Adriyatik kıyısındaki Balkan ülkelerinden bir olan Karadağ, gerek doğası gerek gezilecek yerler , eğlence ve mutfak anlamında gidilmeye değer küçük bir ülke. Gittiğimiz yıl vizesiz olması nedeniyle ayrı cazibe noktası olmasına karşın vize uygulaması başlattı ama yine de mutlaka gezi planlarına eklenmesi gereken bir rota.
Ekim ayında 5 gece olarak planladığımız gezimiz, havaların güzel olması sayesinde hem kültür turu hem de deniz tatili yapmamıza olanak tanıdı. Deniz gerçekten muhteşem, tertemiz, tuz oranı ve ısısı oldukça iyi. Temmuz-Ağustos aylarında hava çok sıcak, turistik bölgeler çok kalabalık ve plajlarda yer bulma sorunu yaşanabilir. İdeal zaman Haziran ve Eylül ayları olabilir.
İstanbul’dan Montenegro’ya hem başkent Podgorica hem de Tivat havaalanlarına direk uçuş bulunmakta. Air Montenegro ile İstanbul’dan Tivat’a uçtuk. Uçuş yaklaşık 1.5 saat. Türkiye ile 1 saat zaman farkı var.
Konaklama için Budva’yı seçtik ve gezilecek yerler birbirine çok yakın olduğu için de otel değiştirmedik. Budva’da daha çok yapılaşma var. Eski halini korumuş olan Kotor ve Perast kimliğini daha iyi korumakta ama Budva hem daha oyalayıcı bir şehir hem yeme-içme cesitliligi açısından daha zengin, Kotor’a göre de daha uygun bütçeli.
Tivat havalimanı oldukça küçük. Otobüs kullanmak istiyorsanız havalimanı içinde otobüs durağı yok. Otobüs durağına havalimanı otoparkından çıkıp otoyolda sola dönüp yaklaşık 200 metre yürüdükten sonra ulaşabiliyorsunuz ancak yol gelişli gidişli bir yol ve yer yer kaldırım yok, dikkatli olmak gerek. Bu otoyol ülkede tüm beldeleri birbirine bağlayan otoyol.
Tivat-Budva otobüs ücreti 4 euro, 1 euro da bagaj toplam 5 euro, oldukça ekonomik. Tivat-Budva arası 20 km ve otobüsle yaklaşık 30 dakikada ulaşılıyor tabi bu söylediğim yoğunluğu düşük bir sezon için geçerli. Yazın trafik yoğunluğu arttığı için süre 40-60 dakika olabiliyormuş. Yaklaşık yarım saat arayla otobüs bulunuyor. Yine de dönüşünüzde uçağınızı kaçırmamak için temkinli olmakta fayda var. H.limanı çıkışında taksiciler sizi almak için yarış halinde oluyor. Ücret yaklaşık 25 euro. Limanda araç kiralamak da mümkün. Taksi ile yaklaşık 20-25 dakikada Budva’ya ulaşabiliyorsunuz.
Korsan taksicilik de yaygın. Havalimanı çıkışında beklediğinizde yanınıza yanaşıyorlar, biz de bu şekilde limandan Budva’ya gittik, kişi başı 5 euro ödedik. Binerken Budva otobüs durağına kadar anlaşmamıza rağmen kalacağımız otele kadar bıraktı. Ama binmeden önce mutlaka fiyat alın.
Karadağ Haritası
Karadağ kaç günde gezilir? Karadağ’a yapılacak 5-6 günlük bir gezi hem sahil şeridini hem de iç kesimlerde kalan bölgeleri gezmek için yeterli olacaktır. Deniz tatili için Budva’nın en iyi şehir olduğunu düşünüyorum.
Karadağ’da gezilecek yerler : Gezimiz sırasında Budva, Kotor, Perast, Tivat ve Herceg Novi şehirlerini gezme imkanı bulduk.
Kotor gezilecek yerler, Budva Gezilecek yerler, Perast Gezilecek Yerler ve Karadağ’da ne yenir? yazılarımız aşağıda bulunmaktadır.
Kotor Körfezinde yer alan Perast esşiz bir sahil kasabası. O kadar güzel ki anlatmaya kelimeler gerçekten yetersiz kalır, görsel bir şölen. Çok küçük bir yer olmasına rağmen ama ayrı bir başlık altında anlatılmayı hakediyor. Gerçekten kartpostal kıvamında, Unesco koruması altında, çok güzel bir ortaçağ köyü. Karadağ’a gidildiyse mutlaka görülmeli.
Budva’dan ya da Kotor’dan otobüsle gidilmekte. Budva otobüs terminalinden kalkan otobüsler önce Kotor ardından Perast’a gidiyor. Gittiğimizde ücreti 4 euro idi. Budva-Kotor arası yaklaşık 20 km ve otobüsle 30 dakika sürüyor ama yüksek sezonda yolculuk 45 dakikaya kadar çıkabilir. Perast’a giderken dönüş otobüsünün saatini sormakta fayda va. Düşük sezonda seferler daha seyrek oluyor.
Perast gezilecek yerler
Perast St.George ve Our Lady of the Rocks adacıklarına en yakın yerleşim yeri. Sahilde dizili restoran ve kafeler var. Çok büyük bir yer olmadığından fazla mekan bulunmamakta. Ana caddesi trafiğe kapalı. Denize girmeyecekseniz yapacak pek bir şey yok. 2 saatten az bir sürede rahatlıkla turlanabilir. St.George ve Our Lady of the Rocks adalarını bir sonraki gün alacağımız tekne turunda gezeceğimiz için fazla oyalanmadık. Eğer Karadağ’da büyük tekne tura almayacaksanız, Perast’tan da bu adacıklara tekne ile geçebilirsiniz, ücreti kişi başı 2 euro. Kotor’dan da aynı şekilde bu adalara tekne turları var.
Perast’ta iki küçük ada dışında gezilebilecek yerler şehir müzesi (giriş 4 euro) ve St.Nicholas Church. Ayrıca denize girilebilecek harika plajlara sahip.
Perast St.Nicholas Kilisesinin çan kulesine 1 euro karşılığında çıkabiliyorsunuz. Kilise her gün 12.00’de açılıyor. 150 merdivenli çan kulesine ulaşınca gördüğünüz manzara tarifsiz güzel. Şayet çan kulesine çıkmak istemezseniz, kilisenin sol yanındaki merdivenleri tırmanarak da harika fotolar çekebileceğiniz, muhteşem manzaralı sokaklara ulaşabilirsiniz.
Perast St.Nicholas Kilisesiçan kulesi
St.George ve Our Lady of the Rocks adaları
St. George adası yada Sveti Djordje ibadethane olarak kullanıldığından ziyarete kapalı, gezilemiyor. İçinde manastır ve çan kulesi var.
Perast Kayaların Leydisi
Our Lady of the Rocks ya da Kayaların Leydisi ise insan eliyle 600 yıl önce yapılmış bir ada. Adadaki kilise ziyarete açık. Kiliseyi gezmek isterseniz ücreti 5 euro.
Hikayesine gelince geçmiş zamanda burada birçok balıkçı yaşarmış. Balıkçılar bu bölgeyi gezdiğinde bir gün Meryem Ana figürlü bir ikon bulunuyor. Bu ikonu alıp manastıra getiriyorlar. Fakat bu ikon yine sabahları aynı yere geliyormuş. Bu birkaç gün böyle devam etmiş. Sonradan din adamları ve balıkçılar bunun bir işaret olduğuna karar vermişler ve burada bir kilise inşa etmeye karar vermişler. Fakat ada kayalıklardan ibaret olduğu için burada kilise inşa edilmesi çok zormuş. Daha sonra gemilerle buraya taş taşımışlar ancak getirilen taşlar bir türlü yerinde tutunamayıp suyun taşınmasıyla yer değiştiriyorlarmış. Daha sonra farklı tekniklerle taşları tutturup burayı yapay ada haline getirmişler ve en sonunda bu yapay ada üzerinde Our Lady Of The Rocks kilisesini inşa etmişler (1722 yıllında).
Adadaki chapel ve müze gerçekten ziyaret edilmeyi sonuna kadar hak ediyor. Tavan süslemeleri ve özellikle üst kattaki el yapımı goblen sanırım müzedeki en meşhur eser. Eşi uzun seyahatlere çıkan Jacinta isimli bir kadının gümüş ve altın tellerin yanı sıra kendi saç telini kullanarak işlediği ve yapımı 25 yıl kadar süren bir goblen yapmış. İşlemeyi bitirdiğinde gözlerinin görme yetisini kaybetmiş. İşlemenin alt sırasında kullandığı saç telleri koyu renkli iken ilerleyen yıllarda saçlarının beyazladığı, işleme üzerindeki motiflerde kullanılan saç tellerinden kolaylıkla görülebilmektedir. Elektriğin ve teknolojinin olmadığı zamanlarda yapılmış bu eser kadının ne kadar iyi bir sanatçı olduğunun da göstergesi.
Kotor gezilecek yerler, Budva gezilecek yerler ve Karadağ’da ne yenir? başlıklı yazılarımız aşağıdadır.
1979 yılından bu yana Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Kotor, Karadağ’da en çok turist çeken yerlerden biri olup, gerçekten de çok güzel bir sahil kasabasıdır.Konum olarak Adriyatik denizinde Boka olarak adlandırılan körfezde yer alır ve yemyeşil yüksek dağlarla çevrilidir.
Adriyatikle iç içe, etrafı yeşil dağlarla çevrili ve Orta Çağ mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Strari Grad (Old Town) Karadağ’ın en güzel yerlerinden biri. Kotor Körfezi doğal limanıyla büyük yolcu gemilerinin Avrupa’daki en önemli destinasyonlarından. Ayrıca sahip olduğu harika plajları nedeniyle deniz turizmi açısından çok iddialı. Deneyimleyemesek de eteklerinde kurulduğu Lovcen dağı yürüyüş sevenler için harika rotalar sunmakta.
Sahip olduğu konum nedeniyle tarihte hep fethedilmek istenen ve Romalılar tarafından M.Ö.168 yılında kurulan Kotor, Bulgarlar, Sırplar, Macarlar ve Venedik hakimiyetine girmiş. Osmanlı tarafından da kuşatılan şehir, şehrin Venedikle yaptığı işbirliği neticesinde çok iyi korunduğu için Osmanlı hakimiyetine hiç girmeyen Karadağ şehri olmuş. Yugoslavya döneminde bir süre Yugoslavya’nın bir parçası olmakla birlikte dağılmadan sonra kendi başına Karadağ sınırları içinde kalmış. Şehrin nüfusununu büyük bölümünü Karadağlılar, Sırplar, Hırvat ve Yugoslavlar oluşturmakta bu da şehre farklı bir zenginlik katmakta.
Budva’daki üçüncü günümüzü Kotor ve Perast’a ayırdık. Budva otobüs terminalinden kalkan otobüslerle ulaşılmakta.
Budva-Kotor arası yaklaşık 20 km ve otobüsle gidiş bizim gittiğimiz dönemde en fazla 30 dakika sürüyor ama yüksek sezonda yoğun trafik nedeniyle yol 45 dakikaya kadar çıkabiliyormuş.
Kotor gezilecek yerler :
Eski şehir surlarla çevrili alan yani sur içinde kalan kısım. Uzun süre Venedik hakimiyetinde kaldığını hemen anlaşılıyor.
Old Town (Eski Şehir)
Kampana Kulesi
Kotor Katedrali
Kotor Saat Kulesi
Sveti Luka Kilisesi
St. Nikola Kilisesi
Pima Sarayı
Denizcilik Müzesi
Napolyon Tiyatrosu
Eski şehire 3 adet kapıdan girilebiliyor. Kuzey, Güney ve Deniz Tarafı Kapısı. Deniz Tarafı kapısı sonradan açılmış bir kapı. Aracınızla gelecekseniz bu kapının dışında yolun karşısında araç park yeri var. Ayrıca bu kapının girişindeki turist infodan Kotor Old Town’daki gezilecek noktaları ve planını gösteren harita edinebilirsiniz (Türkçe harita da var). Kapının üzerinde Yugoslavya Devlet Başkanı Tito’nun “Bizim olanı vermeyiz, başkasına ait olanı istemeyiz” sözü bulunmakta. Kuzey kapısına Skurda Nehri üzerindeki kapıdan ulaşılabiliyor. Kotor’da konaklayacaksanız Deniz kapısı önünden kalkan otobüslerle Tivat ve Perast’a gidebilirsiniz. Budva’ya gidecekseniz Güney kapısına 5 dakika yürüme mesafesindeki otobüs terminalinden kalkan otobüslere binmeniz gerekmekte. Karadağ küçük bir ülke ve mesafeler çok yakın. Araç kiralarsanız elbette daha kolay ve vakit kaybetmeden gezme imkanına sahip olursunuz. Özellikle şehir merkezleri dışındaki plajlara ulaşmanız çok daha pratik ancak bizim yaptığımız gibi otobüs kullanarak da Kotor’u rahatlıkla gezebilirsiniz. Güney Kapısı ise 13. yüzyıl tarihli ve şehrin en sakin kapısı. Fotoluk harika bir kapı.
Kotor
Kotor Kampana Tower -Şehrin Skurda Nehri köşesinde kalan burç, 13. ve 14. yüzyıllarda kalenin güçlendirilmesi için yapılmış. Kotor Kalesi’ni gören, fotoğraf için güzel bir açıya sahip
Kotor Kalesi
Kotor Kalesi Tepesi (St.John) : Kotor’un körfezinin fyort benzeri manzarasını en iyi görebileceğiniz yer. Tepeye merdivenle çıkmak yaklaşık 35-40 dakika sürüyor. 1355 basamak var. Stari Grad içinden çıkılıyor ve merdivenlere nasıl gidileceğini gösteren tabelalar mevcut ancak çıkış kişi başı 8 Euro. Her ne kadar eşsiz bir manzarası olduğunu paylaşım yapanların fotolarından görsek de açıkçası gereksiz pahalı bulduk ve çıkmadık. Bununla beraber sabah 08:00’den önce tırmanışa geçerseniz bilet kesen görevlinin henüz iş başı yapmadığı için ücret ödemek zorunda kalınmadığını bir yerlerde okumuştuk. Erken gidip şansınızı deneyebilirsiniz. Zaten sıcaklarda Kotor’a gittiyseniz en iyisi erkenden çıkmak. Ayrıca ücret ödemeden çıkılan bir yol daha olduğunu bir sonraki gün aldığımız Boka By tekne turundaki yerel rehberimiz söyledi ve yolu tarif etti. Kendisi bizzat buradan tepeye çıkmış, onun yalancısıyız:)
Tarifine göre Deniz Kapısı ve turist info noktası sağınızda kalacak şekilde yolda yürüyorsunuz. Skurda nehrini geçtikten ileride 2.sağdan dönüyorsunuz. Saptığınız bu yolda sol tarafta Kamelinja shopping center’ı göreceksiniz. Bu yolda dümdüz ilerliyorsunuz. Burası merdivenli bir çıkış değil, patika o nedenle tırmanmak daha uzun sürüyor. Yalnız tırmanışa geçtiğinizde yol ne zaman ikiye ayrılsa siz solu değil sağ tarafı seçeceksiniz. Tepeye ulaştıktan sonra dönüş yolunda bilet sorulmadığı için inişi paralı yoldan yapabiliyorsunuz.
Kaleye ücretsiz çıkmak için takip edilecek yol
Kotor Lady of Remedy Kilisesi : Kotor kalesine merdivenli yoldan çıkarsanız yolun yarısında bulunan kilise. Ücretsiz tırmanma yolunu tercih ederseniz de dönüşte uğrayıp eşsiz fotolar çekebileceğiniz harika bir nokta. Biz çıkmadığımız için fazla yorumda bulunamayacağız.
Silah Meydanı (Square of Arm) ve Saat Kulesi: Eski şehre Deniz Kapısından girdiğinizde solunuzda kalan meydan ve burada bulunan saat kulesi. Meydan oldukça kalabalık ve güzel. Soluklanmak için kafeler ve restoranlar bulunmakta. Silah meydanı Eski şehir Belediye Binası, Presin sarayı, Bizanti ve Beskuca Sarayları ve Venedik cephaneliği ile çevrili.
Kotor Saat Kulesi : Silah meydanında (Square of Arms) her iki yüzünde de saat bulunan dikdörtgen yapıdaki kule. (Clock tower) 1602 yılında yapılmış. Ön cephesinde Karadağ prensliğine ait arma bulunmakta. Saat kulesi yapıldığından beri üzerindeki saatlerin hiç şaşmadan doğru zamanı göstermekte ayrıca tamir ve bakımları nesiller boyu hep aynı aile tarafından yapılmakta.
Pima Sarayı: Un meydanında yer Pima ailesinin sarayı. 17.yy da yapılmış ve cephesindeki koyu yeşil panjurları ile çok güzel bir yapı
Saint Thyrphon Katedrali– (Aziz Thyrphon) Roma Katolik katedrali. Kotor Old town’daki en gösterişli ve en önemli yapılardan biri diyebiliriz. Kotor şehrinin koruyucusu olduğuna inanılan Aziz Thyrpon’un kemikleri İstanbul’dan getirilmiş ve katedral inşa edilince buraya konmuş. Getirildiği günden beri Kotor’un en önemli festivallerinden biri olan St.Tripun Day düzenlemekteymiş. Katedralin üst katıda kıyafetler, haçlar ve tabloların bulunduğu bir müze var. Yanında ise piskoposluk sarayı ve konutu bulunmakta
Kotor Denizcilik Müzesi-Biz gezmedik ancak vaktiniz varsa gezilebilir. Giriş 4 euro
St. Luke Meydanı: Sveti Luke ve St.Nicholas Kiliseleri
St. Luke kilisesi Katolik kilisesi olarak yapılmasına rağmen 17. yüzyılda Kotor’a gelen Sırp ortodokslarının da kullanmalarına izin verilmiş ve içinde hem Katolik hem de Ortodoks mihrabı bulunmakta. Buradan da Kotor şehri halkının din farkı gözetmeksiniz tüm inananlara kapılarını açtığını görmekteyiz. Eskiden Kotor şehrinde yaşayanlar kilisenin içine defnedildiğinde zemin mezar taşları ile kaplı
St. Nicholas Kilisesi meydandaki en gösterişli yapı. Denizlerin koruyucu azizi St.Nicholas’a ithafen 20.yy başında yapılmış Ortodoks kilisesi. Etkileyici bir yapı ve mutlaka gezilmeli
Kotor Old Town içinde ayrıca “women talks a lot” (kadınlar çok konuşur) çeşmesini de gezebilirsiniz. Eskiden su ihtiyacının sokaklardaki/meydanlardaki çeşmelerden karşılandığı ve bu noktaların kadınlar için sosyalleşme, konuşma yeri olmasından dolayı bu isim verilmiş.
Günümüzde otel olarak kullanılmakta olan, Fransızlar tarafından inşa edilmiş Napolyon Tiyatrosu
Budva gezilecek yerler ve Karadağ’da ne yenir yazılarımıza aşağıdaki linklerde ulaşılabilir.
Karadağ’ın en çok turist çeken şehri olan Budva’nın geçmişi 2.500 yıl öncesine dayanmakta. Aslında küçük bir yarımadayı kaplayan tarihi bir şehrin etrafında zamanla yerleşimin gelişmesi ve büyümesiyle oluşmuş. Özellikle deniz tatili için gidilebilecek çok güzel bir destinasyon, kendisini oldukça sevdik.
Budva’ya nasıl gidilir ?
Türkiye’den Karadağ’a gitmek için hem başkent Podgorica hem de Tivat havaalanlarına direk uçuş bulunmakta. Budva Tivat havaalanına yakın. Tivat havalimanı oldukça küçük. Otobüs kullanmak istiyorsanız havalimanı içinde otobüs durağı yok. Otobüs durağına havalimanı otoparkından çıkıp otoyolda sola dönüp yaklaşık 200 metre yürüdükten sonra ulaşabiliyorsunuz ancak yol gelişli gidişli bir yol ve yer yer kaldırım yok, dikkatli olmak gerek. Bu otoyol ülkede tüm beldeleri birbirine bağlayan otoyol.
Otobüsle Tivat-Budva 4 euro, 1 euro da bagaj toplam 5 euro, oldukça ekonomik. Tivat-Budva arası 20 km ve otobüsle 30 dakikada ulaşılıyor tabi bu söylediğim bizim ki gibi yoğunluğu düşük bir sezon için geçerli. Yazın trafik yoğunluğu arttığı için süre 40-60 dakika olabiliyormuş. Yaklaşık yarım saat arayla otobüs bulunuyor. H.limanı çıkışında taksiciler sizi almak için yarış halinde oluyor. Ücret yaklaşık 25 euro. Limanda araç kiralamak da mümkün. Taksi ile yaklaşık 20-25 dakikada Budva’ya ulaşabiliyorsunuz.
Havalimanı çıkışı korsan taksi kullandık ama liman içine girmiyorlar, liman çıkışında beklediğinizde geçen ve uygun olan bir tanesi yanaşıyor. Kişi başı 5 euro civarı, otobüs ücreti kadar. Bindiğimiz Budva otobüs durağına kadar anlaşmamıza rağmen kalacağımız otele kadar bıraktı, oldukça zaman kazanmış olduk. Kaldığımız süre içinde bu şekilde birkaç kez daha korsan taksi kullandık, korsan taksicilik Karadağ’da oldukça yaygın. Ama binmeden önce mutlaka fiyat alın.
Budva’da nerede kalmalı?
Budva, Kotor ve Perast’la karşılaştırıldığında yapılaşma açısından daha şehirimsi ama onlara kıyasla daha oyalayıcı ve yeme-içme cesitliligi açısından daha zengin. Ayrıca konaklama seçenekleri çok daha uygun fiyatlı. Özellikle deniz tatili yapıyor ve uzun kalacaksanız Budva tercih edilmeli ama kısa süreli seyahatlerde nerede kaldığınız çok da önemli değil açıkçası. Küçük bir ülke olduğu için Kotor ya da Perast’ta kalıp Budva’ya da rahatlıkla geçebilirsiniz. Ayrıca Budva plajları oldukça temiz ve birçok yerde ücretsiz denize girme imkanı bulunmakta.
Oda-kahvaltı bir otel arıyorduk gitmeden önce de birkaç öneri almıştık ama gideceğimiz tarihlerde uygun yer olmadığı için internetten bulduğumuz Otel Kadmo’da karar kıldık. Ekim ayında gittiğimiz için denize sıfır bir yer olması şart değildi. Otel hem merkeze yakın hem de çok sakin bir sokakta. Yeni ve temiz, odaları çok geniş ve ferah. Otobüs terminali ya da durak yürüyerek birkaç dakika. Her yere yakın. Old town yürüyerek 15 dakika. Tekne turu, boka bay turu vs. almak isterseniz en fazla 7-8 dakika yürüyerek sizi alacakları yere ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca kahvaltısı fena değil ve çeşit yeterli, aç kalmıyorsunuz. Çalışanları son derece kibar ve yardımcı. Ne isterseniz sorabilirsiniz, dakikalarca sıkılmadan bilgi veriyorlar. Budva’da marketler akşam 22.00’ye kadar açık tek istisna Pazar günü. Pazar günü daha erken saatte 16.00 gibi kapanıyor ama daha geç saatlere kadar açık olan küçük bakkal tarzı alışveriş yerleri de var.
Budva kaç günde gezilir ? Tek başına Budva küçücük bir şehir, bir tam gün kendisi için yeterli ama gitmişken yakındaki çevre iller de gezilir. Biz 5 gece 6 günlük bir gezi planladık. Kaldığımız süre içinde Budva’yı merkez aldık, orada konaklayarak Kotor ve Perast’a Budva’dan geçtik. Kalınacak süre deniz mevsimine ve gidilecek yerlere göre uzatılılıp kısaltılabilir. Havanın elverisli ve denize girmenin mümkün olması nedeniyle bu süre içinde gerçekten hiç sıkılmadık ama kışın gidecekler süreyi daha kısa tutabilir.
Budva’da gezilecek yerler :
Stari Grad (Old Town)
Citadel (Hisar)
Azize Maria Kilisesi
Holy Trinity Kilisesi
Aziz Sava Kilisesi
Aziz Ivan Kilisesi
Arkeoloji Müzesi
Dans Eden Kız Heykeli
Sveti Stefan Adası
Sveti Nikola Adası (Hawaii adası)
Budva Plajları & Tekne turu
Stari Grad (Old town) : Kaldığımız otelden yürüyerek Slovenska Obala caddesi üzerinden Stari Grad’a geçtik. Slovenska Obala caddesi Budva’nın kalbi diyebiliriz. Cadde üzerinde deniz kenarında bolca restoran seçeneği mevcut.
Stari Grad’ı ziyaret ettiğinizde sokaklardaki hediyelik eşya dükkanlarını dolaşmanızı, cafelerinde oturup kahve veya güzel bir Karadağ şarabı içerek sürekli hareket halindeki turist kalabalığını seyretmenizi tavsiye ederiz. Bu arada Stari Grad’taki dükkanların birçoğunun işletmecisi Türk, en azından biz gittiğimizde öyleydi. Ekim ayı olmasına rağmen Turist olarak da çok sayıda Türk vardı.
Budva Stari GradBudva Budva Budva Dans eden kız heykeli
Dans eden kız heykeli : Heykeli görmek için, Stari Grad’dan çıkıp Mogren Plajı’na giden, kayaların altına oyulmuş olan patikaya girdiğinizde, sadece 50 metre yürümeniz yeterli, bronz heykeli göreceksiniz. Heykel, arkasındaki Stari Grad manzarası ile tam Instagram’lık bir görüntü sergiliyor. Akşam üzeri giderseniz foto çekilmek için ışık çok daha güzel oluyor.
Budva’da ikinci günümüz:
Sveti Stefan : Bugün önce karayolu ile Sveti Stefan adasına gitmek, öğleden sonra da yaklaşık 1.5 saat süren tekne turu alarak hem Hawaii adasına gitmek hem de Sveti Stefan adasını bu kez de tekne ile denizden görmek istedik. Turlar Hawaii adasında 30 dakika süren küçük bir mola vermekte.
Otelimiz otobuslerin de gectigi ana cadde olan Adriatic Hwy’e çok yakin oldugundan yürüyerek duraga geldik. Otobüs beklerken yanımıza yaklaşan korsan taksinin kişi başı 3 euro olan cazip teklifini kabul ederek korsan taksi ile Sveti Stefan’a ulaştık. Bu arada otobüs 2.5 euro, ayrıca otobüs dediğime bakmayın bunlar aslında bizim minibüslerin kıvamında çok da büyük olmayan ulaşım araçları. Ödemeyi binince şoföre yapıyorsunuz. Budva-Sveti Stefan arası yaklaşık 9-10 km.
Her nekadar birbirimizin dilinden anlamasak da şoföre bizi yarımadayı yukarıdan görecek şekilde tepedeki otobüs durağında bırakmasını anlatabilmeyi başardık. Bence sizler de dilerseniz öncelikle yukarıdan bu harika manzarayı görüp daha sonra aşağı doğru yürüyerek yarım adanın halka açık olan plajına ulaşabilir ve dilerseniz plajda yüzüp, harika fotolar çekebilirsiniz.
Sveti Stefan 15. yüzyılda Venedikliler tarafından Türkler’den ve korsanlardan korunmak için yapılmış. İçerisinde 100 kadar ev, 3 kilisenin olduğu, dar bir berzah ile kıyıya bağlı olan Sveti Stefan Adası, 19. yy’da 400 kadar kişinin yaşadığı bir yermiş. Etrafı surlarla çevrili ada1960’lı yıllara kadar bir balıkçı köyü olarak gelmiş. 1934 yılında ise, Sırbistan kraliçesinin yazlık sarayı inşa edilmiş. 2007 yılında, Karadağ’ın turizmini canlandırmak için Sveti Stefan adası 30 yıllığına Aman Resorts otel grubuna kiraya verilmiş. Eski binaların dış cepheleri büyük ölçüde korunmuş ancak içleri renove edilerek oldukça lüks ve modern bir otel atmosferi yaratılmış. Ada’yı gezmek için ya konaklamak ya da içindeki restoranların birinde yemek yemek vs. gerekiyor.
Tepeden Sveti Stefan manzarasını gördükten sonra aşağıya doğru yürümeye başladık. Yaklaşık 300 metre yürüyünce soldan içeri doğru giren yola saptığınızda villa Milocer’e ait özel plaja giden yola giriyorsunuz. Yaya olduğumuz için otopark bariyerinin yanından yürüyerek geçtik, parkın içinden plaja ulaştık ve harika bir manzara ile denizin bizi beklediğini gördük. Gittiğimizde sezon sonu olduğu için şezlong, şemsiye bulunmamaktaydı ama havlunuzu atıp keyfini çıkarabilirsiniz. Bu arada deneyimlediğimiz kadarıyla Karadağ plajları taşlık. Şayet deniz tatili için gidiyorsanız ve bagajınız müsaitse deniz ayakkabısı almanızda fayda var.
Yaklaşık 300 metre uzunluğunda tek kelimeyle muhteşem bir plaj. Aracınızla gelecekseniz otoparkı ücretli, sanırım 12 euro imiş, İki şezlong 1 şemsiye 16 euro. Sveti Stefan yarım adasının diğer yanındaki plaj Crvena Glavica beach. Yine giriş ücretsiz ama şezlong ve şemsiye ücretli ve oldukça pahalı. Yanınızda termosunuzu ve atıştırmalıklarınızı alıp harika denizden ve Sveti Stefan’a karşı yüzme keyfinden sonuna kadar faydalanın derim. Ülkenin her yeri denize girilebilecek harika plajlarla dolu ama biz burayı ayrı bir beğendik.
Bu görsel şöleni iyice içimize sindirdikten sonra geldiğimiz yoldan geri dönerek caddeye çıktık ve sol tarafa yürüyerek otobüs durağına ulaştık. Turist information noktasının önünden minibüs otobüse binerek Budva’ya geri döndük. Kişi başı 2 euro. Bu arada Budva belediyesine bağlı, Sveti Stefan’a varmadan yer alan Przno köyü’de gerçekten harika küçük bir köy. Bu köydeki Przno ve Queen’s Plajları’da yüzmek için harika seçenekler olduğunu aklınızda bulundurun.
Budva merkeze dönünce Budva sahilinden kalkan, Sveti Stefan’ı denizden görüp fotoğraflayabileceğiniz sonrasında da Hawaii adasına gidip yaklaşık yarım saat adada mola verilen tekne turumuza katıldık. Bu tekne turları 1.5 saat sürüyor ve Ekim ayı olması dolayısıyla saat 12.00 ve saat 14.00’de olmak üzere günde iki kez yapılıyor. Yazın ise saat başı yapılıyor. Hawaii adası plajı yine Ekim ayı olmasından dolayı kapatılmış. Bu nedenle yazın yapıldığı gibi tekneyle gelmişken adada daha uzun kalayım sonraki teknelerin biriyle dönerim şansınız yok. Yazın gittiyseniz adada daha uzun kalıp güzel denizinden dilediğiniz kadar faydalanabilirsiniz. Bu arada dönüşte tekrar ücret ödemiyorsunuz. Sadece gidişlerde ücret ödeniyor dönerken dilediğiniz birine binip dönüyorsunuz. Ücreti kişi başı 5 euro. Ancak Budva’dan saati 25 euro ödeyerek şahsi tekne kiralarsanız durum daha farklı. Ödediğiniz saat kadar tekne sizi istediğiniz kadar gezdiriyor. Sveti Stefan’ı denizden de görmek çok güzel ama karadan manzarası bize göre daha büyüleyici. Hawaii adası ise deniz mevsiminde gittiyseniz mutlaka gidilmeli-görülmeli bir yer. Biz adada üşenmedik kısacık sürede denize de girdik, iyi ki de girmişiz, muhteşem bir denizi var.
Saat 13.30 gibi turumuz sonlanarak Budva’ya döndük. Vakit erken hava da şansımıza çok güzel ve sıcak olduğundan günün geri kalanını geçirmek ve denize girmek için Mogren plajına doğru yöneldik.
Budva Mogren plajı ücretsiz girilen bir plaj, havlunuzu atıp plajdan faydalanabiliyorsunuz. Denizi yine çok çok güzel ama taşlık. Dilerseniz şezlong-şemsiye kiralayabiliyorsunuz, ücreti 20 euro. Duş, tuvalet olanakları mevcut. Old Town’a yakınlığından dolayı yazın çok kalabalık oluyormuş. Sahili çok uzun değil dediğim gibi muhteşem bir deniz. Burası yan yana geçişli 2 plaj aslında. kayalıkların altından geçip 2. sahile ulaşıyorsunuz.
Budva’nın en güzel plajlarından biri olan Jazz beach Budva-Kotor yolu üzerinde ve hemen Budva çıkısında, Budva merkeze yaklaşık 2,5 km mesafede bulunmakta. Güzel bir plaj, kumsalı oldukça uzun ve daha az taşlık. Denizi biraz daha sığ. Ücretsiz büyük otopark mevcut. 2 şezlong ve şemsiye mevsimine göre 10-15 €. Duş ve soyunma kabini var ve ücretsiz. Su güzel ve plaj kumluk, denize girmek için harika ama elbette yazın oldukça kalabalık olacağından erken gitmekte fayda var. Budva’dan taxi ve merkezden kalkan otobüsler ile ulaşım sağlanabilir. Dönüş için plajın en solundaki iskeleden her buçuklu saatte yanaşan botlar ile de dönülebilir. Plaj girişinde market var. Yiyecek içeceklerinizi yanınıza alabilirsiniz. Biz sadece yol üzerinde geçerken gördük, yukarıdan manzarası güzel.
Tekne Turu
Karadağ’daki 3 günümüzü Kotor ve Perast’a, 4.günümüzüde Kotor körfezini tekne ile gezmeye ayırmıştık. Budva Slovenska Obeliska caddesi üzerinde karşımıza ilk çıkan tur şirketinden destek aldık. Orada tanıştığımız Vladimir hangi gün tekne turunu alırsak Blue Cave’i görmemizin daha olasılıklı olacağı konusunda bilgi verdi. Budva’ya vardığımız gün deniz çok hareketli imiş o nedenle bir sonraki gün yapılacak tekne turlarının Blue Cave’e girme olasılığının çok düşük olduğunu iki gün sonra denizdeki rüzgarın ve dalgalanmanın gideceğini, Çarşamba günkü turu almamızı tavsiye etti, çok da iyi oldu. Siz de körfezi dolaşan bu turu alacaksanız önceden bilgi almanızda fayda var. Bizim aldığımız tur Gardesevic firmasının turu idi. Hangisini aldığınızın çok da önemi yok aslında, hepsi aynı hizmeti sunmakta. Gittiğimiz dönemde turistin az olması nedeniyle Boka Bay turları haftada 3 gün yapılıyordu yazın bu turlar her gün yapılıyormuş.
Öncelikle belirtmeliyim ki vaktiniz varsa tekne turu Karadağ’da yapılabilecek en güzel şeylerden biri. Tüm körfezi belirli noktalarda konaklayarak İngilizce, Rusça ve Karadağca anlatım eşliğinde gerçekleşiyor ve ülke hakkında oldukça bilgi sahibi oluyorsunuz.
Turları Budva, Kotor, Tivat ve Herceg Novi’den almanız mümkün ve aldığınız şehre göre saatleri ve rota değişiklik gösterebiliyor. Budva’dan katılacaksanız tur otobüsü sizi sabah 07:45’de Tre Canne binasının tam karşısındaki otoparkın yanından alıyor. Biz gittiğimizde fazla turist olmadığından tek otobüs vardı ve karışıklık olmadı ancak yüksek sezonda buradan kalkan birçok tur otobüsü olacağı için karışıklığı önleme adına biraz daha erken buluşma noktasına gidip otobüsünüzü bulmanızda fayda var. Blue Cave’i çok görmek istiyorduk o nedenle havanın en iyi olduğu güne planladık. Deniz dalgalı olduğunda blue cave’e girilmiyor. Tur kişi başı 30 Euro. Şayet siz de Budva’da konaklıyor ve bu tura katılmak istiyorsanız Kotor’a gidip oradan katılmaya çalışmayın. Böylesi hem daha pratik hem daha ucuz. Kotor’a gitme zahmetine girmiyorsunuz ayrıca oraya gidiş-dönüşte ödeyeceğiniz ekstra yol parasını da hesaba katmak gerek. Budva körfezin dışında kaldığı için teknelerin turu oradan başlatmaları daha zor, o nedenle Budva’dan otobüslerle Kotor’a götürüp oradan teknelere katılınıyor. Oteliniz kahvaltı dahil bir otelse ve kahvaltı yapmadan çıkacaksanız kendilerinden bir gün önce kahvaltıya katılamayacağınızı ve lunch box hazırlayabilirler mi sorabilirsiniz. Kaldığımız otel bize 2 adet hazırladı. Şayet domuz salamı vb. şeyler yemiyorsanız belirtmenizde fayda var. Sandviçinizi ona göre yapıyorlar.
Turların hareket saati 08.00. Yarım saat sonra Kotor’a ulaşılıyor. Tekne kalkış 11.30. Rehber katılımcıları İngilizce konuşanlar-Rusça konuşanlar olarak ayırıp iki ayrı grup halinde Kotor old town gezisi yaptırıyor.
Kotor turu bitirince 11.30 gibi tekneye bineceğimiz yere geldik. Teknemiz oldukça büyük bir tekneydi, turist sayısı az olduğu için 150-200 kişilik tekneye 55 kişi olarak bindik. Sezon dışı gitmenin hava ve deniz açısından riskli tarafları olsa da az kişi ile tur almak ve dilediğiniz şezlonga yayılma-istediğiniz yere oturma gibi bir çok avantajlı yanı var.
Rehberimizin anlatımı eşliğinde turumuz Kotor’dan başladı. Oradan Perast’a geçtik. Our Lady of the Rocks’ta mola verdik ve adaya çıktık. Bu kısımları Kotor gezilecek yerler yazımda detaylı olarak anlattığım için hızlı geçiyorum. Daha sonra muhteşem manzalar eşliğinde yolumuza devam ettik. Sonraki durağımız Herceg Novi‘ye vardık.
Karadağ Herceg Novi – Town of the stairs Şehirde birçok merdiven bulunduğu için aynı zamanda “Merdivenlerin Şehri” olarak da anılmakta.
Karadağ’ın güney batısında, Kotor körfezinde yer alan küçük, şirin bir sahil şehri. Denizi muhteşem. Yazın deniz kışın spa hizmeti ile öne çıkmakta. Adriyatik’in en genç şehirlerinden biri. Oldukça çalkantılı bir tarihi var. Uzun yıllar İtalyan hakimiyetinde kaldıktan sonra 1482 yılında Osman hakimiyetine geçmiş. Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinden sonra da Venedikliler tarafından ele geçirilmiş olan şehir 1798 de Avusturya’ya 1805 yılında da Rusya hakimiyeti altına giriyor. 1.Dünya savaşından sonra Sırplara devroluyor.1929 yılında Yugoslavya’nın bir parçası olan şehir, Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Sırbistan hakimiyeti en sonunda da Karadağ Cumhuriyeti’nin bir parçası oluyor.
