Gozo Adası: Malta’ya gelmişken Gozo’yu görmeden dönmek olmaz, gezi eksik kalır. Bu adaya da geliş-gezme derken bir tam gününüzü ayırabilirsiniz. Gozo, Malta’nın ikinci büyük adası. Adalar arasında karayolu geçişi yok, feribotla gidiliyor. Aracınızla gitmek isterseniz feribota aracınızla da binebilirsiniz. Malta adasından Gozo adasına gitmek için Cirkewwa limanına gitmeniz gerek. Feribot yaklaşık 5 Euro ama ödemeyi dönüşte Gozo’da yapıyorsunuz. Gozo’dan uzaklığı 5.5 km ve feribot yolculuğu yaklaşık 30 dakika sürüyor. 45 dakikada bir feribot var. En önemli yerleşim yeri Victoria’dır. (Eskiden buraya da Rabat denilmekteymiş) Adaya tam bir günümüzü ayırdık. Kaldığımız yer olan St. Julians’tan 222 nolu otobüsle Cirkewwa limanına gelmek yaklaşık 1 saatli sürüyor, adaya geçiş, gezmek, dönüş yolu vs. rahatlıkla bir gün alıyor. Her yarım saatte bir otobüs var, feribot saatlerine göre gezinizi planlayabilirsiniz. Malta adasındaki Sliema’dan günü birlik tekne turu alarak da gelebilirsiniz, hatta daha keyifli ve iyi olabilir. Gozo adası daha az turistik, otel sayısı fazla değil ve çok daha sakin bir ada. Gozo’ya gidilmeli mi, evet buralara gelmişken mutlaka gidilmeli.
Feribottan indiğiniz yer Gozo adasının liman şehri Mgrar. Limandan kalkan otobüsler başkent Victoria şehrine gider. Ayrıca limanda kafe, postane, banka ve restoranlar bulunur. Otobüse bindikten sonra da çevredeki manzaranın keyfini çıkararak yolculuğunuzu yapın deriz.
Gozo adasının başkentineVictoria adı İngilizler tarafından 1897 yılında, kraliçenin tahta çıkışının, 25. yılı şerefine verilmiştir ancak ada halkı eski adı olan Rabat’ı kullanır. Şehirde el sanatları ürünlerin satıldığı dükkanlar, antikacılar, çeşitli kafe ve restoranlar var. Misrah It-Tokk meydanında gündüzleri pazar kuruluyor.
Victoria ve Citadella– Şehrin görsel açıdan en etkileyici yeri Citadella, yani hisar var. Mdina’yı andırıyor ancak daha küçük ve biraz tırmanmayı gerektirdiği için ulaşması meşakkatli. Hisardaki en ihtişamlı binalardan biri Meryem Ana Katedrali. İçinde ayrıca Arkeoloji Müzesi, eski bir hapishane ve Doğa Tarihi Müzesi bulunuyor.
Victoria Citadella
Ta’ Pinu Bazilikası-Manzarası gerçekten çok güzel, Victoria’dan Djerwe’ya giderken anayol üzerindedir. Biz içine giremedik ama muthiş güzelliğini dışarıdan da olsa görebildik. 16. yy tarihli ilk şapelin yerine 1920’lerde yapılmıştır. Buraya ait bir de hikaye var. Hikayeye göre 1883 yılında burada yaşayan Carmen Grima adlı bir kadın şapelde yalnızken bir ses duyuyor ve ses ona dua etmesi gerektiğini söylediğini söylüyor. Birkaç yıl sonra bunu bir arkadaşıyla paylaştığında arkadaşı da o şapelde benzer bir şey yaşadığını söylüyor. Birlikte arkadaşının hasta annesi için dua ederler ve kadın mucizevi bir şekilde iyileşir. Bunu duyan başka insanlar da dua etmek için buraya gelmeye başlarlar ve burası ihtiyaca yetmez olur. 1920 yılında daha büyük bir kilise yapılmasına karar verilir.
