılsa Marina Grande’de olduğumuz için öncelikle to do list’imin ilk sıralarında yer alan tekne turunu yapmak istedik. Siz de dilerseniz önce tekne turunuzu alır daha sonra da adanın gezilecek yerlerine yol alabilirsiniz. Tekne turu bence buranın olmazsa olmazı. Nefis bir manzara eşliğinde turkuaz rengi sularda yol almak inanın insanı kendinden geçiriyor. Nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Tekneler Marina Grande’den kalkıyor, Grotto Azzura’ya da götürüyor. Bu turlar oldukça seçenekli, sadece ada etrafında dolaşan turlar da var denize girmeli turlar da. Büyüklükleri de, fiyatları da farklı tabi. Biz yaklaşık 9 kişi olduğumuz için aramıza yabancı almadan Grotta Azzurra’ya da (mavi mağara) giren bir tekne ayarladık.
Capri Grotto Azzurra – (Mavi Mağara) 60 metre uzunluğunda ve 25 metre genişliğinde, küçük bir girişi olması ve buradan giren ışık nedeniyle çok güzel ışık yansımaları olan gizli bir deniz mağarasıdir. Tekne ile gelmek isterseniz Marina Grande’den kalkan teknelere binebilirsiniz. Tekne turu 10 euro şayet mağara içine girmek isterseniz de ilave 4 Euro daha ödemeniz gerekiyor. Mağaradan içeri küçük teknelerle girilir. Güvenlik nedeniyle içeride yüzmek yasak. Tekne dışında buraya otobüs ya da taksiyle gelip, sonrasında sandal ile mavi mağaraya ulaşabiliyorsunuz. Otobüsler ya Capri yada Ana Capri’den kalkıyor. Yol yaklaşık 15 dakika sürmekte. Sonra sandalla geçiliyor. Sandal ücreti 15 euro. Mavi mağara girişinde yazın kalabalıktan dolayı uzun kuyruklar oluşmakta. Daha sakin sezonlarda geldiyseniz mağaraya giriş daha kolay. Kışın ise hava şartlarının olumsuzluğundan dolayı ziyarete kapatılıyor. Mağarada kalma süreniz maksimum 5 dakika olduğu için güzel fotolar çekme zamanınız kısıtlı olmakta. O nedenle içeri girmeden kameranızı ve çekileceğiniz yeri ve pozisyonunuzu ayarlamakta fayda var:))
Grotto AzzurraBlue Grotto
Capri AdasıFaraglioni
Tekneler ayrıca meşhur Faraglioni’den geçmekte (dalgalar tarafından aşındırılmış kayalar, kıyılar anlamına gelmekte) . Faraglioni 3 büyük kayadan oluşmakta ve uzunlukları 80 ila 150 metre arasında. Kıyıya yakın olan ilk kaya Stella, ortada kemer gibi olan Di Mezzo ve sonuncu da Fuori’dir. Tekneler ortada kemer şeklinde olan ve altında geçilebilecek bir açıklık bulunan Di Mezzo’nun altından geçmekte ve geçerken dilek dilenirse gerçekleşeceğine inanılmakta, ya da bizi kandırlar:)) Neyse biz yine de dilek ritüelini gerçekleştirdik.
Capri Island FaraglioniFaraglioni
Teleferik ile Monte Solaro’ya çıkmak
Monte Solaro Capri adasındaki dağdır ve adanın en yüksek noktasıdır. Tek kelimeyle harika bir panoraması vardır. Monte Solaro’ya mutlaka teleferikle çıkmanızı tavsiye ederim. Adada deneyimlenmesi gereken en harika aktivitelerin başında gelir. Bizim ve bizimle birlikte gelen küçük grubumuzun bu güzellik karşısında nutku tutuldu diyebilirim. Teleferiğin koltukları tek kişilik. Kalkış yeri Ana Capri, Piazza Vittoria. Teleferik ücreti gidiş-dönüş12 Euro. Tek yön 9 Euro. Dilerseniz dönüşü yürüyerek inebilirsiniz, yokuş aşağı olacağı için zor sayılmaz, 45 dakikalık bir yürüyüşle geri dönebilirsiniz. Zirvede manzara inanılmaz, dilerseniz de cafe’de bir şeyler içebilirsiniz. Buraya Capri’den taksi ile gelmek isterseniz 30 Euro taksi ücreti ödersiniz, otobüs ile ise 5 Euro. Yaklaşık her 15 dakika’da bir otobüs var ve şoför Ana Capri diye seslendiğinde otobüsten inin. Zirveye çıkmak yaklaşık 12 dakika sürüyor ve kalabalık sezonda 1,5 saat sıra beklenmesi gerekebilir. Biz gerçekten çok şanslıydık ve neredeyse hiç beklemeden binme olanağına sahip olduk. Göreceğiz harika manzaralar arasında Ischia Adası, Capri Büyük Liman ve heybetli manzarasıyla Vezüv Yanardağı bulunmakta.