Herceg Novi’deki en ünlü ziyaret noktaları Forte Mare Kalesi, Avusturya tarafından yapılan saat kulesi, Osmanlı döneminde yapılan Kanli Kula ve merkezdeki St. Belavista Sırp Kilisesi St.Belavista Meydanı.
St. Belavista Meydanı meydanı ve kilise
Herzeg NoviKanli Kula ( Kanlı Kule – Bloody Tower ) Adriyatik Denizine tamamen hakim bir manzaraya sahip. Normal gezilmesinin yanında konserlere ve gösterilere açık hava amfi tiyatrosu olarak hizmet vermekte. Venedik hakimiyeti sırasında hapishane olarak kullanılmış ve çok sayıda insan öldürülmüş o nedenle de bu adı almış.
Kanli KulaHerzeg NoviBosna Kralı Tvrtko I’in heykeli
Herceg Novi , güzel bir yer olmasına rağmen deniz ya da spa için gelmiyorsanız yapacak çok da bir şey sunmamakta. Şayet boka bay tekne turu almayı tercih ederseniz teknenin molası esnasında kısa sürede gezip görebileceğiniz büyüklükte. Herceg Novi’de geçirdiğimiz yaklaşık 1.5 saatlik zaman dilimi yeterli geldi. Daha sonra tekne Mamula Fortress’i görmek için hareket etti.
Mamula Adası Kotor Körfezi girişinde küçük bir adacık, aslında yan yana 3 ada bulunmakta. Herceg Novi belediyesine bağlıdır. Adalara giriş bulunmamakta tekneler yanından geçiyor. Adaların en büyüğü üzerinde 1853 yılında general Lazarus von Mamula tarafından Kotor körfezine düşmanların girişini önlemek amacıyla bir kale inşa edilmiş. II. Dünya savaşı esnasında da bu kale hapishane olarak kullanılmış. 2016 yılında Montenegro hükümeti buraya lüks bir otel yapılması onayını vermiş.
Karadağ Blue Cave
Mamula yakınında demirleyerek bizleri Blue Cave’e götürecek daha küçük boyuttaki tekneye aktarma yaptık. Mağaranın ağzı dar, içi de küçük olduğu için sadece küçük teknelerle giriş yapılabilmekte. Burada tercih size ait dilerseniz büyük teknede kalabilir dilerseniz Blue Cave turuna katılmak için ilave kişi başı 5 euro ödemeniz gerekiyor.
Karadağ Tivat
Blue Cave yüzme molasından sonra tekrar bizi bekleyen büyük tekneye transfer olduk ve son durağımız olan Tivat’a doğru yol aldık.
Tivat Kotor körfezinde bir sahil şehri. Sırp nüfusun fazla olduğu bir şehir. Güzel plajları ile ünlü. Şayet denize girmeyecekseniz fazla vakit harcamadan kısa sürede ziyaret edilebilecek büyüklükte. En önemli cazibe merkezi Porto Montenegro. İçinde limanı, cafeler, restoranlar, deniz üzerinde havuz, spa merkezi ve otel, pahalı markaların bulunduğu mağazalar olan mimarisi güzel bir marina. Vaktimiz olmadığı için marinayı gezemedik sadece Tivat’a tekne ile girerken uzaktan görme imkanımız oldu. Burada bizi geri götürecek tur otobüsümüze binerek dönüş yoluna çıktık. Tivat, Budva ve Kotor arasında yer almakta, her iki yerleşimden de otobüslerle kolayca ulaşabilirsiniz. Vaktiniz varsa bu güzel şehri de gezip vakit geçirebilirsiniz.
Budva’da son gün: Budva’daki son günümüzü şehrin ve denizin tadını çıkararak, girmediğimiz sokakları keşfederek ve alışveriş yaparak geçirdik. Budva’da değişik ve özel hediyelik göremedik, her yerde bulabileceğiniz türden dükkanlar bulunmakta. Bu arada birkaç ay önce Budva’ya yerleşmiş ve çok güzel kolyeler, takılar ve hediyelik eşyalar üreten Türk çiftten çok hoş kolyeler aldık.
6. Gün -Dönüş
Karadağ’da geçirdiğimiz tatilimizi unutulmazlar listemize ekleyerek dönüş için Budva-Tivat otobüsü ile havaalanına ulaştık.
Karadağ’da ne yenir yazımıza aşağıdaki linkten ulaşılabilir.
İskeçe, Batı Trakya sınırları içinde yer alan küçük ama sevimli bir şehir. Rodop dağları eteklerine ve Kosynthos nehrinin her iki tarafına kurulmuş. Yapılacak çok şey olmamasına karşın gidilebilecek ve gayet keyifli zaman geçirilebilecek bir şehir. İpsala sınır kapısına 2 saat mesafede. Günübirlik bir gezinin yeteceği kıvamda ama rahatlıkla bir gece de geçirilebilir. Yunanistan’da Türk nüfusun en yoğun olduğu illerden biri. Osmanlı hakimiyeti sırasında çok sayıda müslüman halk yerleştirilmiş. İskeçe aynı zamanda en iyi korunmuş eski yerleşim yerlerinden biri ünvanına sahip. Tütün önemli geçim kaynaklarından biri. İskeçe Karnavalı ise burada yapılan en önemli etkinlik. Yunanistan’ın en önemli ikinci karnavalı. Şubat sonu-Mart başı yapılan karnaval yürüyüş ritüeli ile son buluyor. 60 bin nüfuslu şehir karnaval zamanı 400 binden fazla kişiyi ağırlamaktaymış. Yüzleri boyalı, rengarenk giyinmiş insanlar danslar ve yürüyüş etkinlikleri ile renkli ve hareketli bir ortam yaratmakta. İskeçe aynı zamanda Yunan bestekar Manos Hadjidakis’in de doğum yeri.
İskeçe’ye nasıl gidilir : En yakın havalimanı olan Büyük İskender havalimanının karayolu ile 4 saat sürdüğü düşünülürse kendi aracınız ya da otobüsle gitmek en mantıklısı. Karnaval dönemi hariç otopark sıkıntısı yaşamazsınız, sokaklara park edilebiliyor.
İskeçe alışveriş : Meydana açılan bütün caddelerde sağlı sollu mağazalar, restoran ve kafeler var. Michais Karaoli Caddesi önemli caddelerden biri. Cosmos Center ve Intersport mağazaları bu cadde üzerinde. Vasileos Konstantinou caddesinde Yunanistan’da ilgi gören Hondos Center kozmetik mağazası var. Yine bu cadde üzerindeki Beauty Products and More adlı kozmetik mağazasında hem yerel hem de Kore malı bakım ürünleri ile oldukça kalıcı açık parfümler satılmakta. İskeçeye yaklaşık 7 km mesafede Flamingo Outlet ve İskeçe-Gümülcine yolu üzerinde Jumbo Mağazası bulunmakta. Fazladan zamanı olanlar gidebilir. İskeçe’ye girişte de büyükçe bir Lidl mağazası var.
İskeçe gezilecek yerler :
Eski şehir merkezi Palia Ksanthi (Ahiriyan Mahallesi) : Osmanlı dönemine ait yapılarla ve restoran ve kafelerin bulunduğu küçük ama çok hoş bir merkez. Geçmişi yansıtan sokakları turlayıp güzel kafelerde birşeyler içip anın tadını çıkarmak son derece keyifli. Ahiriyan mahallesi Türklerin yoğunluklu olduğu bir mahalle.
İskeçe Halk ve Tarih Müzesi : Rus bir mimar tarafından inşa edilen müze tütün tüccarı Kuyumcuoğlu ailesine ait özel bir mülk. İskeçe’nin tarihi ve sosyal değişimi sergilenmiş. Kuyumuoğlu ailesine ait özel eşyalar bulunmakta. Giriş ücreti 4 Euro.
House of Shadow (Gölge Evi) : Old town bölgesinde. Yerel bir sanatçının hazırladığı objeler ışık ve gölge marifetiyle sergilenme. Ücreti 3 Euro.
İskeçe House of Shadow
Manos Hadjidakis’in doğduğu evi : Ödüllü müzisyen Manos Hatzikasin evi de old town bölgesinde. İçi ücretsiz geziliyor. Tarihi bir bina, mimarisi güzel. İçinde çok bir şey yok ama çeşitli etkinlikler düzenlenmekte. Gezerken yeni evlenen bir çiftin düğün fotoları çekilmekteydi.
Manos Hadjidakis’indoğduğu evManos Hadjidakis’indoğduğu ev
2book Kitapevi : Old town’daki güzel binalardan biri olan kitapevi.
2books kitapevi2books kitapevinin içi
Mehmet Paşa Binası : 20.yüzyıl başlarında Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış güzel bir yapı.
Mehmet Paşa Binasıİskeçe old town
Old town tarafında Cumartesi günleri bizdekine benzer pazar kurulmakta, denk gelinirse gezilebilir ama günübirlik bir gezi için zaman harcamaya çok da gerek yok.
Demokrasi meydanı (Platia Dimokratias) : Çok büyük bir meydan değil. Çeşitli etkinlikler düzenlenmekte. Gittiğimizde meydanda noel pazarı kurulmuş ve meydan süslenmişti. Buz pateni pisti, dans ve cimnastik gösterileri vardı. Kısaca çok hareketli ve canlıydı.
İskeçe Saat Kulesi : Demokrasi meydanındaki saat kulesi 1870 yılında şehrin ileri gelenlerinden Hacı Emin Ağa tarafından yaptırılmış. Orijinalinde üzerinde arapça bir kitabe ve tepesinde ayyıldız bulunuyormuş. İskeçe Belediyesi tarafından 1972 yılında yıkılmak istenmiş, Türk azınlığın itirazları sonucu olaya valilik el koyarak yıkımı engellenmiş ama arapça kitabesi ve ayyıldız sökülmüştür. Saat kulesinin yanında bulunan cami ise yıkılmıştır.
İskeçe Saat Kulesi
İskeçe Hagia Sophia Katedrali : Meydanın hemen yanındadır. Kırmızı halılarla kaplı yüzeyi ve duvar süslemeleri ile gözalıcı. Tuğla kaplı yapının mimarisi ile şehir merkezine güzellik katmakta.
Şehirde fazladan zamanı olanlar Kosynthos nehri kenarında yaşam patikası adlı patikada doğa yürüyüşü yapabilir (Path of Live). Daha uzun kalacaklar İskeçe’ye yakın konumdaki Porto Lagos, Kavala ve Gümülcine gezileri planlayabilir.
İskeçe Yeme İçme ve İskeçe’de mekan önerileri :
İskeçe mekan bolluğuna sahip bir şehir. Küçük bir şehir olmasına rağmen şaşırtacak kadar çok restoran, fırın ve kafe bulunmakta. Günübirlik bir geziye sığacak kadar deneyimlemeye çalıştık ama deneyemediklerimiz de aklımızda kaldı.
Artopolis Fırın : Sabah 09.00’da şehre gelir gelmez uğradığımız fırın. Michail Karaoli caddesinde. İskeçe’nin en iyi fırını olarak geçiyor. Sabah saatlerinde kalabalıktı, önünde kuyruk vardı ama öğleden sonra önünden tekrar geçtiğimizde kalabalık daha da yoğundu. Herşey çok lezizdi. Peynirli börek, kapalı bir börek ve tarçınlı çöreklerden aldık. Porsiyonları büyük. İçeride oturma imkanı yok. Personelin çoğu Türkçe biliyor, İngilizce anlatmaya çalışmaktan ziyade Türkçe konuşmak büyük kolaylık.
Artopolis FırınArtopolis Fırın
The Espressonist Coffe : Önünden geçerken kalabalığı görüp daha sonra bir kahve içeriz diye karar verdik. Sonrada herkesin elinde buranın kahve bardaklarını görünce kesin içelim dedik. Tarçınlı noel kahvesi denedik, fena değildi. Lokallerin de takıldığı bir yer. Önünde birkaç masası var ama yer bulmak zor daha çok take away. İçinde de mini bir marketi var. Artopolis fırına 350 metre.
The Espressonist Coffe
Mezebar : Old town’da gezerken gözümüze kestirdiğimiz restoran. İlgi gören bir restoran. Genel olarak old towndaki mekanların çoğu kalabalık ve ortam güzel. Yediklerimizden de çalışanların yaklaşımından da memnun kaldık.
İskeçe Mezebarİskeçe Mezebar
Listemizde bulunan Michail Karaoli caddesindeki Konserva ve Bahamas adlı mekanlara gidemedik. Her ikisine de hem kahve hem kokteyl için gidilebilir.
Amalthia : Old town da Yunan yemek ve mezelerini bulabileceğiniz restoran
Taverna Myrovolos : Yine çeşitli mezeler ve her türlü et yemeklerinin olduğu ve akşamları canlı müzik bulabileceğiniz bir restoran
Tyflomiga : Old towndaki sarı bina dersek giden herkes bilecektir, sokağın atmosferi güzel. Hem kahve ya da içecek hem de yemek yenebilecek güzel bir mekan
Bunlara ilaveten onlarca kafe, restoran ve pastane bulunmakta.
Milano, mutfak konusunda birçok alternatife sahip. Michelin yıldızlı ve şık restoranlardan daha uygun bütçeli yerlere kadar seçeneklerle dolu. Ev yapımı makarnacılar, lezzetli pizzacılar, Milano yemeği ossobuco’cular, güzel kafe ve barlar ile geleni memnun eder.
Come ‘Na Vorta-Pasta e Vino : Taze makarnaları çok lezzetli, tezgahta yapımını görebiliyorsunuz ayrıca ortamı da güzel. Küçük bir yer, rezervasyon şart yoksa uzun kuyrukları beklemek gerek.
Come ‘na Vorta
Osteria dal Verme : Isola bölgesindeki çok sayıda restoran ve mekan bulunmakta. Genel olarak nezih bir bölge ve lokallerin takıldığı bir yer. Restoranın yemekleri oldukça lezzetli, şarapları güzel ancak pahalıca. Burada klasik italyan yemekleri dışında osso buco gibi farklı yemekler denenebilir.
Osteria dal VermeOssobuco – Osteria dal VermeOsteria dal Verme
Pizzeria Ischia : İç dizaynı çok güzel, küçücük bir pizzacı. Bölgenin en iyilerinden, lezzet harika, fiyatlar makul.
Pizzeria Ischia Pizzeria Ischia
Biga : Pizzaları lezzetli, tramisusu oldukça güzel, hafif ve farklı
Biga-IsolaBiga-Isola bölgesi
Luini : Her daim önünde kuyruk olan Milano’nun en ünlü hamur işleri dükkanı. İçi çeşitli malzemelerle doldurularak kızartılan, çiğ böreğe benzeyen (lezzeti çiğ börekten çok farklı) hamur işi panzerottiler en popüler ürünü. Adres: Via Santa Radegonda, 16
Spontini Pizza : Duomo yakınındaki çok popüler, fast food tarzı dilim pizzacı. Dilimler gayet büyük, fiyatlar uygun. Kalın hamurlu ve bol peynirli margheritası denemeye değer. Milano’da iki şubesi var, Duomo meydanına yakın olanın adresi Spontini, Via Dogana 3, diğer şubenin adresi ise, Via Santa Radegonda, 11
Osteria da Fortunata : Önünde dehşet kuyruk olan çok popüler makarnacı. Uzun kuyruk nedeniyle bir süre bekledikten sonra pes ettik ve maalesef yiyemedik.
Starbucks Reserve Roastery : Milano’daki Starbucks ülkemizde bildiğimiz Sturbucks’lardan çokk farklı. Ortamı güzel her daim kalabalık. Yabancı kahve zincirlerinin İtalya’da başarılı olmak için fark yaratmaları gerekir, Sturbucks da tam bunu yapmış. Alkollü kahve seçeneklerinin yanında farklı lezzetler de bulunmakta. Alkollü kahveler yanında ikramla geliyor ama herşeyin bir bedeli var elbette:))) Fiyatlar hem başka yerlerde aynı içeceğe ödeyeceğinizden oldukça yüksek hem de masa bedeli ödüyorsunuz.
Sturbucks Reserve MilanoSturbucks Reserve MilanoSturbucks Milano
Campari Store : Duomo’da yer alan dilerseniz yemek yiyebileceğiniz dilerseniz barında birşeyler içebileceğiniz hoş bir mekan
Campari Store–Milano Duomo
Frida Bar : Isola bölgesinde çok popüler bir bar
Frida Bar-Isola bölgesi
Navigli bölgesi mekanları : Uygun fiyatları içeceklerin yanında atıştırmalıklarla servis edildiği mekanlar bulunmakta.
Venchi Gelato : Dondurmaları lezzetli
Venchi Gelato
Milano gezilecek yerler yazımızın linki aşağıdadır.
Milano, İtalya’nın kuzeyindeki Lombardiya bölgesinin başkenti. İtalya sevenlerden olduğum için her yerini görmeye değer bulurum, kimi küçük kimi büyük her yeri insanı mutlu eder. Milano da gitmiş olmaktan memnun olduğum yerlerden. Kimilerine göre hakkında yazılanlar abartılı kimilerine göre harika, biraz tartışmalı bir şehir. Zevk alma konusu ne aradığınıza ve ne kadar vakit geçirdiğinizle orantılı olarak değişmekte. Roma ve Floransa gibi şehirlerle karşılaştırdığında kültürel anlamda çok daha zayıf ama sevmek için biraz zaman ayırmalı. Sadece birkaç saatliğine gelip Duomo ve çevresinden başka birşey görmeme durumu, bu mudur hissi uyandırabilir. Milano, uluslarası fuarları, sanat ve moda aktiviteleri ile de ön planda. Diğer İtalyan şehirleri ile kıyaslandığında hem geçmişi hem modern şehir havasını taşıyan bir yer. Bu arada İtalya’nın hatta Avrupa’nın en pahalıları arasında olmak gibi de bir ünvanı var.
Milano’da kaç gün kalmalı : Milano’ya 2 tam gün ayırmak yeterli olacaktır. Günübirlik bir gezi sadece en meşhur yerlerini görmeye yeter. Fazladan günü olanlara Como gezisi ve alışveriş tutkunları için Serravalle Designer Outlet turu yapılacak aktiviteler arasında. Otobüsle outlet turu 30 Euro, sabah tek gidiş, akşam üzeri tek dönüş var. Como’ya ise trenle gitmek mümkün olduğu gibi Milano’dan kalkan günübirlik turlara katılarak Como, Bellagio ve Lugano üçlemesi yapılabilir.
Milano’ya ulaşım: Türkiye’den Milano’ya hem Malphensa (Milano’ya 45 km) hem de Bergamo (50 km uzaklıkta) havalimanlarına uçuş var. Bunun dışında İtalya’da başka şehirlerden tren ya da otobüsle ulaşmak mümkün. Havaalanından şehre tren, otobüs ve shuttle mevcut. Bergamo havaalanından çıkar çıkmaz shuttle durakları var. Biletinizi kredi kartı ile alabiliyorsunuz, shuttle Milano merkez tren istasyonunda bırakıyor (Centrale Station).
Milano nerede kalmalı : Tarihi merkez Centro Storico (Duomo çevresi), Navigli ve Brera bölgeleri kalınacak yerler arasında.
Milano’da gezilecek yerler :
Duomo Katedrali ve Meydanı
Galleria Vittorio Emanuele II
La Scala Opera binası
San Bernardino alle Ossa Kİlisesi ve Kemik süslemeler
Santa Maria delle Grazie Kilisesi ve Son Akşam Yemeği tablosu
Sforzesco Şatosu ve Sempione Parkıve Sempione Kapısı
Brera Bölgesi ve Pinacoteca di Brera Müzesi
Navigli Bölgesi
Dikey orman Bosco Verticale
Leonardo Bilim ve Teknoloji Müzesi
Serravalle DesignerOutlet gezisi
Milano Duomo Katedrali : Hem Milano’nun hem de İtalya’nın simge yapılarındandır. Gotik mimarinin büyüleyici örneklerinden biri olan katedralin yapımına 1386 yılında başlanmış ve İnşaası 5 asır kadar sürmüş. Büyüklük olarak dünyada 5., üzerindeki heykel sayısı olarak da 1.sırada. İnce detaylı mermer dış cephesi ve heykellerle müthiş bir mimariye sahip. Katedralin en yüksek yerinde altın renki Madonnina (Meryem) heykeli var. İsa’nın çarmıha gerilmesinden kalan çivinin bir tanesi burada muhafaza edilmekte. Terasa çıkmak isterseniz ücret merdiven ya da asansör kullanımıza göre değişiyor. Terastan manzara çok güzel. Çatısının tamamen üzerinde yürünebildiği tek katedral. Katedralin önünde uzun bilet ve giriş sırası oluyor, bileti önceden almak ve mümkün olduğunca erken saatte gelmek mantıklı. Yazın geliyor ve şort vb, omuzlar açık kıyafet giyiyorsanız katedrali gezerken yanınızda şal bulundurmanız faydalı olur. Katedral akşam 7’de kapanmakta.
Milano Duomo KatedraliiçindenMilano Duomo KatedraliKapısıMilano Duomo Katedraliiçinden
Galleria Vittorio Emanuele I I : Duomo Meydanının hemen yanında bulunan ve 19.yüzyılda yapılmış cam kubbeli alışveriş merkezi. İtalya’nın ilk alışveriş merkeziymiş. Mozaikleri, tavan süslemeleri ve mimarisi ile güzel bir yapı. Lüks markaların bulunduğu merkezde ayrıca restoran ve kafeler bulunmakta. İçinde tam merkezde yer alan boğa figürlü mozaik üzerinde topukla bir tam tur dönme geleneği buraya tekrar gelmenin işareti olarak kabul edilmekte ve ziyaretçiler tarafından gelenek olarak sürdürülmekte.
La Scala Operası : 1778 yılında açılmış opera binası. Gündüz saatlerinde gezilebilmekte. Duomo meydanına oldukça yakın konumda. Dünyanın en tanınan opera binalarından biri ünvanına sahip. Tüm temsiller gece yarısından önce bitiyor, uzun süren temsiller için başlangıç saati öne alınıyormuş. Gösteri başladıktan sonra gelirseniz kesinlikle içeri alınmıyorsunuz. Güzel uygulama. Operanın girişinde yer alan La Scala müzesinde kostümler, resim ve heykeller ile opera tarihini anlatan belgeler sergilenmekte. Gezmek için giriş ücreti 12 Euro.
Milano La Scala Opera Binası
Da Vinci heykeli : Scala meydanında bulunan 1872 tarihinde Pietro Magni tarafından yapılmış. Heykelde Leonardo Da Vinci ve kaidesinde kendisinin öğrencisi; Giovanni Antonio Boltraffio, Marco d’Oggiono, Cesare da Sesto ve Gian Giacomo Caprotti bulunmakta.
Scala Meydanı Leonardo Heykeli
San Bernardino alle Ossa Kilisesi ve Kemik süslemeler : Milano’daki kilisedir. Burayı ilginç kılan özelliği ise çok sayıda insan kafatası ve kemik bulunan şapelidir. 1200 tarihlerinde burada bulunan mezarlıkta yer kalmayınca kemikleri saklamak için oda yapılmış daha sonra 1269 yılında kilise eklenmiş. Yangınla yıkılan kilise 1712 yılında yenilenmiş. Günümüzde kemiklerle süslenen şapel oldukça etkileyicidir. Ücretsiz gezilebiliyor, Duomo’ya yakın konumda.
San Bernardino alle Ossa San Bernardino alle Ossa San Bernardino alle Ossa
Santa Maria delle Grazie Kilisesi ve Leonardo Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği eserini görmek: 1980 yılında dünya mirasları listesine alınan kilise ve manastırı önemli kılan en büyük etken yemekhane bölümünde yer alan üstad Da Vinci tarafından yapılmış ve dünya resim sanatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilen Son Akşam Yemeği adlı duvar resmidir. Yoğun ziyaretçi akını nedeniyle içeride oluşan ve resimlere zarar veren hava kirliliğini takip edip önlemek amacıyla hava, ışık ve nem oranını ölçen cihazlar bulunmakta ve ziyaretçi trafiği kısıtlanmaktadır. Belirli sayıda ziyaretçi aldığı için de gezmek isteyenlerin en az 2-3 ay önceden biletini alması gerek. Eserde İsa ve 12 havarisi bulunmakta, İsa’nın “içinizden biri bana ihanet edecek” demesi üzerine masadaki 12 havarinin vermiş olduğu tepkiler resmedilmiştir. Eser 1495-1497 yılları arasında yapılmıştır, eserin bulunduğu yemekhane bölümü 15 Euro karşılığında ücretli olarak gezilebilmektedir.
Santa Maria delle Grazie KilisesiLeonardo Da Vinci Son Akşam Yemeği
Sforzesco Şatosu : 15. yüzyılda Milano Dükalığını yöneten Sforza ailesi tarafından inşa ettirilmiş kale, askeri ve yönetim amacı ile yaptırılmıştır. 14.yüzyıldan kalma eski surlar üzerine inşa edilmiş oldukça görkemli bir yapı. Günümüzde sanat koleksiyonları, kütüphaneler ve sergi alanlarına ev sahipliği yapan müze olarak kullanılmakta. Kent merkezinde yer alan kale İtalya’nın en büyük kalelerinden biridir. Müzeler içinde en ilgi çekeni Da Vinci ve Michelangolo’nun eserlerinin bulunduğu kısımdır. Michelangelo’nun yaşamının son yıllarında çalıştığı ve bitmemiş olarak tanımlanan mermerden yapılmış Rondanini Pieta’sı en ilgi çeken eserlerden biridir. Kalenin arka tarafında Sempione Parkı bulunmaktadır. Şatoyu gezdikten sonra Sempione Parkında yorgunluk atabilirsiniz.
Sforzesco Kalesi
Sempione Parkı : Milano’daki en büyük park. Oldukça büyük olan park 1888-1894 yılları arasında yapılmış ve tamamen çitle çevrili. Zengin floraya sahip park içinde akvaryum, kütüphane binası, çeşme, göl, köprü, koşu ve yürüyüş parkurları bulunmakta ayrıca çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmakta.
Sempione Parkı ve Sforzesco Şatosu
Porta Sempione : Mimar Luigi Cagnola tarafından yapılmış ve 1838 yılında açılmış şehir kapısıdır.
Milano Porta Sempione
Brera Bölgesi : Tarihi merkez Centro Storico’da yer alan bölge. Güzel sokakları, butikleri, restoran ve kafeleri ile merkezinde yer alan Pinacoteca di Brera Müzesi görülmeyi hak eden ve Milano’da bohem havasını yaşayabileceğiniz, yerel sanatçıların galerilerinin olmasından dolayı sanatçılar bölgesi olarak da anılan bir yer.
Milano Pinacoteca di Brera Müzesi : Yüksek tavanlı, geniş odalara sahip ve zarif mimarisi ile göz dolduran müze Milano’daki en büyük sergi alanlarından biridir. 1809 yılında Napolyon tarafından yaptırılmış. İçinde güzel sanatlar akademisi, saray, kütüphane, gözlemevi ve botanik bahçesini ve çok sayıda önemli eser barındırmakta. Antik dönem, Rönesans ve Barok dönem eserler bulunan müzenin koleksiyonunda Caravaggio’nun İsa’nın öldükten sonra Emmaus’ta görülmesini anlatan Emmaus’ta Akşam Yemeği (1606), Raphaello’nun Bakiye Düğünü (1504), Andrea Mantegna’nın Ölü İsa’ya Ağıt (1483), Bellini’nin Pieta (1460), St.Mark Preaching in Alexandria(1504) ve Francesco Hayez’in Öpücük (1859) adlı yapıtları görülecekler arasındadır.
Milano Pinacoteca di Brera MüzesiNapolyon HeykeliBrera MüzesiCaravaggio- Emmaus’ta Akşam Yemeği(28. oda)Raphaello- Bakire Düğünü (Lo Sposalizio)(24.oda)Andrea Mantegna – Ölü İsa’ya Ağıt (6.oda)Giovanni Bellini- Pieta(6.oda)Giovanni Bellini- St.Mark Preaching in Alexandria (8.Oda)Francesco Hayez- Öpücük (38.oda)
Navigli Bölgesi ve aperitivo yapmak : Navigli bölgesi, adını buradan geçen Navigli Grande ve Navigli Pavese adlı kanallardan almakta. Ticaret ve taşımacılık açısından geçmişte önemli rol oynamış bu kanalların etrafında restoranlar, kafeler, sanat galerileri, butikler ve antikacılar bulunmakta. Gece gündüz her daim hareketli ve canlı bir bölge. Kanal boyunca sıralanmış mekanlar benzer özellikte. Akşam üzerleri aperitivo yapmak keyifli. İtalyanlara has bu kültür akşam üzeri yemekten önce saat 18.00 gibi, arkadaşlarla biraraya gelerek, şarap ya da kokteyl ile birlikte alınan küçük atıştırmalık aktivitesi olarak hem sosyalleşmek hem de yemekten önce iştahı açmak olarak tanımlanabilir. Aperitivo geleneğinin merkezi Milano olmakla birlikte Floransa ve Roma gibi şehirlerede bu kültür yayılmış ve yaşanmaktadır.
Navigli Grande
Bosco Verticale : Boeri Stüdyo tarafından tasarlanmış yüksek 2 bina kompleksidir. Porta Nuova bölgesindedir. 2014 yılında tamamlanmış. Özelliği ise binaların cephelerinde bulunan ağaçlar ve doksandan fazla bitki türünün bulunmasıdır. Dünyanın en güzel ve en yenilikçi projesi olarak kabul edilmiş.
Milano Bosco Verticale
Casa di Alessandro Manzoni : Milano’nun en ünlü yazarlarından Alessandro Manzoni’nin evi görülebilir. Yazar ölümüne dek bu evde yaşamış, daha sonra müzeye dönüştürülmüş. Manzoni’nin kitaplarının resimleri ve kopyaları bulunmakta. Milano’da moda dörtgeninin yakınında bulunur.
Leonardo da Vinci Bilim ve Teknoloji Müzesi : Da Vinci’ye ithaf edilmiş bilim ve teknoloji müzesi. 1953 yılında açılmış. Şehirde daha uzun kalacak olanlar için öneririm, kısa kalışlar için öne çıkan yerlerin gezilmesi mantıklı olur.
Milano’da alışveriş önerileri : Quadrilatero della moda bölgesinde bulunan Via Montenapoleone, Via Manzoni, Via della Spiga ve Corso Venezia caddelerini kapsayan bölge lüks markalar ve tasarım mağazaları ile Milano’da alışveriş için en meşhur yerlerden. Ayrıca Galleria Vittorio Emanuele II, Via Dante ve Via Cordusio’da alışveriş yapılabilecek merkezlerden. Navigli ve Brera bölgeleri de vintage tarzı ürünler alınabilecek yerler.
Via Montenapoleone
Ayrıca şehir merkezine yaklaşık 1.5 saat mesafedeki Serravalle Designer Outlet’de alışveriş için iyi bir alternatif. Şehir merkezinden kalkan otobüslerle kolayca ulaşmak mümkün.
Milano yeme içme başlıklı yazımızın linki aşağıdadır.
Roma, Remus ve Romulos kardeslerin MÖ 753 yılında kurduğu, hakkında blog degil kitap yazilabilecek, tek kelime ile muhteşem bir şehir. Yazarken zorlandım, anlatacak o kadar çok şey var ki neresinden kessem, nasıl kısaltsam bilemedim. Tiber ve Aniane nehirleri arasında 7 tepe üzerine kurulmuş, Dünyanın en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri. Efsaneye göre yarı tanrı yarı insan olan Remus ve Romulus, şehrin nereye kurulacağı ya da kimin yöneteceğine karar verememiş, aralarında çıkan tartışma sonucu Romulus Remus’u öldürerek şehri bulunduğu yere kurmuş ve kendi adını vermiş. Başlangıçta küçük bir yerleşim yeriyken bulunduğu konum itibari ile ticaret merkezi haline gelmiş ve krallık olmuştur. Roma, Romulus dahil olmak üzere 7 kral görmüştür. Romalıların Yunan kolonileri ile olan etkileşimlerinden dolayı onların kültürünü Roma’ya taşımışlar ve kendi kültürlerini oluşturmuşlardır. Brutüs ailesinden Lucius Junius Brutus’ün son kral Tarquin’i MÖ 509’da tahttan indirmesiyle Roma Krallığı yıkılarak, Roma Cumhuriyetini kurmuştur.
Havalimanı-şehir merkezi Ulaşım: Roma Fiumicina-Leonardo da Vinci havalimanı-kent merkezi arası yaklaşık 40 km. Şehre otobüs, taksi ya da Leonardo Express treni ile kolayca ulaşılır. Tren en çok tercih edilen ulaşım aracıdır diyebiliriz. Roma şehiriçi ulaşım : Metropolitana adlı metro ulaşımı Roma’da en çok tercih edilen ulaşım şekli. Üç farklı hattı var ve en sık kullanılan hatlar A ve B hatları ve Roma ulaşımının en merkezi noktası olan Termini durağında kesişmekte. Metro ulaşımı olmayan yerlere de otobüslerle kolayca erişebilirsiniz. Açık hava müzesi şeklindeki bu şehri gezmenin en iyi yolu yürümek, vaktiniz varsa ve yürümeyi seviyorsanız elbet. Gezimiz sırasında yürüdüğümüz her cadde bizi kendi güzellikleri ve şahaserleri ile buluşturdu.
Roma’da Nerede kalınır
Ulaşım kolaylığı, birçok noktaya yakınlığı ve havalimanından tek araca binerek ulaşılabildiği için Termini bölgesi çok pratik. Termini çok merkezi, hemen her yere yürüme mesafesinde ama Colesseum, İspanyol Merdivenleri ve Vatikan çevresinde kalırsanız da bir çok yere kolaylıkla ulaşılabilir.
Roma kaç günde gezilir ?
İlk gelişimizde 1.5 gün kaldık, ikinci gelişimizde 5 günlük bir gezi planladık ve sokak sokak gezdik. Organlarımız bizden hesap soracak ise kendi adımıza bunlar ayaklarımız olur herhalde. Trastevere’ye gittiğimiz gün adımsayar 44 bini gösterdi. O günkü rekorumuza 42 bin adımla Berlin’de yaklaştık ama bir daha egale edemedik. Roma’nın kalış ideali en az 5 gün olsa da listenizi daraltarak 3 günde de gezebilirsiniz.
Roma gezilecek yerler
İtalya gezilecerk yerler listesinin başında bulunan Roma’da, tarihi ve turistik yerlerin çoğu Centro Storico yani tarihi şehir merkezinde yer alır. Kaldığımız yer olan Termini bölgesinden gezimize başladık ve aşağıdaki sırayla devam ettik. Kalacağınız yere göre kendi rotanızı belirleyebilirsiniz.
Santa Maria Maggiore Bazilikası
Colosseum (Kolezyum)
Konstantin Kemeri ya da Takı
Palatine Tepesi
Roma Forumu
Trajan Forumu
Piazza Venezia ve II. Vittorio Emanuele Anıtı
Trevi Çeşmesi
Navona Meydanı
Santa Maria in Aracoeli bazilikası
Largo di Torre Argentina
Campo de Fiore
İspanyol Merdivenleri
Piazza Spagna
Panteon (Pantheon)
Castel Saint Angelo
Popolo Meydan
Quattro Fontana
Fontana dell Acqua Fellice
Vatikan Şehri- Vatikan Müzeleri-Sistina Şapeli-Aziz Petrus Bazilikası
Trastevere
Santa Maria Maggiore: Roma’nın Yedi Hacı Kilisesi’nden biri ve İtalya’daki en büyük Katolik Marian kilisesidir. Meryem papanin rüyasina girer ve bir kilise inşa etmesini, inşa edilecek yeri ise ertesi gün karla işaretleyeceğini söyler. Ertesi gün yaz olamasına karşın kilisenin bulunduğu yere kar yağar ve papa kiliseyi buraya yaptirir. Ziyaretiniz 5 Ağustos tarihine denk gelirse burayı mutlaka ziyaret edin. Halk 5 Ağustos günü kutlamalar için toplanır ve Papa Paul V. şapelinin çatısından beyaz çiçek yaprakları atılarak kilisenin kuruluşu kutlanır. Kilisenin iç süslemeleri muhteşem olup, tavan süslemerinde İspanya Kralicesinin gönderdiği altın kullanılmıştır.
Roma Santa Maria MaggioreRoma Santa Maria Maggiore
Roma Kolezyum (Flavianus amfitiyatrosu): MS 80 yılında Titus tarafından tamamlanmış. Gladyatör oyunları ve çeşitli halk etkinliklerinin yapıldığı oval planlı, taş ve mermer kullanılarak inşa edilmiş bir yapıdır. 60 binden fazla seyirci alabilecek büyüklüktedir. O dönemde gladyatör oyunları için Afrika’dan çok sayıda hayvan getirilmekte ve gladyatörlerle savaştırılmaktaydı. Gladyatörler hem özgür romalılar hem de köleler ya da savaş suçluları olabiliyor şayet bunlar arasında dövüşü kazanan olursa özgürlüğüne kavuşabiliyordu. Yapının dış kısmı kemerlerle çevrilidir alt kısmında tüneller bulunmaktadır. En son gladyatör oyunu 435 yılında gerçekleşmiş. Bugüne kadar 4 deprem 3 yangın geçirmiş yapı zarar görmesine karşın hala ayaktadır ve Roma’da en çok ziyaret edilen yerdir.
Roma Kolezyum Roma Kolezyum
Konstantin Kemeri ya da Takı: Kolezyum’un yakınındaki Konstantin Takı, 4 .yüzyılda Konstantin zaferini kutlamak için yapılmış. 21 metre yüksekliğndeki yapının kemeri üstünde latince yazı ve kabartmalar bulunur. I.Konstantin’in Roma Tiran’ı Maxentius karşısında Milvian Köprüsü üzerinde kazandığı zaferi simgeler.
Konstantin Takı
Palatine Tepesi (Palatino) : Romanın 7 tepesinden biridir. Roma Forum’a çok yakındır. Roma mitolojisine göre Romus ve Romulus’un dişi kurt tarafından bulunarak hayatlarının kurtarıldığı tepedir. Tarihi kalıntılar bakımından önemlidir.
RomaPalatino Tepesi
Roma Forumu: Kolezyum’a bitişik durumudadır. Antik Roma’nın merkezidir. Forum kelime anlamı olarak açık havada halka açık meydan olarak tanımlanabilir. Forumlar hem alışveriş yapılan ticari bir yer hem de halkın buluştuğu, vakit geçirdiği ayrıca siyasi toplantılar yapılan alanlardır. Roma imparatorluğun merkezi durumundadır. Forumdaki yapılar; Septimus Severus Kemeri, Titus Kemeri, Romulus Tapınağı, Castor ve Polluks tapınağı, Satürn Tapınağı sayılabilir.
Roma Forumu
Trajan Forumu ve Trajan Pazarı: İmparator Trajan tarafından 106 yılında inşa ettirilmiş ve Roma İmparatorluğunun son forumu olarak tarihe geçmiştir. Kapalı pazar alanı, dükkanlar ve önünde meydan bulunan komplekstir.