Ta’Pinu yoldan görünüşü
Ggantija: Victoria şehrinde, bir tepe üzerine bulunmaktadır. Neolitik çağda bölgenin tapınak alanıdır. Malta’da ortaya çıkarılmış, dört büyük tapınak kompleksinden en eskisi olan Ggantija dev kadın anlamına gelmekte. Tapınaktaki dev taşların MÖ.3500 yıllarında dev bir kadın tarafından yerleştirildiğine inanılıyor. Bölgede 1820 yıllarında yapılan kazılarda çeşitli heykel ve çömlekler bulunmuş. Tapınakların, ortak avlusu, toplu ibadet için tasarlanmıştır. Saat 10.00-17.00 arası ziyarete açıktır.
Gjantija Tapınakları
Gozo AdasıDwejra Koyu – Azure Window– Inner Sea: Victoria şehrinden sahile giden yolun sonu. Gozo hatta Malta adası genelinde en bilindik yerlerden biri ancak aşağıdaki bu manzara artık resimlerde kaldı. Bir fırtına ile kemeri yıkıldıktan sonra bu görünüm kalmadı. Burası ayrıca Game of Thrones’da Khaleesi ve Khal Drogo’nun evlendiği sahnenin çekildiği nokta. Sakın ola bu taş yıkıldı görmesek de olur demeyin inanın çok güzel. Buranın hemen yanında, Inland Sea (İç deniz) olarak anılan ve kayalık yamaçtaki gizli bir yarıktan akıp gelen deniz sularının doldurduğu bir krater var.
DwejraAzur Window-Fırtınadan sonra kalan görünümInland Sea
Comino& CominottoAdaları ve Blue Lagoon. Görmeyi çok isteyip gidemediğimiz, inşallah bir dahaki sefere dediğimiz minik ada Comino ve bu adada yeryüzündeki en güzel plajlardan biri olarak kabul edilen Blue Lagoon. Cominotto ise Comino adasına 100 metre mesafedeki küçük adacık, üzerinde yaşam yok. Comino adasında ise 3 kişi yaşamaktaymış. İki plajı var ve yaz aylarında çok kalabalık olduğu için yer bulmak hiç de kolay olmasa gerek. Adanın yüzölçümü 3.5 kilometrekare. Malta’da Cirkewwa’dan kalkan teknelerle ulaşım sağlanmakta, Gozo adasından ise Mgarr’dan teknelerle ulaşıyorsunuz. Sliema’dan deniz yolu ile Gozo ve Comino adalarına turlar düzenlenmekte. Comino adası ve Comino mağaraları turu 25 Euro. Sabah 10 gibi tekne kalkıyor, ilk önce Gozo adasına sonra Comino adasına uğrayıp inenleri bırakıyor. Yolculuk 1 saat sürüyor. Yanınıza ihtiyacınız için su ve atıştırmalık bir şeyler almanız iyi olabilir. Çünkü yemek büfelerinin ihtiyaca yetmediği ve kuyruklar oluşabildiğini okudum. Erken gidip iyi yerden şezlong kapmaya çalışmak iyi olur bir de hafta arası gitmek. Şezlong ücretli. Yüksek sezonda gitmek ne kadar keyif verir bilemem ama buralara geçmişken ne olursa olsun görülmeli sanki. Aşağıda boşken çekilmiş olan resimler görülecek güzelliği çok güzel anlatıyor.
Malta Adası gezilecek yerler ve malta yeme içme hakkındaki yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Sintra , Lizbon seyahati planlayanlar için en üst sıralarda yer almalı. Gelip görmeden gitmek büyük eksiklik. Abartısız sadece Sintra için bile Lizbon’a gelinir. Geldiğiniz ilk anda sizi etkilemeyi başarıyor. Hem görülecek yerler, hem doğası ve huzur veren atmosferi ve de tertemiz havası ile ziyaretçilerini mutlu etmeyi sonuna kadar başarmakta.