Capri teleferik
Augustus Bahçeleri
Capri Adasındaki ünlü botanik bahçesidir. 20. yüzyıl başlarında Alman sanayici Friedrich Alfred Krupp tarafından evinin bahçesi olarak yaptırılmış. 1918 yılına kadar Krupp Bahçeleri sonra Augustus Bahçeleri olarak adlandırılmış. Harika manzarası olan bahçelerden Marina Piccola körfezi ve Faraglioni kayaları görülmektedir. Bahçe bölgesi, denize bakan teraslarda tasarlanmıştır. Her bölümde çeşitli bitkiler-çiçekler bulunmaktadır. Giriş ücreti 1 Euro’dur.
Augustus Bahçeleri
Via Krupp – Krupp yolu
Alman Sanayici Friedrich Alfred Krupp tarafından yaptırılmıştır. Burası Augustus Bahçelerini zikzaklı bir yol ile Marina Piccola’ya bağlanmaktadır. Kaya düşmesi tehlikesi nedeniyle bu yoldan geçiş yasaklanmıştır.
Via Krupp
Marina Piccola – Küçük Liman
Marina Grande’nin tam arkasında adanın güney yönünde bulunmaktadır. Denize girmek için ideal bir yerdir. Faraglioni manzaralıdır. Buraya deniz yoluyla, Via Krupp’dan yürüyerek ya da Capri’den veya Anacapri’den kalkan otobüslerle ve Cabrio taksilerle ulaşabilirsiniz.
Marina Piccola
Adada gezilebilecek diğer yerler
Adada yukarıda bahsettiklerimizin dışında da ziyaret edilebilecek yerler bulunmakla birlikte bizim zamanımız yeterli olmadığı ve göremediğimiz için bu yerler hakkında yorum yapamayacağım. Vaktiniz olursa 1535 yılında burayı fetheden Barbaros Hayrettin Paşa’dan adını alan Barbarosa Kalesi, Ana Capri’den otobüsle ulaşabileceğiniz Punta Carena (deniz feneri), Ana Capri meydanına yakın Villa San Michele ve İsveçli hekim Axel Munthe’nin evi gezilebilecek diğer yerler arasında sayılabilir. Biz kale ve deniz fenerini altığımız tekne turunda denizden gördük.
Punta Carena-Deniz Feneri tekne turları Deniz Feneri önünden de geçmekte
Adada yeme-içme
Adada çok sayıda cafe-restoran bulunmakta. Biz günü birlik geldiğimiz ve gezilecek/yapılacak çok şeyimiz olduğu için bir restoranda oturup keyifle yemek yiyemedik. Daha çok ayaküstü bir şeyler yiyerek zaman kazanmayı tercih ettik. O nedenle de tavsiye edeceğimiz, mutlaka denenmeli diyebileceğimiz bir restoran bulunmamaktadır. Ancak Marina Grande’de gayet lezzetli, farklı aromalı biralar var denedik ve beğendik. Bunun dışında Marina Grande yakınında bir cafede buz gibi limoncellomuzu içmeden adadan ayrılmadık. İtalya’dan dönmeden aldığımız ve eve getirdiğimiz limoncellodan nedense aynı lezzeti alamadık ya biz hazırlamayı beceremedik ya da her şey yerinde güzel:))
Karadağ mutfağı gerçekten insanı mutlu edecek türden bir mutfak. Dilediğiniz her şeye ulaşmak mümkün. Özellikle et ve deniz mahsulleri gerçekten başarılı. Bunların haricinde etkileşimden dolayı ülkede Türk ve İtalyan mutfağı da yaygın olarak karşınıza çıkmakta. Unlu mamuller, peynirler, kebap çeşitleri ve baklava gibi lezzetlere ulaşmak gayet kolay.
Karadağ’da ne yenir ?
Old Fisherman’s Pub- Budva’daki ilk günümüzde hem yorgun hem de oldukça acıkmış olmamız nedeniyle ilk denediğimiz ve de oldukça memnun kaldığımız bir pub. Sahilde, manzarası güzel, porsiyonları doyurucu ve lezzetli, keyifli bir mekan. Üstelik uygun fiyatlı. İki adet büyük boy Niksicko eşliğinde (Karadağ birası) ortaya söylediğimiz ve iki kişinin rahatlıkla doyacağı deniz mahsulleri tabağı bizi fazlasıyla mutlu etti. Hepsine 15 euro ödedik.