Roma Trajan ForumuRoma Trajan Forumu
Piazza Venezia ve II.Vittorio Emanuele Anıtı: Roma’da tarihi kent merkezinde bulunan ve en çok ziyaret edilen meydanlardan biridir. Etrafında restoran ve kafeler bulunur. Meydanın bir tarafında İtalya’nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele’yi onurlandırmak için 1885-1911 yılları arasında yapılmış II. Vittorio Emanuele Anıtı (Altare della Patria) bulunur. Anıt beyaz mermerden yapılmış oldukça gösterişli bir yapıdır. Vittorio Emanuele’nin atlı heykeli ve en üstte sağlı-sollu dört at heykelleri ile süslüdür. Anıtta ayrıca Meçhul Asker Anıtı (unknown soldier) bulunur.
Roma II. Vittorio Emanuele AnıtıRoma II. Vittorio Emanuele AnıtıRoma Meçhul Asker Anıtı
Roma Trevi Çeşmesi : Ülkemizde daha çok Aşk Çeşmesi olarak isimlendirilen çeşme mimar Nicola Salvi tarafından tasarlanmış Roma’daki en büyük barok özellikli çeşmedir. 30 yılda tamamlanmış ve 1762 de açılmıştır. Adının anlamı 3 yol çeşmesi olup altındaki 3 doğal su kaynağının birleştiği varsayılarak bu adın verildiği düşünülmektedir. Avrupa’da en çok fotoğraflanan yerlerden biri olduğu söylenebilir. Gerçekten çok güzel olan çeşmede deniz tanrısı Neptün sahnelenmiştir. İnsanlar buradaki havuza para atarak dilek dilemektedirler.
Roma Trevi ÇeşmesiRomaTrevi Çeşmesi
Roma Navona Meydanı: Meydanın tarıhi 1. yüzyıla kadar uzanır. Burası spor oyunlarının yapıldığı 30 bin kişi kapasiteli bir stadyummuş. 1655 yılında kaldırılarak meydada dönüştürülmüş. Çok güzel bir meydan, her zaman kalabalık. Meydanı 3 çeşme süsler. Bernini’nin ünlü eseri Barok tarzdaki 4 nehir çeşmesi- Fontana del Quattro Fiumi-(Four Rivers Fountain) bunlar arasında. Çeşmede dört önemli nehir Tuna, Ganj, Nil ve Rio dela Plata ve bulundukları kıtalar temsil edilmiş. Meydanda bulunan ve yine Bernini tarafından yapılmış diğer çeşme Fontana del Moro‘da, yunusla dövüşen dev ya da mağribi betimlenmiş, gerçekten muhteşem. Dev, yunusu bacakları arasında sıkıştırmış. Meydanda yapılan ilk çeşme. Bernini’nin hayal dünyası ve tekniğini gösteren çok güzel bir yapıt. Üçüncü çeşme Antorio Bella tarafından yapılmış Fontana del Nettuno (Neptün Çeşmesi). Çeşmede deniz tanrısı Neptün ahtapotla savaşmakta etrafta su perileri ile bulunmakta. Meydanda bulunan barok tarzdaki Sant Agnese Kilisesi‘de etkileyici bir mimariye sahiptir. Meydanda ayrıca bir dikilitaş bulunmakta. Sokak sanatçıları, seyyar satıcılar, kafeler ve restoranları ile her daim canlı bir meydan.
Roma meydanları Navona meydanıFontana del Quattro FiumiRomaFontana del MoroRomaSant Agnese Kilisesi
Santa Maria in Aracoeli bazilikası: Mutlaka görülmesi gereken bir şahaser. İmparator Konstantin’in annesi Azize Helena’nın kemiklerinin bulunduğu kilise. Dışı tuğladan yapılmış, içi etkileyici ve çok güzel. Capitol tepesinde, Vittorio Emanuele anıtının arkasında yer alır ve manzarası da kendisi gibi çok etkileyicidir. Freskleri ve tavan süslemeri ile Roma’daki en güzel yapılardan biridir.
Santa Maria in Aracoeli Bazilikası
Largo di Torre Argentina: 4 Roma dönemi tapınağı ve Pompey tiyatrosu kalıntılarının bulunduğu alandır.
Largo di Torre Argentina
Campo di Fiori: Navona meydanına yakın bir meydandır. Adı çiçek tarlası manasında olup ortaçağda burada bir çayır olması nedeniyle bu isimle anılır. Meydanın ortasındaki heykel dünyanın güneş çevresinde döndüğünü söylediği için yakılarak öldürülen Giorganı Bruno’nun heykelidir. Gündüzleri semt pazarı kurulan meydan hem gündüz hem de geceleri oldukça hareketlidir.
Campo di Fiori
İspanyol Merdivenleri : Piazza di Spagna ile Piazza Trinita dei Monti arasındaki dik merdivenlerdir. Trinita dei Monti Kilisesine ulaşım sağlar. 135 basamağı vardır. Mimarları Francesco de Sanctis ile Alessandro Specchi’dir. 1725 yılında barok tarzda inşa edilmiş oldukça geniş merdivenlerdir.
İspanyol MerdivenleriSpanish Steps
Piazza Spagna (İspanya Meydanı): İspanyol Merdivenlerin alt kısmındaki Piazza Spagna çok popüler bir meydandır. İspanya büyükelçiliğinin burada olmasından dolayı İspanya meydanı adı verilmiştir. Meydanın ortasında barok stilde mimar Bernini ve oğlu tarafında yapılmış Fontana della Barcaccia (Eski gemi çeşmesi) gerçekten çok güzel bir çeşmedir. Çeşmenin su taşan bir gemi şeklinde olmasının sebebi, Tiber nehrinin 1598 de taşması, meydanın sular altında kalması ve sular çekilince de meydanda gemi kalıntısı görülmesi nedeniyle olduğu rivayet edilmektedir.
Fontana della Barcaccia (Eski gemi çeşmesi)
Pantheon: Piazza della Rotondo’da bulunan ve geçmiş, bugün ve gelecekteki tüm tanrılara adanan yapıdır. Korinth düzenli sütunların taşıdığı bir revak ve arkasında buna bitişik dairesel bir yapıdan oluşur. Kubbe dünyadaki en büyük kubbelerden biri olup tepesinde aydınlık girmesi için bir açıklık bulunmaktadır.
Roma PantheonRoma Pantheon
Castel Sant’Angelo (Kutsal Melek Kalesi):Tiber kıyısında yer alan kale eskiden Roma’nın en yüksek binasıymış. Günümüzde müze olarak kullanılmakta. Roma imparatoru Hadrianus kendisi ve ailesi için anıt mezar olarak inşa ettirmiş, ortaçağda papalık kalesi olarak kullanılmış. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan sürgün yıllarının bir kısmını burada geçirmiş. Adını papa büyük Gregorius’un burada melek Mikail’i gördüğü dinsel törenden aliyormuş.
Castel Sant’AngeloRoma Castel Sant’AngeloCastel Sant’Angelo
Popolo Meydanı : Roma’nın en büyük meydanı olup, birçok etkinlik yapılır. Meydanın girişinde Santa Maria Miracoli ve Santa Maria in Montesanto adlı ikiz kiliseler bulunmakta. Roma’nın en işlek caddelerinden biri olan Via del Corso Popolo meydanından bu ikiz kiliselerin arasından başlar. Kiliseler görülmeye değer niteliktedir. Meydanın ortasında bulunan dikilitaş Mısır’dan getirilmiş. Popolo meydanının Kuzey tarafındaki kapı meydanı Piazza del Filaminio’ya bağlar. Porta del Popolo ya da Porta Flaminia olarak adlandırılıan bu kapı 3.yüzyılda yapılmış olup, Michelangelo ve sonrasında Bernini tarafından restore edilmiş. Meydan Villa Borghese parkının hemen yanındadır.
Roma PopoloMeydanıRoma Popolo Meydanı
Quattro Fontane: Via delle Qurattro Fontane ve Via del Qirinale’nin kesiştiği yerde bulunan 4 ayrı çeşmedir. Geç rönesans döneminde, 1588-1590 yıllarında yapılmış çok güzel çeşmelerdir. Çeşmelerden ikisindeki erkek figürleri Tiber ve Arno nehirlerini böylece Roma ve Floransa şehirlerini temsil eder. Kadınlar bulunan diğer iki çeşme de tanrıçalar Diana ve Juno’yu temsil eder. Mutlaka görülmeliler.
Quattro FontaneQuattro Fontane
Fontana dell acqua Felliceyada Fontana del Mose (Musa çeşmesi): Qirinale tepesinde, 1585-88 yılları aradında yapılmış ve Domenico Fontana tarafindan tasarlanmış gorsel bir şölen. Üç zarif kemerle yapılandırılmıştır. Suyun kaynagi yaklasik 40 km uzaklıktadır.
Fontana dell acqua Fellice–Rome
Galeri Villa Borghese ve Borghese Parkı: Adını Borgese ailesinden alan Villa Borghese binası ve önündeki halka açık çok güzel bir bahçe. Villa Borghese günümüzde Roma’daki en önemli galerinden biridir. Caravaggio ve Raphael gibi ünlü sanatçıların eserleri bulunmaktadır.
Roma Borghese ParkıBorghese Parkı
Vatikan Şehir Devleti
Vatikan hakkında daha kapsamlı bir yazı hazırlamış olduğum için kısaca bahsedeceğim. Roma ili sınırları içinde bulunan bağımsız bir devlettir. Hristiyanlıkta Katolik mezhebinin merkezi durumundadır. Yaklaşık 1000 kişilik bir nüfusa sahiptir. Vatiktan’da bulunan San Pietro bazilikası (Aziz Petrus Bazilikası) ücretsiz olarak ziyaret edilebilir ancak kubbesine çıkmak isterseniz o kısmı ücretli. Bazilikada bulunan Micealangelo imzalı, imzaladığı tek eser demek daha doğru olur, Pieta adlı heykel görülmeye değer enfes bir yapıttır. Eserde İsa çarmıhtan indirildikten sonra annesi Meryem’in kucağında betimlenmiştir. Üstad Michelangelo mermeri adeta bir kumaş gibi işlemiştir. Girişte kıyafetinizin uygun olması gerekir, kollar-omuzlar örtülü olmalı, şort, mini etek, şapka vb giyinmemelidir. Büyük sırt çantası, şemsiye gibi eşyalarla girilmesi yasak, vestiyere bırakmanız gerekmekte. Hristiyanlığın en büyük kilisesidir. Yapının ana mimarı Michelangelo’dur, büyük kısmı onun zamanında tamamlanmış, ölümünden sonra bitirilmiştir. Bazilikanın önünde Aziz Pavlus’un heykeli bulunur.
Roma Vatikan Müzeleri – Vatikan Bahçeleri ve Sistina Şapeli: Vatikan Müzeleri Vatikan şehri sınırları içinde bulunan, dünyadaki en büyük müzelerden biri olup Sistina Şapeli ile birlikte 54 galeriden oluşur. Bahçeleri gezmek için ayrı bilet almanız gerekmekte. Sistina Şapelinde fotoğraf çekmeniz yasak, içeride ciddi sayıda görevli var ve uyarıyorlar. Müzelerde cafe ve atıştırmalık yiyecekler alabileceğiniz yerler mevcut. Müzelerin hepsini gezmek çok zaman alacağı için önden en çok neleri görmek istediğinize karar verip gezmek daha pratik olacaktır. Biletinizi mutlaka seyahatinizden önce online almaya çalışın.
VatikanVatikan
Roma Trastevere : Roma’da fazladan zamanı olanlara önerebileceğimiz bohem semt. Keyifli bir bölge, kafeleri, minik pastaneleri ve pubları ile ziyaret edilmeyi hak etmekte. Kelime anlamı olarak Tiber’in diğer yanı anlamına gelmekte. Roma’nın ilk yahudi yerleşimi de bu mahallede olmuş. Eski devirlerde işci mahallesi durumundayken günümüzde bohem bir semte dönüşmüş. Yarım günlük bir gezi yeterli olur. Metro ulaşımı olmadığı için ya yürüyerek ya da otobüsle ulaşabilirsiniz.
TrastevereTrastevereRoma Trastevere
Vatikan gezilecek yerler ,Roma çeşmeleri veRoma’da ne yenir ? başlıklı yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşılabilir.
Italian cuisine is very popular and well-known in our country, so instead of explaining in detail what to eat, it would be more practical to give information about the places we experienced in Rome.
We listed below places that we experienced and likedfor dining in Rome.
Where to eat in Rome :
Osteria Barberini Restaurant: Bruschetta, truffle lasagna, baked eggplant and buffalo mozzarella salad were legendary. There is a serious line out the door, reservations are recommended. Address: Via della Purificazione, 21
Restaurant Alfredo: This was the name when we went, I think its named was changed to II Vero Alfredo lately. It is known as the birthplace of fettuccine alfredo pasta. In short, we liked it, but the prices were a bit higher when we went.
Pastificio Guerra: This is a tiny pasta restaurant, fast food style, very close to the Spanish Steps. If you find a seat inside and eat, they offer a glass of wine with it, but if you get take-away, they don’t serve the wine outside (at least when we went). Most customers prefer to get take-away and eat it sitting on the Spanish Steps. The pasta is fresh, the prices are very reasonable. There are 2 different types of fresh pasta every day, one with meat and the other without. If you don’t eat pork, you can ask what kind of meat is in the meat that day and get the other type. You can also buy uncooked fresh pasta to take home or as a gift.
Antico Caffe Greco: A historical cafe-patisserie. The tiramisu was very good and the coffee was also very delicious. It is one of the most historical cafes in Rome. It is impossible not to feel this historical past inside the place. It is located on Via dei Condotti. It is very close to the Spanish Steps.
Babingston’s Tea Rooms: Another historical cafe-tea house that I would definitely recommend, it makes you very happy. Very close to the Spanish Steps. Address: Piazza di Spagna
The Gelatist: We loved the ice cream, delicious and a wide variety. Address: Via Nazionale, 19a
Frigidarium: They have a few branches in Rome, but we found the ice cream too sweet, it didn’t appeal to us.
Pompi Tiramisu: We liked the classic one
Antica Rome: A place where you can eat and drink, something hot or cold, right across from the Vittoria Emanuel monument. We chose Aperol and Pina Colada, they were delicious. It was really enjoyable to take a breather while sipping something while facing the Vittoria Emanuel monument at Antica Rome, which is right across from the Vittoria Emanuel monument.
Rome is a magnificent city founded by Remus and Romulos brothers in 753 BC. It is so beautiful that a book can be written about it instead of a blog. We will just try to summarize it here. It is one of the most visited cities in the world. It was built on 7 hills between the Tiber and Aniane rivers. According to legend, Remus and Romulus, were half god and half man. They couldn’t decide where to build the city or who would rule it. As a result Romulus killed Remus and founded the city where it was located and named it after himself. It was a small settlement at the beginning then it became a trade center and a kingdom due to its location. Rome saw 7 kings including Romulus. Due to the interaction of with the Greek colonies, Greek brought their culture to Rome and created their own culture. When Lucius Junius Brutus from the Brutus family overthrew the last king, Tarquin, in 509 BC, the Roman Kingdom collapsed and the Roman Republic was established.
Transportation from Fiumicino Leonardo da Vinci Airport to city center : The distance between Rome Fiumicina Leonardo da Vinci airport and the city center is approximately 40 km. The city can be easily reached by bus, taxi or Leonardo Express train. Rome city transportation : The metro transportation called Metropolitana is the most preferred form of transportation in Rome. It has three different lines. The most frequently used lines are A and B and intersect at Termini station. You can easily reach places by bus where there is no metro transportation. The best way to visit this city is to walk since it is like an open-air museum. Every street we walked on during our trip brought us together with its own beauties and masterpieces.
Where to stay in Rome : The Termini area is very practical due to its ease of transportation and proximity to many places. It is very central. Almost everywhere is within walking distance, but if you stay around Colesseum, Spanish Steps and Vatican, you can easily reach many places too.
How many days do you need in Rome : Ideally, a 5 or 6 days visit will be enough to visit most of the places in Rome.
List ofPlaces to see in Rome : Most of historical places are in Centro Storico.
Santa Maria Maggiore: One of the Seven Pilgrim Churches of Rome and the largest Catholic Marian church in Italy. The pope saw Mary in his dream. Mary told him to build a church and she would mark the place with snow the following day. Although it was summer, snow felt the next day and located the place where the church would be located. If your visit Rome on August 5th, be sure to visit this place. People gather for celebrations of the foundation of the church on this date. They trow white flower petals from the roof of the Pope Paul V chapel. The interior decorations of the church are magnificent and the ceiling decorations are decorated with gold sent by the Queen of Spain.
Rome Santa Maria MaggioreRome Santa Maria Maggiore
Rome Colosseum (Flavianus Amphitheatre): Completed by Titus in 80 AD. It is an oval-planned structure built using stone and marble, where gladiator games and various public events were held. It was large enough to accommodate more than 60 thousand spectators. At that time, many animals were brought from Africa for gladiator games and made to fight with gladiators. Gladiators could be both free Romans, slaves or war criminals and if the winner of the fight was among them, he could be freed. The exterior of the structure is surrounded by arches and there are tunnels at the bottom. The last gladiator game took place in 435. Despite the damage of 4 earthquakes and 3 fires, the structure is still standing and is the most visited place in Rome.
Rome – Colosseum
Arch of Constantine: The Arch of Constantine, near the Colosseum, was built in the 4th century to celebrate the victory of Constantine. There are Latin inscriptions and reliefs on the arch of the 21-meter-high structure. It symbolizes the victory of Constantine I over the Milvian Bridge against the Roman Tyrant Maxentius.
Rome Arch of Constantine
Rome Palatine Hill : It is the most central of the 7 hills of Rome. It is very close to the Roman Forum. According to Roman mythology, it is the hill where Remus and Romulus were found by the wolf that saved their lifes. It is quite rich in terms of historical remains.
Rome Palatine Hill
Roman Forum : It is next to the Colosseum and in the center of ancient Rome. The word forum can be defined as an open-air public square. Forums are both a commercial place where people meet, spend time and hold political meetings. Rome is the center of the empire. The structures in the forum include the Septimus Severus Arch, Titus Arch, Romulus Temple, Castor and Pollux Temple, and Saturn Temple.
Roman Forum
Trajan Forum and Trajan Market: It was built by Emperor Trajan in 106 and went down in history as the last forum of the Roman Empire. It is a complex with a covered market area, shops and a square in front.
Rome Trajan ForumRome Trajan Forum
Piazza Venezia and Vittorio Emanuele II Monument: It is one of the most visited squares in the historical city center of Rome. It is surrounded by restaurants and cafes. There is Vittorio Emanuele II Monument on one side of the square (Altare della Patria). It was built between 1885-1911 to honor the first king of Italy, Vittorio Emanuele II. It is made of white marble. It is decorated with the equestrian statue of Vittorio Emanuele and four horse statues on the right and left at the top. The monument also contains the Unknown Soldier Monument.
Rome II. Vittorio Emanuele MonumentRome Unknown Soldier Monument
Trevi Fountain : It was designed by architect Nicola Salvi. It the is the largest baroque fountain in Rome. It was completed in 30 years and opened in 1762. Its name means 3 way fountain assuming that 3 natural water sources underneath it merged. It is one of the most photographed places in Europe. The sea god Neptune is portrayed in the truly beautiful fountain. People make wishes by throwing coins into the pool here.
Rome Fontana di Trevi
Piazza Navona : The history of the square dates back to the 1st century. It used to be a stadium with a capacity of 30 thousand people where sports games were held. It was removed in 1655 and converted into a square. It is a beautiful square and always crowded. Three fountains decorate the square. Bernini’s famous work is the Baroque style Four Rivers Fountain (Fontana del Quattro Fiumi) . The fountain represents the four important rivers Danube, Ganges, Nile and Rio dela Plata and the continents they are located in. The other fountain in the square is Fontana del Moro, also made by Bernini. It depicts a giant or Moor fighting a dolphin. The giant has the dolphin squeezed between its legs. The first fountain built in the square. A very beautiful work that shows Bernini’s imagination and technique. The third fountain is Fontana del Nettuno (Neptune Fountain) made by Antorio Bella. In the fountain, the sea god Neptune is fighting an octopus and surrounded by water nymphs. The baroque style Sant Agnese Church in the square also has an impressive architecture. There is also an obelisk in the square. It is a lively square with street artists, street vendors, cafes and restaurants.
It is a lively square with street artists, street vendors, cafes and restaurants.
Piazza Navona RomeFontana del Quattro FiumiRomeFontana del MoroRomeSant Agnese Church
Basilica of Santa Maria in Aracoeli : A masterpiece that must be seen. The bones of Saint Helena, mother of Emperor Constantine, are kept in this basilica. The exterior is made of brick and the interior is impressive and very beautiful. It is located on the Capitoline Hill, behind the Vittorio Emanuele monument. It is one of the most beautiful buildings in Rome with its frescoes and ceiling decorations.
Santa Maria in Aracoeli Basilica
Largo di Torre Argentina : It is the area where the ruins of 4 Roman temples and the theater of Pompey are located.
Largo di Torre Argentina
Campo di Fiori : This is a square close to Piazza Navona. Its name means field of flowers because there was a meadow here in the Middle Ages. There is a statue of Giorgani Bruno in the middle of the square who was burned to death for saying that the world revolves around the sun. There is a local market open during the day. The square is very lively both during the day and at night.
Campo di FioriRome
Rome Spanish Steps : These are the steep stairs between Piazza di Spagna and Piazza Trinita dei Monti. They provide access to the Trinita dei Monti Church. There are 135 steps. Their architects are Francesco de Sanctis and Alessandro Specchi. They are very wide stairs built in 1725 in baroque style.
Spanish StepsSpanish Steps
Piazza Spagna : It is a very popular square. It is at the bottom of Spanish Steps. It is called Spain Square because the Spanish embassy is here. The Fontana della Barcaccia (Old Ship Fountain) built in the baroque style by architect Bernini and his son. It is in the middle of the square and it is a beautiful fountain. It is said that the reason why the fountain is shaped like an overflowing ship is because the Tiber River overflowed in 1598, flooding the square and when the waters receded, the remains of a ship were seen in the square.
Fontana della Barcaccia Rome
Rome Pantheon : Located in Piazza della Rotondo, it is a building dedicated to all the gods, past, present and future. It consists of a portico carried by Corinthian columns and a circular structure attached to it behind. The dome is one of the largest domes in the world and has an opening on top for light to enter.
Rome PantheonRome Pantheon
Castel Sant’Angelo (Castle of the Holy Angel): Located on the banks of the Tiber River. It used to be the tallest building in Rome. It is a museum today. Roman Emperor Hadrian had it built as a mausoleum for himself and his family and it was used as a papal castle in the Middle Ages. Fatih Sultan Mehmet’s son Cem Sultan spent some of his exile years here. It takes its name from the religious ceremony where Pope Gregory the Great saw the angel Michael here.
Rome Castel Sant’AngeloCastel Sant’AngeloCastel Sant’Angelo
Piazza del Popolo : This is the largest square in Rome and many events are held. At the entrance of the square, there are twin churches called Santa Maria Miracoli and Santa Maria in Montesanto. Via del Corso, one of the busiest streets in Rome, starts from Popolo Square between these twin churches. The churches are worth seeing. The obelisk in the middle of the square was brought from Egypt. The gate on the north side of Popolo Square connects the square to Piazza del Filaminio. This gate is called Porta del Popolo or Porta Flaminia. It was built in the 3rd century and was restored by Michelangelo and later by Bernini. The square is right next to Villa Borghese Park.
Piazza del PopoloRomeRome Popolo Square
Quattro Fontane: There are 4 separate fountains located at the intersection of Via delle Qurattro Fontane and Via del Qirinale. They are very beautiful fountains built in the late Renaissance period, between 1588-1590. The male figures in two of the fountains represent the Tiber and Arno rivers, thus the cities of Rome and Florence. The other two fountains with women represent the goddesses Diana and Juno. They are really beautiful and must be seen.
Quattro FontaneQuattro Fontane
Fontana dell acqua Fellice or Fontana del Mose (Moses Fountain): A visual feast built between 1585-1588 on Qirinale Hill and designed by Domenico Fontana. It is structured with three elegant arches. The source of the water is approximately 40 km away.
Fontana dell acqua Fellice–Rome
Gallery Villa Borghese and Borghese Park: The Villa Borghese, named after the Borgese family, has a very beautiful public garden in front of . It is one of Rome’s main galleries and contains famous paintings by Caravaggio and Raphael.
Park Borghese RomePark Borghese
Vatican City State : I will mention it briefly since I have prepared a more comprehensive article about the Vatican. It is an independent state located within the borders of the province of Rome. It is the center of the Catholic sect in Christianity. It has a population of approximately 1000. The Basilica of San Pietro (St. Peter’s Basilica) in the Vatican can be visited free of charge but if you want to go up to its dome that part is charged. The statue in the basilica, signed by Michelangelo is a magnificent work worth seeing. This is the only work he signed. Jesus is depicted in the arms of his mother Mary after he was taken down from the cross. Master Michelangelo worked the marble like a fabric. Your attire must be appropriate at the entrance, arms and shoulders must be covered, shorts, miniskirts, hats, etc. are not allowed. It is forbidden to enter with items such as large backpacks and umbrellas, you must leave them in the cloakroom. It is the largest church in Christianity. The main architect of the structure was Michelangelo, most of it was completed during his time and was finished after his death. There is a statue of St. Paul in front of the basilica.
Vatican Museums, Vatican Gardens and Sistine Chapel: The Vatican Museums are one of the largest museums in the world located within the borders of the Vatican City and consist of 54 galleries, including the Sistine Chapel. If you want to visit the gardens, you need to buy a separate ticket for that too. It is forbidden to take photos in Sistine Chapel. There are a significant number of staff inside and they warn you. There are cafes and places where you can buy snacks in the museums. It will take a long time to visit all the museums therefore it is more practical to decide what you want to see the most beforehand. Definitely try to buy your ticket online before your trip.
VaticanCityVaticanCity
Trastevere : We recommend to visit Trastevere to those who have extra time in Rome. A pleasant area, it deserves to be visited with its cafes, small patisseries and pubs. Trastevere literally means the other side of Tiber. The first Jewish settlement in Rome was also in this neighborhood. While it was a working-class neighborhood in the old days, it has turned into a bohemian neighborhood today. A half-day trip will be enough. Since there is no metro transportation, you can reach there either by walking or by bus.
Midilli adası yeme içme olanakları açısından bol çeşitliliğe, Türklerin sevdiği ve aşina olduğu mutfak kültürüne sahip. Bize mi yoksa Yunanistan’a mı ait olduğu tartışılan, en azından her iki ülke mutfağında da yer alan yemekler bulunmakta. Konumuz da zaten bunu açıklığa kavuşturmak değil sadece asla aç kalınmayacağını belirtmek. Ada, doğal olarak deniz mahsulleri açısından zengin biz de çok sevdiğimiz için kaldığımız süre boyunca sıkılmadan yedik ama sevmeyenler ya da daha uzun kalıp sıkılanlar için tencere yemekleri, pizzalar, makarnalar, hamburgerciler, börek ve pastane ürünleri bulabileceğiniz birçok fırın ve pastane de mevcut.
Midilli Adasında ne yenir ?
Deniz ürünleri ön planda. Ahtapot, kalamar, barbun, sardalya, ege hamsisi ve mezeler denediklerimiz arasında. Ayrıca ada sardalyası (Kalloni sardalyası çok meşhur), deniz tarağı ve midye de adada çıkan ve başarıyla yapılan ürünlerden. Hamsinin ithal olduğunu düşünmüştüm ama Kuzey Ege hamsisi varmış yeni öğrendim. Denediğimiz mekanlara geçmeden önce genel izlenimlerimizi paylaşmak isterim. Yemekler benzer olunca karşılaştırma yapmak kaçınılmaz:))) Ahtapot, kalamar ve karides türevi ürünler çok başarılı. Hamsi, barbun gibi balıklar bizde kesinlikle daha lezzetli ve güzel hazırlanıyor. Greek salad olarak servis edilen söğüşe benzer iri doğranmış domates, salatalık ve biber salatası. Salatanın küçük doğranmışını tercih ederim ama üzerine koydukları kocaman feta peyniri ile sunum güzel ve lezzette fark yaratıyor. Mezelerin çoğu ortalama. Feta saganaki ve Ladotiri saganaki (peynir kızartması) muhteşem, bayıldık. Adada yediğimiz zeytinler sıradan, belki iyisine denk gelmedik bilemedim ama Ayvalık’tan almak daha iyi. Dolma, karnıyarık, kuşbaşı et, güveç, arpacık soğanlı ve etli tencere yemeklerini denemedik, yorum yapamayacağım, lezzetli olduklarını düşünüyorum ama evlerimizde de alası yapılıyor zaten. Ayrıca 3 günlük gezide hepsini yemenin imkanı yok. Baklavaya hiç girmeyelim, iyi bir pastaneden sadece denemek için aldık ama yiyemeyip bıraktık. Hamuru kalın, yapış yapış bir şey. Dondurmalar ve diğer pastane ürünleri oldukça lezzetli. Dondurma fiyatları Türkiye ile benzer şekilde. Topu 2,5 Euro, yediklerimiz lezzetliydi.
Midilli ile Türkiye arasındaki fark lezzetten ziyade fiyatların Türkiye’ye göre daha uygun ve porsiyonların daha doyurucu olması. Ayrıca menüde herşeyin fiyatını görüyorsunuz. Bizdeki gibi hesap gelince sürpriz yok. Son zamanlarda bu konuda ilerleme kaydetsek de hala menü görmeden sipariş vermek durumunda kalacağınız işletmeler var özellikle de balık restoranları. Çoğu mekanda menüde her meze yok, gelin dolaptan çeşitlere bakıp seçin diyorlar ama üzerinde fiyat yok, balık da aynı şekilde.
Mekanların çoğu Pazartesi – Salı akşamları daha sakin ve canlı müzik daha az ama Perşembe akşamından sonra çoğu yer hareketli, masalar dolu, mekanlardan canlı müzik sesleri gelmekte. Sokaklar geç saatlere kadar cıvıl cıvıl ve keyifli.
Midilli Adası mekan önerileri :
Mytilini : Mytilini’de birçok taverna mevcut, yeme-içme konusunda seçenekli. Adada çeşme suyu içilebildiği için genelinde ister restoran ister bar nereye otursanız masaya ilk önce su servis ediliyor ve ücretsiz.
Denediklerimiz;
Kalderimi taverna İlk akşamımızda yediğimiz yer. Midilli çarşı içinde, salaş bir taverna. Masalar dolu, iş yapıyor, çoğunluk Türk. Yediklerimiz gayet iyi, hepsi yenebilecek düzeyde, kötü bir deneyim olmadı, fiyatlar da oldukça uygun. Ada gezisi boyunca yediğimiz en uygun bütçeli yer oldu diyebilirim.
Mytiline Kalderimi Taverna
Agios Ermogenis Restaurant : Adada hem denizini çok sevdiğimiz hem de Mytilini’ye yakınlığından dolayı döndüğümüz gün de gitmeyi tercih ettiğimiz Agios Ermogenis plajındaki aynı isimli restoran. Manzara çok güzel, yemekler lezzetli, Fiyatlarda uygun. Plaj kenarı işletmesi olarak başarılı bulduk. Yüksek sezonda hem plajda hem de restoranda yer bulmak, bulsanız da hızlı servis almak zor olabilir. Sınırlı sayıda çalışan var, hatta iki gidişimizde de sadece bir bayan vardı ve tüm masalara o bakıyordu. İşini bilen hızlı bir kadın ama tüm masalar aynı zamanda dolduğunda nereye kadar, sezon sonunda gittiğimiz halde yeterince kalabalıktı. Bir sıkıntı da lavabo, restoranın kendi lavabosu yok ama çok yakınında umumi lavabo var. İlk gidişimizde girilemeyecek kadar kötü, ikinci gidişimizde ise temizdi. Yine de gitmeye değer. fiyatlar gayet uygun, yediklerimizi de lezzeti bulduk.
Agios Ermogenis PlajıAgios Ermogenis Restaurant
Home it is a Feeling restoran-bar : Mytiline merkezde. Hem bar hem restoran. İki akşamımızı burada geçirdik. Yemekleri de kokteylleri de gayet iyi, sunumlar başarılı, ortam keyifli, dekorasyonu modern, müzik de güzel. Ayrıca çalışanlar da alakalı. Gittiğimiz her iki akşam da baya kalabalıktı.
Home it is a feelingHome it is a Feeling
Cubano Bar : Güzel kokteyleri ile tutulan bir mekan. Oldukça kalabalık, yüksek sezonda yer bulma sıkıntısı yaşanabilir. Personeli ilgili, biz keyif aldık, tavsiye ederiz.
Mytiline Cubano barMytiline Cubano bar
Loksa: Kahve, kahvaltı-brunch, kokteyl, sağlıklı bowllar için gidilebilek mekan, sokak arasında. Ortamı keyifli aslında ama gitmeye değer mi bilemedim. Yediğimizden memnun kaldık ama yoğurt üzerine taze meyve ve granola kasesi istemiştik, memnun etmemek için çok çabalamaları gerek. Yediğimizden değil ama bekleme süresinden muzdarip olduk, bilsek gitmezdik. Sabah saatleri gittik, birkaç kişi kahve içiyordu. Yiyecek sipariş eden de yoktu. Yoğurt, meyve ve hazır granola içerikli 2 adet kase siparişimiz neredeyse bir saatte geldi. Çalışan bayanın hem eli ağırdı hem de bir işini bitirmeden diğerine geçiyordu. Yani bizim yoğurtları hazırlarken işi bırakıyor, yeni gelen müsteriden sipariş alıyor, masasına bardak-su bırakıyor vs sonra tekrar bizim kaselere dönüyor, yeni biri geldiğinde terkrar aynı proses, gerçekten inanılmazdı. Kısaca gidemeyenler üzülmesin.
Mytiline Loksa
Gardenia Pastanesi : Kountouriotoi caddesindeki pastane. Dondurmasını çok beğendik ve kaldığımız sürede iki kez gittik, denemesek de diğer ürünlerin görünümü de çok davetkardı. Yine aynı cadde üzerindeki Sugar pastanesi de kalabalık ve tercih edilen bir pastane.
Gardenia Pastanesinden
Listemizde olup, gidemediklerimiz:
Kafeneion O’Ermis, Kornarou Caddesindeki tarihi aile işletmesi. Ahtapot ve kabak çiçeği dolması tavsiye edilen ürünlerinden. Dekorasyonu da bunu hissettirmekte. Mytilini’de öne çıkan tavernalardan. Yemeseniz de içeri göz atın.
Şişman jimmy : Kornarou caddesinin sonundaki deniz mahsulleri restoranı, limanda, deniz kenarında. Konumu güzel, akşamları canlı müzik bulunmakta. Hakkındaki olumsuz yorumları okuduktan sonra gitmek istemedik, fiyatları da konumundan dolayı daha pahalı.
Midilli Şişman Jimmy
Kojam Bar Cafe-bar: En kalabalık barlardan biri, bazı günler canlı performans var, Perşembe bu günlerden biri, yer bulmak zor. Küçücük zaten o nedenle de masa sayısı kısıtlı. Sadece Salı akşamı sakindi. Sakinken şans vermedik, diğer akşamlarda da yer bulamadık.
Kojam Bar
O Batis : Skala Mistegna’da deniz kenarındaki taverna. Buranın plajına gitseydik yemeği düşünüyorduk ama gitmediğimiz için pas geçtik. Hakkındaki yorumlar güzel, beğenilen tavernalardan.
Mezedopoleio 28 Bistro & Bar : P. Kountouriotoi caddesinde. Beğenilen ve puanı yüksek mekanlardan biri.
Paratarion : Yemekleri ve atmosferi ile beğenilen ancak az personeli nedeniyle yavaş servisi biraz eleştiri alan restoran.
Philia cafe : Mytiline merkezde bulunan cafe. Daha çok gençlerin uğrak yeri gibi, her daim kalabalık.
Mandamados : Ballı yoğurt Midilli adasındaki meşhur lezzetlerden. Adanın her yerinde yeme imkanı var. Biz Mandamados köyündeki Taksiarhis Manastırı’nın güzel avlusundaki kafede yedik. Kafenin marketinden peynir ve kapalı yoğurt ürünleri almak mümkün.
Manastırdan sonra sonra yaklaşık 1 km mesafediki peynir üretim merkezi Mystakelli’ye uğradık ve peynir tadımı yaptık. Peynirler tazecik, aracınızda uygun soğutma sistemi varsa buradan peynir alabilirsiniz.
Skala Sykamineas : Mouria tou Mirivili restoran buradaki en iyi restoran olarak geçiyor, ıstakozlu spagettisi ve salatası önerilmekte. Ayrıca burada yapılan ahtapotlar daövgü alıyor. Deniz kenarındaki Anemoessa taverna da güzel bir restoran.
Skala SykamineasAnemoessa taverna
Molyvos yeme içme : Yeme içme açısından gayet tatmin edici. Gerek deniz kenarında gerekse tepeye doğru çok güzel manzaralı restoran, kafe ve barlar var.
Congas bar : Molyvos’da en popüler ve iyi barlardan. Deniz kenarında, önünden denize girilebiliyor. Dar bir plaj, fazlaca şezlong, şemsiye yok. Gece-gündüz güzel bir mekan, akşamları müzik var. En beğendiklerimizden oldu.
Molyvos Congas barMolyvos Congas bar
The Octupus Restoran : Molyvos limanının en gözdesi, denize sıfır. Eylül ayında gittiğimiz için rezervasyonsuz gitmemize rağmen yer bulduk ama kalabalık dönemlerde özellikle hafta sonları rezervasyon gerekir. Yediğimiz herşeyden fazlasıyla memnun kaldık. Octupus gerçekten övgüyü hakediyor. Şarap soslu ahtapot, sarımsak ve hardal soslu karides, kabak kızartması, cacıki ve greek salad sipariş ettik. Fiyatlar ada geneline göre bir tık daha yüksek ama abartılı bir fark değil. Sadece Molyvos’ta değil tüm adada en beğendiğimiz restoran oldu.
Molyvos The Octupus RestoranMolyvos The Octupus Restoran
The Blue Fox : Tatlıcı, dondurması ve limonlu tartı meşhur. Her ikisinden de denedik, erken saatte gitmemize rağmen son tart dilimini biz kaptık. Gerçekten lezzetli. Dilimi iki kişiye yetecek büyüklükte o nedenle paylaşımlı yenebilir. Manzarası harika, çalışan bayanlar güleryüzlü.
Molyvos The Blue FoxMolyvos The Blue Fox
Molyvos’ta deneyemediğimiz ama hoşumuza giden diğer mekanlar :
Martin’s restoran : Yemeklerini denemedik yorum yapamayız ama manzarası çok çok iyi.