Sintra gezilecek yerler : Üç önemli ziyaret noktası var, Pena Sarayı, Qinta da Regaleira ve Castelo dos Mouros (Moorish Castle ) . Sintra’dan 434 numaralı otobüse binerek Pena Sarayına gidebilirsiniz. Biz öncelikle istasyona 15-20 dakika yürüme mesafesinde olan Quinta da Regaleira’yı gezmek oradan da yürüyerek Pena Sarayına ve yaklaşık 850 metre uzağındaki Castelo dos Mouros’a gitmek istedik. 434 numaralı otobüs yüksek sezonda çok kalabalık, Ocak ayı olmasına rağmen doluluk oranı hatırı sayılır derecedeydi. Pena Sarayına gitmek için tuk tuk yada taksiye binmek daha iyi bir seçenek. Pena Sarayının istasyondan uzaklığı yaklaşık 6 km. Gözlediğimiz kadarıyla insanlar önce saraya sonra Regaleira’ya geçiyor biz tersini yaptık. Aslında iyi de oldu, sarayı nispeten daha kuyruksuz ve rahat gezdik. Şayet saraya yürümek isterseniz bunun sürekli tırmanılan bir yokuş olduğunu ve yaz aylarında çok zorlayıcı olabileceğini unutmayın.
Qinta da Regaleira: Ağaçlıklı çok güzel bir yoldan ulaştık. Regaleira Sintra’da gerçekten görülebilecek en güzel yerlerden biri diyebilirim. 16. yüzyılda yapılmış ve Portekiz’in ünlü aileleri ikamet etmiş. 1892 yılında Carvalho Monteiro isimli Portekizli böcek bilimcisi sarayı satın almış ve İtalyan mimar Luigi Manini’ye teslim ederek baştanbaşa yeniletmiş. Bu yenileme ile saray günümüzdeki haline dönüşerek benzersiz bir yer haline gelmiş. Sarayda gotik ve rönasans mimari tarzı hakim. 1998 yılında restore edilerek halkın ziyaretine açılmış. Sarayın parkında yerin altına inen 2 adet sarmal kule var ve bunlar törenler için yapılmış. 9 katlı salmal kuleler yerin altında birbirine bağlı. Kulenin dibinden saraya giden dehliz, bundan başka birçok yeraltı tüneli var. Ayrıca avluda küçük ve sevimli bir ibadethane bulunmakta. Biraz gizemli bir saray ve bahçesinde kuleler, göletler, labirentler bulunmakta. Unesco Dünya Mirası içinde. Giriş 6 Euro. Buradan o kadar etkilendik ve sevdik ki ayrılmak istemedik. Kış aylarında kapanış saati 18:00.
Qinta da RegaleiraQinta da RegaleiraSintraSintra Lizbon
Sintra Pena Sarayı : Pena Sarayına gitmek üzere Regaleira’dan ayrıldık. Aralarındaki mesafe yaklaşık 3 km ve bizim için vız gelir diyerek başladık yürümeye. Ancak bu bir dağ yolu, yamacın etrafından dairesel bir tırmanışla yürünüyor. Düz bir yerde yürümek gibi değil, bir süre sonra gerçekten yorucu olmaya başlıyor. Şayet yazın gelirseniz ve sırt çantası gibi bir şeyler taşıyorsanız epey eforlu bir yürüyüş olacaktır. Yanınıza su vb bir şeyler almayı unutmayın deriz. Epey ilerledikten sonra baktık ormanlık alanda bizden başka kimse yok. Pena sarayına kestirme bir geçit varmış ama sanırım biz kaçırdık. Yolda bizim gibi yürüyerek çıkan birkaç kişi vardı ve sonra kayboldular, muhtemelen kestirme yoldan devam ettiler. Zaman kaybetmemek için hem tırmanmaya hem de taksi-otobüs ne bulursak yolun kalanında binmeye karar verdik ama ne gelen var ne giden. Muhtemelen saraya çıkışlar son bulmuştu ve otobüsler iniş için sarayın orada bekliyorlardı. İşin kötü tarafı yürü yürü ne nerede olduğunuzu ne de ne kadar yolumuz kaldığını tahmin edemiyorduk. Dağda olduğu için telefonun çekişi de sıfır. Yalan yok ürkmeye de başladım ama belli etmiyorum acaba yaban domuzu vb bir şey çıkar mı karşımıza diye. Kafa işte üretmeye başladı bir kere. Bitmeyen