Jadran Kod Krsta-Budva-Budva sahildeki marinada restoranlar peş peşe sıralanmış durumdalar. Açıkçası bir birlerine benzer hizmet kalitesi ve menülere sahipler. Biz popüler restoranlardan biri olan Jadran Kod Krsta’da Karadağ’ın meşhur Cevappici köftesini salata ve birkaç meze eşliğinde yedik. Gerçekten başarılı bir restoran. Akşamları deniz kenarında canlı müzik eşliğinde oldukça keyifli vakit geçirmenizi sağlayacak bir mekan.
Jadran Kod Krsta
Porto Restoran, Budva– Yine marina da tabakları oldukça lezzetli ve diğerlerine göre biraz daha şık bir restoran diyebilirim. Fiyatlar Türkiye’ye göre oldukça hesaplı . Yediğimiz her şeyden çok memnun kaldık. Burayı oteldeki görevlinin tavsiyesi üzerinde denemek istedik. Yine yüksek sezonda mutlaka rezervasyon yapılmalı. Karadağ’ın meşhur ahtapot salatası, ızgara balık, paella ve bir şişe şarap sipariş ettik. Toplam 55 euro hesap geldi. Ahtapot salatası ve ızgara balık gerçekten muhteşemdi ancak paellası ortalama lezzette. Tabakları doyurucu.
BBQ TANJGA, Kotor: Kotor ana otobüs terminaline yakın bir aile işletmesi. Tabakları oldukça doyurucu ve gerçekten et işini biliyorlar. Izgaraları çok çok lezzetli, yanında meze ile sunuyorlar. İki kişilik menü söyleyecektik ancak siparişi alan kişi bizi bir süzdü, ölçtü, tarttı ve size tek kişilik tabak yeterli dedi:) İyi ki dinlemişiz kendisini, gerçekten bitirmekte zorlandık. İçeri girince kasap bölümü ve kapalı alanda kısıtlı masası var ancak arka kapıdan bahçeye açılan bölüm daha geniş. Oldukça dolu, yüksek sezonda yer bulma zorluğu yaşanabilir ve doluluktan dolayı servis biraz yavaş. Öyle romantik bir yemek ya da uzun uzun oturulacak bir restoran olmadığını da belirtmek isterim ama yolunuz düşerse mutlaka deneyin derim.
BBQ Tanjga
Fish Express-Salaş, sokak lezzetleri ya da fast food diye tanımlayabileceğimiz türden bir mekan. Tahta masalar, sandalyelerde oturarak deniz mahsulleri yiyebileceğiniz bir yer. Oldukça hesaplı, dilerseniz yemeğinizin yanında ev yapımı şarap ikram ediyorlar. Elbette restoranlardaki lezzet ve porsiyon büyüklüğünü bulamıyorsunuz ancak çok da pahalı olmasın, hızlı bir şekilde bir şeyler yiyelim derseniz tavsiye ederim. Porsiyonlar yaklaşık 5 Euro civarı.
Ayrıca her yerde uygun bütçeli oldukça doyurucu dilimi 2 euro’ya pizza satan dükkanlar ve birçok ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz marketler mevcut.
Hemingway Pub-Slovenska Obala caddesinde, Majestik otelin giriş katında bulunmakta. Kokteylleri oldukça iyi hazırlıyorlar, en azından bizim içtiklerimiz başarılıydı.
Milli içecekler
Niksicko ülkenin yerli birası ve biz çok beğendik, lezzetli ve içimi kolay. Marketlerde de uygun fiyatlı satılmakta.
Karadağ birası
Rakija-Karadağ halkı tarafından evlerde de üretilen yerli içki. Adı benzemekle birlikte bizim rakıya benzemiyor açıkçası, şat bardağı olarak tanımlayabileceğimiz küçük bardaklarda sek olarak sunulup, içiliyor ve oldukça sert. Yudum yudum içilmekte. Evlerde yapılanların alkol oranı oldukça yüksek ama marketlerde ya da restoranlarda sunulanların alkol oranları ev üretimine göre daha düşük seviyede.
Bunun dışında marketlerde küçük meyve suyu şişelerinde kokteyl içkiler bulabilirsiniz. Güzel hazırlanmış bir kokteylin yerini tutmamakla birlikte, sahilde oturup dinlenirken ya da güneşlenirken yanında atıştırmalıklarla güzel gidiyor .
Budva gezilecek yerler başlıklı yazımızın linki aşağıda bulunmaktadır.