Martin’s restoran
Pirates bar: Yukarıda, manzarası çok güzel
Molyvos Prates Bar
Symposion : Atmosferi güzel kafe, kesinlikle gidilebilir
Fuga vine bar: Şarap bar, menüsü zengin, manzarası çok güzel, akşam üzeri açılıyor.
Molyvos Fuga Vine Bar
Le Grand Bleu: Limanda yer alan restoran
Captain’s table. Yine limanda bulunan başka bir restoran
Volta bey Lesvos: Balkonda yer varsa iyi, manzarası güzel greek salad iyi , muamele iyi
Xamam-Hamam liman manzaral restoran, canlı müzik var.
Petra: Molyvos’a 10 dakikalık mesafedeki yerleşim yeri. Yeme içme olanakları bolca, sahilde sıralı tavernalar mevcut. Şezlong-şemsiye olanaklarını kullandığımız Yalo beach’ten sadece içecek ve atıştırmalık aldığımız için Petra’da yeme içme deneyimimiz olmadı.
Tsalikis pastanesi : Lezzetli dondurması ile övülmekte. Molyvos’ta yeterince şeker yüklemesi yaptığımız için pas geçtik. Molyvos’ta da şubesi varmış.
Skala Eresou : Eresou’nun sahil köyü. Gitmek bu kez kısmet olmadı ama gelecek sefer mutlaka gidilecek ve Aegean Aigaio Taverna’da yenecek. İşletmecisi Todori, menüsünde karides, ahtapot, kalamar öne çıkan lezzetleriymiş. Ayrıca Skala Eresou’daki beach bar Parasol buranın iyi mekanlarından. Parasol’den denize girerseniz şezlong-şemsiye ücretli.
Gera körfezindeki Bigla Taverna aile işletmesi, salaş denecek yerlerden. Harika körfez manzarası karşısında yemek yada birşeyler içmenin keyfi doyumsuz. Yemekler gayet lezzetli, kabak kızartmayı daha farklı yorumlamışlar ama kesinlikle güzel. Daha çok yerellerin gittiği bir yer, biz beğendik.
Bigla TavernaBigla Taverna
Plomari yeme içme : Merkezde ve sahil tarafından birçok taverna-kafe var. Apolafsi Taverna, 7 Seas bunlardan bazıları.
Plomari merkez 7 Seas TavernaPlomari merkez Apolafsi Taverna
V’ammos Beach Restoran : Agios Isidoros plajındaki Vammos beach restoran deniz kenarında, şezlong-şemsiye-duş-kabin olanakları mevcut ve ücretsiz. Yemek yemedik, yiyeceklerle ilgili yorum yapamayız ama içecek ve atıştırmalık alıp plajından faydalandık. Harika bir denizi var.
Ammoudeli Fish & Seafood Restaurant : Ammoudeli Plajı’nın hemen yanında bulunan deniz ürünleri restoranı.
Midilli gezilecek yerler hakkındaki yazımıza aşağıdaki linkten ulaşılabilir.
Yunanistan’ın Rodos ve Girit’ten sonra 3. büyük adası olan Midilli, denizi, sahip olduğu orman dokusu, yemekleri ile gidilmeyi sonuna kadar hak eden adalardan biri. Konum itibari ile Yunanistan’dan ziyade Türkiye’ye daha yakın. M.Ö 3000 yıllarından itibaren yerleşim yeri olan ada aynı zamanda Barbaros Hayrettin Paşa’nın doğum yeri. 1462 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmış, 1913 yılında imzalanan Londra antlaşması ile Yunanistan’a geçmiş. Özellikle zeytinyağı ve uozo üretiminde önemli bir yere sahip. Tarım yanında turizm de önemli bir gelir kaynağı. Petra, Plomari, Molyvos ve Eresos adadaki önemli turizm yerleşimleri arasında. Gitmekte geç kalmış olduğumuzu düşünmekteyiz. Keyifle gezilecek, yüzülecek ve lezzetli yemekleri ile gezginleri fazlasıyla mutlu edebilecek bir yer. Ayrıca ulaşım kolaylığı ve kapı vizesi olanağı ile Yunanistan gezilecek yerler açıdından öne çıkan adalardan biri.
Midilli Haritası
Midilli’ye nasıl gidilir?
Türkiye’ye en yakın nokta Ayvalık. Ayvalık’tan hergün kalkan araçlı feribotlarla 1.5 saatte ulaşmak mümkin. Araçsız feribotla da 45 dakikada ulaşılıyor. Büyük bir ada olduğu için yürüyerek gezmek mümkün değil. Dilerseniz aracınızla geçebilir ya da araç kiralayabilirsiniz. Taksi pahalı bir seçenek, ada içi otobüs hizmetleri ise yüz güldürecek düzeyde değil. İlk defa gidilecek ve tüm adayı gezmek isteyenlerin mümkünse araçla gitmeleri tavsiye olunur. İzmir Dikili’den de araçsız feribotla gitmek mümkün. Küçükkuyu’dan da adanın Petra tarafına feribot seferleri bulunmakta. Türkiye’den uçak seferleri de mevcut.
Midilli’de taksi fiyatları
Midilli Adası kapı vizesi
Midilli kapı vizesi ile gidilebilen adalardan. Kapı vizesi büyük kolaylık ve eminim ada esnafı bu durumdan oldukça memnundur. Sezon sonu ve hafta arası gitmemize rağmen adada heryerde Türkler mekanları doldurmakta. Umarım kapı vizesi kesintisiz devam eder. Vize başvurusunu Ayvalık’ta Turyol ya da Jalem gibi firmalar gerçekleştirmekte. Siterlerinde belirtilen şartlara haiz olmak ve evrakları seyahatinizden en az 5-6 gün önce kargo ile kendilerine ulaştırmanız yeterli. Turyol firması ile gittik, vize ve gidiş-dönüşte sorun yaşamadık. Araçlı feribot saati sabah 09.00. İstanbul’dan gittiğimiz için riske atmayıp bir gün önce Ayvalık’a gidip orada konakladık. Feribot biletini online almıştık, basılı halini Turyol ofisten almanız gerekmekte. Turyol ofisinin tam karşısında Liman işletmelerinin gişesi var. Burada da araç için 750 TL, kişi başı da 200 TL vergi ödeniyor (nakit ödenmesi gerekiyor, K.kartı ya da başka bir ödeme yöntemi kabul edilmemekte). Gidiş gününe bırakmamak için bu işlemeleri de Ayvalık’a vardığımızda yaptık. Seyahat günü en az bir saat önce limanda olmanız gerekmekte. Eylül ikinci yarısı gittiğimiz için fazlaca kuyruk yoktu, feribotta da en fazla 5 araçtık. Aracınızı liman işletmelerinin otoparkına bırakıp pasaport kontrolüne giriyorsunuz. Pasaporttan geçince sağ tarafta bulunan bir odadan arabanızı otoparktan alıp feribota götürebilmeniz için araç kartınızı alıyorsunuz. Feribota binmeden önce gümrük memuru tarafından aracınız kontrol ediliyor ve herşey uygunsa feribota biniyorsunuz.
Adaya vardığınızda adadaki görevli tarafından gösterilen yere aracı park edip vizeniz varsa pasaport kontrole gidiyorsunuz. Aracı otoparktan alabilmek için yine araç kartı veriliyor ve bu kartla aracınızı alıyorsunuz. Bu aşamada aracınız aranıyor ve çıkış yapıyorsunuz. Şayet kapı vizesi ile geldiyseniz aracı park ettikten sonra kapı vizesi verilen bölüme geçerek parmak izi ve vize basılması işlemi yapılıyor. Sonrasında pasaport kontrolü yapılarak adaya girişiniz gerçekleşiyor. Sıkıntılı bir süreç değil ancak Temmuz-Ağustos gibi yoğun aylarda uzun bekleme süreleri olabilir. Biz yaklaşık yarım saat gibi bir sürede tüm süreci tamamladık. Bunda hem düşük sezonda hem de hafta içi gitmemizin payı var tabi.
Midilli otopark bilgisi : Yüksek sezonda özellikle Mytiline merkezde park yeri sıkıntısı yaşamak kaçınılmaz gibi. Sokaklar dar, bir kısmı araç trafiğine kapalı. Sezon sonu gittiğimiz için problemle karşılaşmadık ama yine de yoğundu, Temmuz-Ağustos aylarını ve hafta sonlarını düşünemiyorum bile. Mytilene’de limanın otoparkı güzel bir seçenek. Sabah 08.00-15:00 arası ücretli, 15:00-08:00 arası ücretsiz. Sahilde cadde üzerindeki otoparklar da akşam 18:00-08:00 arası ücretsiz. Feribottan inince Kountouriotoi caddesi boyunca kordonda ilerlediğinizde yaklaşık 1,5 km sonra genişçe ücretsiz park alanı var. Şişman Jimmy adlı restoranın arka tarafın olarak tarif edilebilir. Burası geniş bir alan olmasına rağmen yine yüksek sezonda yer bulmak zor olabilir. Etrafta değnekçi benzeri tipler dolaşıyor ama bu otopark kesinlikle ücretsiz, yüz vermezseniz rahatsız etmiyorlar. Yine limandan çıktığınızda sağa özgürlük heykeli tarafına gittiğinizde de ücretsiz park edebilecek yerler var.
Mytilene dışındaki yerleşim yerlerine gittiğinizde ise aracınızı yerleşim yerinin girişlerinde bırakmaya çalışın, merkeze girmeye çalışırsanız sokaklar dar ve park yeri sıkıntılı.
Midilli’de yollar : Ara yollara, toprak yollara sapmadan ana cadde üzerinde kalmaya dikkat etmek faydalı. Navigasyonlar duruma göre daha kısa diye bu tür yollara sokabiliyor ancak yolunuzu kısaltsa da girmeyin. Genelde mıcırlı, dar ve yer yer küçük çukurlar var. Hem araç için güvenli değil hem de konforsuz bir sürüş. Adada yollar genelde virajlı ve gelişli gidişli. Yüksek sezonda gidecek olanlara araç kiralamayı düşünüyorlarsa adaya gelmeyi beklemeden önceden halletmeleri tavsiye olunur.
Midilli’den ne alınır : Adadan alınabilecek başlıca ürünler uozo, feta peyniri, zeytinyağı, yeşil zeytin (ülkemizde yetişenleri tercih ederim), fıstık reçeli (büyük marketlerden ziyade küçük dükkanlarda bulabilirsiniz) , peynir ve yoğurt üzerine lezzetlendirmek amacıyla koyabileceğiniz baharatlar, magnet vb süs eşyalarıdır. Zeytinyağı ve peynir konusunda da açıkçası Türkiye’yi tercih ederim. Adada Lidlle ve Jumbo mağazaları da var. İkisi de oldukça büyük mağazalar, buralardan da ihtiyaçlarınızı alabilirsiniz. Tavsiye üzerine Midilli merkezde bulunan bir parfümcüden açık parfüm aldık, parfümler hem uygun hem de kokuları kalıcı.
Fıstık reçeliPeynir üzerine konabilecek baharatErmou Caddesinde açık parfüm satan mağazanın kokuları oldukça başarılı ve kalıcı
Midilli’de ne kadar kalmalı ? Biz 3 gece 4 gün kaldık. Kalış yerimiz Mytiline merkez olduğu için gidişte sabah 12:00 gibi vize vs işlemlerimiz bitmiş ve otelimize ulaşmıştık. Dönüş günü feribot saati 18:00’di ve o günü de gayet verimli geçirdik. Deniz, adanın her yerinde çok güzel o nedenle deniz mevsiminde gelindiğinde bu süre rahatlıkla uzatılabilir ve kesinlikle sıkılınacağını düşünmüyoruz. Üç gece kalacağmız için süreyi bölüp adanın farklı bölgelerinde kalmayı gereksiz yorgunluk olacağı için düşünmedik ancak 4 günden fazla kalacak olanların bunu yapması en azından Molyvos’ta da konaklamaları güzel olabilir.
Midilli’de nerede konaklamalı ? Konaklama açısından öne çıkan bölgeler Mytiline merkez, kuzey bölgede Molyvos ya da Petra, adanın güney tarafında ise Plomari. Mytiline’yi tercih ettik ve pişman olmadık. Issa Lesvos otelde konakladık. Yeri çok pratik, heryere yürüme mesafesinde. Kısa süreli kalışlara uygun. Yer bulamadık ama Hotel Lesvion ve Hotel Blue Sea otelleri güzel seçenekler. Mytiline diğer bölgelere göre daha şehirimsi ama oyalıyor. Şahsi tercihim her zaman sıkmayan, oyalayan yerlerden yana. Pratikliğine gelince de adaya iner inmez otelinizde oluyorsunuz, dönüş günü de tüm gün yine size ait, dilediğinizce denize girebilir, alışverişinizi yapabilir ya da gezilecek müze, katedral benzeri yerleri ziyaret edebilirsiniz. Adaya tekrar gelirsem o zaman en azından bir gece de Molyvos’ta konaklamak güzel olur. Molyvos hem özgün hem de gerçekten çok güzel bir yerleşim yeri. Yeme içme olanakları, kafe, bar ve restoran açısından da oldukça zengin. Molyvos’a bir tam gün ayırdığımız için içimizde şunu da yapabilsek iyi olurdu diyecek bir şey kalmadı ama kesinlikle konaklanabilecek bir yer.
Midilli’ye ne zaman gitmeli : Ne yapacağınıza bağlı olarak her mevsim gidilebilir ancak deniz içinse elbette yaz ayları gitmeli. Mevsimi Ayvalık, Assos gibi, çok uzun değil. Türkiye’de olduğu gibi dünyanın her yerinde oranın en yüksek sezonunda giderseniz alacağınız keyif daha az olabilir, kalabalıklar çok olup, rezervasyon sıkıntıları, restoran ve kafelerde yer bulmamama, uzun servis süreleri, aşırı trafik gibi sorunlar kaçınılmazdır. Yüksek sezonun biraz öncesi ya da sonrası zamanlar daha ideal. Gezimizi Eylül ayında yaptığımız için bu sorunların hiçbiri ile karşılaşmadık. Rezervasyonsuz gidilemeyen heryere rezervasyonsuz gittik ve yer bulduk. Otopark sıkıntısı yaşamadık, hava hem üşütmedi denizden sonuna kadar faydalandık, hem de sıcaktan bunaltmadı. Ada çok kalabalık değildi ama yanlız biz kalmışız hissine de kapılmadık, mekanlar gerek gündüz gerekse akşamları cıvıl cıvıldı. Deniz için gidilecekse bazı riskler de var. Havanın güzel olduğu son hafta gitmişiz, adadan ayrıldığımız gün hava serinlemeye ve yağmur olasılığı artmaya başladı, deniz mevsimi sona erdi diyebiliriz. Gitmeyi düşündüğünüz tarihlere yakın hava durumunu kontrol ederek organizyon yapmak daha doğru olur ama denize giremeseniz dahi Midilli, gideni en az 2-3 gün sıkmadan oyalayabilecek bir yer.
Midilli Adasındaki Plajlar : Adanın birçok yerinde plajlar taşlık, plaj ayakkabısı götürmek gerek. Kumluk plaj yok gibi. Deniz heryerde harika ve genelde birçok yerde kısa bir süre sonra derinleşmekte. Aracınızla gidiyorsanız yanınızda rejisör sandalyesi ve şemsiye almanız dilediğiniz bakir ve sakin yerlerde suya girebilme olanağı sağlar. Plajların çoğunda şezlong, şemsiye ve duş ücretsiz, yediğinize içtiğinize ücret ödersiniz ama yine de oturmadan önce sormakta fayda var. Birçok yerde kredi kartı geçiyor ama sadece nakit alan tesisler de var. Bunun dışında her plajda halkın ücretsiz faydalalacaği, havlusunu ya da kendi sandalyesini koyup denize girebileceği alanlar mevcut.
Midilli Gezilecek yerler : Midilli Yunan adaları içinde hareketli gece hayatı, gezilecek tarihi yerleri, güzel plajları ve yeşil dokusu ile öne çıkanlardan biri. Adayı Mytiline merkez, kuzey bölge, adanın batı bölgesi-Gera Körfezi ve güney bölge olarak ayırarak anlatmak ve gezmek pratik olacaktır.
Mytiline Merkez
Adanın kuzeyi- Molyvos, Petra, Eresos, Sigri, Skala Skamineas ve Mantamados
Adanın batısı- Sigri, Skala Eressou
Kalloni ve Gera Körfezleri
Adanın güneyi- Plomari
1.günümüz
Mytilene: Adanın merkezi, feribottan indiğiniz yer ve en büyük limanı. Midilli’nin diğer bölgelerine göre daha kalabalık, günübirlik gelenlerin de uğrak yeri, kesinlikle güzel bir yerleşim. Diğer bölgelere göre daha bir şehir havasında ve gezilecek yer daha fazla.
Mytilene gezilecek yerler :
Kountouriotoi caddesi : Limanda yer alan kordonboyu caddesi. Güzel bir cadde, sahil tarafı yürüyüş yapmaya müsait. Üzerinde restoran, kafe ve mağazalar bulunmakta. M.Ö 600 yılında Midilli Adasında doğmuş ünlü şair Sappho adına yapılmış küçük bir meydan ve Sappho’nun heykeli ile Mytiline tiyatro binası bu cadde üzerinde.
Ermou Caddesi: Trafiğe kapalı olan cadde limandan başlıyor. Kountouriotoi caddesinin bir paraleli. Bazı dükkan ve mağazaların her iki caddeye de açılan kapıları var. Midilli’nin ana alışveriş caddesi, en hareketli yeri denebilir. Cadde boyunca ilerlediğinizde adada üretilen ürünleri bulabileceğiniz dükkanlar gelir.
Ermou CaddesiErmou Caddesi
Yeni Cami: Ermou Caddesi üzerinde. Osmanlı döneminde adaya getirilen müslüman halk için yaptırılmış. Ziyarete kapalı. Harap durumda.
Midilli Adası Yeni CamiMidilli Adası Yeni CamiMidilli Adası Yeni Camiavlusu
Tarihi Türk Hamamı: Yeni Cami’ye çok yakın. Osmanlı hamamları özelliklerinde. Restore edilerek korunmuş. Ziiyarete açık ama biz kapısından içeri bakıp çıktık. Küçük bir yapı, kişibaşı 5 Euro ücretle gezilebilmekte.
Midilli Adası Türk Hamamı(Çarşı Hamamı)
Agios Athanasius Kilisesi (Aziz Atanasyos) : Ermou Caddesi üzerindeki Ortodoks kilisesi. 16.yüzyıl sonlarına doğru tarihlenmekte. Aziz Athanasiss’a adanmış. Gotik çan kulesi oldukça güzel, 33 metre yüksekliğinde. içi de gezilebilmekte ve görmeye değer. İçindeki duvar freksleri Midilli’li ressam Kesaklis tarafından 1901 yılında yapılmış. İkona panelinin ahşap oymaları dikkat çekici.
Agios Therapon Kilisesi : Midilli’deki en ünlü ve ziyaret edilen kilise. Saint Therapon’a adanmış. Adalı mimar Argyris Adalis tarafından tasarlanmış. İnşaasına 1850 yılında başlanmış ve 1935’de tamamlanarak 85 yıl sürmüş. Şehir manzarasına hakim konumu nedeniyle adanın sembol yapılarından.
Midilli Arkeoloji Müzesi: Bizans dönemi eserler bulunmakta. Buradaki evlerden bütün halinde çıkarılan mozaikler sergilenmekte. En ünlüsü “Menandros Evi”nden getirilen mozaikler. Eve bu ismin verilme nedeni, M.Ö 4.yy da yaşamış oyun yazarı Menandros’un oyunlarındaki karakterlere ait mozaikler çıkarılması. Bunlardan en ünlüsü de Orfeus mozaiği. Orfeus liriyle dinleyen herkesi ve herşeyi büyülermiş. Efsaneye göre parçalanarak öldürülmüş ve cesedi farklı yerlere atılmış. Başı ve liri de denize atılmış. Bunlar sürüklenerek adaya gelmiş. Ada halkı kesik başı bir mağaraya gömmüş. Mozaikte Orfeus’u dinlerken kendinden geçen hayvanlar betimlenmiş. Giriş 5 euro
Özgürlük Anıtı: Eftaliotou Caddesi üzerinde, Tsamakia parkının girişinde, 1930 tarihli, Heykeltıraş Gregorios Zevgolis tarafından yapılmış.Limandan sağa doğru yaklaşık 250 yürüdüğünüzde ulaşırsınız, sahil tarafında.
Midilli Adası Özgürlük anıtı
Mytiline Kalesi : Limana yaklaşık 1. km uzaklıkta ve limandan yürüyerek 15 dakikada ulaşılabilir. Güzel manzarası var. Yapımına I.Justinianus döneminde başlanmış, geç Bizans döneminde bugünkü şekline ulaşmış.
Mytiline Kalesi
Tsamakia parkı : Kalenin aşağı kısmı, denizle kale arasındaki park, ucunda özgürlük anıtı var
Midilli Antik Tiyatrosu: Midilli limanına 2.2 km uzaklıkta, Kamares bölgesinde. Roma tiyatroları ile benzer, mermerden inşa edilmiş. 10,000 kişi kapasiteli olduğu düşünülmekte. Çok fazla görülecek birşey yok o nedenle fazladan zamanı olanlara tavsiye edilir.
Mytiline Antik Tiyatrosu
Theofilos Müzesi : Midilli’nin Varia köyünde doğan ünlü ressam Theophilos Hatzimihail’in anısına sanat yayıncısı Stratis Eleftheriadis tarafından kurulmuş küçük bir müze. Müze 1964’te inşa edilmiş bir yıl sonra da Eleftheriadis ressam Theophilos’un eserlerinden oluşan 86 eserlik koleksiyonunu Midilli Belediyesi’ne bağışlamış. Dört odadan oluşan müzenin her odası tarih, mitoloji gibi ayrı bir temalara ayrılmış. Zaten benzer şekilde Theophilos Hatzimihail’in eserleri çoğunlukla pitoresk manzaralardan, kırsal yaşamdan ve 1821 Yunan İsyanı kahramanlarından ilham alıyor. Sadece hafta arası açıkmış, Mytini limanına 5-6 km uzaklıkta. Fazladan vakti olanlar gidebilir
Mytiline plajları
Tsamakia plajı: Merkezde, limanın yakınındaki halk plajıdır. Limana yakınlığından dolayı kalabalık olabiliyor. Günübirlik ve araçsız gelenler için uygun. Şezlong, şemsiye mevcut.
Paralia Vigla: Limandan 9 km uzaklıkta. Limanın kuzey tarafında yer alan plaj.
Skala Mistegnon: Paralia Vigla’dan sonra gelmekte. Limandan 17 km uzaklıkta, kuzeye doğru gidilecek. Geniş ve güzel bir plaj. Sahildeki O Batis restoran tavsiye edilmekte.
Paralia Agios Ermogenis: Limanın güney tarafında ve limana 14 km uzaklıkta, araçla 20 dakikada ulaşılıyor. Şezlong şemsiye ücretsiz, duş olanağı mevcut. Yediğine içtiğine ödeme yapıyorsun. Mavi bayraklı, küçük bir koy. Açık ara favorimiz olan plaj, hem gittiğimiz gün hem de dönüş gününü bu plajda geçirdik. Otopark alanı var. Denizi harika. Küçük bir koy, maksimum 25 tane şezlong var. Kendi havlunuzu atma olanağınız var ama adadaki plajlar çoğunlukla taşlık olduğu için uzun saatler kalınacaksa havlu üzerinde keyif yapmak zor. Yüksek sezonda plajda ya da restoranında yer bulamama durumu olabilir.
2.gün: Midilli’nin kuzey kısmı
Bugünü adanın kuzeyine ayırdık. Sabah 08.00’de yola koyulduk, yapacak çok şey var. İlk durak Mantamados Köyü ve yolculuk 1.5 saat, yollar virajlı ve bazı yerlerde oldukça dar. Bölgenin en iyi yerleşimi Molyvos. Ayrıca Petra, Skala Skamineas, Mandamados ve Efthalou her biri kendine has yerleşimler ve görülmeli.
Mandamados Köyü : Zeytinyağı, süt ürünleri özellikle yoğurdu ve seramik ürünleri ile de meşhur. Taksiarhis Manastırı köydeki en önemli ziyaret yeri. Melek Mikhail’e adanmış. Mikail adanın koruyucu azizi olarak kabul edilmekte ve başmeleğe adanmış 140 manastırın merkezi olarak bilinmekte. Tüm Yunanistan’da önemli bir merkez. Paskalya döneminde çok sayıda ziyaretçi gelmekte. Manastırın önünde genişçe otopark alanı mevcut. Manastırı gezdikten sonra güzel avlusundaki kafede meşhur ballı yoğurttan yedik. Kafenin marketinden peynir ve kapalı yoğurt ürünleri almak mümkün.
Manastırdan sonra sonra yaklaşık 1 km mesafediki peynir üretim ve satış merkezi Mystakelli’ye uğradık ve peynir tadımı yaptık. Marketinde perakende satışı ve tadım olanağı bulunmakta. Peynirler tazecik, aracınızda uygun soğutma sistemi varsa ülkeye dönerken peynirinizi buradan alabilirsiniz.
Taksiarhis ManastırıTaksiarhis Manastırı
Skamineas ve Skala Sykamineas : Mantamados köyünden sonra ikici durağımız yaklaşık 14 km uzaklıktaki Sykamineas Köyü. Sykamineas dut ağacı demekmiş ve yörede bulunan çok sayıda dut ağacı nedeniyle bu isim verilmiş. Skamineas’ın sahil tarafı daha aşağıdaki Asos manzaralı Skala Sykamineas. Adadaki en meşhur balıkçı kasabası. Çarşısında birkaç dükkan, bir iki restoran ayrıca konaklama imkanı da mevcut. Skamineas Köyü Nobel ödüllü yazar Stratis Myrivilis’in doğum yeri. Skala Sykamineas en önemli yapı Panagia Gorgona Kilisesi (Denizkızı Madonna Kilisesi). Kilise yazarın bir eserine konu olduktan sonra meşhur olmuş. Küçücük sevimli bir kilise. 1859 yılında inşa edilmiş. Sabah saatleri geldiğimiz için köyde yeme imkanımız olmadı ama Skala Sykamineas’taki Mouria tou Mirivili restoran buradaki en iyi restoran olarak geçiyor, ıstakozlu spagettisi ve salatası önerilmekte. Ayrıca burada ahtapotlar da meşhur.
Not: Skala Sykamines’te navigasyona bir sonraki durağımızı kurup yola çıktık ama bizi mıcır ve düzensiz bir yola soktu. 1 km bu şekilde gittikten sonra nerede sona erdiğini bilmediğimizden riske girmeyip yolu uzatmayı göze alarak köye geri döndük ve ana yolu kullanmaya karar verdik. Adada yol uzasa da ana yolları tercih etmekte fayda var.
Efthalou : Kuzeyde harika plajları ile öne çıkan Efthalou Molyvos’a 3-4 km uzaklıkta bir yerleşim yeri. Mesafeleri km olarak verince çok yakın görünmekte ancak virajlı dağ yolları olduğu için ulaşmak göründüğünden daha uzun zaman alıyor. Burada fazla zaman geçirmedik, bakıp çıktık desek daha doğru. Küçük, şirin bir yer. Plajları yanında kaplıcaları ile de öne çıkmakta. Konaklama ve restoran olanakları mevcut.
Molyvos ya da Mithymna; kuzey bölgesinin en iyisi. Adını Midilli’nin yöneticisi Makaras’ın kızından almış. Kuzeydeki yerleşimler içinde en öne çıkanı. Sokakları şirin, yeme içme aktiviteleri açısından oldukça tatmin edici, bol seçenekli. Gerçekten çok güzel bir yer, yerleşim tepeden sahile doğru, o nedenle de manzara şehrin heryerinde harika. Molyvos’a girişte okul var, okulun yan tarafındaki boş arazi ücretsiz otopark. Aracınızı buraya parkedebilirsiniz. Merkeze doğru biraz daha ilerleyince set üzerinde de otopark var ama daha küçük ve dolu olma ihtimali yüksek. Merkezde sokaklar dar, otopark imkanı kısıtlı.
Molyvos Kalesi : Yüksekçe bir tepede yer almakta. Şehre girişte sizi karşılıyor, manzarası çok güzel. 13. yüzyıl ortalarında inşa edilmiş, Molyvos’un sevimli sokakarını geçerek ulaşıyorsunuz. Saat 15:00’de ziyarete kapanıyor.
Molyvos KalesiMolyvosMolyvos
Molyvos plajları : Denizi güzel, mavi bayraklı. Dar bir sahili dar, sezlong şemsiye olanakları mevcut. Hotel Molivos’un oradan denize girilebiliyor ancak otel müşterisi olsanız dahi şemsiye şezlong ücretli. Havlunuzu atıp ücret ödemeden de girebilirsiniz. Molyvos’ da denize girmedik sadece gezdik ve yeme içme olanaklarından faydalandık. Sahil tarafında güzel bir cafede kahve molası, tepede bir pastanede de limonlu kek yiyerek hem mola verdik hem de doyumsuz manzaranın tadına vardık. Deniz için Petra’ya gittik ama akşam yemeği için Molyvos’a geri döndük. Gerek set üstünde manzaranın keyfine yukarıdan varacağınız gerekse denize sıfır mekanlar bolca mevcut ve hepsi ayrı güzel.
Molyvos Congas Beach Bar yukarıdan manzaraMolyvos sahilHotel Molyvos’un önü
Petra : Molyvos’a 10 dakikalık mesafedeki yerleşim yeri. Panagia Glykoflousa Kilisesi gezilebilecek yerlerden biri. Büyükçe bir kaya üzerine inşa edilmiş. 141 basamakla çıkılan kilisesinin manzarası çok güzel. Petra’da birçok restoran, taverna, kafe, hediyelik eşya dükkanları ve konaklama olanağı mevcut. Petra bölgenin en kalabalık ve turistik yerlerinden desek yalan olmaz.
Petra Panagia Glykoflousa Kilisesi
Petra Plajları: Molyvos’u gezdikten sonra denize girmek amacıyla geldik. Sahil kısmında ilerleyince solda açık otopark var. Yalo adlı restoranın önünden denize girdik ve bu mekanın şezlong-şemsiyesini kullandık. Ücretsiz, yiyip içtiğinize ödüyorsunuz. Denizi kesinlikle çok güzel, sıkıntımız denizden yana olmadı ama işletmeler yan yana, şezlonglar neredeyse bitişik nizam ve oldukça kalabalık. Adada en çok tercih edilen denize girme yerlerinden biri Petra ve en kalabalık plajlar buradaydı. Akşam yemek için Molyvos’a geçeceğimizden duş imkanı olan bir tesisi tercih ettik. Çok kalabalık istemiyorsanız sahilin daha sakin yerlerinde denize girebilirsiniz. Ayrıca kendi havlunuz ya da sandalyenizi koyabileceğiniz alanlar da mevcut. Uzunca bir sahili var ve daha kumluk. Deniz de çok taşlık değil. Ayakkabısız girilebilecek ender yerlerden biri. Deniz hemen derinleşmiyor, çocuklu aileler için de uygun. Yalo dışında birçok işletmede şezlong, şemsiye, duş ve kabin ücretsiz, yine yediğinize ve içtiğinize ödeme yapıyorsunuz ama bazı yerler otellere ait olduğu için oturmadan önce sormakta fayda var. Denizi bazen dalgalı olabiliyormuş ama gittiğimizde böyle bir durumla karşılaşmadık, gayet sakindi. Plajda en fazla 2-3 saat geçirip Molyvos’a geçtik.
Petra Yalo Beach tesisinden
Petra’da Tsalikis pastanesi lezzetli dondurması ile övülmekte. Buraya gelmeden önce Molyvos’ta yeterince şeker yüklemesi yaptığımız için pas geçtik. Dondurmacının Molyvos’ta da şubesi varmış.
Adanın Batı tarafı gezilecek yerler :
Sigri Kasabası: Adanın batı ucundaki balıkçı kasabası. Güvenli bir limana sahip o nedenle de adını güvenli anlamına gelen siguro kelimesinden almış. İki ayrı sahile bakan bir köy, denizi güzel, plajı sakin. Sigri kalabalık olmayan bir kasaba, restoran-kafe seçeneği fazla değil. Doğal güzellikleri açısından güzel. Daha çok yazlıkçı kasabası halinde.
Sigri kasabası Taşlaşmış Ormanı Doğal Tarih Müzesi : 1994 yılında kurulmuş jeoloji müzesi. Zamansızlıktan dolayı maalesef gidemedik, umarız bir daha gelir ve gideriz.Yaklaşık 15 milyon yıl öncesine ait fosilleşmiş ağaç gövdeleri görülecekler arasında. Dünyada örneği az bulunan bir müze ve görülmeyi hak ediyor.
Sigri Taşlaşmış Orman Müzesi
Sigri Kalesi : Osmanlı amirali Süleyman Paşa tarafından 1757 yılında bölge ticaretini korumak amacıyla yaptırılmış. Top atışına uygun kuleleri var.
Skala Eresou : Adanın batısında yer alır. Plajı uzun bir kumsal, adadaki en uzun kumsallardan biri. Park yeri sorun değil, kendi şezlong ve şemsiyenle gidilebilir ayrıca şezlong-şemsiye temin edebileceğiniz işletmeler de var. Gera körfezinin sol tarafı ve 50 km uzaklıkta. Burası Eresou’nun sahil köyü. Gitmek bu kez kısmet olmadı ama gelecek sefer mutlaka gidilecek ve Aegean Aigaio Taverna’da yemek yenecek. İşletmecisi Todori, menüsünde karides, ahtapot, kalamar öne çıkan lezzetleriymiş. Ayrıca Skala Eresou’daki beach bar Parasol buranın iyi mekanlarından. Parasol’den denize girerseniz şezlong-şemsiye ücretli.
Eresos köyü: Antik dönemin önemli kadın şairi Sappho’nun doğum yeri olduğu için adını ondan almış. Sappho tarihte bilinen ilk feministlerden. Kendisi lezbiyen midir bilinmez ama lezbiyen tanımı Lesvos’lu Sappho nedeniyleverilmiş bir tanım.
Agiassos Köyü: Adanın batı tarafında bulunan dağ köyü, seramik işçiliği ile meşhur. Midilli Olimpos dağı eteklerinde kurulmuş olan köyün merkezinde Panagia Vrefokratusa kilisesi ile de tanınmakta (İsa’yı tutan Meryem Ana kilisesi). Köy kilisenin çevresinde yerleşmiş.
Bugünkü geziyi Mytiline’ye dönerken yol üstündeki Jumbo mağazasına giderek tamamladık. Evde ihtiyaç duyduğumuz birkaç gerekli eşyayı buradan temin ettik. Adadaki mağaza oldukça büyük.
Midilli’deki körfezler :
Adada 2 körfez var Gera ve Kalloni. Kalloni büyük olan körfez. Bunların dışında da pek çok koy bulunmakta. Gera Körfezi daha çok göl gibi. Ege denizine çıkışı dar olduğu için körfezden deniz neredeyse görülememekte. Tabanı yoğun yosun plaktonları ile kaplıymış ve deniz tarağı ile ünlüymüş. Kalloni körfezi kuşların göç döneminde buradaki geçişlerinden dolayı çok sayıda kuş gözlemcisi ve turist çekmekteymiş.
Skala Kalloni Plajı:Skala Kalloni, Kalloni körfezinde balıkçı köyü. Buradan çıkarılan sardalyalar meşhur. Plajı kumluk, denizi de sığ ve yosunlu. Yeme içme ve konaklama olanakları mevcut ve adanın diğer bölgelerine göre fiyatlar daha düşük.
Gera körfezi Kalloni’ye göre daha küçük bir körfez. İç deniz olmasından dolayı burada da su göl gibi sakin. Burada da denize girmedik ama giren yerli halktan insanlar var. Araçla geçerken deniz harika görünüyor, kıyılar yosunlu da değil ama girince durum nedir bilmiyoruz. Yol boyunca manzarasına bayıldık, bir daha gelirsek denizi kesinlikle deneyeceğiz. Denize giremesek de yemeğimizi içme bölümünde detaylı olarak bahsedeğimiz Gera körfezindeki Bigla tavernada yedik.
Gera körfezindeki Perama yerleşiminde bulunan Perama değirmeni yol üzerinde görülecekler arasında. 20.yy başlarında inşa edilmiş, Surlaga tabakhanesinin karşısında yer alır. Uzun yıllardır emekli , 1997 yılında tarihi anıt kapsamına alınmış. Aslında çok eski bir değirmen değil ama yine de değirmen görmek insani masal alemine götürmekte.
3.gün Adanın güneyi
Bugün rotada adanın güney tarafı bulunuyor. Yolculuk Plomari’ye. Plomari adanın 2. büyük şehri, otantik sokaklar, el yapımı sabun imalathaneleri ve uzo müzeleri ile meşhur. Adada yetişen anasonların yüksek kalitede olması nedeniyle uozo üretiminde önemli bir merkez. Tüm Yunanistan uozo tüketiminin %60’ı adada üretilenlerden karşılanmakta. Uozo ve rakı arasındaki temel fark anasonun uozoya damıtılmadan önce rakıya ise damıtıldıktan sonra katılmasıymış. Bu da sertlik derecelerini etkilemekte. Plomari’de iki tane farklı uozo üretim merkezi ve müzesi var. Varvayanni ve İsidoros Arvanitis. Bizim ziyaret ettiğimiz Varvayanni uzo müzesi. 1860 yılında Efstathios Barbayannis tarafından kurulan uozo imalathanesi hem kuruluşundan bu yana tarihsel aşamalarını görüp dinleyeceğiniz bir müze hem de imalahathane. Üst katta ilk uozo üretim gereçleri ile aileye ait eşyalar, fotolar bulunmakta. Günümüzde 5.nesil aile üyeleri tarafından işletilmekte. Vakit kaybetmemek için sabah kapılar açılır açılmaz oradaydık. İmalathaneyi de gezdikten sonra hediyelik uozolarımız alarak Plomari merkezi görmeye gittik.
Varvayanni uzolarıVarvayanni uzo müzesi
Plomari : Güneydeki tek yerleşim yeri ve oldukça güzel. Plaja gitmeden önce şehir merkezi ve sokaklarında yürüyüş yaptık. Sahilde birçok restoran ve kafe var. Zaten ada genelde mekan konusunda zengin.
Plomari merkez
Plomari Plajları : Adanın güney bölgesi deniz açısından en beğendiğimiz yerlerden biri oldu, gerçi beğenmediğimiz bir yer de olmadı ama Plomari öne çıkanlardan. Suyunun temizliği, ısısı ve dalgalı olmayısı çok güzeldi. Ayrıca Petra kadar kalabalık da değildi. Daha bakir daha güzeldi ama yüksek sezonda sanırım burası da yeterince kalabalık olur.