bir 3 km. Susadık, kan şekerimiz düştü belki de hezeyanlar ondandır:)) Saraya doğru ne geçerse el edip durduracağım başka yolu yok dedim. O arada üzerinde Pena Sarayı reklamı olan özel bir aracın geldiğini gördük. Durdurup, saraya kadar binebilir miyiz, diye sordum. Saolsun geri çevirmedi ama sanmayın hayrına. Bindik binmesine ama kalan yolumuz 1 km’den azmış, binmemizle inmemiz neredeyse bir oldu:))) Arkadaşa bu minnak yolculuk için 5 euro ödedik. Susuzluktan ölmeden sonunda saraydaydık ya önemli değil. Soluğu önce kafesinde aldık mecburen. Burası öyle güzel bir saray ki her şeyi unutturdu. Masaldan fırlamış romantik bir yer, nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Hem düşük sezonda hem de öğleden sonra gittiğimiz için içini rahatlıkla gezdik ama yüksek sezonda çok kalabalık oluyormuş. Aslında içinde aman aman bir şey yok ancak dışı ve mimarisi çok güzel. Kral II. Ferdinand tarafından 1850’lerde yaptırılmış, Unesco Dünya Mirası listesinde. Sarayda kuleler, kral ve kraliçenin odaları, büyük bir salon , yemek odası, mobilyalar ve mutfak ve kullanılan eşyalar sergileniyor. Sarayın en etkileyici tarafı bulunduğu yer ve mimarisi. Sarayı gezdikten ve terasındaki kafede mola vererek gücümüzü topladıktan sonra bir sonraki noktaya yani Castelo dos Mouros’a doğru yollandık. Sarayın içine giriş ücreti 14 Euro.
Castelo dos Mouros : Pena Sarayından yaklaşık 850 metre ilerideki bu kale bir mağribi kalesi. Kuzey Afrikalı Mağribiler tarafından 9. yüzyılda Sintra’yı korumak amacıyla yapılmış. Hristiyanların Portekiz’i işgali sonrasında harabe halini almıştır. Giriş ücreti 8 Euro. Muhteşem bir manzaraya sahip ve gelmişken mutlaka görülmeli. Kış aylarında akşam 18.00 de kapanıyor. Sintra’da son durağımız olan Castelo dos Mouros‘u (Moorish Castle) gezdikten sonra biraz da Sintra merkezde vakit geçirdik. Bu üç yer Sintra’da en önemli gezilecek yerler. Şayet vaktiniz varsa Sintra Ulusal Sarayı’nı da gezebilirsiniz.
Castelo dos Mouros
Sintra National Palace – Ulusal Saray: Kraliyet yazlık sarayı olarak kullanılmış. Sonrasında müzeye dönüştürülmüş.
Sintra National Palace
Cabo do Roca : Biz Cabo do Roca ve Cascais’e gitmedik. Eminiz oralarda güzeldir ama gerek görmedik diyelim. Tüm günümüzü Sintra’da geçirmek istedik. Sintra’dan Avrupa’nın en batı noktası olan Cabo do Roca’ya geçmek isterseniz bizim gibi ağırdan almadan hareket etmeniz gerek. Normalde Sintra’dan 403 numaralı otobüs Cabo do Roca’ya gitmekte. Aynı otobüse Cascais’den de binilebiliyor. Kayalıklar ve bir deniz fenerinden başka da bir şey olmadığı için Cabo do Roca listemizde yer almadı. Avrupa’nın en batı ucuna gittim demek isteyebilir ve gitmişken bir sertifika ile belgelemek isterseniz Cabo do Roca ziyaretçi ofisinden alacağınız 11 euro değerindeki sertifika ile burada olduğunuzu tescil ettirebilirsiniz:)))
Cascais : Cabo do Roca’dan otobüsle gidilebiliyor. Atlas Okyanusu kenarında yazlık bir kasaba. Geçmişinde balıkçı kasabasıymış şimdilerde lüks yazlıklar var. Cascais’ten Lizbon’a trenle dönebilirsiniz. Hem kışın gitmiş olmamız hem de yapılacak çok fazla bir şey olmadığı için Cascais’i de listemizden çıkarmıştık, gitmedik. Daha çok yüzmek için gidilen bir yer Cascais. Giderseniz Boca do Inferno isimli doğal kaya oluşumu ve Guincho Plajı en sevilen yermiş.