Agios Isidoros Plajı : Plomari köyünde, mavi bayraklı ve çok güzel bir plaj. Buradan denize girdik, harika bir deniz, pırıl pırıl. Deniz açısından adada en sevdiğimiz yerlerden biri oldu. Çok sığ sayılmaz ama yine de girer girmez derinleşmiyor. Plaj biraz çakıllı, sahilde birkaç tesisler var. V’ammos beach bar adlı tesisin imkanlarından faydalandık, şezlong-şemsiye-duş ücretsiz, localar ücretli. Yine yenip-içilene ödeme yapılıyor. Kredi kartı geçmiyor. Park yeri açısından sıkıntılı değil. Merkezde olduğu için diğer plajlara göre daha kalabalık oluyormuş. Petra dışında hiçbir yerde aşırı kalabalık görmedik, heryer bizim.
Agios Isidoros Plajı
Vatera Plajı : Adanın en uzun plajı, konsept yine aynı. Şezlong-şemsiye ücretsiz. Yerleşim yerlerine biraz daha uzak olduğu için daha sakin bir plaj
Melinda Plajı : Yine denemediğimiz ama övgüyle bahsedilen bir plaj. Plaj ve deniz taşlık, suyu tertemiz ve berrakmış. Otopark sıkıntısı yokmuş, çevresinde birkaç işletme varmış.
Adada 4. ve son günümüz
Bugün son gün, zamanın nasıl geçtiğini anlamadık ve tatilin sonuna geldik, neyseki feribotumuz akşam 6’da ve tüm gün bizim. Sabah saatlerini Mytiline merkezi gezerek geçirdik günün kalanına da Agios Ermegonis plajında denize girip aynı adlı tavernasında son kez yemek yiyerek devam ettik.
Akşam üzeri saat 16:45′ gibi pasaport ve çıkış gibi işlemler için limandaydık. Limanda küçük bir duty free var. Adada 50 Euro üstü alışverişlerde tax free de yapılabiliyor.
Midilli Adası yeme içme başlıklı yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Finlandiya’nın Laponya bölgesine gerçekleştirdiğimiz Lapland turu , kesinlikle şimdiye kadar yaptığımız en efsane gezilerden biri. 3 gece 4 gün süren bu dopdolu ve farklı serüven, her anı ile unutulmayacaklar arasında yerini aldı. Lapland (Laponya), Finlandiya, İsveç, Norveç ve Rusya’nın kuzey kutup dairesi içinde kalan ortak bölgenin adı. Yerli halkı ise, bugün sayıları çok azalmış olan Sami uluslarından biri olan Laponlar’dır.
Finlandiya Haritası
Vize gerekli mi: Schengen vizesi gerekmekte. Pasaport kontrolü esnasında hangi otelde, kaç gün kalacaksınız gibi sorular soruyorlar. O nedenle otel rezervasyonunuzu telefon ekranınızda hazır bulundurmanız faydalı olur.
Kuzey Işıkları Turu için nasil giyinmeli : En önemli konulardan biri orada ne giyeceğiz, yanımıza ne almalıyız ve hava nasıl olacak gibi ayrıntılar. Paket turlarda tur öncesi bilgilendirme gelmekle birlikte yine de bahsetmekte fayda var. Çok kalın tek bir kat giyinmek yerine kat kat giyinmek önemli. Hem giyilen katlar sürtünme nedeniyle tek bir kıyafete oranla daha fazla ısı yaratmakta hem de mekanlar oldukça sıcak olduğu için içeri girdiğinizde üzerinizdekileri kat kat çıkarabilirsiniz. Olabiliyorsa yünlü ya da termal kıyafetler en uygunu, pamuklu kıyafetler, kot pantolonlar vs ıslandıklarında ya da terlediğinizde kolay kurumadıkları için uygun değil. Üst beden giyimi en altta termal içlik, üzerine ince polar bir ceket, onun üstüne yine yünlü kazağınız ya da sweatshirt vb bir kat, en üstüne de uygun bir kaban yeterli olacaktır. Yarım kaban yerine uzun bir kabanınız varsa bacaklarınızı daha rahat koruyabilirsiniz. Alt giyim de ise en içte termal içlik ya da termal külotlu çorap, üzerine evdeki herhangi bir taytınız, onun üzerine de su tutmayan termal bir pantolon giymeniz yeterli. Gittiğimde tur tarafından verilen aktivite tulumunu giyerim derseniz termal pantolona götürmeye ihtiyaç duymayabilirsiniz. Hijyenik bulmadığımız için tur süresince, tek istisna hariç verilen kıyafetleri kullanmadık, kendi götürdüklerimizi giydik ama birçok kişi tüm tur boyunca verilen tulumlarla dolaştı, böylelikle yanınıza çok bir şey almanıza gerek kalmaz. Ayaklara 2 hatta bazen 3 kat termal çorap giymek gerekebilir ve çoraplarınız yine yünlü ya da termal çorap olmalı ve tabi tabanı yüksek, mümkünse içi tüylü ve sıcak tutacak uzun botlar iyi olur. Kat kat çorapla giyileceği için botlarınız da ayağınıza en az 1 numara büyük olmalı. Bol bol foto çekilen gezide en çok üşüyen yerlerden biri eller oluyor. Çift eldiven kullanmayı tercih ettim, yarım, parmakları açık bir model ile üzerinde giydiğim polar bir eldiven fazlasıyla yetti. Baş için yine çift şapka bulundurdum. Kulakları kapatabilecek ince polar bir bere, üstüne de gerek renk gerekse model olarak görseli zengin ya da canlı bir renkte şapka tercih edilebilir, resimlerde güzel çıkıyor. Çift şapka özellikle geceleri çok işe yarıyor. Onlar da yetmezse üzerine kabanınızın şapkası. Boyun ve ağız çevrenizi korumak için polar bir boyunluk ya da evdeki atkınız da mutlaka yanınızda olmalı. Götürdüğümüz atkılarımız işimizi gördü. Bir de ayaklar için ısıtıcı faydalı olabilir özellikle ışık avına çıkıldığında kar üstünde uzun süre ayakta bekliyorsunuz. Gitmeden aldığımız botlar normalde gezi boyunca bize yeterli geldi, hareket halindeyken oldukça başarılılar ama hareketsiz kaldığınızda yeterli gelmiyor, en çok ayaklarınız üşüyor. Tur paketine dahil olarak varışınızda verilen özel aktivite kıyafetleri, rüzgar ve soğuğa dayanıklı kalın bir tulum, botlar (verilen botlar da hareketsizken üşütüyor), eldiven ve termal çorap şeklinde (biz çoraplarını almadık, alsak da giymezdik:))). Rüzgara karşı etkili olduğundan o da sadece tulumunu, snow mobile etkinliğinde kullandım, diğer günler kendi kıyafetlerim yeterli geldi. Şunu belirtmekte de fayda var turu gerçekleştirdiğimiz süre içinde hava sıcaklığı gündüz -4 gece ise -9’un altına düşmedi yani -15 leri -20 leri yaşamadık o nedenle de soğuktan çok etkilenmedik. Gidilecek döneme yakın, 1-2 gün önce gibi hava durumunu kontrol ederek ona göre hazırlanmakta fayda var.
Gezimizi anlatmadan önce biraz Rovaniemi, Kemi ve Tornio hakkında bilgi vermek isteriz. Turu satın alırken hangi şehirde kalsak diye tereddüt etmiştik ve acenteler, en azından bizim satın aldığımız, bölge ve gezi hakkında donanımlı olmadıkları için sorularımıza yanıt veremediler. Kaldığınız şehre göre tur ücretleri farklılık gösterebiliyor. Tornio kalışlı turlar bir tık daha uygun gibi. Bunun nedeni Tornio ve Kemi’nin daha küçük şehirler olması, boş zamanlarınızda ya da akşam yapılacak şeylerin daha kısıtlı olması, havaalından daha uzak olmaları olabilir. Evet bu bir aktivite turu ve yaptığımız aktiviteler Tornio ve Kemi’de de yapılabilir yani o açıdan sıkıntı yok hatta Tornio ve Kemi buzkıran gemisi alacağınız yere çok yakın ve bu yönü ile hem zaman hem de ücret açısından daha ucuz ve avantajlı. Biz de turu almadan önce kararsız kaldık ama iyi ki de Rovaniemi’yi seçmişiz hiç pişman olmadık. Rovaniemi şehri havalimanına sadece 10 km uzaklıkta ve indikten hemen sonra yapılan Santa Claus köyünü gezisinden sonra kolayca otelinize varıyor ve gününüzü çevre gezisi yaparak değerlendirme şansınız oluyor. Tornio’da konaklayanları ise Santa Claus köyü gezisinden sonra bekleyen 2-2.5 saatlik bir otobüs yolculuğu var. Bir olumsuzluk da kuzey ışıklarının görülebilme durumu. Şöyle ki, ışıkları nerede olursanız olun göreceğinizin garantisi bulunmamakla birlikte, kuzeye gidildikçe görülme olasılığı da artmakta. Bu yönüyle de Rovaniemi, Kemi ve Tornio’ya göre daha avantajlı. Bir uyarı da turla gelecekseniz sizin için hangi aktivitenin olmazsa olmaz olduğuna karar verip tur programında yer alıp almadığını kontrol etmeniz. Paket programların içerikleri farklılık gösterebilmekte.
Rovaniemi , Lapland’in başkenti. Kuzey Kutup çizgisi altında kaldığı için kutup ışıklarının görülebileceği en güzel şehirlerden biri. Bothnia Körfezi’ ne dökülen Kemioki nehri kıyısında kurulmuş. Nüfusu yaklaşık 65 bin kişi. Köylerinde Orta Asya’dan göç etmiş Sami halkı yaşıyor. Geçimlerini turizm, hayvancılık, ormancılık ve madencilik yaparak sağlıyor ve Laponca konuşuyorlar. Havaalanından yaklaşık 10 km uzaklıkta, Santa Claus köyüne de 3-4 km mesafede. Bireysel olarak geliyorsanız kaldığınız otel karşılama ve transferinizi sağlayabilir. Önceden iletişime geçmenizde fayda var. Otobüsle 15 dakikada alandan şehir merkezine ulaşıyorsunuz.
Rovaniemi şehir merkezinde ana cadde boyunca oteller, cafe ve restaurantlar ve mağazalar sıralanmış, yakın çevresinde de Santa Claus Köyü başta olmak üzere aktivitelerin yapıldığı alanlar, şehir otelleri ve igloo oteller bulunmakta. Kuzey ülkelerine özgü husky safarisi, ren geyiği safarisi, donmuş gölde yüzme, kar motosikleti turu ve ice fishing gibi birçok eşsiz deneyim bir adım uzakta, yerli halkın kutsal saydığı Kuzey Işıkları’nı görebileceğiniz ve ren geyiği eti başta olmak üzere benzersiz lezzetleri tadabileceğiniz harika bir adres Rovaniemi. Rovaniemi’de merkeze yakın konumdaki Ounasvaara Tepesi Lapland’ın kayak merkezi.
Rovaniemi’yi tepeye bağlayan Jätkänkynttilä Köprüsü (Lumberjack’s Candle Bridge) yaz gündönümünde gece yarısı güneşi, kış gündönümünde ise güneşin ufuk çizgisinde belirip batmasına şahit olunabilecek en ideal nokta. Kemijoki nehri üzerinde, 1989 yılında inşa edilmiş ve ormancılara adanmış mum köprüsü. Işığı, dikine duran ve yanan bir odun görünümünde. Buz tutmuş nehir üzerinde çok hoş bir görsel yaratıyor. Nehir boyunca yürüyüş yapabilir ayrıca kendiniz de nehir kıyısında ışık avına çıkabilirsiniz.
Kemi: Finlandiya’nın Laponya bölgesinde bulunan İsveç sınırına yakın, Bothnia Körfezi kıyısındaki Kemijoki’nin ağzında yer almakta. Nüfusu yaklaşık 20 bin. Rovaniemi’den 100 km uzaklıkta. Burada konaklayacaksanız buzkıran gemisi turu alabliir (icebreaker), Kemi Snow Castle’ı ziyaret edebilirsiniz. Snow Castle içinde restoran, şapel ve odalar mevcut. Ayrıca donmuş denizde snow mobile ve ice fishing gibi aktivitelere katılabilirsiniz. Tornio ile arasındaki mesafe 23 km ve otobüsle yaklaşık yarım saat sürmekte. Rovaniemi havaalanına da 2 saatlik uzaklıkta.
Tornio : Şehir adını kıyısında yer aldığı Torne nehrinden almış, İsveç’e sınırında yer almakta. Şehir 1600 başlarında kurulmuş ve Laponya’nın en eski şehriymiş. Ikea’nın en kuzeydeki mağazası da burada. Tornio şehri en organik ve lezzetli somonların bulunduğu şehir olarak da bilinmekte.
Gezimiz İstanbul’dan sabah 09.00 kalkışlı Freebird havayolu ile başladı. En az 7-8 tur şirketinin bir araya gelerek ortaklaşa kiraladığı uçakta tamamen tur yolcuları vardı. Uçuşta sandviç, çay/kahve ve meyve suyu ikramı yapılıyor. Yolculuk tam olarak 4 saat sürüyor ve öngörülen saatte Rovaniemi’ye ulaştık. Kendi başına gelmek isteyenler otobüs, taksi ya da araç kiralayarak ulaşımlarını sağlayabilir. Ayrıca havalimanından Rovamiemi’ye sıklıkla express otobüs bulunmakta. Tek yön bilet 8 Euro. Kaldığımız süre boyunca gerek şehir içi gerekse şehir dışı ulaşımda yolların karlanma ve buzlanma nedeniyle kapandığını hiç görmedik. Kar ve yol açma araçları gece boyunca çalışıyor. Arabalarda zincir yok, kar lastikleri yeterli geliyor.
1. Gün Rovaniemi varış:
Rovaniemi Airport
Rovaniemi Noel baba köyü
Havaalanında çıkışta bizi bekleyen otobüsümüzle ilk durağımız olan ve havalimanından 3 km uzaklıktaki Noel Baba Köyüne (Santa Claus Village) maksimum 7-8 dakikada ulaştık. Burası oldukça ticari ama sevimli mi sevimli küçük bir eğlence köyü diyebiliriz. Kuzey Kutup dairesi, Arctic Circle, köyün içinden geçiyor. Köyde restoranlar, kafeler, hediyelik eşya satılan dükkanlar, Noel babanin evi bulunmakta. Santa Park’ın açık alanında Ren geyiği turu yapabileceğiz parkur bulunmakta ancak buradaki sürüş 400 metre civarında kısa bir sürüş dolayısıyla da 19 Euro gibi daha ucuz bir fiyatı var. Yakınlarında da husky çiftliği var. Santa Park’a Rovaniemi şehir merkezinden otobüsle gelmek mümkün. Santa Claus köyüne yürüyerek 5 dakikalık mesafede bulunan cam tavanlı Santa’s Igloss hotel şanslıysanız yattığınız yerden kuzey ışıklarını izleyebileceğiniz güzel bir seçenek. Santa Claus köyünde yapılabilecekler;
-Santa Claus’un evini gezmek. Noel babanın klübesine giriş ücretsiz ancak foto isterseniz kendi makinenizi ya da da telefonunuzu kullanamıyorsunuz, 35 Euro karşılığında onlar çekiyor.
-Roosevelt Evi içindeki mağazada ren geyiği boynuzundan yapılmış hediyelik eşyalar satılmakta. ABD eski başkanlarında Roosevelt’in eşi Eleonor Roosevelt buraya yaptığı ziyarette Lapland’tı çok beğenmiş. Bu küçük ev onun adıyla anılmakta. Ürünler Lapland’ta üretilmiş ve üzerine ücretsiz isim yazdırabilirsiniz.
-Littala&Co-Napariiri- Dünyaca ünlü Fin dekorasyon mağazası Littala’s Santa Claus evinin hemen yanında outlet mağazası bulunmakta. Mağaza akşam 18.00’e kadar açık.
-Lappituote Oy-Huş ağacı, ardıç ağacı, ren geyiği boynuzu, ren geyiği postu gibi kuzeye ait ürünler ile hediyelik eşya ve dekor objeleri tasarlayan marka Finlandiya’ da alanının lider firması olarak tanınıyor.
Restaurant Nili
–The Santa’s Gift House / Santa’ nın Hediye Evi: Burada da hediyelik eşya mağazaları, cafe, butik ve restaurant bulunuyor. Alışveriş, kahve molası ve yemek için uygun
-Napapijri (Arctic Circle – Kuzey Kutup Halkası) tam köyün ortasından geçiyor ve mavi renkte ışıklandırılarak vurgulanmıştır.. İsterseniz üst kata çıkarak buradan Kuzey Kutup Halkasını geçtiğinizi belgeleyen bir sertifika alabilirsiniz.
-Santa’s Post Office: Rovaniemi’nin incisi Santa Claus Köyü her zaman kalabalık. Santa’nın postanesinden Noel Baba’ya mektup gönderebilir ya da 2024 noelinde ulaşacak şekilde yakınlarımıza kart atabiliriz.
Santa Claus’un Evi
Rovaniemi Arctic CircleThe Santa’s Gift HouseSanta’s Claus Post OfficeSanta Claus Reindeer Village
Santa Claus köyünde yeme-içme olanakları:
Santa’s Salmon Place: Yemeğimizi rehberimizin tavsiyesi ile Salmon Place de aldık. Nasıl da beklemeye değdi, hayatımızda açık ara yediğimiz en lezzetli somonlardan biri diyebilirim. Kapısında sürekli kuyruk var ve bekleme süreniz 20-30 dakika sürebilir. Yer olarak otoparkı geçince eskimo çadırı şeklindeki kulübe. Önünde ismi, altında da “Best Salmon Ever” yazıyor. Açık odun ateşinde pişirilen 250 gr. taze somon, ekmek ve salata ile sunuluyor, fiyatı 25€. Çok aç değilseniz iki kişi bir menüyü rahatlıkla paylaşabilirsiniz.
Santa Salmon Place-Best Salmon Ever
Santa Claus Köyü’nde bulunan diğer cafe ve restaurantlar Santa Claus Postanesi’nin karşısındaki somoncu Arctic Salmon, buradaki somonların çok iyi olmadığı yine rehberimiz tarafından iletildi. Loft Cafe: Tam merkezde, hediyelik eşya mağazalarının ve butiklerin olduğu ana binada, üst katta bulunuyor. Balkonundan çok güzel bir Santa Köyü manzarası görebilirsiniz. Çay, kahve, meşrubat çeşitleri, hafif atıştırmalık yerel kek ve börek çeşitleri tadabilirsiniz. Saat 17:00 ye kadar açık. Cafe Restaurant Napatapuli, Ana Bina içinde fast food tarzında. Ren geyiği hamburgeri veya somon çorbası denenebilir. Fiyatlar 10-18€ arası ve saat 17:00 ye kadar açık. Santa’s Pizza & Burger: Hafif ve hızlı atıştırmak için, köy merkezine 300m. mesafede ve saat 18:00e kadar açık. Kotahovi Lapland Restaurant: Geyiklerin olduğu tarafa doğru gidin, tahta köprüyü geçince karşınızda göreceksiniz. Santa Köyü’nün en iyi iki restaurantından biri ve ama servis hızlı değilmiş. Karlı köy manzarasına nazır sıcak bir ortam isterseniz keyifli bir seçenek. Çorbaları ve somon ızgarası çok iyiymiş. Saat 17:00 ye kadar açık. Three Elves Restaurant: Başlangıçlar 13-30€, ana yemekler 23-50€, hamburgerler 21-28€ arası fiyatlar arasındaymış. Saat 23.00’e kadar açık.
Santa Claus gezisi sonrasında tur esnasında giyebileceğimiz kıyafetleri teslim alarak, Rovaniemi’de kalacağımız Artic City Hotele geldik.
Artic City Hotel Rovaniemi Konaklama: Otel çok merkezi bir yerde. Kahvaltısı gerçekten iyi. Yataklar rahat, temizlik gayet iyi, personel güler yüzlü. İçinde saunası var ve çok yakındaki bir spor salonundan müşteriler ücretsiz olarak faydalanabilmekte. Alışveriş merkezleri 2-3 dakikalık yürüme mesafesinde, çevresinde kafeler, restoranlar, turları kendiniz organize etmek isterseniz acenteler mevcut. Ayrıca kendi bünyesindeki Monte Rosa Restoran da oldukça başarılı ve de her daim dolu. Bir de Finlandiya’da musluk suyu içilebiliyor ve tadı güzel. Otelin resepsiyonunda sürekli olarak içinde meyve dilimleri ve taze nane konmuş su ikramı bulunmakta ve suları dünyada içilebilir nitelikteki en iyi 8 su arasındaymış.
Rovaniemi Arctic City HotelArtic City Hotel
1. Gece : Bu gece ışık avı yok, hava kapalı ve gece kar yağışlı, ışık görme olasılığı sıfır. Biz de Rovaniemi şehrini keşiflemeye karar verdik. Önce Lumberjack’s Candle Bridge kenarında yürüyüş yaptık. Bunun dışında Rovaniemi caddelerini turlayıp, mağazaları dolaştık. Güzel bir cafede de yöreye özgü turtalardan yiyip kahvemizi yudumladık.
Lumberjack’s Candle BridgeSosla servis edilen orman meyveli turta
Rovaniemi’de bulunan restoranlardan biraz bahsetmek isterim. Bunların en popülerlerinden biri Nili Restoran. Her daim kalabalık, yer bulmak zor, önceden rezervasyon yaptırmak iyi olur. Bunun dışında Artric Ligth Restoran da oldukça popüler. Ayrıca Pancho Villa (Meksika yemekleri), Turkin Pıppuri (pizza, döner kebap), pizzacılar, McDonald’s, Burger King ve Subway gibi zincirler, pizzacılar mevcut. Kaldığımız otelin restoranı Monte Rosa’da popüler, her akşam kalabalıktı. Kısaca şehirde yeme-içme seçeneği oldukça bol. Merkezde yeterli sayıda market var dilerseniz buralardan hafif atıştırmalıklar da alınabilir.
2. Gün: Bugünün programında Husky safarisi, Ren Geyiği safarisi ve Artic Snow Hotel gezisi bulunmakta. İlk durağımız Husky ve ren geyiği safarilerini alacağımız Ratiola Husky Farm.
Husky safarisi
Çiftlik kaldığımız otelden çok uzak değil, kısa bir yolculuktan sonra çiftliğe ulaştık. Kalabalık olduğumuz için iki gruba ayrıldık. İlk grup safariyi gerçekleştirirken bizler de çiftlikte dinlenebileceğimiz genişçe bir klübeye alındık. Soba etrafında hem ısındık hem de ikram olarak sunulan, bölgede yetişen orman meyvelerinden yapılan ılık şerbet ve tarçınlı bisküvilerden yedik. Huskyler hakkında detaylı olarak bilgilendirildik. Sıra bizim binişlere gelince de parkurun orada biniş öncesi sürüş eğitimimizi aldık. Huskylerin çektikleri kızakları kendiniz kullanıyorsunuz. Bunlar kısa ve uzun turlar şeklinde farklı fiyatlandırılan turlar. Bizim sürüşümüz yaklaşık 5 km uzunluğundaydı ve gayet yeterli geliyor. Her bir kızak yaklaşık 5-6 adet husky tarafından çekilmekte. Çok keyifli bir sürüş ve anlatılamaz bir deneyim. Konvoyun önünde ve arkasında çiftlik çalışanlarının kullandığı ve liderlik ettiği kızaklar bulunmakta ve herhangi bir olumsuzlukta ki kimse kötü bir şey yaşamadı, hemen müdahale ediyorlar. Karla kaplı ormanlık alanda gözünüzün önündeki manzara müthiş.
Öğle yemeği: Daha sonra tur programı ve ücretine dahil olan yemeğimizi almak üzere çiftliğin restoran bölümüne geçtik. Ana yemek olarak ren geyiği eti sote, patates püresi, pilav yanında ülkeye özgü yemek yanında servis edilen dağ meyvelerinden yapılmış marmelat ile servis edilmekte. Tatlı olarak yaban mersinli kek ve dondurma. Vejeteryanlar için de onlara uygun menü sunuluyor. Çay-kahve ikramı da mevcut. Bu arada turşu bölgede çok sık tüketiliyor, kahvaltı da dahi turşu bulunmakta.
Yemekten sonra yine aynı çiftlikte (Ratiolan Ree) bulunan ve yaklaşık 300 metre uzaklıktaki ren geyiği parkına yürüyerek ulaştık. Burada da ren geyikleri hakkında kısa bir bilgi aldıktan sonra kızaklarımıza yerleştik. Burada sürücü siz olmuyorsunuz, çiftlik çalışanları ren geyiklerini çekiyor. Yine eşsiz manzaralar eşliğinde çok güzel bir deneyim yaşanıyor. Bu safari yaklaşık 30-35 dakika sürmekte. Tur sonunda bol bol foto çekerek yaşananları ölümsüzleştirmeye çalıştık.
Ratiola Reindeer FarmRen Geyiği safarisi
Arctic Snow Hotel Gezisi : Safari sonrası Artic Snow Hotel gezisini gerçekleştirdik. Otel sıcaklarla eridiği için her yıl tekrar inşa edilen buzdan bir otel. Rovaniemi’den uzaklığı 25 km civarında. Buz otelin yanında camdan igloo evler de bulunmakta. Otel tamamen buzdan yapılıyor. İnşaasını Çinliler yapmaktaymış. İçinde yatak odaları, icebar, restoran, ibadethane var. Ayrıca otelin dış kısmında snow sauna ve jakuzi mevcut. Saunanın sadece oturma yerleri ahşap geri kalan her yer buzdan yapılmış. Gittiğimizde restoran akşam yemeği için hazırlanmaktaydı. Otelin dış avlusunda da buzdan yapılmış çok güzel heykeller var. Konaklamak zorunda değilsiniz, ücreti karşılığında gezebilir dilerseniz icebar da buzdan bardaklar içinde içeceğinizi keyifle yudumlayabilirsiniz.
Arctic Snow Hotel odasıArtic Snow Hotel IcebarArtic Snow HotelRovaniemi Igglo evler
2. Gün Akşam: Bu gece de ışık avı yok, hava yine bulutlu ve kar yağışı olacak, görülme olasılığı sıfır. Biz de Artctic Snow hotel gezisi sonrası otelde kısa bir mola verdik ve Rovaniemi şehir merkezinde takılmaya devam.
3. Gün: Kukkolaforsen ve Buzkıran Gemisi turu
Kukkola: Kaldığımız yer olan Rovaniemi, buzkıran turu alacağımız yere otobüsle 2-2.5 saat mesafede. Yol üzerinde Kemi ve Tornio’dan geçerek öğle yemeğimizi yemek üzere Kukkola kasabasına geldik. Burası İsveç ve Finladiya’yı ayıran Torne Nehri kenarında. İkiye ayrılarak yarısı Finlandiya yarısı da İsveç bölgesinde kalan bir yerleşim yeri. Her iki taraftaki adı da aynı, Kukkola.
Restorana rezervasyon saatimizden önce vardığımız için nehir kıyısında fotoğraf çekme, somon balıkçıları anıtını görme ve çevreyi dolaşma fırsatı yakaladık. İnanılmaz güzellikte. Nehir çevresinde ve üzerinde iki ülke arasındaki anlaşma gereği hiçbir sanayi ya da baraj vb şeyler de yok. O nedenle de en organik, lezzetli ve doğal somonlar buradan çıkarılıyormuş.
KukkolaforsenKukkolaforsen Somon Balıkçısı Anıtı
Kukkolaforsen nehre oldukça yakın bir tesis. Yemeğinizi yerken şelale gibi akan nehrin seyri doyumsuz. Açık büfe menüde İsveç köfte, somon balığı, sebzeli nohut ve salata vardı. Ayrıca tarçinlı kurabiye, çay/kahve de var. Yemekleri gerçekten lezzetli.
KukkolaforsenKukkolaforsen Restoran
Buzkıran Gemisi Turu
Buzkıran gemilerinin icadından önce denizler donduğunda ticaret de sekteye uğruyormuş. Daha sonra bu gemiler sayesinde buzlar kırılarak gemilerin geçişi sağlanmaya başlamış. Bu gemilere gezi amaçlı talep olunca da bu turlar başlamış. Gemi buzların üzerinde çıkarak ağırlığı ile buzları kırmakta ve bu esnada kıtır kıtır sesler çıkarmakta. Gerçekten inanılmaz bir deneyim ve her yerde bulmak imkansız. İki farklı firmanın 3 adet gemisi var. Experience 365’in tek, Polar Explorer şirketinin ise 2 gemisi var, Polar Explorer ve Arctic Explorer. Seferler her gün olmuyor. Hem Rovaniemi hem de Kemi’den buzkıran gemisi turlarına katılmak mümkün. Turunuzu kendiniz planlayacaksanız yoğunluk nedeniyle gitmeden ayarlamanızı yapmanız ve satın almanızı öneririz.
Kişiden kişiye değişmekle birlikte buzkıran Gemisi turu bence bu gezinin en güzel, en benzersiz ayağı ve buraya gelmemizin en büyük sebebi. Sonra sırasıyla ışıkları görmek, safarilere katılmak ve bu coğrafyada olmak. Ama geziniz sırasında ışıkları görmeme ihtimali var o nedenle de sadece ışık görmeye çok odaklanmamak gerek. Tur şirketleri ya da bölge hakkındaki fotolarda sanki her giden görüyormuş gibi bir algı oluyor ama tamamen yanlış.
Tur, Bothnia Körfezinde buz tutmuş denizde yaklaşık 4 saat sürüyor, dilerseniz özel kıyafetlerle buz tutmuş denizde yüzebiliyorsunuz. Yüzme deneyimi öncesi buzkıran gemisinin çalışma şekli hakkında bilgi veriliyor. Kaptan köşküne çıkmamıza da müsaade ettiler ve kaptandan işleyiş hakkında bilgi aldık. Gerçekten de çok az yerde yaşayabileceğiniz bir deneyim ve baştan sona benzersiz bir eğlence. Rehberimiz yanında getirdiği ses sistemi ile yüzme deneyiminden sonra buz tutmuş deniz üzerinde bizlere çok keyifli bir ortam yarattı. Abba Grubunun nostaljik parçaları ile başlayan müzik yayını Ankara’nın bağlarına evrilerek buz üzerinde keyifli danslar yapıldı. Turumuzun unutulmazlar arasına girmesinde rehberimizin de payı çok büyük.
Bothnia BayPolar ExplorerBothnia KörfeziBothnia Körfezi özel kıyafetlerle yüzmedeneyimiBohtnia Körfezi buz üstünde parti öncesi hazırlık
Kuzey Işıkları en iyi nerede görülür
3. Kutup Işıkları Avı
Kutup ışıkları, güneşte oluşan manyetik fırtınalar sonucu uzaya yayılan partiküllerin dünya kutuplarına çekilmesi ile oluşan ışımalar. Bu ışımaların kuzey kutbunda olanına Aurora Borealis, güney kutbunda olanına Aurora Australis denmekte. Gece karanlığında beliren ve genelde zümrüt yeşili renkte görülen ışımalar ile yıldızların birlikte yarattığı manzara doyumsuz güzellikte. Renkleri yeşil dışında kırmızı, mavi ve mor olabiliyor. Her renk farklı bir atoma aitmiş. Kuzey ışıklarını görebilmek şans işi. Sadece kış aylarında görülebiliyor. Gökyüzünün bulutsuz ve berrak olması, ortamın olabildiğince karanlık olması, kar yağışı vs olmaması gerekiyor. Aurora Forecast gibi bazı mobil uygulamaları telefonunuza indirerek ışıkların görülebilme zamalarını takip edebiliyorsunuz. Bu müthiş doğa olayını görmek için tabii ki kış aylarını ve karanlığın daha fazla olduğu zamanı seçmelisiniz. Son gecemizde nihayet kendisini göstermeye karar veren ışıkları yakalamak için tur otobüsü ile şehrin 20 km dışına çıkarak uygun bir alanda beklemeye başladık. Avımız yaklaşık 3 saat sürdü ve doğanın inanılmaz güzellikteki görsel şovunu görme şansı elde ettik. Kendisini beklerken de hazırlıklı geldiğimiz kampımızda müzik ve içeceklerimizle keyifli anlar yaşadık. Gelirken ister termoslarınızla sıcak dilerseniz soğuk içeceklerinizi ve atıştırmalıklarınızı getirebilirsiniz. Işık avına çıkıldığında yanınızda el ayak ısıtıcısı olmasında fayda var.
Lapland Norhern LigthsRovaniemi Kutup Işıkları AvıNorthern LigthsRovaniemi kamp alanımız
Av sonrası Rovaniemi’ye döndük ama ışıklar hala kendini göstermeye devam ettiği için bu kez de nehir kıyısında rehberimizin eşliğinde yürüyerek Arktikum civarında ışıkları yakalama şansımız oldu. Burada bahsetmek istediğim diğer bir husus da yanınızda iyi bir kamera-cep telefonu olması. Çıplak gözle görebildiğiniz yansımaları şayet iyi bir kameranız yoksa ve yansıma kuvvetli değilse görüntülemek pek mümkün olmayabilir. Cep telefonunuza indireceğiniz uygulama ile kendinizde ışıkların görülebilme olasılığını kontrol edebiliyorsunuz.
Rovaniemi Arktikum
4. Gün sabah Rovaniemi Snow mobile etkinliği. Sabah 08.30’da tur otobüsümüz ile gölde snow mobile etkinliği için otelden ayrıldık. Etkinlik buz tutmuş göl üzerinde kar motosikleti ile sürüş etkinliği. Öncesinde kısa bir sürüş eğitimi var. Yaklaşık 5 km uzunluğunda bir parkur. Aracı kendi kullanmak istemeyenler ya da çocuklar için de etkinlik alanındaki görevlinin kullandığı snow mobile’in çektiği kızakla sürüş keyfine katılabiliyorsunuz. Başlarda katılmaya çok gönüllü olmasam da iyikilerim arasına girdi, çok keyif aldık.
Artic Circle Snowmobile Park
Yurda dönüş: Sürüş sonrası otelimize dönerek bavullarımızı aldık ve saat 15:00 kalkacak olan uçağımıza gitmek üzere havalimanına transfer olduk.
Lapland turu esnasında yapılacaklar bunlarla kısıtlı değil elbet ancak kaldığımız süre kısıtlı ve her anı dolu olduğu için ana aktivitelere ancak yeterli geldi ama zaten yaptıklarımız da buranın olmazsa olmazları. Yapılabilecek diğer aktiviteler arasında hiking, kayak, ice fishing, gece arctic ormanda snow mobile sürüş etkinliği, sauna sonrası buz tutmuş suya girmek sayılabilir. Bunun dışında Rovaniemi’ye 80 km mesafedeki Ranua Hayvanat Bahçesi gezilebilir. Boz ayılar, yaban domuzları, geyikler, tilkeler, vaşaklar ve bölgeye has pek çok kuş cinsi bulunmaktaymış. Rovaniemi’den trenle ya da garın yanında bulunan terminalden otobüsle gidilebiliyormuş. Vaktiniz varsa Rovaniemi’de bulunan Arktikum Bilim Müzesini gezebilirsiniz. Yapamadığımız için yorumlayamayacağız ancak gezinizi planlarken bilginiz olsun diye yazmakta fayda gördük. Işıkların görünürlüğünün olduğu gecelerde nehir kıyısından Arktikum müzesine doğru ilerleyerek ışık avı da yapabilirsiniz. Biz öyle yaparak ışıkları burada da yakaladık.
Finlandiya’dan ne alınır ?
Lapland’den alabileceğiniz Finlandiya’ya özgü ürünler: Geyik eti salamı, kurutulmuş geyik eti, somon ürünleri, Lingonberry (Kekreyemişi) reçeli, Mavi Yaban Mersini Reçeli, Karhu Fin birası, Lapin Kulta – Lappish Gold Lapland yerel biraları sayılabilir. Hediyelik olarak ve eve Lapin Liha markasının paketlenmiş Kronhjort ürününden (Kızıl geyik). Geyiklerin birçok türü var ve paketler üzerinde hangi geyik olduğu yazıyor.
Lapin Liha
Bu benzersiz gezinin gezginler için mutlaka yapılması gerekenler arasında olduğunu belirterek yazımıza son veriyoruz. Sonuçta bu tur aslında bir aktivite turu ve aktivitelerle anlamlı hale geliyor. Gördüğümüz yerleri fotolarla anlatmaya çalışmak mümkün olsa da yaşattığı keyfi kelimelerle anlatmak mümkün değil, anlatılmaz yaşanır durumu.
Pompei Olayı , İtalya’da Vezüv dağının M.S. 79 yılında patlaması sonucu Pompei, Herculaneum ve Stabiae kentlerinin volkanik kül ve lavlar altında kalmasıyla oluşan felakettir. Pompei şehri M.Ö 5000’li yıllarda kurulmuş bir Roma kenti. Vezüv eteklerinde, verimli topraklar üzerinde olması, limana yakınlığı ve güzel iklimi nedeniyle tarihte hep gözde olmuş, üzerinde farklı medeniyetler kurulmuş, zaman zaman el değiştirmiş ve zengin Romalıların yerleştiği bir şehir olmuş. Günümüzde Pompei, Napoli’nin sembollerinden ve bölgede en çok ziyaret alan yerlerden biri. İtalya’da gezilecek yerler listesinin de üst sıralarında. Görülmesi gerekenler listesinde mutlaka olmalı.
Vezüv’ün faaliyeti iki gün boyunca sürmüş. Olay esnasında kentte 12 bin kişi olduğu düşünülmekte. İlk aşamadaki pomza yağmuru birçok kişinin şehirden kaçmasını sağlayarak daha büyük can kayıplarını önlemiş. Halkın, olay öncesi yaklaşık 700 yıldır faaliyet göstermeyen Vezüv’ün ölümcül bir felakete yol açmayacağını düşünmesi ve festival dönemine denk gelmesi nedeniyle kenti terketmemesi, 2 bin kişinin ölümüyle sonuçlanmış. Yapılan kazılar ve buluntulardan elde edilen bilgilere göre fekaket Ağustos ayında yaşanmış.
Yanardağdan sızan lavlar şehrin sınırlarına kadar inmiş. Ancak bölge halkı lavdan değil kükürt ve karbondioksit zehirlenmesi, kül boğulması ve patlama esnasında ortaya çıkan, 200-250 dereceye ulaştığı düşünülen ısıdan ölmüş. Bu sıcaklıkta maksimum hayatta kalabilme süresinin 2 ila 5 dakika arasında olduğu düşünülürse halkın kısa bir süre içinde öldüğü sonucuna varılır. Evlerin içine kaçmaları yeterli olmamış. İnsanlar o anda ne yapıyorlarsa o şekilde ölmüşler. Oluşan kül ve çamur bedenlerini kaplamış ve kalıp oluşturmuş, daha sonra bedenlerin çürümesi ile bu tabakalar bir form oluşturmuşlar. Napolili arkeolog Fiorelli ve ekibi, bedenlerin çürümesi ile oluşan boşluğa sıvı alçı dökerek ölen insanların ve diğer canlıların vücut pozisyonları ve ölüm anındaki duruş ve ifadelerinin kalıbını çıkarmayı başarmıştır. Oluşan heyelan nedeniyle kentin üzeri 6 metre derine kadar farklı lav katmanları ile kaplanarak toprak altında kalmış ve kaybolmuş, 16.yüzyılda, su kemeri yapılması sırasında keşfedilene kadar sessizce kalmış ve 1748 yılında başlanan kazılarla ayağa kaldırılmaya başlanmış. Herculaneum kenti de heyelan nedeniyle tamamen toprak altında kalmış. Pompei bir liman kenti olduğu için çok sayıda denizci ve tüccar tarafından uğranan bir şehir ve genelev sayısı oldukça fazla. Evlerin kapılarında bulunan freskolar genelevin ne tip bir genelev olduğunu göstermekte yani hangi fantaziye uygun olduğu resimlerle belirtilmiş. Bazılaırı tarafından fuhuş ve ahlaksız ilişkilerin çokluğu, halkın zevk, sefahat ve yaşadığı sapkınlık nedeniyle cezalandırıldıkları düşünülmekte. Pompei antik kenti, Romalı’ları tarihte nasıl yaşadıklarına dair önemli ipuçları sunmaktadır.
Pompei nerede ? İtalya’nın Napoli kentindedir.
Pompei’ye nasıl gidilir ?
Napoli’den yaklaşık 25 km uzaklıktaki Pompei’ye otobüs ya da trenle gitmek mümkün. Piazza Garibaldi’den kalkan Ente Autonomo Volturno (EAV) 001 numaralı hat veya Napoli SITA otobüs istasyonundan kalkan SITA 5001 numaralı otobüs yaklaşık 30-40 dakikada Pompei’ye ulaşılır. Trenle gitmek için Garibaldi istasyonundan Circumvezuviana hattına binmeniz gerek. Çok sık seferi olan trenden Pompei Scavi durağında inmeniz gerek. Ayrıca Napoli’den kalkan günlük turlarla da Pompei gezisi yapmak mümkün.
Pompei Antik kenti gezilecek yerler :
Antik kentte, bazilika, amfi tiyatro, gymnasium, forum, hamam, Apollo Tapınağı, evler , dönemin atık su sistemi, görülecekler arasındadır.
Kazılarda ortaya çıkan birçok buluntu Pompei Antiquarium Müzesinde sergilenmekte.
Vezüv manzarasıPompei TiyatroPompeiPompeii Antik KentiBir genelevin kapısının üstündeki freskoGenelevin kapısındaki resimPompeii Antik Kenti
Forum Granary: Pompei’de kazılarda çıkan eserlerin bazılarının sergilendiği alan.
Forum GranaryForum GranaryÇamaşırhaneAçık hava fast food restoranıStabian Hamamları
İtalya’nın kuzeyinde Veneto bölgesine bağlı 7 şehirden biri olan Verona, görmeye değer küçük ve sevimli şehirlerden biri. Her nekadar Shakespeare’in ünlü oyunu Romeo ve Juliet’te hikayenin geçtiği yer olarak ün salsa da olaylar kurgusal olup, gerçek değildir. Hikaye gerçek olmasa da Verona gerçekten güzel bir şehir ve İtalya gezilecek yerler listesinin üst sıralarında yer alır. Kendisini oldukça sevdik, beğendikve tavsiye ederiz.
Verona’ya nasıl gidilir :
Türkiye’den direk uçuş olmayan Verona’ya en yakın havalimanı Venedik Marco Polo Havalimanı (125 km) . Milano’dan da geçmek mümkün ama Venedik’e göre mesafe biraz daha fazla (168 km)
Verona kaç günde gezilir ?
Verona için bir tam gün yeterli olacaktır. Ancak detaylı gezmek, günübirlik ziyaretçiler çekildikten sonra keyfine varmak, kafelerinde rahatça soluklanmak için bir gece konaklamak en iyisi. Böylece ertesi gün çevresindeki yerlerin bir kısmını da gezme olanağınız olur. Hatta burayı merkez alıp, Verona’dan Venedik ya da Milano gezisi planlanabilir. Böyle bir durumda Verona’da en az 3-4 gün kalmalı. Venedik’e uzaklığı 1 saat 20 dakika gibi bir süre. Otobüs, tren ya da araç kiralayarak gidilebilir. Ayrıca konaklama ve yeme içme gibi olanaklar Venedik şehrine göre daha uygun. Aynı şekilde Verona’da kalıp, Milano’ya da buradan gidilebilir.
Verona şehir içi ulaşım: Küçük bir şehir olduğu için metro ağı yok. En çok tercih edilen yöntem otobüse binmek ya da bisiklet diyebiliriz. Rahatça heryeri yürüyerek ziyaret edebilirsiniz. Başka bir şehirden araç kiralayarak gelmiyorsanız burada kiralamanıza gerek kalmaz. Otobüsler Porto Nuova Tren Garından hareket eder. Tek binişli ya da günlük bilet alınabilir. Zamanınız kısıtlı ise Verona Card alarak hem toplu taşıma kullanabilir hem de gezilecek bir çok yeri beklemesiz ve ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Verona card 24 ve 48 saatlik seçeneklerle mevcut. Şehirde en az 2-3 ayrı müze vb yer gezilecekse Verona Card zaten bedavaya gelir demektir.
Verona’ya ne zaman gitmeli : Kültür turlarında bahar ayları çoğu zaman favori aylardır. Verona için de aynı durum. Sıcak ve kalabalıktan kurtulmak için ilkbahar ve sonbahar aylarında gidilmesi tavsiye olunur.
Verona’da nerede kalmalı : Tarihi merkez, tren istasyonu Porta Nuova’nın çevresi ve Borgo Roma kalabilecek bölgeler arasında
Verona gezilecek yerler :
Portoni della Bra: Verona’nın giriş kapısı. Çift kemerli zarif bir geçit. Piazza Bra’ya açılmakta. 13.yüzyılda yapılmış. Üzerindeki saat daha sonra eklenmiş.
Portini della Bra
Verona Arenası (Arena di Verona) Piazza Bra’da bulunan Roma döneminden kalma bir amfitiyatrodur. M.Ö. 30. yılda inşa edilmiş. Burada 1913 yılından itibaren her yıl Verona Operası düzenlenmekte ve ünlü sanatçılara ev sahipliği yapmakta. Verona bu yönüyle de önemli bir merkez durumunda. Günümüze kadar iyi durumda gelmiş yapılardan biri. Dünyanın en büyük 3.arenası.
Verona Arenası
Piazza Bra: Kentin ana meydanı. Oldukça turistik ve kalabalık. Çevresinde restoran ve kafeler var. Belediye binası Palazzo Barbieri ve Verona Arenası bu meydanda.
Via Guiseppe Mazzini: Erbe Meydanı ve Bra Meydanını birbirine bağlayan ve lüks mağazaların bulunduğu alışveriş caddesi.
Juliet Evi (Casa di Guilietta) Juliet heykelinin bulunduğu bahçeye giriş ücretsiz ancak eve ve meşhur balkona giriş ücretli. Yukarıda da bahsettiğim gibi hkayede geçen Romeo-Juliet ile alakası yok ancak Verona belediyesi turistik amaçla ziyaret merkezi haline getirmiş. Ev 13.yüzyıldan kalma.
Romeo Juliet evi, Juliet heykeli
Erbe Meydanı: Şehrin en hareketli yerlerinden biri. Cafeleri soluklanmak için ideal. Trafiğe kapalı olan meydanda kurulan pazar alışveriş imkanı sağlar. Torre dei Lamberbi bu meydanın köşesinde yer almakta. Meydandaki Madonna Verona çeşmesi ve Casa dei Mercanti (Domus Mercatorum) adlı ortaçağdan kalma yapı burada görülecekler arasındadır.
Erbe MeydanıMadonna ÇeşmesiCasa dei Mercanti (Domus Mercatorum)Erbe MeydanıErbe Meydanındaki Venedik’in sembolü Kanatlı Aslan Heykeli (statua del Leone)
Torre dei Lamberti: Lamberti ailesi 1172 yılında yaptırmış. Biletle alarak yukarı çıkabilirsiniz. 84 metre yüksekliğinde ve güzel bir manzaraya sahip. İki adet çan bulunmakta. Asansörle 6 Euro, Verona card ile ücretsiz çıkılabilir. Erbe Meydanında yer alır.
Erbe Meydanındaki saat kulesi– Torre dei LambertiTorre dei Lamberti
Dante Meydanı (Piazza dei Signori): Şehrin önemli meydanlarından. Siyasi nedenlerle Floransa’dan sürülen şair Dante Verona’ya davet edilmiş ve bir müddet burada yaşamıştır. Meydanda heykelli bulunmakta. Ayrıca yine kafe ve restoranları ile güzel bir meydan.
Signori Meydanı Dante’nin heykeli
Verona Katedrali (Duomo di Verona ) Meryem Anaya adanmış olan katedral halk arasında Cathedrale di Santa Maria Matricolare olarak da anılmakta. 15. yüzyılda inşa edilmiş, gotik mimari özellikte yapılmış katedral de görülmeyi hakeden yapılardan biridir. Piazza Duomo’da yer alır.
VeronaKatedrali
Eski Kale (Castelvecchio) : 1350’li yıllarda inşa edilmiş kaledir. İçinde sanat eserlerinin sergilendiği aynı adlı müzesi var. Ayrıca döneme ait sikkeler, silahlar ve heykeller görülecek yerler arasındadır. Scaliger hanedanı tarafından yaptırılmış. Kale ücretsiz, müze ücretili olarak geziliyor. Giriş ücreti 9 Euro ancak Verona Card ile ücretsiz giriliyor.
Castelvecchio
Castelvecchio Köprüsü: İkinci dünya savaşı sırasında Almanlar tarafından bombalanarak büyük hasar görmüş ve onarılmıştır.
CastelvecchioKöprüsü
San Zeno Bazilikası: Çok güzel bir yapı. Romanesk tarzdaki bazilika Aziz Zeno’ya ithaf edilmiş. Tasarımı ve süslemeleri ile görülmeyi haketmekte.
Verona San Zeno Bazilikası
Castel San Pietro : San Pietro tepesinde yer alan ve panaromik şehir manzarasına sahip bir tepede yer almakta. Buradaki orijinal yapı Avusturyalılar tarafında yıkılmış. Mevcut kışla 19.y.y. yapımı. Manzarsı nedeniyle popüler bir yer diyebliriz. Bir tepede yer aldığı için yokuş yukarı yürümek ve merdiven çıkmaya hazır olun. ancak 2 Euro karşılığında finükülere binerek de çıkılabilir. Pietra köprüsünden yukarı doğru baktığınızda göreceksiniz.
Castel San Pietro
Roman Theater : 1.yüzyılda imparator Augustus tarafından yaptırılmış. 1900 yıllarının başlarında yapılan kazılarla açığa çıkarılmış.
Pietra köprüsü Adige nehri üzerinde ve en eski köprülerden biri. 1945’de Almanlar tarafından bombalanarak büyük hasar görmüş ve hasar gören kısmı orijinaline uygun olarak onarılmış.
Pietra Köprüsü
Verona’dan kareler
Santa Maria Antica Kilisesi: Scaligeri mezarlarının yanındaki küçük kilisedir. Kilisenin bulunduğu meydanda Verona Lordu Can Francesco’nun mermer anıt mezarı görülecekler arasındadır (1340-1375) .
Garda Gölü: İtalya’nın en büyük gölü Garda Veroana’dan sadece 30 km uzakllıkta ve fazladan günü olanlara kesinlikle tavsiye edilir. Verona Porta Nuova Tren Garı önünden kalkan otobüslerle ulaşmak mümkün.
Garda Gölü kıyısındaki Sirmione,Bergamo, ve Valpolicella şarap bağları gibi geziler Verona’da yapılabilecek şeyler arasında. Ayrıca şehirden kalkan turlarla da gezmek mümkün. Merkezi Verona olarak alacak olursanız günü birlik Venedik ya da Milano gezisi de yapabilirsiniz.
Verona Yeme İçme
Verona’da hem İtalya’ya hem de yöreye has yemekleri bulabileceğiniz birçok seçenek mevcut. Pizzalar, risottolar, tortellini ve tramisular yenebilecek başlıca şeyler arasında. Bunların dışında aşağıdaki tabaklar da yöreye has lezzetlerdir.
Risotto Amarone : Bölgeye has şarabın kullanıldığı risotto
Risotto Amarone
Fegato alla Veneziana : Ciğer ve soğanın sotelenerek yapıldığı yemeği
Fegato alla Veneziana
Bigoli Sarde : Sardalyalı makarna
Bigoli Sarde
Polenta: Fasülye, mantar, et ve peynir gibi yiyeceklerle servis edilen ve mısır unu ile yapılan püremsi yemek
Polenta
Ginocchi : Patates mantısı denebilir
Ginocchi
Baci de Giulietta: Juliet’in öpücüğü olarak da biline yöreye has kurabiye
Baci de Giulietta
Ayrıca Verona bölgesine özgü Valpolicella üzümlerinden yapılan şaraplarda mutlaka denenmeli
Venedik, İtalya’nın inclerinden, hayalleri süsleyen kanallar şehri. Geçmişte Venedik Cumhuriyetinin başkenti olan şehir yaklaşık 118 ada üzerinde kurulu. Birbirine köprülerle bağlanan kanalların oluşturduğu ve insan eliyle yapılmış en güzel şehir ünvanını taşıyan güzellik. Ha battı ha batıyor derken günümüze ulaşan, İtalya’nın Roma’dan sonra en çok ziyaret edilen romantik kentini yazmadan olmazdı.
Şehre ilk ziyaretimi yıllar önece Ekim ayının sonuna doğru yapmış ve büyülenmiştim. O zamanlar bu kadar kalabalık değildi ve çok keyifli zaman geçirmiştik. İkinci ziyaretim ilkinden yıllar sonra Haziran ayında gerçekleşti. Hem çok kalabalığa hem de aşırı sıcak bir yaza denk geldi. Hava oldukça nemli, sıcak da bunaltıcıydı, o nedenle ilk ziyaretim kadar memnun kalamadım. Ama her türlü mutlaka görülmesi gereken bir yer. Zamanlamayı biraz doğru yapmak kesinlikle çok daha fazla keyif alınmasını sağlar. O nedenle Haziran-Temmuz-Ağustos ayları dışında gidilmesi tavsiye olunur.
Venedik şehrinin kısa tarihi : Şehrin tarihi M.Ö 10. y.y gitmekte. Adını burada yaşayan Veneti halkından almış ve 7-18. yüzyılları arasında hüküm süren Venedik Cumhuriyeti’nin başkenti olmuş. Venedik Cumhuriyet olduktan sonra halk tarafından seçilen ve ömür boyu görev yapan dükler, senato ve çeşitli kurullarla yönetim sağlanmış. Yüzen şehir, kanallar şehri, köprülerin şehri, maskeler şehri gibi ünvanlara sahip. Venedik Cumhuriyeti döneminde denizlerdeki en önemli ve güçlü şehirlerden biri olmuş. Sanat ve ticaretin merkezi konumundaymış. Müzik ve operanın geliştiği şehirlerden biri ve Vivaldi’nin doğduğu şehir. Venedik’te evler denizlere çakılan ahşap kalaslar üzerine yapılmış.
Venedik kaç günde gezilir ?
Günü birlik geliyorsanız en tanınmış ve merkezi yer olan San Marco bölgesini gezmek ve kanal turu yapmak için bir gün yeterli olacaktır. Ancak detaylıca gezmek ve günübirlik turlar çeklidikten sonra sakinleşen ve güzelleşen haliyle tadına varmak için en az 3 gün kalmak gerekir. Böylece Venedik yakınıdaki Murano ve. Burano adalarına gitmek de mümkün olur. Bu arada 2023 yılından itibaren günü birlik gelen turistlerden 5 Euro şehre giriş ücreti ayak bastı ücreti kesilmekteymiş.
Venedik’e nasıl gidilir ?
Marco Polo havaalanından yaklaşlık yarım saatlik mesafe bulunan Venedik’e ulaşmak, havalimanından kalkan shuttlar ve otobüslerle kolayca mümkün. Ayrıca daha pahalı bir alternatif olarak deniz taksi ya da Alilaguna deniz otobüsü ile (deniz otobüsü kişi başı 18 Euro) denizden de Venedik’e gidilebilir. Otobüse göre yolculuk daha uzun zaman alsa da başka araç değiştirmeye gerek kalmadan Venedik şehir merkezine ulaşır. Otobüs için ise iki farklı seçenek bulunmakta. AVTO yada ACTV otobüleri. Her ikisi de Venedik’in girişindeki Piazzale Roma’ya gitmekte. AVTO kullanılacaksa bagajı teslim aldığınız yerde bulunan bilet gişesinden ve liman çıkışındaki makinelerden bilet alınabilir. Terminal D’den çıkılınca Venezzia Piazzale Roma işaretinin bulunduğu 2 nolu otobüs durağına gidin. Otobüse binmeden önce biletnizi duraktan mutlaka damgalatın. ACTV otobüsleri ise (5 nolu otobüs), bazı duraklarda duran otobüstür. Ekspress olarak gitmez. ACTV otobüsleri terminalin önünden kalkar. Yine binmeden önce biletinizi okuyucuda okutmanız gerek.
Venedik şehir içi ulaşım
Vaporetto su otobüsleri, kanallar arası ulaşım sağlayan toplu taşıma aracıdır. Sık kullanıllacaksa günlük ya da 3 günlük biletler de satın alınabilir. Şehri denizden gezmenin nispeten daha ucuz halidir. Büyük kanaldan kalkan ve 22 farklı noktaya giden vaporettoların dışında gondollar ve deniz taksilerle de ulaşım mümkün. Biz, çoğu zaman ve çoğu yerde olduğu gibi yürümeyi tercih ettik. Şehri yürüyerek gezmek mümkün, her yer birbirine yakın. Gondola sadece keyif için bindik.
Venedik Vaporetto durağı
Venedik’te Gondol turu
Venedikte yapılıcaklar arasında üst sıralarda yer alır. Gondollar 6 kişiye kadar insan alabiliyor. Büyük Kanal ve San Marco meydanının dışında San Polo gibi diğer bölgelerden de binilebilir. Turlar yaklaşık yarım saat sürmekte. Gondol ücreti yaklaşık 80-100 Euro civarındadır.
Venedik’te gondol turuVenedik gondolları
Venedik’e ne zaman gitmeli ? Venedik Karnavalı ve Bienali
Dört mevsim gezilebilen Venedik yaz aylarında gerçekten çok kalabalalık ve sıcak. Mümkünse ilkbahar ve sonbahar en güzel zamanlar. Venedik şehri oluşan çökme ve gelgitler nedeniyle zaman zaman sular altında kalmakta. Suların yükselmesi anlamına gelen acqua alta genellikle Kasım-Ocak ayları arasında yaşanmakta. Ancak bu durum turistik gezilerin yapılmasını engellememekte. Şehri su baskınlarından korumak için yapılan Mose bariyerleri su basmasından korumaya yardımcı olsa da bu her zaman mümkün olmamakta. Şubat ayında gelenler Venedik Karnavalınıda görmüş olurlar. Karnaval çeşitli kostümler giyip maskeler takılarak, şovlar ve törenlerin yapıldığı etkinliktir. San Marco meydanında meleğin uçuşu (Il Volo dell’Angelo) adı verilen törenle başlayan Karnaval iki hafta sürmekte. Meleğin uçuşunda halat bağlı gösterici çan kulesinden uçuş yaparak inmekte. Kökeni 16. yüzyıla dayanan uçuş Venedik rıhtımındaki bir gemisinde bulunan Türk akrobatın halat üzerinde çan kulesine tırmanmasına dayanmaktaymış. Bu dönem Venedik’in en pahalı dönemi diyebiliriz. Mayıs-Kasım ayları arasında gidenler bu dönemde gerçekleşen çok kapsamlı uluslararası sanat etkinliği olan ve bir yıl sanat ertesi yıl mimarlık temalı Venedik bienali etkinliklerine de katılabilirler.
San Marco meydanı Aqua Alta dönemi
Venedik’te nerede kalmalı ?
En merkezi yer San Morco ancak bu bölge oldukça pahalı. Burası her yere yürüme mesafesinde ve Vapurettoya binmeye gerek kalmaz. San Marco’nun yanısıra Santa Groce, (tren istasyonuna yakınlığı ayrıca ulaşım olanaklarının bol olması nedeniyle pratik), Castello bölgesi ya da San Polo iyi bir seçenek olabilir. Venedik’in en hesaplı konaklama yeri ise şehrin anakara tarafı olan Mestre. Mestre’de konaklayacaksanız tren yada garın oradan kalkan 43 nolu otobüsle yaklaşık 15 dakikada Venedik lagününe ulaşırsınız.
Venedik’ten ne alınır : Venedik kesinlikle pahalı bir şehir, alınabilecek şeyler karnaval maskeleri, Murano cam eşyaları, el yapımı süs eşyaları ve el yapımı makarnalar olarak sayılabilir.
Venedik’e özgü maskeler
Venedik’te gezilecek yerler
Venedik haritası
Venedik’te 6 bölge bulunmakta. Bunlar San Marco , Cannaregio , Castello , Dorsoduro , San Polo ve Santa Groce Bölgeleri. Gezilecek yerlerin en önemlileri San Marcı Bölgesinde. Bu bölgelerin dışında Murano ve Burano adaları gezilecek yerler arasında bulunmaktadır. Ayrıca yazın gelen ve vakti olanlar için Lido adasına gidip denize girmek de yapılabilecek şeyler arasındadır.
San Marco Bölgesi gezilecek yerler
Venedik’in en tanınmış bölgesi, gezilecek yerlerin birçoğu burada bulunmaktadır. Adını şehrin koruyucu azizi San Marco’dan alır.
–Venedik San Marco Meydanı (Piazza San Marco) : Venedik’teki en önemli meydan, şehrin merkezi durumunda. Çevresinde restoranlar ve kafeler var. Meydan Venedik festivali kutlamalarının merkezi durumundadir. Meydana girişte şehrin sembolü kanatlı aslan heykeli bulunur. Şehrin en eski kafesi olan Caffe Florian bu meydandadır. Meydan ayrıca güvercinleri ile de ünlü. O kadar çok sayıda güvercin var ki tarihi eserlere zarar verdiği için artık güvercinlere yem atmak, beslemek yasaklanmış. San Marco meydanında görülecek yapılar; San Marco Bazilikası ve çan kulesi, Dükler Sarayı, ikisinin arasında bulunan ve eskiden sarayın ana kapısı vazifesini gören Carta Kapısı (Porta della Carta) , saat kulesi, Procuratie Vecchie binası (meydanın çevresi boyunca uzanan birbirine bağlı 3 bina) ve Marciana Kütüphanesidir.
Venedik San Marco MeydanıVenedik San Marco Meydanı şehrin sembolü kanatlı aslan heykeli
-Venedik San Marco Bazilikası : San Marco meydanında bulunan oldukça gösterişli bazilika Bizans mimarisinin önemli örneklerindendir. Düka sarayına bitişik durumda ve saraya bağlantılıdır. Gittiğimiz tarihlerde ücretsiz gezilebilen bazilika günümüzde 3 Euro karşılığında ziyaret edilebilmekte olup görülmeye değerdir. San Marco Bazilikasının tepesindeki 4 adet bronz at heykel, 1204 yılında İstanbul’un yağmalandığı 4.haçlı seferi sıransında İstanbul’dan getirimiş ve buraya konmuştur. Sultanahmet meydanından alındığı düşünülmektedir. 1797 yılında Napolyon tarafından Paris’e götürülen atlar 1815 yılında Venedik’e teslim edilmiştir. Orijinalleri daha sonra kilisenin içine alınmış şu anda dışarıda olanlar ise replikadır.
Replika bronz at heykellerVenedik San Marco KatedraliSan Marco KatedraliCarta kapısıve kanatlı aslan figürü (Porta della Carta)
–Venedik Aziz Mark çan kulesi (Campanile di San Marco) : San Marco Bazilikası’nın çan kulesi yaklaşık 99 metre uzunluğunda ve tuğladan yapılmıştır. Kuleye 8 Euro odeyerek çıkabiliyorsunuz, manzarası gerçekten çok güzel ama uzun kuyruk beklemek gerek. Şehrin sembollerinden biridir.
Aziz Mark Çan Kulesi
-Saat kulesi (Basilica di San Marco) Torre del Orologio : Meydandaki saat kulesi sadece rehberli turlarla gezilebilmektedir. 15. yüzyılda yapılmış olan saat ay ve burçları göstermekte. Tepesinde şehrin sembolü kanatlı ve çan çalan heykeller bulunmakta.
Torre del Orologio
-Dükler Sarayı (Palazzo Ducale) : Güzel süslemeleri ile Venedik’teki cazibe noktalarından biri olan sarayın geçmişi 14. yüzyıla kadar gitmekte. Gotik tarzdaki yapıya Rönesans tarzı eklentiler yapılmış. Dükün konutu, adalet sarayı ve hükümet binasını içeren bir kompleks. Alt kat kemerli yapıda. Saray gezecekseniz Ahlar köprüsünden geçme ve hapishane binalarını görme olanağınız oluyor. Sarayı rehberli turla gezme olanağı da bulunmakta.
Venedik Dükler SarayıVenedik Dükler SarayıDenizden Dükler Sarayı ve çan kulesi manzarası
–Biblioteca Nazionale Marciana-Halk kütüphanesi : San Marco Meydanında görülecekler arasında bulunan kütüphane binası 16. yüzyılda inşa edilmiş. İçinde 750 binden fazla eserle İtalya’nın en büyük kütüphanelerinden biri.
Marciana Kütüphanesi
-Museo Correr : San Marco meydanındaki arkeoloji müzesidir. Antik döneme ait heykeller, seramikler, sikkeler ve haritalar görülecekler arasındadı.
-Ahlar Köprüsü yada son bakış köprüsü-(Ponte dei Sospiri) : İtalyanca Ponte dei Sospiri Eskiden esirleri sorgu odasına götürürken geçilen ve mahkumların hücrelerine ya da idama götürülmeden önce Venedik manzarını son kez gördükleri ve ahh çektikleri köprüymüş. 1602 yılında yapılan köprü Antonio Contin tarafından tasarlanmış Pencerelerinde taştan ızgaralar bulunan köptünün yapımında malzeme olarak kireç taşı kullanılmış. Köprü dükler sarayı ve hapishaneyi birbirine bağlayan kapalı bir köprü. Son nefes köprüsü ya da iç çekişler köprüsü olarak da adlandırılır.
Venedik Ahlar Köprüsü
Büyük Kanal (Canal Grande) Venedikteki en büyük ve uzun kanal. Yaklaşık 4 km uzunluğundaki S şeklindeki kanala 45 küçük kanal bağlanmakta.
Venedik Büyük Kanal
–Rialto Köprüsü (Ponte di Rialto) – Büyük kanalın üzerindeki dört köprüden en meşhur olanıdır. 1591 yılında tamamlanmış. Dünyada üstünde çarşı olan 4 köprüden biridir (bir diğeri Floransa’daki Ponte Vecchio köprüsüdür) Üstündeki küçük dükkanlarda, kuyumcular, hediyelik eşya ve deri ürünlerin satılıdğı dükkanlar bulunur.
Venedik Rialto Köprüsü
–Alman Hanı (Fondaco dei Tedeschi): Rialto köprüsünün 50 metre ilerisinde bulunan yapı Alman tüccarlar tarafından kullanıldığı için Alman Hanı olarak anılmakta. 1228 yılında yapılmış ve geçirdiği yangında yıkıldıktan sonra 1505 yılında yeniden yapılmış. Bizans ve gotik özellikler taşımakta.
Venedik Alman Hanı
-Fenice Tiyatrosu (La Fenice) : San Marco meydanına 400 metre uzaklıktaki yapı hem Venedik hem de Avrupa’daki en meşhur opera binalarından biri. Birkaç kez yanmış ve yeniden yapılmış. İç dekorasyonu ve akustiği muhteşem. Altın varaklı süslemeleri ve freskoları ile görülmeye değer. Bilet alıp gezilebiliyor.
Fenice Tiyatrosu
-Dandolo Sarayı (Palazzo Dandolo) : Günümüzde otel olarak kullanılan saray (Hotel Danieli) San Marco meydanına oldukça yakın konumda. Venedik asillerinden Dandolo ailesi tarafından 14. y.y.da yaptırılmış. Angelina Joli-Jonny Deep’in oynadığı The Tourist filminin bazı sahneleri burada çekilmiş.
– San Giorgio Maggiore Kilisesi : Venedik’te San Marco bölgesine bağlı Giorgio Maggiore adasında bulunan ve adayla aynı adı taşıyan kilisedir. Andrea Palladio tarafından tasarlanmış. Yapımı 1610 yılında tamamlanmış. Ön cephesi mermerden inşa edilmiş. San Marco meydanından bakıldığında hoş bir görsel yaratmakta.
Venedik San Giorgio Maggiore Kilisesi Venedik San Giorgio Maggiore Kilisesi
Castello Bölgesi :
San Marco meydanına komşu bölgedir. Bu mahallede görülecekler;
–Venedik Tersanesi (Arsenale di Venezia) görülmeye değer bir yapı.
–Basilica dei Santi Giovanni e Paolo (San Zanipolo olarak da bilinmekte). Tuğladan yapılmış, Gotik mimari özellikli yapı, şehirdeki en büyük kiliselerden biridir.
Santi Giovanni e Paolo
-Via Garibaldi, İçinden kanal geçen sokak denebilir.
Dorsoduro Bölgesi:
Santa Maria della Salute: Büyük kanalın Dorsoduro mahallesi tarafında, büyük kanalın ucunda yer alır. Çok güzel mimariye sahip. 1687 tarihli yapı Veba salgınından sonra Meryeme şükran için yapılmış. Sekizgen planlı ve barok özellikli yapının mimarı Baldassare Longhena’dır.
Santa Maria della Salute
–Venedik Güzel Sanatlar Akademisi (Galleria dell Academia) : Maalesef henüz gidememiş olsak da inşallah üçüncü kez Venedik’e gidersek mutlaka göreceklerim arasında yer almakta.
San Polo Bölgesi :
Rialto köprüsünün karşı tarafıdır.
–Santa Maria Gloriosa Frari Bazilikası : Tuğladan yapılan bazilika San Marco Bazilikasından sonra şehirde en uzun çan kulesine sahip ikinci bazilikadır. Dışı gösterişli olmasa da içi görülmeye değer. Özellikle sunaktaki Tiziano’ya ait Assumption of Virgin (Meryem’in göğe kabulü ve taçlandırılması), Tiziano’nun en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir. Tabloda Meryem’in ölümünden sonra Tanrı tarafından göğe kabul edilişi tasvir edilmekte.
Tiziano Assumption of the VirginSanta Maria Gloriosa Frari Bazilikası
-Leonardo da Vinci Müzesi: Da Vinci’nin icatlarına ait çizimlerin görülebileceği, içinde hediyelik eşya da satılan müze. Vakti olanlara gezilmesi tavsiye edilir.
–Mercati di Rialto: Meyve, sebze ve hediyelik eşyaların satıldığı küçük bir pazar yeri
Santa Groce Bölgesi:
Venedik şehrinin ana kara ile bağlantı yerlerinden biridir. Tren garı Santa Lucia burada bulunmakta. Ayrıca otobüsle gelenler için bağlantı noktası konumunda.
Cannaregio Bölgesi:
Daha ziyade yerelleri takıldığı bölgedir. Büyük kanalın sağ tarafında kalan mahallede San Marcuola istasyonu bulunur. Venedik merkez istasyonu Santa Lucia buradadır. Avrupadaki ilk yahudi gettosu burada kurulmuştur.
Türk Hanı San Marcuola istasyonunun karşı kıyısında bulunur. Yapı 13. yüzyılda mimar Giacomo Palmier tarafından saray olarak yapılmış. Sonraki dönemlerde şehre gelenlerin konaklama yeri olmuş ve 17. yüzyılda yoğunluklu olarak Türk tüccarların kullanması nedeniyle de Türk Hanı olarak anılmış. 1870 yılında restorasyon geçiren yapı günümüzde Venedik Doğa Tarihi Müzesi olarak kullanılmakta. Bizans ve gotik mimari özellikler taşıyan bina iki sıra kemerli cephesi ile görülmeye değer güzel bir yapı.
Venedik Türk Hanı
-Santa Maria dei Miracoli Kilisesi : Cannaregio mahallesinde bulunan kilise Rönesans mimari özellikleri taşımakta. Mermer kaplamaları nedeniyle mermer kilise olarak da biliniyor. Meryem Ananın mucizevi ikonası ile meşhur. Mimar Pietro Lombardo tarafında 1481-1489 yılları arasında inşa edilmiş.
Santa Maria dei Miracoli Kilisesi
Venedik Murano adasıgezilecek yerler
Venedik Murano Adası
Cam atölyeleri ve cam eşya mağazaları ile meşhur Murano adasına Venedikten kalkan 12 numaralı vaporettolarla yaklaşık 20 dakikada ulaşılmakta. Dilerseniz buradaki cam müzesini gezebllirsiniz. Murano adasında eğik çan kulesi ile meşhur 16.yüzyılda yapılmış San Martino Katolik Kilisesini gezebilirsiniz.
Venedik Burano Adası gezilecek yerler
Murano adasından yine 12 numaralı vaporetto ile 35 dakika mesafede bulunan Burano adası dantel işleri ile meşhur ve dantel işleme okulu bulunmakta. Ayrıca renkli evleri ile de ünlü. Fazladan günü olanlar Murano ve Burano adaları gezmek için en az yarım gün ayırmalılar.
Venedik Burano Adası renkli evleri
Lido Adası: Venedik’e yaz aylarında gider ve fazladan zamanınız olursa Lido adasına gitmek ve yüzmek iyi bir seçenek. Venedik’e 12 km mesafedeki adaya Venedikten kalkan vapurlarla ulaşmak mümkün. Halka açık ücretsiz ve özel plajlar bulunur. Ada ayrıca Venedik film festivalinin yapıldığı yerdir.
Venedik yeme içme
Venedik’te yenilebilecekler arasında deniz mahsulü ürünler, kızarmış kalamar, karides ve siyah mürekkepli spagettiler, pizzalar ve risottolar ön planda. Ayrıca ayaküstü atıştırmalıklar, dilim pizzalar ve fırınlardan alabileceğiniz lezzetli pastane ürünleri denenebilecekler arasında .
Venedik’te ne yenir ?
Cicchetti: Dilim ekmek üzerine çeşitli deniz ürünleri, peynir, şarküteri ürünleri , et ve sebze gibi malzemeler konarak konarak hazırlanan bir tür küçük sandviç olarak tanımlanabilir. Atıştırmalık ya da başlangıç olarak tercih edilir. Hem restoranlarda hem de büfelerde bulunur.
Cicchetti
Baccala Mantecato : Kurutulmuş morina ile yapılan bir mezedir.
Baccala Mantecato
Sarde in Sour : Soğan, çamfıstığı ve üzümle tatlandırılmış kızarmış sardalyadır. Meze olarak yenmektedir.
Sarde in sour
Spaghetti in Nero di Seppia : Mürekkep balığı mürekkebi ile hazırlanan siyah spagetti
Siyah spagetti
Moeche : Yengeç kızartması da Venedik’e özgü yiyecekler arasında
Yengeç kızartması
Fegato alla Veneziana : Venedik usulü, soğanla sotelenmiş ciğer
Pasta e Fagioli : Bir zamanlar yoksulların yediği ancak günümüzde nostaljik kabul edilerek menülerde yer almakta. Makarna ve kuru fasulye ile yapılan makarna çorbasıdır.
Makarna çorbası
Bigoli in Salsa : Venedik bölgesine has sardalyalı kalın spagetti
Risi e bisi : Pirinç ve taze bezelye ile Venedik bölgesine has bir yemektir.
Fritelle Alla Veneziane : Kızartılmış hamur tatlısı olarak tarif edebiliriz. Kuru üzümle tatlandırılmıştır.
Fritelle Alla Veneziane
Venedik’te mekan önerileri : Venedik’te onlarca restoran, cafe, şarap evi ve büfeler bulunmakta. Yeme içme konusunda sayısız alternatif var. Kendi deneyimlediklerimiz;
Ristorante da Raffaele : San Marco’da kanalın kenarında yer alan aile işletmesi. Manzarası müthiş, Yanınızdan gondollar geçerken yemek yemenin keyfi doyumsuz diyebilirim. Menüde yöreye özgü lezzetler bulunmakta. Rezervasyonsuz yer bulmak çok zor olabilmekte.
Cafe Florian: 1720 yılından beri hizmet vermekte, şehrin en ünlülerinden ve her daim kalabalık. Müzik eşliğinde kahvenizi yudumlarken yanında güzel bir tatlı ile meydanı seyretmek harika. San Marco meydanında, Procuratie Vecchie binasının altında yer almakta
El Refolo : Castello bölgesindeki Via Giuseppe Garibaldi üzerinde bulunan El Refolo, denediğimiz ve memnun kaldığımız şarap evi. Hem yemekler lezzetli hem ortam keyifli, tavsiye olunur.
Ürdün’de yapılacaklar arasında ön sıralarda yer alır. Lut Gölü Ürdün-Filistin (Batı Şeria) ve İsrail arasındaki iç deniz olup şayet İsrail’e gezi planlıyorsanız orada da gidebileceğiniz bir rota. Lut Gölü ayrıca Ölü Deniz, Lut Çukuru gibi isimlerle de anılmaktadır. Bu ünvanı almasının nedeni de dünyanın en alçak noktası olmasından kaynaklanmakta. Deniz seviyesinden yaklaşık 430 metre aşağıda. Lut Kaviminin cezalandırılarak sulara gömülmesi nedeniyle lanetli göl olarak da bilinir. Yaz aylarında 40 derecelere ulaşan sıcakları göz önünde bulundurarak gezi planınızı ona göre yapmanızda fayda var. Şubat ayında gittiğimiz halde rahatlıkla suya girebilmiştik, ne suda ne dışında kesinlikle üşümedik.
Ürdün haritası
Lut gölü buraya akan nehirlerle beslenmekte ve bunların en önemlisi Ürdün nehri. Bu nehirlerin getirdiği tuz ve mineraller nedeniyle oldukça tuzlu bir göl, tuz oranı %33 civarında. Dünyadaki en tuzlu üçüncü göl. Buraya ölü deniz denmesinin sebebi, su çok tuzlu olduğu için, ne suda ne de çevresinde hiçbir canlının yaşayamamasıdır. Nehirle gelen balıklar da suya ulaşır ulaşmaz ölmektedir.
Lut Gölü nerede ? Ürdün’ün başkentinden Lut gölüne taksi ya da minübüslerle ulaşım sağlayabilirsiniz. Ayrıca Amman’da Lut gölü turu alabilirsiniz. Amman-Lut gölü arası yaklaşık 50 km ve yolculuk 1.5 saat sürmekte.
Lut gölünde neler yapılır ?