Cascais , Cabo do Roca ve Sintra‘yı aynı gün gezebilmek için ya araba kiralamak ya da taksi tutmak en mantıklı seçenek olabilir. Bu üçlemeyi yapan günlük turlara da var. Cascais ve Cabo do Roca’yı elemiş olduğumuz için bir tam günü doyasıya Sintra’da geçirdik.
Casa Piriquita : Sintra’dan dönmeden önce vaktiniz varsa Casa Piriquita adlı küçük pastanenin ürünlerinden tatmanızı tavsiye ederiz. Özellikle Queijada ve travesseiro denemelisiniz. Çok kalabalık bir pastane.
Travesseiro
Queijadas
Portekiz’in başkenti Lizbon gezilecek yerler ve Lizbon Yeme İçme başlıklı yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Lizbonyeme içme konusunda hiç sıkıntı çekmeyeceğiniz bir şehir. Umarız bu güzel lezzetleri tadacak yeterince fırsat bulabilir ve tadı damağınızda kalarak güzel anılar biriktirirsiniz. Özellikle deniz mahsulleri seviyorsanız burası tam anlamıyla bir cennet. Lizbon’da birçok restorandan mutlu ayrılacağınızı düşünüyorum.
Lizbon’da ne yenir ?
Cervejaria Ramiro– Hemen hemen bütün gezi bloglarında adını göreceğiniz restoran. Kaldığımız otel çalışanları tarafından yerellerin en çok tercih ettiği restoranlardan biri olarak tavsiye edildi. Menü deniz kabukluları ağırlıklı. Ocak ayında olmamız nedeniyle kapıda kuyruk yaşamadan oturabildik. Yüksek sezonda giderseniz uzun kuyruklarla karşılaşabilirsiniz. Lüks bir yer değil ama ürünler gerçekten çok lezzetli. Romantik bir akşam, hoş sohbet, ağır ağır yemek için de çok uygun değil. Şayet daha ağırdan almak, keyifli bir akşam istiyorsanız uygun başka mekanlar bulunmakta.
Lizbon Time out market – Mercado da Riberia: Avrupa’nın birçok kentinde örneklerini bulmak mümkün. Lizbon’daki de bence en iyilerinden. Taze sebze ve meyve satışı yanında çeşitli restoranların bulunduğu bir kompleks. Her zevke uygun yaklaşık 40’a yakın restoran ve birçok bardan oluşmakta. Ortada uzun masalar, binanın yan duvarlarında restoran ve barlar sıralanmış. Yemek saatlerinde çok kalabalık, yer bulmak sıkıntılı. Fast food tarzı yeme-içme, ortam oldukça hareketli ve eğlenceli. Adres: Cais do Sodre’de Mercado da Ribeira çarşısının içinde yer almakta.
Lizbon Time out Market
Zero Zero Pizzeria-Memnun kaldığımız İtalyan restoranı, Principe Real bölgesinde bulunmakta.
Museu Da Cerveja – Bira müzesi : Turistik bir yer olmakla birlikte keyif alacağınızı düşündüğümüz bir yer, biz sevmiştik. Portekiz’e ait tüm bira çeşitlerini bulabilirsiniz. Ayrıca biranız eşliğinde yine Portekiz’e özgü balık, peynir ve patatesten yapılan codfish cake’i deneyebilirsiniz. Adres: Comercio meydanı yanında bulunmakta.
Museum Cerveja
Lizbon Cerveja Bira Müzesi
Pastel de Bacalhau: Morina balığı (codfish) ve keçi peyniri ile yapılan toplar şeklinde tanımlayabiliriz. Portekiz’e has bir lezzet ve gitmişken denenmeli. Rua Augusta caddesinde bulunan Casa Portuguesa do Pastel de Bacalhau’yu tavsiye ederiz.
Pastel de Bacalhau
A Ginjinha-Vişne likörünü deneyebileceğiniz en meşhur yerlerden biri diyebiliriz. Rossio Meydanının hemen arkasında
Cafetari do Museu Gulbenkian: Gulbenkian müzesini gezdikten sonra güzel bahçesinde kahve ve atıştırmalık molası verebilirsiniz.
GulbenkianMüzesinin kafesiGulbenkian Müzesi
Cafe A Brasileira: Önünde müdavimi Pessoa’nın heykeli buluna cafe. Aslında çok da abartılacak bir yanı yok. Ününü müdavimi Pessoa’ya borçlu. Rua Garrett caddesi üzerinde.