Lut gölünde batmadan yüzebilirsiniz ancak bu yüzme tabii ki denizde yüzme gibi olamayacak. Her şeyden önce su çok tuzlu olduğu için suda kalabilme süreniz kısıtlı. Çevrede uyarı tabelaları bulunmakta. Hoş isteseniz de kalamıyorsunuz bir süre sonra hafiften canınız yanmaya başlıyor:))) Açık yaranızın vs olmamasına dikkat edin, ayrıca gözlerinizin su ile temas etmemesine de. Onun dışında farklı bir deneyim Lut gölünde suya girmek. Batmaktan korkmayın zaten isteseniz de batamazsınız ama dalmaya da çalışmayın tabii. Lut Gölü çevresindeki otelde konaklayacaksanız birçok otelin havuzu var, havuzdan yararlanabilirsiniz. Hatta fazladan gününüz varsa konaklamak daha ucuza bile gelebilir. Çünkü Lut gölü cevredeki tesislerin günlük kullanım ücreti konaklama ücretine yakın olabilir. Su mineral yönünden çok zengin olduğu için şifalı olduğu söylenmekte. Otellerin bir çoğunda spa merkezi de bulunmakta. Tesislerin dışında da bazı bölgelerde göle girilebiliyor. Araçlarıyla buralardaki park alanlarına gelen turistler, engebeli alanlardan inerek göle ulaşabiliyor.
Lut GölündeÇamur banyosu ; Oteller aynı zamanda mineralli kil hizmeti de sunuyor. Ölü deniz minerali/kili denen çamuru tüm vücudunuza sürüp 15-20 dakika kadar kurumasını bekliyorsunuz sonra da duş tabii ki. Bu ürünler kozmetik amaçlı paketlenmiş olup, Ürdün’ün her yerinden satın alıp eve götürebilirsiniz.
Lut gölünde çamur banyosuÖlü Deniz kili
Ürdün Lut gölünde konaklama : Lut gölünde kalmak isterseniz çevresinde kalınabilecek gayet güzel oteller bulunmakta. Biz Amman’dan günü birlik geldik, kalmadık ama Wyndham Ramada Resort Dead Sea otelinin imkanlarını kullandık, öğle yemeğini açık büfe olarak sunuyorlar, ayrıca çamur hizmeti ile göle girerken şemsiye-duş vs. otelin olanaklarını kullanıyorsunuz.
Ürdün Lut GölüÜrdün ÖlüdenizJordan Deadsea
Ürdün hakkındaki Ürdün gezilecek yerler , Akabe gezilecek yerler , Petra gezilecek yerler , Ürdün yeme/içme ve Wadi Rum – Hicaz Demiryolu başlıklı diğer yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Roma’da görülecek sayısız çeşmeden en önemlileri hakkında örnekler verdiğim bu yazımın temel motivasyonu kızımdır. Roma çeşmeleri başlığını açmamda kendisinin kaleme aldığı “hazalıngüncesi” bloğundaki “Roma çeşmeleri” yazısı rehber olmuş ve burada da alıntılar içermektedir. Yazısı aynı zamanda Geziyoruzz.com isimli bloğumuzun doğuş temelidir ve birlikte yaptığımız gezilerimizi/anılarımızı içeren bloğumuzun da ilham kaynağı olmuştur.
Roma’daki en güzel çeşmeler
Roma Trevi Çeşmesi – Aşk Çeşmesi: Ülkemizde daha çok aşk çeşmesi olarak tanınan çeşme Trevi Meydanında yer alır. Mimar Nicola Salvi tarafından tasarlanan çeşme Roma’daki en büyük barok özellikli çeşmedir. 30 yılda tamamlanmış ve 1762 de açılmıştır. Adının anlamı 3 yol çeşmesi olup altındaki 3 doğal su kaynağının birleştiği varsayılarak bu adın verildiği düşünülmektedir. Avrupa’da en çok fotoğraflanan yerlerden biri olduğu söylenebilir. Gerçekten çok güzel olan çeşmede deniz tanrısı Neptün sahnelenmiştir. İnsanlar buradaki havuza para atarak dilek dilemektedirler. Her daim kalabalık olan meydan ve çeşme etrafında hırsızlığa karşı çok dikkatli olunmasını tavsiye ederiz.
Roma Aşk ÇeşmesiRoma Trevi Çeşmesi– Aşk Çeşmesi
Roma Dört Nehir Çeşmesi : Navona Meydanını süsleyen üç çeşmeden biridir. Bernini’nin eseri olan bu ünlü çeşme Barok tarzdadır. Çeşmede dört önemli nehir, Avrupa’daki Tuna, Asya’daki Ganj, Afrika’daki Nil ve Amerika’daki Rio dela Plata, ve bulundukları kıtalar temsil edilmiş. Deniz tanrılarından yaslanmış, dinlenme pozisyonundaki Ganj, dikilitaşa doğru eğilmiş olan Tuna, bir kolunun üzerine uzanmış diğer kolu havada olan Rio de la Plata ve sonuncusu Nil’dir.
Fontana del Quattro FiumiRoma
Fontana del Moro: Navona meydanda bulunan yine Bernini tarafından yapılmış diğer çeşmedir. Çeşmede yunusla dövüşen dev ya da mağribi betimlenmiş, çevresinde 4 triton bulunmakta, gerçekten muhteşem. Dev, yunusu bacakları arasında sıkıştırmış. Meydanda yapılan ilk çeşme. Bernini’nin hayal dünyası ve tekniğini gösteren çok güzel bir yapıt.
Fontana del Moro Roma
Neptün Çeşmesi Navona meydanındaki üçüncü çeşmedir Antorio Bella tarafından yapılmış. Çeşmede deniz tanrısı Neptün ahtapotla savaşmakta etrafta su perileri ile bulunmakta.
RomaNeptün Çeşmesi
Quattro Fontane: Via delle Qurattro Fontane ve Via del Qirinale’nin kesiştiği yerde bulunan 4 ayrı çeşmedir. Geç rönesans döneminde, 1588-1590 yıllarında yapılmış çok güzel çeşmelerdir. Çeşmelerden ikisindeki erkek figürleri Tiber ve Arno nehirlerini böylece Roma ve Floransa şehirlerini temsil eder. Kadınlar bulunan diğer iki çeşme de tanrıçalar Diana ve Juno‘yu temsil eder. Mutlaka görülmeliler.
Quattro FontaneRomaRoma Quattro Fontane
Fontana dell acqua Fellice yada Fontana del Mose (Musa çeşmesi) : Qirinale tepesinde, 1585-88 yılları aradında yapılmış ve Domenico Fontana tarafindan tasarlanmış gorsel bir şölen. Üç zarif kemerle yapılandırılmıştır. Suyun kaynagi yaklasik 40 km uzaklıktadır.
Fontana dell acqua Fellice – Roma
Fontana della Barcaccia ( Eski Gemi Çeşmesi ) : 1629 tarihli çeşmeİspanyol Meydanın (Piazza Spagna) ortasında yer alır. Mimar Bernini ve oğlu tarafından barok stilde yapılmış çok güzel bir çeşmedir. Çeşmenin su taşan bir gemiş şeklinde olmasının sebebi, Tiber nehrinin 1598 de taşması, meydanın sular altında kalması ve sular çekilince de meydanda gemi kalıntısı görülmesi nedeniyle olduğu rivayet edilmekte.
Fontana della Barcaccia ( Roma Eski gemi çeşmesi )
Fontana del Tritone: Bernini tarafından 17.yüzyılda yapılmış olan çeşme yapımına Barberini ailesi yardımcı olduğu için Barberini meydanında Palazzo Barberini’nin girişine yakın bir yerdedir. Çeşmede kaslı bir triton deniz kabuğunun içinden yükselmektedir. Triton mitolojide üst gövdesi insan altı balık şeklinde tasvir edilen deniz adamıdır. Yapımında doğal taş kullanılmıştır.
Fontana del TritoneRoma
Fontana dell Pantheon : Roma Panteonunun önünde yer alan Piazz della Rotonda’dadır. 1575 tarihli çeşme Giacomo Della Porta tarafından tasarlanmış ve mermerden yapılmış. Barok tarzdaki çeşmenin merkezin kutsal ruhu simgeleyen bir güvercin ve dört yunusla taçlandırılmış Mısır dikilitaşı bulunur.
Pantheonçeşmesi Roma
Fontane dell Tartarughe ( Kaplumbağa Çeşmesi ): Saint’Angelo’daki Piazza Mattei’de bulunan geç İtalyan Rönesansı dönemine aittir. Mimar Giacomo della Porta ve heykeltıraş Taddeo Landini tarafından yapılmıştır ve 1588 de tamamlanmıştır. Mermerden yapılmış olan çeşmede sırasıyla en üstte havuza doğru suyu iten 4 kaplumbağa, onun altında da havuza su fışkırtan dört melek başı ve meleklerin altında 4 erkek figürü görülülür. Erkek figürlerin herbiri bir ayağını bronz bir yunusun başına dayamıştır. Çeşmenin tabanında 4 adet deniz kabuğu tasvir edilmiştir.
Roma Kaplumbağa Çeşmesi
Maderno ve Bernini Çeşmeleri: Vatikan’daki St.Peter Meydanının her iki tarafında neredeyse aynı iki çeşme bulunmakta. Meydanın kuzey tarafındaki ilk çeşme 1614 yılında mimar Carlo Maderno tarafından (1614), ikincisi olan Bernini çeşmesi 1677 yılında Bernini tarafından inşa edilmiştir. Bernini bu çeşmeyi Maderno’nun çeşmesine benzer tarzda tasarlamıştır.
Vatikan Aziz Petrus Bazilikasıavlusundaki çeşme
Fontana di via della Purificaziona (İstiridye çeşmesi): Bu kısım “Hazalın güncesi” blogundan alınmıştır. “İstiridye Çeşmesi oldukça küçük, fark etmesi zor. Bu çeşmeyi Osteria Barberini restoranına gittiğimizde gördük. Barberini meydanından Via della Purificazione sokağına saptığınızda sağınızda kalıyor ama önüne arabalar da park ettiği zaman görmek oldukça zor.” Belediye tarafından yaptırılmış, istiridye formunda ve 1869 tarihli. Bakımsız, gariban bir görünümü var. Hakkında fazlaca bilgi yok ama hoşumuza gittiği için kendisinden bahsetmek istedik. Lüle kısmı zarar görmüş, sonradan yerine bir boru takılmış gibi. Lavabosunun formundan dolayı kendisine istiridye çeşmesi adını verdik.
Fontana di via della Purificaziona
Fontana dell’Acqua:II Fontanone ya da Mostra dell Acqua Paola olarak da bilinen büyük çeşmedir. Tiber nehrinin diğer tarafındaki ilk büyük çeşmedir (Trastevere tarafı). Giovanni Fontana ve Flaminio Ponzio tarafından tasarlanmış. Yapımında beyaz mermer kullanılmış. Çeşmenin üst kısmında papalık tacı ve anahtarlar, üstünde melekler, kartal ve ejderhadan oluşan Borghese ailesinin arması bulunur. Üstündeki yazıtta orada yaşayanlarına su getirdiği için Papa Paul’e övgüler bulunur.
Mostra dell Acqua Paola Roma
Roma’da gezilecek yerler ve Roma’da ne yenir başlıklı yazılarımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Italyan mutfağı aslında ülkemizde oldukça sevilen ve bilinen bir mutfak. Pizzalar, makarnalar, tiramisu ve çeşit çeşit dondurmalar ilk akla gelenler ama şüphesiz bunlarla sınırlı değil. Çoğumuz bilgi sahibi olduğu için uzun uzadıya Roma’da ne yenir anlatmak yerine Roma’da denediğimiz mekanlar üzerinden bilgi vermek daha pratik olacak.
Roma’da restoran önerileri
Osteria Barberini Restoran: Bruschetta’sı, trüflü lazanyası, fırında patlıcan ve buffalo mozarella peynirli salatası efsaneydi. Kapısında ciddi kuyruk oluyor, rezervasyonlu gidilmesi tavsiye olunur. Adres: Via della Purificazione, 21
Restoran Alfredo : Gittiğimizdeki adı buydu, sonradan II Vero Alfredo olmuş sanırım. Fettucine alfredo makarnanın doğduğu yer olarak tanınmakta. Kısaca biz beğendik ama gittiğimizde fiyatları bir tık daha yüksekti. .
Restoran AlfredoRoma Restoran AlfredoRoma
Pastificio Guerra: Burası İspanyol Merdivenlerine çok yakın konumda küçücük bir makarnacı, fast food tarzı. İçeride yer bulup yiyecek olursanız yanında bir bardak şarap ikram ediyorlar ama take away alacaksanız şarabı dışarıya vermiyorlar (en azından biz gittiğimiz zamanlar öyleydi). Çoğu müşteri take away alıp İspanyol Merdivenlerinde oturarak yemeği tercih etmekte. Makarnalar tazecik, fiyatlar çok uygun. Her gün farklı 2 çeşit taze makarna, biri etli diğeri etsiz. Domuz eti yemiyorsanız o gün etli olan çeşidin ne eti olduğunu sorup diğer çeşidini alabilirsiniz. Ayrıca eve götürmek ya da hediyelik olarak pişmemiş taze makarna alma olanağınız da var.
Roma Pastificio Guerra Roma Pastificio Guerra
Antico Caffe Greco: Tarihi bir kafe-pastane. Tiramisusu çok başarılı, kahvesi de oldukça lezzetliydi. Roma’daki en tarihi kafelerden biridir. Mekanın içinde bu tarihi geçmişi hissetmemek mümkün değil. Via dei Condotti caddesinde yer alır. İspanyol Merdivenlerine oldukça yakın konumda.
Roma Antico Caffe Greco
Babingston’s Tea Rooms: Kesinlikle tavsiye edeceğim yine tarihi bir kafe-çay evi, oldukça mutlu ediyor. İspanyol merdivenlerine çok yakın. Adres: Piazza di Spagna
Roma Babingston’s Tea Rooms
The Gelatist: Dondurmasını çok sevdik, lezzetli ve bol çeşitli. Adres: Via Nazionale, 19a
Frigidarium: Roma’da birkaç şubesi var ancak dondurmasını fazla tatlı bulduk, bize pek hitap etmedi.
Pompi Tiramisu: Klasik olanı daha çok beğenmiştik.
Antica Rome: Hem yemek yiyebileceğiniz hem de sıcak-soğuk birşeyler içebileceğiniz, Vittoria Emanuel anıtının tam karşısında bulunan mekan. Aperol ve Pina Colada tercih ettik gayet lezzetliydi. Vittoria Emanuel anıtının tam karşısında bulunan Antica Rome’da anıtı karşınıza alarak birşeyler yudumlayarak soluklanmak gerçekten çok keyifliydi.
Antica RomaAntica Rome
Roma’da gezilecek yerler başlıklı yazımızın linki aşağıda bulunmaktadır.
Vatican City is an independent city state within the borders of the province of Rome. It is the center of the Catholic sect in Christianity. It has a population of approximately 1000 people. Its population consists of priests and guards from various countries. The Pope is both the head of state and the spiritual leader. It declared its independence in 1929 and has the title of the smallest state governed by a monarchy. 110 Swiss soldiers guard the Vatican. They must be Christian and under the age of 30. The Vatican attracts a lot of attention due to its St. Peter’s Basilica, the Vatican Museums and the Sistine Chapel, and hosts thousands of tourists every year. Your attire must be appropriate at the entrance, arms and shoulders must be covered, shorts, miniskirts, hats, etc. are not allowed. It is forbidden to enter with large backpacks and umbrellas, you must leave them in the cloakroom.
Vatican St. Peter’s BasilicaVatican St. Peter’s BasilicaVatican St. Peter’s BasilicaobeliskVatican St. Peter’s Basilica fountainVatican guards
Basilica di San Pietro (St. Peter’s Basilica): St. Peter was one of the 12 apostles of Jesus Christ, the first pope of the Christian world and the person who brought Christianity to Rome. The basilica was built on the site where St. Peter was killed, construction began in 1547 and took more than 100 years to complete. Its main architect was Michelangelo. Most of it was built during his time and completed after his death. Masters such as Raphael, Bernini and Bramante also took part. The basilica can be visited free of charge but the dome is not. With a capacity of 60,000 people, it is one of the largest basilicas in the world. The San Pietro square in front of the basilica is decorated with two fountains designed by Carlo Maderno and Bernini. There is also a 25.5-meter-high obelisk erected by Pope Sixtux V and brought from Egypt. The square is designed by Bernini and it is surrounded by columns and decorated with 140 statues of saints. There is also another statue of St. Peter in front of the basilica.
Inside the basilica there are 11 chapels, 45 altars and many valuable Renaissance works, as well as wonderful ceiling decorations and frescoes. Among the most important is the statue signed by Michaelangelo, the only work he signed, Pieta (Mercy). It is a magnificent work. Michelangelo’s signature is found on the piece that goes over the chest of Mary. I was made of a single piece of marble. Jesus is depicted in the arms of his mother Mary after he is taken down from the cross. Pieta was attacked in 1972. One of Mary’s arms was lost, her nose, eye and part of her veil were damaged. It was corrected with a restoration that lasted 10 months. Master Michelangelo worked the marble like a fabric. After the attack, the work is kept behind bulletproof glass. Baldachin: A baldachin can be described as a section rising on four-legged columns made to cover an altar, object or person. It emphasize and increase the importance of what it covers. This baldachin was made by Bernini and is uniquely beautiful. It was made in Baroque style and has 4 marble columns and is located right under the dome. The tomb of St. Peter is located under the baldachin. St. Peter statue: Queues form in front of the statue to touch or kiss its hands and feet because it is believed to bring respect or luck. Pope Alexander VII. monumental tomb: Made by Bernini. Alexander is depicted on his knees at the top of the monument. There are 4 female statues around him. Charity, depicted with a child in her arms, represents charity. To her right and on the globe is Truth, representing truth. Those located a little further are Prudence (common sense) and Justice. The bronze skeleton statue under Alexander represents death. This figure is holding up an hourglass to remind us of the passage of time. The hourglass has a symbolic meaning of memento mori – remember that you will die. The Holy Gate: Although not very noticeable, the sacred gate “Porta Sancta”, which has an important place, is opened every 25 years. It is traditionally used as the entrance gate for papal celebrations in Rome.
Michelangelo PietaVatican St.Peter’s Basilica Baldachin Vatican St.Peter’s BasilicaPope Alexander VII. monumental tombVaticanSt. Peter’s Basilica
Vatican Museums – Vatican Gardens and Sistine Chapel: The museums are one of the largest and most beautiful museums in the world within the borders of the Vatican City. It consist of 54 galleries together with the Sistine Chapel. It hosts approximately 70 thousand works. The tour area covers an area of 7 kilometers. The areas worth seeing can be summarized as follows. A separate ticket is required to see the gardens. Since it is not possible to describe all of the museums here, it would be right to briefly mention the most important ones.
Egyptian Museum – A section of 9 rooms where works brought from Egypt are exhibited.
Pio Clementino Museum: Works from the ancient Greek and Roman periods are exhibited.
Chiaramonti Gallery – Statues and sarcophagi are exhibited. Among the things to see are the busts of the Roman emperors Tiberius and Hadrian, and the statue of the child Eros.
Braccio Nuovo – The ancient Roman period works here are worth seeing. The statue of Lucius Verus with the goddess of victory Nike in his left hand, the two-meter-high statue of Augustus of Prima Porta with wonderful handcrafted symbols on it, and the statue of the God of the Nile are among the things worth seeing.
Candelabra Gallery: It takes its name from the large marble candlesticks that divide the gallery into six sections, and is decorated with Roman period statues and wall frescoes.
Gallery of Tapestries – The section where historical tapestries are located. Gallery of Maps – Historical maps are located. Hall of Animals: Animal statues from the ancient period are exibited.
Gallery of Statues – Hall of Muses (Sala delle Muse): The Roman period statue called Belvedere Torso is important.
Sala Rotonda (Round Room) – It is the name given to round and domed structures. The room is in the form of a small copy of the Pantheon. It is on the way to the Sistine Chapel, next to the Chamber of the Muses. The most striking thing in the room is Nero’s bathtub. It is made of a precious red stone called porphyry.
Octagonal Courtyard –Laocoon and Sons sculpture group – Apollo Belvedere and Perseus Triumph are also among the things to see.
Bramante Stairs: There are two spiral staircases that are among the things to see in the Vatican and are often seen in photos. They are located at the end of the museums. The first of the stairs was designed by the Renaissance artist and architect Donato Bramante, built in 1505, and thanks to its spiral design, it allows people to ascend and descend without crossing paths. The second Bramante Staircase was built by Giuseppe Momo in 1932.
Rooms with notable and important works in the Vatican museums:
Raphael Rooms – Room 8: It is located after the Maps Gallery. In Raphael’s “Transfiguration” here, subjects from the Bible are depicted. It is the last painting of Raphael. The School of Athens fresco is also among the important works in the Raphael rooms.
Da Vinci – Room 9. room:“The Last Supper of Jesus” painted on a carpet,
Caravaggio-12th room: Caravaggio’s “The Removal of Christ from the Cross”
Cortile della Pigna-Fontana della Pigna (Cone Courtyard and Cone Fountain): The courtyard is very beautiful with a 4-meter-high bronze giant cone (pigna) from the ancient Roman period and a fountain that was later moved here. Also among the things to see here is the statue of Sphere with Sphere made by Italian sculptor Arnoldo Pomodoro in 1966.
Sephere with SephereVatican Museums Egyptian MuseumRound room statue of HerculesSala Rotonda Neron’s bathtubVatican Museums- The Last Supper of JesusCaravaggio “The Removal of Christ from the Cross”Raphael “Transfiguration”Bartolomeo – Madonna and BambinoJohann Wenzel Peter– (Adam & Eve in the garden of Eden-room 16Antonio Cavano-Perseus Triumph Pio ClementinoMuseumVatican Museums Raphael “The School of Athens“
Vatican SistinaChapel -The Sistina Chapel, which has a very important place in terms of art history, was started to be built in 1473 for the convocation of the college of cardinals and the election of the pope. Although it is best known for the ceiling decorations made by Michelangelo, there are works by many artists. It is decorated with scenes from the lives of Jesus and Moses. Apart from Michelangelo, artists such as Renaissance masters Botticelli, Raphael and Ghirlandaio also worked. Pope Julius II wanted Michelangelo to decorate the ceiling of the chapel. Although Michelangelo, who was originally a sculptor, did not want to do the job at first, he accepted the offer under pressure from the Pope and completed it between 1508-1512. The ceiling made by the master and containing approximately 300 figures and the wall fresco called The Last Judgment are the most important works here. Michelangelo completed the ceiling on a sloping scaffolding he designed himself, under very difficult conditions. One of the most famous frescoes on the ceiling is the section called The Creation of Adam. The wall fresco The Last Judgment depicts the return of Jesus and God’s final judgment on humanity. Important figures in the chapel include scenes such as the Separation of Light and Darkness, the Garden of Eden, the Great Flood, Adam and Eve, the Expulsion from Paradise and the Day of Judgment. The chapel’s tapestries were designed by Raphael. Taking photos inside is prohibited.
Sistina Chapel The creation of AdamVatican Sistina Chapel
Vatican Gardens: It covers more than half of the Vatican country. There are many exotic plants and flowers. It is decorated with Renaissance and Baroque style statues, fountains and fountains.
Vatikan Şehir Devleti : Roma ili sınırları içinde bağımsız bir devlet olan Vatikan, Hristiyanlıkta Katolik mezhebinin merkezi durumundadır. Yaklaşık 1000 kişilik bir nüfusa sahip. Nüfusunu çeşitli ülkereden papazlar ve muhafızlar oluşturmaktadır. Papa hem devletin başkanı hem de ruhani lider konumunda. 1929 yılında bağımsızlığını ilan etmiş ve monarşi ile yönetilen en küçük devlet ünvanına sahip. Vatikan’ın korumasını 110 tane İsviçre’li asker yapmakta. Hristiyan olmaları ve 30 yaşından küçük olmaları gerekmekte. Vatikan, bünyesindeki Aziz Petrus Bazilikası, Vatikan Müzeleri ve Sistina Şapeli nedeniyle oldukça ilgi görmekte ve her yıl binlerce turist ağırlamaktadır.
Vatikan’da nasıl giyinmeli :
Girişte kıyafetinizin uygun olması gerekir, kollar-omuzlar örtülü olmalı, şort, mini etek, şapka vb giyinmemelidir. Büyük sırt çantası ve şemsiye ile girilmesi yasak, vestiyere bırakmanız gerekmekte.
Vatikan gezilecek yerler :
Aziz Petrus Bazilikası : Aziz Petrus İsa peygamberin 12 havarisinden biri olup hristiyanlık aleminin ilk papası ve Roma’ya hristiyanlığı getiren kişidir. Bazilika Aziz Petrus’un öldürüldüğü yere yapılmış, inşasına 1547 yılında başlanmış ve bitmesi 100 yıldan fazla sürmüştür. Ana mimarı Michalangelo’dur. Büyük kısmı onun zamanında yapılmış ve ölümünden sonra tamamlanmıştır. Raffaello, Bernini ve Bramante gibi üstadlar da görev almıştır. Bazilika ücretsiz olarak ziyaret edilebilir ancak kubbesine çıkmak isterseniz o kısmı ücretli. 60,000 kişi kapasitesi ile dünyanın en büyük bazilikalarından biridir. Bazilikanın önündeki San Pietro meydanını Carlo Maderno ve Bernini tarafından tasarlanmış iki adet çeşme ve Papa V.Sixtux tarafından dikilen ve Mısır’dan getirilen 25.5 metre yüksekliğindeki dikilitaş süsler. Meydandaki Bernini tarafından tasarlanmış olup çevresi sütunlarla çevrili ve 140 aziz heykeliyle süslüdür. Bazilikanın önünde de Aziz Petrus’un başka bir heykeli de bulunur.
Vatikan Aziz Petrus BazilikasıVatikan Aziz Petrus BazilikasıVatikan Aziz Petrus BazilikasıVatikan Aziz Petrus Bazilikasıavlusu dikilitaşVatikan Aziz Petrus Bazilikasıavlusundaki çeşmeVatikan Muhafızları
Bazilika içinde 11 şapel, 45 sunak ve çok sayıda değerli rönesans eseri ile harika tavan süslemeri ve freskolar bulunur. En önemliler arasındaki Micealangelo imzalı, imzaladığı tek eser demek daha doğru olur, Pieta (merhamet) adlı heykel enfes bir yapıttır. Michelangelo’nun imzası Meryem’in göhsü üzerinden geçen parçada bulunur. Tek parça mermer kullanılarak yapılan eserde İsa çarmıhtan indirildikten sonra annesi Meryem’in kucağında betimlenmiştir. 1972 yılında saldırıya uğrayan eserde Meryem’in bir kolu kopmuş, burnu, gözü ve peçesinin bir kısmı hasar görmüştür. 10 ay süren bir restorasyonla düzeltilmiş. Eserde üstad Michelangelo mermeri adeta bir kumaş gibi işlemiştir. Saldırıdan sonra eser kurşun geçirmez bir cam arkasında muhafaza edilmektedir. Baldaken nedir ? Mimaride baldaken,bir sunak, nesne ya da kişiyi örtmek ve üstünü örttüğü şeyin önemini arttırmak için yapılmış dört ayaklı sütunlar üstünde yükselen bölüm olarak tarif edilebilir. Bazilika içindeki baldaken Bernini tarafından yapılmış ve eşsiz güzelliktedir. Barok özellikte yapılmış ve 4 mermer sütünu bulunmakta ve kubbenin tam altında yer alır. Baldaken’in altında Aziz Petrus’un mezarı bulunur. Aziz Petrus heykeli: Heykelin önünde saygı ya da şans getirdiğine inanıldığı için eline-ayağına dokunmak ya da öpmek için kuyruklar oluşmaktadır. Papa Alexander VII. anıt mezarı: Bernini tarafından yapılmıştır. Anıtın en tepesinde Alexander dizlerinin üzerinde tasvir edilmiş. Etrafındaki 4 kadın heykeli. En önde, kollarında çocukla tasvir edilen Charity hayırseverliği temsil eder Onun sağında ve kürenin üzerindeki Truth’dur ve doğruluğun temsilcisidir. Biraz daha ileride bulunanlar Prudence (sağduyu) ve Justice’dir (adalet). Alexander’in altında bronzdan yapılmış iskelet heykeli ölümü temsil eder. Bu figür zamanın geçtiğini hatırlatan bir kum saati kaldırmaktadır. Kum saati memento mori-öleceğini hatırla şeklinde sembolik bir anlam taşımaktadır. Kutsal Kapı : Çok dikkati çekmemekle birlikte önemli bir yeri olan kutsal kapı “Porta Sancta” 25 yılda bir açılmaktadır. Geleneksel olarak Roma’daki papalık kutlamalarının giriş kapısı olarak kullanılır.
Michelangelo’nun Pieta’sıVatikan Aziz Petrus Bazilikası BaldakenVatikan Aziz Petrus Bazilikası KubbePapa Alexander VII. anıt mezarıPapa Alexander VII. anıt mezarıiskelet ve kum saatiVatikanAziz Petrus Bazilikası
Vatikan Müzeleri – Vatikan Bahçeleri ve Vatikan Sistina Şapeli: Müzeler,Vatikan şehri sınırları içinde, dünyadaki en büyük ve en güzel müzelerden biri olup Sistina Şapeli ile birlikte 54 galeriden oluşur. 70 bin kadar esere ev sahipliği yapmakta. Gezi alanı 7 kilometrelik bir alanı kaplar. Görülmeye değer alanları aşağıdaki gibi özetlenebilir. Bahçeleri görmek için ayrı bilet gerekmekte. Müzelerin tamamını burada anlatmak mümkün olamayacağı için kısaca en önemlilerinden bahsetmek doğru olur.
Mısır Müzesi-Mısır’dan getirilen eserlerin sergilendiği 9 odalık bölüm
Pio Clementino Müzesi: Antik Yunan ve Roma dönemine ait eserler sergilenir
Chiaramonti Galerisi- Heykeller, lahitler sergilenmekte. Roma imparatoru Tiberius ve Hadrianus’un büstleri ile çocuk Eros heykeli görülecekler arasında,
Braccio Nuovo (yeni kanat) – Buradaki antik Roma dönemi eserler görülmeye değer. Sol elinde zafer tanrısı Nike bulunan Lucius Verus heykeli, iki metre yüksekliğinde ve üzerinde harika el işçiliği ile semboller işlenmiş Prima Porta’lı Augustus heykeli ve Nil Tanrısı heykeli görülmeye değer şeyler arasındadır.
Candelabra Galerisi: Adını galeriyi altı bölüme ayırıan büyük mermer şamdanlardan alır, Roma dönemi heykelleri ve duvar freskleri ile süslüdür.
Halılar Galerisi-Tarihi halıların, Haritalar Galerisi-tarihi haritaların bulunduğu kısım, Hayvanlar Salonu: Antik çağ dönemine ait hayvan heykelleri,
Heykeller Galerisi–Müzler Salonu (Sala delle Muse): Belvedere gövdesi (Belvedere Torso) adlı Roma dönemi heykeli,
Sala Rotonda (Yuvarlak Oda)– Kelime anlamı olarak yuvarlak ve kubbeli yapılara verilen gelen addır. Oda Pantheonun küçük bir kopyası şeklindedir. Sistina Şapeline giden yol üzerinde, Muses odasının yanındadır. Odada en dikkat çekici şey Neron’un küvetidir. Porfir adı verilen değerli kırmızı taştan yapılmıştır.
Sekizgen Avlu – Laokoon ve Oğulları heykel grubu–Apollo Belvedere ve Perseus Zaferi yine görülecekler arasındadır.
Bramante merdivenleri: Vatikan’da görülecekler arasında bulunan ve fotolara sıklıkla rastlanacak iki adet spiral merdiven bulunur. Müzelerin sonunda yer alır. Merdivenlerden ilki rönesans sanatçısı ve mimar Donato Bramante’nin tasarımı, 1505 tarihinde yapılmış, spiral tasarımı sayesinde insanların yollarının kesişmeden çıkıp inmelerini sağlar. İkinci Bramante merdiveni ise Giuseppe Momo tarafından 1932 tarihinde yapılmıştır.
Vatikan müzelerinde dikkat çekici önemli eserlerin bulunduğu odalar:
Raphael Odaları – 8.oda: Haritalar galerisinden sonra yer alır. Burada bulunan ve Raphael’in son eseri olan “Başkalaşım” da İncil’deki konular işlenmiştir. Atina okulu freski yine Raphael odalarında bulunan önemli eserler arasındadır.
Da Vinci-9. oda: Halı üzerine yapılmış “İsanın Son Akşam Yemeği” ,
Cortile della Pigna-Fontana della Pigna (Kozalak avlusu ve Kozalak çeşmesi) : Avluda antik Roma dönemine ait 4 metre yüksekliğindeki bronzdan yapılmış dev kozalak (pigna) ve altında sonradan buraya taşınmış çeşme ile çok güzel. Burada ayrıca İtalyan heykeltraş Arnoldo Pomodoro tarafından 1966 tarihinde yapılmış Sphere with Sphere (küre içinde küre) heykeli görülecekler arasındadır.
Vatikan Küre içinde küreheykeliVatikan MüzesiVatikan Müzeleri Mısır MüzesiYuvarlak Oda bronz Herkül heykeliSala Rotonda Neron’un küvetiVatikan Müzeleri – Son Akşam YemeğiCaravaggio İsa’nın çarmıhtan indirilişiRaphael “Başkalaşım”Bartolomeo – Madonna and BambinoJohann Wenzel Peter– Adem ve Havva Cennet Bahçelerinde (Adam & Eve in the garden of Eden-room 16)Antonio Cavano-Perseus Zaferi Vatikan Müzeleri Pio ClementinoVatikan Müzeleri Raphael Atina Okulu freskosu
Vatikan Sistina Şapeli -Sanat tarihi açısından çok önemli bir yere sahip olan Sistina Şapeli kardinaller heyetinin toplanması ve papanın seçilmesi amacıyla 1473 yılında yapılmaya başlanmış. En çok Michelangelo’nun yaptığı tavan süslemeleri ile tanınsa da birçok sanatçının eseri mevcut. İsa ve Musa’nın hayatlarından sahnelerle süslenmiş. Michelangelo dışında rönesans ustaları Boticelli, Raphael ve Ghirlandaio gibi sanatçılar da çalışmış. Papa II.Julius şapelin tavan süslemelerini Michelangelo’nun yapmasını istemiş. Aslen heykeltraş olan Michelangelo başlangıçta işi yapmak istememesine karşın papanın baskısı sonucu teklifi kabul etmiş ve 1508-1512 yılları arasında tamamlamış. Üstad tarafından yapılan ve yaklaşık 300 figürün bulunduğu tavanı ve Son Yargı (Kıyamet günü) adlı duvar freski buradaki en önemli eserlerdir. Michelangelo tavanı kendi tasarladığı eğik bir iskele üzerinde, çok zor şartlar alıtında tamamlamış. Tavandaki en ünlü fresklerden biri Ademin Yaradılışı adlı kısımdır. Duvar freski Son Yargı’da İsanın tekrar gelişi ve Tanrının insanlık üzerindeki son yargısı tasvir edilmiş. Şapeldeki önemli figürler arasında Aydınlık ve Karanlığın Ayrılması, Cennet Bahçesi, Büyük Tufan, Adem ve Havva, Cenneten Kovuluş, Kıyamet günü gibi sahneler sayılabilir. Şapelin duvar halılarını Rafaello tarafından tasarlamış. İçeride foto çekilmesi yasak.
Vatikan Sistina Şapeli tavan freskosu Ademin YaradılışıVatikan Sistina Şapeli
Müzelerde cafe ve atıştırmalık yiyecekler alabileceğiniz yerler mevcut. Müzelerin hepsini gezmek çok zaman alacağı için önden en çok neleri görmek istediğinize karar verip gezmek daha pratik olacaktır. Biletinizi mutlaka seyahatinizden önce online almaya çalışın.
Roma’da gezilecek yerler yazımızın linki aşağıdadır.
Since we only spent 3 days in this beautiful city, we tried to taste as much of its flavors as possible. When I think of Italy, the first things that come to my mind are pizzas, pastas and ice creams but of course Italian cuisine is not limited to these.
Florence food and drink:
There are lots of good opportunities where you can eat traditional local foods in Florence .
Pappa al Pomodoro: A thick soup prepared with bread, tomatoes, garlic, basil and various spices.
Ribollita Soup: A thick soup prepared with various vegetables such as beans, carrots, celery etc.
Tuscan creamy white beans and spelt soup: A thick and very delicious soup prepared with ingredients such as white beans, garlic and parmesan
Panzanella: A salad prepared with ingredients such as tomatoes, crispy bread, onion and basil
Lampredetto: A type of street food similar to kokorec. Offal is used and after being cooked it is served in bread.
Bistecca Fiorentina: The most famous meat dish in the region. Especially raised beef is used. It is served rare but we asked for well done. In most restaurants, it is served as a portion of at least 1 kilo. A large portion is bone but the meet is still quite a lot. It is useful to pay attention to the portion size before ordering.
Risotto al nero di seppia: Risotto with cuttlefish
Pici Pasta: A type of pasta specific to the Florence region. It is found on the menu of almost every restaurant. It is usually made with only flour and water and rolled by hand.
Crostini de Fegato: An appetizer prepared with ingredients such as chicken liver, onion and capers and eaten by spreading on bread.
Bruscehetta: It is eaten as a starter. Toasted bread is flavored with olive oil and garlic and served with tomato seasoning on top.
Biscotti: Cookies baked with butter, with almonds, hazelnuts or dried fruit. Biscotti means twice baked. It is available in every bakery and patisserie in Florence. It is a truly delicious cookie.
Cannoli: A tube-shaped pastry with a creamy interior and a crispy exterior that you can find in all patisseries. There are plain, pistachio and nutella varieties.
Gelato: It is available almost everywhere and most of them are delicious
Flavors we experienced and restaurant recommendations:
All’Antico Vinaio: Sandwiches are really delicious. Since we traveled in February, there were no long lines at the door but I can’t imagine it in the summer. Although it melts quickly, there was still a line of at least 15 people in front of us even in this season. We had the “Beatrice” and liked it very much. You can have additional items added to your sandwich by paying an additional fee. Sandwich prices vary between 8-12 Euros. If you are not very hungry, it is big enough for two people to share one. We couldn’t finish it. It is 40 meters away from the Uffizi Gallery. Address: Via dei Neri, 76 R
All’Antico Vinario
Sandwiche – All’Antico Vinario
Trattoria ZaZa: One of the prominent restaurants in the city. We tried to get in without reservation but the line of 20-25 people in front of us scared us. We didn’t wait and made online reservation for the next night. The interior is quite cute, they added whatever they found to the decoration. The food is delicious, the staff is helpful and the prices are not too high. We ordered the local soup tasting plate, “Tris di minestre”, as starter. The most famous soups are Ribollita, Pappa al pomodoro & Tuscan creamy white beans and spelt soup served as a trio. As a main course, we ordered “Creamy Truffled sauce Ravioli” and Lasagna with wine. The Ravioli was really top-notch, we ate it by dipping bread in the sauce, that’s how good it was. The soups were also very good. The Lasagna is edible, but not very special. Address: Piazza del Mercato Centrale
Ribollita, Pappa al pomodoro & Tuscan creamy white beans and spelt soupCreamy Truffled sauce RavioliLazanya BologneseTrattoria ZaZa
Trattoria Katti : The food is delicious and the prices are reasonable. We had Bistecca Fiorentina here. Bruscehetta, bistecca fiorentina with potato garnish and a glass of wine is 30 Euros per person. The meat comes in a rather large portion. Since we don’t like meat rare, we ordered it well done. Trattoria Katti didn’t disappoint us, everything was delicious, especially the olive oil they used was very good. They apparently bring it specially made for the restaurant. Address: Via Faenze, 31.
Trattoria KattiBruschettaBistecca fiorentina
View on Art Rooftop Cocktail Bar : A rooftop bar with the most beautiful view of Santa Maria Del Fiore where you can eat or drink something with the view of the Duomo from above. We were lucky to find a seat in the front row as soon as we arrived. I can’t imagine the crowds in the summer. Address: Via Dei Medici, 6.
Florence Cathedral from View on Art Rooftop Cocktail Bar
Babae Restaurant (wine window ) : It is located in San Sprito area. If you wish, you can buy your drink from wine window like we did and drink it on the street or at the tables in front of the restaurant. It is very popular and locals prefer this place. Address: Via Santo Spirito, 21R
Babae RestaurantBabae wine window
Gino’s Bakery: We ate cannolis with pistachio and nutella and were pleased with their cannolis. My favorite is the pistachio one. Address: Via de’ Guicciardini, 3/5
Gino’s Bakery
Biscotti Bakery– II Cantuccio di San Lorenzo: Biscottis are very fresh and delicious at this bakery. Address: Via Faenza, 23/red
Biscotti
Pompi Tiramisu: I was a bit disappointed. I found it too oily and heavy. They have various kind of tiramisus but my favorite is the classical one. There are a few tables inside but take-away is possible. Via Faenza, 37/R
Pompi Tiramisu
La Strega Nocciola Galeteria Artigianale – Ice Cream: There was a long queue in front of it. I think main reason for the queue is that there was only one employee and he was both serving ice cream and looking at the cash register))) but it was worth to wait. Especially the cinnamon ice cream is delicious. It is very close to Duomo Square. Address: Via Ricosoli 16r
La Strega Nocciola Galeteria ArtigianaleGelato
Gelateria La Carraia – Ice Cream: Although it is not as delicious as the one we had at La Strega Nocciola Galeteria, it is good. The portion is generous. It is located in the Santo Spirito neighborhood. Address: Piazza Nazario Sauro, 25/r
Gelateria La Carraia
Caffe Gilli : We couldn’t go in because of lack of time but even if we had time, we would not preferre to go in. We read that the taste of the product are rare but the prices are expensive. At the bottom of Republica Square. Since it is a historical place, you can go inside and have a look.
Caffe Gilli
You will find below the link to my Visiting Uffizi Gallery blog
Tuscany is a region located in the northwestern part of Italy, including the cities of Florence, Siena, Arezzo, Grosseto, Pisa, Prato, Massa, Carrara, Livorno and Pistoria, as well as the villages and towns connected to these cities. The most important city among them is Florence, where the Renaissance was born. The most important sources of income for the region are agriculture and tourism. Tuscany is also very popular with its vineyards and wines.
The cities I will mention below are the most visited places in Tuscany . If you rent a car and tour around, there are many settlements that can be visited apart from these. We came from Florence on a day tour and visited only Pisa, Siena and St. Gimignano. Therefore, we cannot comment on the other places, but when it comes to Italy, we believe that they are also definitely beautiful. If you have a car and time, why not. Since I opened a separate title for Florence, you can reach it from the link below.
Tuscany Pisa Tower : Pisa was an important place in history and was one of the most powerful maritime republics of Italy (Pisa, Amalfi, Venice and Genoa). It was included in the UNESCO World Heritage List in 1987. Pisa, where Galileo Galilei was born, was severely damaged in the Second World War. The most important place in the city is Piazza del Miracoli (Square of Miracles). The square contains the Leaning Tower of Pisa, the Cathedral of Pisa and the baptistery. The city’s second largest square, the Knights’ Square, can also be visited. It will be enough to spend 1-1.5 hours at most in the city. The Leaning Tower of Pisa: It is one of the most photographed places in Italy. The 56-meter-high tower is reached with 294 steps. It was built as a bell tower. It has leaned over time due to the soft ground. It was started to be built by the architect Simone in 1275 and was only completed in 1399 due to wars and turmoil. It was prevented from being demolished with the restoration and support provided by the Italian government. It is free to visit the square, but there is a fee to go up the tower, but a limited number of visitors are allowed due to security reasons. Pisa Cathedral: It is one of the largest cathedrals in the Toscany region. Although it is overshadowed by the Pisa Tower in terms of fame, it is a very beautiful structure both inside and out. The cathedral, which has Romanesque architectural features that we can summarize as thick walls, small windows and round arches, has 3 doors and marble was used in its construction. It was completed in 1118 and is assumed to have been dedicated to the Virgin Mary. The most striking section that has survived the fire in the building in 1595 is the pulpit section designed by Giovani Pisano. The cathedral also contains the tombs of famous people. Baptistery: The baptistery, completed by Nicola Pisano in 1363, is the third important structure to be seen in the square. The baptistery building has also shifted a little due to the ground. Galileo was baptized here. Like the other two structures, it is made of marble, its exterior is quite decorative and beautiful, but its interior is plain.
Tuscany Pisa Cathedral and Pisa TowerTuscany Pisa TowerPisa Baptistery
Tuscany San Gimignano : A medieval settlement that has survived to the present day in a fairly well-preserved manner. It can also be described as the city of towers, but the towers were built as a symbol of power for influential families rather than for defense. Of the 72 towers, 14 have survived to the present day. It is on the UNESCO World Heritage List. The most important part to visit is its square, Piazza del Duomo. In the square, the Cathedral of San Giminiano (Santa Maria Assunta) and the Palazzo Comunale (city hall) are among the things to see. Palazzo Comunale was built in 1288 and is used as a museum today. The only tower that can be visited is Torre Grossa, which is 55 meters high. Of the other towers in the city, Torre Salvucci (twin towers) were built by the Salvucci family. They were the tallest when they were built but then their levels were lowered. All towers bear the names of the families they were built for. Other than these, Torre Diavolo (Devil’s Tower), Torre Ardinghelli, Torre Cugnanesi, Torre Bech, Torre Pettini, Torre Rognosa can be counted. There are restaurants and cafes in the square. Piazza del Cisterna: You can reach Cisterna, the second important square of the city, through a passage from the Duomo square. In the square, there is Gelateria Dondoli, which has won the best ice cream award twice and has long lines in front of it (at least when we went there were two, it has won another award later). We didn’t get lazy, we waited and ate it, it was good but I can’t say it was the best ice cream I’ve had in Italy. In fact, to make a comparison, my daughter bought it from here and I bought it from the ice cream shop across from it where there was no line, there was no difference. She thought of entering the competition, she did well, then go on, my servant :)))) Touring this city will take you 1-1.5 hours at most.
San Gimignano Cathedral–Santa Maria AssuntaTorre DiavoloTorre ArdinghelliGelateria Dondoli
Tuscany Siena : Siena is an another important city in Toscana region. Those who paint will know that the Siena colour in oil paintings takes its name from this city and defines reddish brown, and the city of Siena is exactly these colors. It was included in the UNESCO World Heritage List in 1995. You can see the statue that symbolizes Remus and Romulus and the wolf, who is said to have breastfed Remus and Romulus, everywhere. It was an important trade center during the Roman period. Today, its main sources of income are agriculture and tourism.
Siena CathedralSiena CathedralRomus & Romulus and the wolfSallustio BandiniTorre del Magnia Siena
You will find below the link to my Florence travel blog
Florence is the capital of the Tuscany region and one of the masterpieces among the beautiful Italian cities, especially if you love art. It was established on both banks of the Arno River. The city was the capital of the Kingdom of Italy too for a short period. The word comes from the Latin word florentius (flower) and the symbol of the city is lily flower. Lily is also on the city’s coat of arms and attributed to Mary in Christianity.
It is better to mention briefly about the Renaissance and Medici family before our travel notes. The Renaissance movement, literally means rebirth, is a renewal movement that started in this city in Italy after the Middle Ages and took place in areas such as politics, science, art, architecture and education. The Renaissance began to sprout in the late 14th century, took place between the 15th and 17th centuries, and from there it spread to the world. The reason it started in Italy can be shown as the Medici family and the positive environment that developed there. The spirit of independence and the influence of humanism that developed after the Middle Ages, which were under intense pressure from the Catholic Church in Europe, played an important role. The Medici family lived in Florence between the 14th and 17th centuries and was a very powerful and successful family that generally operated in the banking sector. In addition, politicians and 3 popes emerged from the family. The family also managed the money of the Pope and the church thus gained considerable political power in Italy. The family placed great importance on art and played an important role in the development of art by taking Da Vinci, Michelangelo, Donatello, Boticelli and many other artists under their patronage. Lorenzo de’Medici, who was called Lorenzo the Magnificent and was elected Lord in Italy, provided significant financial support to science and art. Florence experienced its golden age during his reign.
If you want to enter every structure and visit every gallery in Florence, it would be right to spend at least 4 days. However, if you determine your priorities and leave some off the list, it is a city that can be easily visited on foot in 3 days. There is no need to rent a car, everywhere is quite close to each other. You also need an extra day to see places like Pisa, St. Giminiano and Siena near Florence, and while you are there, you should definitely see these historical and small cities too.
Transportation to Florence city from Bologna : We flew from Istanbul to Bologna and from there we went to Florence by bus. After picking up your luggage, go out from the airport, turn left and pass the taxi stands, you will see buses departing for other cities. The Appenino Shuttle departing from here goes to Florence in about 1.5 hours. Although we are not sure, we think that the ticket should be purchased online. We bought our tickets from the omio application by credit card. The Appenino Shuttle departs at 2-hour intervals. Our journey to Florence took 1.5 hours, but it took us more than 2 hours on the way back. There are also trains departing from Santa Maria Novella to Bologna.
Visit Florence and best things to do in Florence
Places to see on the Centro Storico side of the Arno river (the historical side of the city):
1-Piazza del Duomo (Duomo Square)
2-Galleria Dell’Accademia (Academy Gallery)
3-Piazza del Signoria (Signoria Square)
4-Piazza del Republica
5-Piazza del Mercato Nuovo
6-Piazza del Santa Groce
7-Piazza del Santa Maria Novella
8-Mercato Centrale
9-Bargello Museum
10-Basilica di San Lorenzo and Medici Chapel
11-Dante’s House
12-Uffizi Gallery
13-Galileo Museum
14-Via de Tornabuoni
15-Ponte Vecchio Bridge
16-Vasari Corridor
Places to see on the other side of the Arno river, Santo Spirato:
17-Pitti Palace
18-Boboli Gardens
19-Piazza Michelangelo
20-San Miniato Al Monte
Since we had visited the Cathedral on our previous visit to Florence, we did not go inside this time. Our priorities for this 2.5-days trip were visiting Uffizi Gallery, Pitti Palac-Boboli Gardens, Vecchio Palace, Bargello Museum, Medici Chapel. Academy Gallery and the baptistery of the Florence Cathedral were also in our plans if we had enough time. We saw other structures from outside. Since we went to Florence in February, we entered almost everywhere without any queues and bought our tickets at the door, except the Academy Gallery. However, during peak seanson, it is definitely worth buying online in advance.
1-Duomo Square (Piazza Del Duomo): We can say that it is the most important and most visited square in Florence. Things to see there:
Florence Cathedral-Duomo (Santa Maria del Fiore): This is the most important Florence’s iconic structures. The history of the structure goes back to 1296. It was completed in 1496. Since its construction took many years, it has the characteristics of various periods such as Renaissance, Gothic and Romanesque in terms of architecture. It was planned in the shape of a Latin cross. The dome is located where the arms of the cross intersect. The magnificent red tile dome was completed by Brunelleschi and is visible from everywhere in the city. The impressive and very beautiful interior frescoes of the dome were made by Vasari and depicted the “Last Judgment” scene inspired by the Divine Comedy. You can go up to the bell tower and dome of the cathedral. Since we visited the Cathedral on our first visit to Florence, we skipped it this time.
Santa Maria del Fiore FrenzeFlorence CathedralFlorence View on ArtRooftop Cocktail Bar
Giotto’s Bell Tower (Campanile di Giotto): The bell tower in the Duomo square belongs to the cathedral but looks like it is independent. It is one of the most striking structures in the square. The tower, which sits on a square plan, was built by Giotto di Bondore in 1359. It is approximately 85 meters high. It has Gothic architectural features and rich ornaments. It is possible to climb the tower with 414 steps and a wonderful view.
Florence Giotto’s Bell Tower Giotto’s Bell Tower Florence
Baptistery of Saint Giovanni (Battistero di San Giovanni): Located in Duomo Square, opposite of the Florence Cathedral. It is the oldest octagonal structure in Florence with basilica status. It started to be used as a baptistery in the 12th century. The baptisms of many political and famous figures took place here. It has Romanesque architecture. Its bronze doors, colored marble coverings and mosaic decorations are quite eye-catching. Michelangelo described the beauty of the doors as the “Gates of Paradise”. When we went, scaffolding had been set up because the interior was being renovated. We did not go in because the attendant warned us that it was not very convenient to walk around and that it was difficult to see the dome.
Baptistery of Saint GiovanniBaptistery of Saint GiovanniBaptistery of Saint Giovanni
Museo dell’Opera (Santa Maria di Fiore): The works in the Florence Cathedral are exhibited. The museum was built in 1891. The three-story museum contains works by artists such as Michelangelo and Donatello. Michelangelo’s Pieta is among the works that can be seen.
2- Galeria Dell’Accademia (Academy Gallery): Apart from the Uffizi Gallery, we can say that it is the most interesting art gallery in Florence. The original of Michelangelo’s famous David statue is exhibited here and is the most interesting work of the museum. Works by Boticelli, Paolo Uchello, Giambologna’s statue called Rape of the Sabine Women, Michelangelo’s Slaves statues and many more are here. Since it is not as large as the Uffizi, the visitor capacity is much lower and this causes long queues. We came here in the afternoon and unfortunately there was a long queue. Therefore we could not visit it. We recommend that you come here early in the morning.
3-Piazza de Signoria (Women’s Square) places to see:
Vecchio Palace: It was built between 1298-1314 by the architect Ghibelline as the first palace of the Medici family in the city. Today, it is used as the town hall and museum. The palace was first named as Palazzo Signoria and after Medici family moved from here to Pitti Palace it has been called as Palazzo Vecchio, which means old palace. Vecchio has an interesting and beautiful courtyard. At the entrance of the palace, there is a replica of Michelangelo’s David statue (the original is in the Galleria dell’Accademia) and a white statue of Baccio Bandinelli called Hercules and Cacus. The museum’s tower, Torre d’Arnolfo, with 416 steps, has a beautiful view. The Cortile di Michelozzo (Michelozzo courtyard) on the ground floor of the palace is one of the most striking sections. There are arches designed by the artist Michelozzo, placed with gilded columns, Andrea del Verrocchio’s fountain and the statue of Dolphin and Angel (the original is inside the palace). The ceiling decorations in the palace are interesting. The Salone dei Cinquecento (Hall of the 500s) is located on the first floor. One side of the hall was painted by Da Vinci and the other side by Michelangelo. The ceiling decorations are by Vasari. The hall also has Michelangelo’s famous Statue of Victory and many other statues. The first parliament of Italy was held in this hall. The building is still used as the city hall today. There is a gold-blue patterned symbol on the walls of the Sala dei Gigli room (Lily Room). You can also see Donatello’s statue of Judith and Holofernes in this room. The Sala delle Carte Geografiche (Room of Geographical Maps) is known as the room where the Medici kept their most important documents and treasures. The walls of the room are covered with maps painted on leather. The room contains the world’s largest medieval map, “Mappa Mundi”, from the 16th century, and a rotating globe. One of the most striking rooms on the second floor is the Loggia del Saturno room, which has a decorated ceiling painted by Giovanni Stradano. This room is mostly popular for its panoramic views of the Arno Valley. The male profile, thought to be Michelangelo’s, carved on the outer wall of the Vecchio Palace is among the things to see.
Signoria Square, Michelangelo statue of David (replica) and Baccio Bandinelli’s Hercules & CacusstatuesVecchio Palace & Torre d’ArnolfoVecchio PalaceAndrea del Verrocchio’s fountain and the statue of Dolphin & Angel Vecchio Palace
Fountain of Neptune: In the marble statue made by Bortolomio Ammanati in 1565, the sea god Neptune stands on horses. Nymphs (water fairies) and male gods are depicted around.
Neptune Fountain
Equestrian Statue of Cosimo I de Medici: In the statue dated 1587, Cosimo from the Medici family is depicted on a horse.
Statue ofCosimo I de Medici
Loggia dei Lanzi: It is an open-air sculpture gallery built in the Gothic style. The building opens onto the Signoria Square with 3 arches and adjacent to the Uffizi Gallery. It was built in 1300’s to be used in public ceremonies. One of the most important works here is the statue of Perseus with the head of Medusa, which Cosmo from the Medici family commissioned from the artist Cellini. In the bronze statue, Perseus holds severed head of snake-headed Medusa in his hand, and the body of Medusa is under his feet. Other than Perseus, Ammanati’s Neptune, the Lion of Marzocco, Hercules and Cacus by Bandinelli, and The Abduction of the Sabina Women by Giambologna are among the things to see.
Loggia Dei LanziPerseus with the head of Medusa
Palazzo Gucci: It is located in Signoria Square and houses a museum and exhibition where you can learn about the history of the Gucci brand. We did not visit it.
Palazzo Gucci
4- Piazza dell Republica: There is a carousel that has been subject of photographs in the square and the Column of Abundance, which was made by Donatello.
Piazz dell Republica Column of Abundance
5- Piazza del Mercato Nuovo: The Piglet Fountain and an open market where local products are sold are popular to see there. People throw coins and make wishes. It is believed that touching the pig’s nose will bring luck. In addition, after putting a coin in the pig’s mouth, you should wait for it to fall with water. It is believed that if the coin slides easily, your wish will come true.
Piglet FountainFlorence
6- Piazza del Santa Groce: Basilica of Santa Groce (Holy Cross Church) – Completed in 1442. It contains the tombs of famous names such as Michelangelo, Galileo, and Machiavelli. This beautiful structure worth seeing is also known as the Temple of Italian Glories.
Santa Groce Basilica
7-Piazza del Santa Maria Novella: This is the first square you will see if you are coming to Florence by train. Basilica Santa Maria Novella is located in the square. It is a very beautiful and elegant structure. The structure was completed by Leon Battista Alberti in 1470. It is called Novella because it was built on a temple that was already in its place. Its exterior is made of marble and interior is as beautiful as its exterior. It is decorated with frescoes and paintings by famous artists. One of the most important of these is the Holy Trinity by artist Masaccio. Behind Jesus on the cross, God and the Holy Spirit are depicted together. In addition, the premature birth scene above the door by artist Sandro Boticelli, the green portico by Paolo Ucchello and the Spanish chapel are among the beauties to see.
Santa Maria Novella
8-Mercato Centrale: It is close to the train station The lower floor is shopping area and the upper floor is food and beverage area. There is all kinds of food. We did not have enough time to go inside. The food section is good for some and mediocre for others, but it is suitable for a cheap snack.
9- Bargello Museum: The Bargello Museum, also known as the Bargello Palace, located close to Signoria Square. It is worth seeing. It was a prison and now it is used as an art gallery. The famous statue of David with a hat and a sword in his hand, made of bronze by Donatello in 1430-1440, St. George by Donatello, and Michelangelo’s Bacchus and Pitti Tondo are among the works exhibited here. The Michelangelo room, which is passed through the courtyard, and the area where bronze animal statues, metal works, weapons, coins and various jewelry are exhibited, which can be reached by going up the stairs in the courtyard, are worth seeing. Address: Via del Proconsolo
Bargello Museum FlorenceDonatello‘s DavidStatueMichelangelo’s Pitti TondoBargello Museum
10-Basilica di San Lorenzo and Medici Chapel (Basilica of San Lorenzo): It is one of the largest basilicas in the city. The chapel contains tombs of all important members of the Medici family. It can be considered one of the most important examples of Renaissance architecture and is truly worth seeing. The chapel was designed by Michelangelo. The basilica and the chapel are located in the same building, but they can be visited by paying separate fees.
Medici Chapel FlorenceMedici Chapel FlorenceMichelangelo’s Tomb of Lorenzo Duke of Urbino with the statues Dawn and DuskMedici Chapel Florence
11-Dante’s House: Dante, the author of the Divine Comedy, wrote this famous work here. It was rebuilt in accordance with the original that was destroyed. It is used as a museum and contains the poet’s original works and information about his life. We did not go there but we included it in the article for the sake of knowing.
12- Uffiizi Gallery : Uffizi is one of the most important art centers not only in Italy but also in the world. It was built between 1560-1580 and designed by Giorgio Vasari. It hosts the works of many artists from the 14th century Renaissance to the present day. Uffizi means office as a word and was built for the purpose of using Duke Cosimo I, as his office. Many works from the Renaissance period and the art collection of the Medici family fascinate people. In addition to works by masters such as Da Vinci, Raphael, Michelangelo, Botticelli, and Caravaggio, there are also works by German, Dutch, and Belgian artists. The building, which bears Renaissance architectural features, is two-story and has U-shaped design, and includes office areas inside, which were later converted into a gallery. Botticelli’s world-famous Birth of Venus painting (Nascita di Venere), Caravaggio’s Medusa and Bacchus, Titian’s Venus of Urbino, Piero della Francesca’s Duke and Duchess of Urbino, Raffaello Sanzio’s self-portrait, Battista’s Angel Playing a Lute, Leonardo Da Vinci’s Annunciation, and dozens of other paintings and sculptures are among the things to see. We purchased a combination ticket that includes Uffizi Gallery, Pitti Palace, and Boboli Gardens. The ticket worths 40 Euros per person snd is valid for 5 days. You don’t need to visit all three on the same day. You can visit whenever you want in 5 days after buying it. There are also tickets that include the Vasari corridor. If you want to enter Vasari corridor as well, there is a passage from the Uffizi gallery to the corridor.
Caravaccio MedusaCaravaccio BacchusBoticelli – Birth of Venus Battista- Angel Playing a LuteLeonardo Da Vinci – Annunciation
13-Galileo Museum: It is located very close to the Uffizi Gallery. It was established by the University of Florence in 1972 in the Castellani Palace. It holds the title of the world’s largest science museum. Galileo’s personal belongings, his severed finger preserved in a glass jar, scientific materials from the Renaissance, Galileo’s original telescope, Antonio Santucci’s famous globe and the science library are among the things that can be seen. We did not visit it, but I want to add it to the article for information.
14- Via de Tornabuoni: The street where luxury shopping stores such as Ferragamo and Gucci are located. There are stores selling designer products next to luxury brands. The palace, built by the Strozzi family in the 15th century, was used as a residence until 1937. Today, it is used as a modern art gallery and temporary exhibitions are held. It was built by Filippo Strozzi, a rival of the Medici family. While walking on Via de Tornabuoni, the Column of Justice (monument of justice) in the square is among the things to see.
Column of Justice
15-Ponte Vecchio Bridge: It is one of the 4 bridges with a market in the world. It was built in the 14th century, at the narrowest point of the river and is located on 3 arches. The Germans did not destroy the bridge when they bombed the city. Most of the shops on the bridge are jewelers or shops selling souvenirs. The view is beautiful both day and nigth.
Ponte VecchioFrenze
16- Vasari Corridor : After the Medici family moved from the Vecchio Palace to the Pitti Palace, they had a passage called the Vasari Corridor built on the bridge in order to secretly pass between the two palaces. Vasari built the passage in a short time in 1565 and is 1.5 km long. When you look at the Ponte Vecchio Bridge from the outside, you can see a part of the corridor on the upper floor of the bridge.
Vasari Corridor
Santo Spirito side of the Arno River:
17- Pitti Palace (Palazzo Pitti): It is a magnificent Renaissance palace located close to the Uffizi Gallery. The first structure, built in 1458 as the residence of banker Luca Pitti, was purchased by the Medici family in 1549 and used as the family’s administrative center. After being used as a base by Napoleon for a while in the 18th century, it served as the royal center of the Italian Union. It is used as a museum and gallery today. The Palatine Gallery inside contains works by many artists from the Renaissance to the Baroque period. It really should be among the top places to visit both in terms of ceiling decorations and the works inside. There is also a section in the palace where examples of both Renaissance period clothing and past creations of famous brands that shaped fashion are exhibited.
Pitti Palace FlorencePitti Palace FlorencePitti Palace Florence a small breakin the Palace
18- Boboli Gardens (Giardini di Boboli): It is the most famous garden in Florence and located next to the Pitti Palace. It was designed for Eleonora di Teleodo from the Medici family when Ufizzi Gallery was their residence. There are monuments dedicated to the Nymphs in Greek mythology, as well as Renaissance period statues, fountains and artificial caves in the garden. The garden is irrigated with water from the Arno River.
Boboli Gardens Florence
19- Piazza Michelangelo: The square named after Michelangelo. It has a panoramic, beautiful view of Florence.
Piazza MichelangeloPiazza Michelangelo Frenze
20- San Miniato Al Monte : It is located on a hill with a beautiful view above Michelangelo Square. San Miniato Al Monte means “St. Miniato on the Mountain”. It was built at the highest point of the city. Although it is often mentioned as the place with the most beautiful view of the city, the view of the city is seen very far from there and the photos are as small as a blob. It was dedicated to the Armenian prince Miniato, who was fed to the lions because he was a Christian by the Roman Emperor Decius. When the lions could not tear off his head, the emperor had Miniato beheaded. Later, Miniato was declared a saint and a basilica was built in 1018 where his head was brought. The statues of Jesus and the 12 apostles are among the things to see in the basilica. The mausoleum of Lorenzi, the author of Pinocchio, is here. When we went, the basilica was undergoing renovation. It was impossible to enter inside and its facade was covered with scaffolding. We only visited the cemetery section and I can say that it is worth seeing.
Florence San Miniato Al MonteSan Miniato Al MonteFlorenceCimitero Delle Porte Sante – FlorenceCimitero Delle Porte Sante
There are links below to my Where to eat in Florence and Visiting Uffizi Gallery and Tuscany Travel blogs
It is one of the oldest, largest and most visited galleries in the world and more than 2 million people visit every year. It was built in u-shaped structure near the Arno River, commissioned by Cosimo de Medici and designed by Vasari. It took more than 20 years to build. In addition to the master paintings of Michelangelo, Da Vinci, Botticelli, Titian, Rembrandt, Raphael, Caravaccio, Rubens, it is full of dozens of works and sculptures from the ancient Greek period. The ceiling decoration of Uffiizi is also magnificent. It took 4 hours of us to visit the gallery. After a while, your perception weakens, you get tired, and as the gallery starts to get crowded, the queues in front of the works get longer. The cafeteria in the museum is a good option to catch your breath. It is best to go in the morning during the opening. If you are not professionally interested in art or as hobby, most of the time, you may not understand what tells a painting, sculpture or architecture, and naturally, you may have difficulty of enjoying it. Taking a guided tour or an audio guide while visiting the galleries will make you better understand the paintings and increase your joy more, but it will also require an additional cost. In this article, you will find brief information about some important works which will make your job easier. I wish to contribute a small help to your visit to Uffizi.
Michelangelo Merisi da Caravaggio: Italian baroque painter who lived between 1571-1610. He applied light and shadow very successfully in his works. He is an artist who made a difference by depicting religious and mythological scenes with ordinary human figures.
Medusa: One of the most important works in the gallery. The painting depicts the killing of the gorgon Medusa by the demigod Perseus. (Gorgons are terrifying female monsters with snake heads from Greek mythology.) Medusa turns those who look into her eyes into stone. Medusa has 2 other sisters. They do not have the ability to turn those who look into stone, but they have the ability to be immortal. Medusa thinks she is also immortal. While Perseus is on his way to kill Medusa, he encounters Athena and Athena warns him not to look into Medusa’s eyes and gives him a shield for protection. Caravaggio’s Medusa includes the moment when Perseus kills Medusa and the reflection of Medusa on the shield. The fear and surprise expression on Medusa’s face has been successfully conveyed. The artist used himself as a model in the work. 1st floor, room 90
Caravaggio – Medusa
Bacchus : In Greek mythology, Dionysus is the god of wine and fertility. He is known as Bacchus in Rome. Caravaggio has two Bacchus paintings, the one called “Sick Bacchus” is exhibited in the Galleria Borghese in Rome. In this one in Uffizi, Caravaggio depicts Bacchus as young and healthy. He used his friend Marrio Mitti as a model for Bacchus. In the painting, Bacchus has grapes and vines leafs on his head, he is lying on the bed and has a wine glass in his left hand. Caravaggio has depicted the god Bacchus in a humanized way. Bacchus is holding the wine glass as if he is going to offer it. The fruits in the basket are too ripe and some have started to root. This is used to describe the transience of worldly life. Caravaggio has reflected his own self-portrait in the wine jug on the table.
Caravaggio Bacchus
Sacrifice of Isaac – It tells the story of God sending an angel to prevent Abraham from sacrificing his only son Isaac. Giovanni Masaccio: He lived between 1401-1428 and was one of the early artists of the Italian Renaissance movement. He was one of the first painters to introduce the concept of perspective.
CaravaggioSacrifice of Isaac
Giovanni Masaccio: He was one of the early artists of the Italian Renaissance movement who lived between 1401 and 1428. She was one of the first painters to bring the understanding of perspective.
Madonna and Child: Painted in 1426. It was stolen and recovered after the war. Although there is no written document about the painting, it is assumed that it is Masaccio’ ‘s work because of its style. The two-dimensional work depicts Jesus as a joyful child. The halo over the heads of Mary and Jesus is superimposed to provide a sense of depth.
Giovanni Masaccio–Madonna and Child
Bartolomeo Manfredi: He was a successful Italian artist who lived between 1582-1622.
Roman Charity-(Roman philanthropy): The epic of a woman who secretly fed her father, who was sentenced to death by starvation, with her milk in ancient Greece was told. The father’s name was Cimon and the daughter’s name was Pero. Room 91
Bartolomeo Manfredi-Roman Charity
Filippo Lippi: He lived between 1457-1504. He was the son of the well-known painter Fra’ Lippo Lippi. He was born in Florance and an early Italian Renaissance artist.
St.Jerome: St. Jerome is depicted kneeling in front of the cross. (St. Jerome, or his real name Eusebius Hieronyemus, the person who most successfully translated the Bible into Latin, Bible scholar) He is one of the four great fathers of the Church.
Filippo Lippi–St.Jerome
Artemisia Gentileschi: Baroque artist born in Rome, who lived between 1593-1653. She is important in that she was the first female artist to be accepted to the academy in Florence at a time when female painters were not accepted. She is considered one of the most important artists after Caravaggio.
Judith Slaying Holofernos: The subject is about Judith, a Jewish woman, beheading the Assyrian general Holofernes after the invasion of the Jews by the Assyrians and her courage. Judith gets general Holofernes drunk and seduces him in order to protect her people from the Assyrians and then beheads him.
Artemisia Gentileschi – Judith Slaying Holofernos
Leonardo da Vinci: A Renaissance artist born in Florence, who lived between 1452-1519. In addition to painting, he was an architect, engineer and scientist.
Annunciation: The work, begun by his master Andrea del Verrocchio and mostly completed by Da Vinci between 1472-1476, depicts the announcement of Jesus’ coming to his mother, Mary. In the painting, Mary, a pious and virgin woman, is sitting and reading the Old Testament, the holy book on the table. Suddenly Gabriel appears in front of her and gives her the good news that Jesus will come. Mary’s left hand is raised in the air in surprise. The lily in Gabriel’s hand represents Mary’s purity and untouchedness.
Leonardo da Vinci – Annunciation
The Baptism of Christ: This wooden painting made by Da Vinci and his master Andrea del Verrocchio in 1472. Jesus and John the Baptist are depicted as being baptized by John the Baptist on the banks of the Jordan River according to the Bible. The arms of God are painted with golden rays and a white dove, which represents the holy spirit in Christianity, is located at the top of the painting with its wings outstretched. There are two angel figures holding his clothes next to Jesus. The one on the left was painted by Da Vinci, the one closer to Jesus was painted by Verrocchio, and it is said that Verroccio found Da Vinci’s angel more beautiful.
Leonardo da Vinci–The Baptism of Christ
Adoration of the Magi: In Leonardo’s unfinished work, Mary and the baby Jesus in the middle are surrounded by men who look at them in admiration in a semicircle.
Leonardo da Vinci–Adoration of the Magi
Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni: He was a sculptor, architect and painter who lived between 1475-1564. The Holy Family is the only painting on panel by Michelangelo, who was originally a sculptor.
Holy Family with St. John the Baptist: The 1506 work features the child Jesus, Mary, Joseph, and a figure that is assumed to be John the Baptist and resembles the child Jesus, along with naked male figures in the background. It is also known as the Doni Tondo, inspired by the name of Agnoli Doni, who commissioned the tondo, meaning round-circle. Second floor, 35th hall
Michelangelo–Holy Family with St.John the Baptist
Sandro Boticelli: He was an important Renaissance artist born in Florence and lived between 1445-1510.
The Birth of Venus : This painting, made between 1482-1486, depicts the moment when Venus, the goddess of love and beauty in Roman mythology (Aphrodite in Greek mythology), is born from the sea and comes to shore on a seashell. She is born and brings love and beauty to the world. On the left, Zephyr, the god of the west wind, and Chloris, embracing him, blow wind towards Venus, allowing the seashell to travel on the water. Roses, the symbol of Venus, are blown by the wind. Venus hides her private parts with her hands and hair in a moral stance. On the right side of the painting, a Horai (goddess symbolizing the seasons) is depicted running towards Venus to dress her. The fact that the clothes Horai holds are adorned with flowers reflects that they represent spring.
Boticelli – Nastica di Venere
Primavera (Spring): In the work dated 1482, Venus (Aphrodite), the goddess of love and beauty, is at the very center of the painting, with her head bowed and a halo around her head, resembling Mary. In the background are fruit trees and on the ground are flowers, a perfect spring painting. The three beauties known as the Charites (Aglaie, Thalia and Eupherosyne) on the left side of the painting shine with elegance. Botticelli obtained this color by using egg white when painting the fairies’ clothes. The male figure to the left of the fairies is Mercury. Mercury is dispersing the clouds with his snake-headed staff in his hand. The boy figure next to Venus’ head, her son Cupid (Eros), is blindfolded and is aiming his arrow at the three beauties, and is the messenger of a sudden love. The dressed figure on the other side of Venus is the goddess of flowers Flora (Chloris), who is holding the flowers she has collected in her lap. The figure next to Flora also depicts her transformation and capture by Zephyr, the god of the west wind, before transforming into the goddess of flowers. This transformation is depicted as flowers coming out of Flora’s mouth.
BoticelliPrimavera
Pallas and the Centaur: The woman in the painting is assumed to be Pallas (Athena). The centaur next to her is in a submissive stance. Centaurs are wild, horny and lustful creatures with half-human, half-horse bodies who live in the forest and hunt fairies. The centaur represents the cruel and wild instincts of mankind and uncontrolled lust. The painting depicts the submission of these emotions to virtue and intelligence.
Boticelli–Pallas and the Centaur
Titian Vecellio : The Venetian artist, also known as Titian, was a well-known and respected artist while he was alive. He is known for his unique brushwork and for obtaining richer colors by softening the colors with his fingers. He is one of the best Venetian artists.
Venus of Urbino: In the 1538 work of the Renaissance artist Titian, Venus is depicted as a seductive woman.
Tziano-Urbino Venüsü
Annibale Carracci: Italian baroque artist born in Bologna in 1560.
Venus with a Satyry and two Cubids- (La Baccante): In his painting Venus, two satyrs and the god of love are depicted. A satyr is a half-goat, half-human forest creature in Greek mythology. It is known as a faun in Roman mythology. It is human from the waist up and goat from the waist down.
Annibale Carracci-La Baccante
Pierro della Francesca: Italian Renaissance artist. In addition to painting, he was also interested in mathematics, geometry and perspective.
The Duke and Duchess of Urbino: In the painting, the Duke is depicted from the left because of the wound on his right side. His wife, standing opposite him, is also portrayed with her forehead open in accordance with the beauty concept of the period. Second floor, room no. 8.
Francesca-Portraits of Duke and Duchess of Urbino
Francesco de Rossi (also known as Artist Salviati): Florentine artist who lived between 1510-1563.
Christ Carrying the Cross: Jesus is walking towards Mount Calvary, the hill outside the borders of Jerusalem where he was crucified, with a cross on his back. This depiction was a very popular scene in the 16th century. The painting focuses on Jesus’ face.
Francesco de Rossi– Christ Carrying the Cross
Raffaello Sanzio da Urbino: Italian painter and architect of the Renaissance who lived between 1483-1520. He is known as the trio of the period, along with Leonardo and Michelangelo. Shapes are prominent in his works.
Portraits of Agnolo and Maddalena Doni: The painting of the wealthy merchant and his wife, who belonged to the Florentine noble family Strozzi, can be considered the beginning of the mature period of the artist’s works. Agnolo Doni, who was known to be stingy in his expenses outside of art, had the paintings made while Raphael was in Florence. Maddalena Doni is in a position with her hands on top of each other, similar to the Mona Lisa, but we see that Raphael paid more attention to clothes than Da Vinci. Maddalena Doni’s outfit is simple but confirms her wealth.
Raffaello-Portraits of Agnolo and Maddalena Doni
Madonna and Child with the Young St. John the Baptist (Madonna of the Goldfinch): The work is also known as the Goldfinch Madonna. Mary, the child Jesus and his peer John the Baptist are together. The child John has a goldfinch in his hand and Jesus wants to touch it. The goldfinch is thought to symbolize the cross. The holy book in Mary’s hand shows her faith. The background of the painting is calm, as in other Raphael paintings, which increases the power of the scene in front. Raphael made the work as a wedding gift for his friend Lorenzo Nasi, but Lorenzo Nasi’s house was destroyed in the earthquake of 1548 and the painting was shattered. After the first restoration, which was unsuccessful, it took its current form in 2002 with a correction that lasted 6 years and has been exhibited in the Uffizi Gallery since 2008.
Raffaello–Madonna of the Goldfinch
Giovanni Battista di Jocopo (Rosso Fiorentino): He was an artist born in Florence who lived between 1495-1540. Moving figures and is known for his bold use of color. He brought Italian Mannerism to France.
Angel Playing Lute: An angel is seen playing a musical instrument in a painting dated 1521. It is an example of the Mannerist style.
Giovanni Battista di Jocopo–Angel Playing Lute
Tribuna Room : The Tribuna room in the Uffizi Gallery is a magnificently beautiful room. You cannot enter it, you can only look inside through the door. The octagonal room was designed by Bernardo Bountalenti in 1584 for Francesco I de Medici. It is full of valuable antiques, paintings and sculptures.