Cafe A Brasileira
Amorino Gelato: Otelimizin bulunduğu Rua Garret caddesi üzerinde olduğu için tarafımızca sıklıkla ziyaret edilen dondurma ve tatlı atıştırmalıklar bulabileceğiniz yer. Sunumları güzel, küçük atıştırmalıklar oldukça başarılı.
Amorino Gelato
Lizbon Pink Street : Barlar sokağı diyebileceğimiz Pink street, birşeyler içebileceğiniz ve keyifli vakit geçirilebilecek, döşemesinin rengi ile meşhur olmuş bir sokak
Lizbon Pink Street
Pasteis de Belemveya Pasteis de Nata: Pasteis de Belem, Lizbon Jerenimo Manastırında yapımına 1837 yılında başlanan ve günümüze kadar değişmeden aynı şekilde yapılan ve tarifi gizli tutulan halidir. Nata ise aynı tatlının daha ziyade Portekiz’in kuzeyinde kullanılan adıdır. Milföyden hazırlanan çanakların içine un, yumurta, süt, şeker ve limon gibi malzemeler kullanılarak hazırlanan muhallebi konularak pişirilmesi ile yapılan ve üzerine tarçın ve pudra şekeri dökülerek yenen tatlı, ülkenin en meşhur tatlısı ünvanını taşımaktadır. Biz şehirde başka hiçbir yerde deneme gereği duymadık, sadece Pasteis de Belem’de yedik ve gerçekten ba-yıl-dık. O nedenle de karşılaştırma yapamayacağız ama İstanbul’da bu turtayı yaptığını iddia eden bir iki yerde deneme gafleti yaşadık. Orada yediğimizle gerçekten uzak-yakın alakası yok diyebiliriz. Pastene Belem bölgesinde ve Jerenimo Manastırına yakın. Pastanenin küçük bir girişi var ama arkaya doğru oldukça büyük bir mekan, yine de çok oturacak yer bulamadık. Take away olarak alıp yakınındaki starbucks’ta yedik. Sıcacık turtanın tadı çok lezzetli. Çok büyük olmadığı için kişi başı 2 tane rahatlıkla yenir. Günde 20.000 adet yapılıp satıldığı söylenmekte.
Belem Turtası
Brezilya kökenli Caipirinha kokteyli ve Portekiz birası Super Bock yine Lizbon’da denenecek lezzetler arasında bulunmaktadır.
Sintra : Sintra Lizbon’a bağlı bir yerleşim yeri. Sintra’ya geldiğinizde Piriquita pastanesinde yastığa benzer şeklinden dolayı Travesseiro (yastık) olarak adlandırılan tatlısından yemenizi tavsiye ederiz. Gerçekten lezzetli ya da belki Sintra gezimiz boyunca çok yürüdük ve yorulduk o nedenle de ayrı bir güzel geldi. Pastane de ayrıca Queijadas denenmesi gereken lezzetler arasında. Bu pastane gerçekten çok ünlü. Kapısında kuyruk oluyor, o nedenle de yer bulamazsanız yanınıza alıp yemek daha kolay olur.
Travesseiro
Queijadas
Bunun dışında şayet şarap seviyorsanız Portekiz’e gitmişken üzümün henüz olmamış-ham halinden üretilen yeşil şarabı denemeyi de ihmal etmeyiniz.
Sardalya Portekiz’de oldukça sevilip tüketilmekte. Dönerken yanınıza hediyelik olarak konserve sardalya alabilirsiniz
Sardinha
Aşağıda Lizbon gezilecek yerler ve Sintra gezilecek yerler yazılarımızın linkleri bulunmaktadır.
Bizi kendisine hayran bırakan, hem Avrupalı hem kendine has, Portekiz’in güzel başkenti. Tejo ırmağında kurulu bu güzel şehir, ziyaretçilerine hem tarihsel, hem de görsel şölen sunmakta. Sadece mimarisi, güzel coğrafyası ve mutfağıyla değil insanıyla da güzel, görülmeyi sonuna kadar hak eden, yaşanılası bir yer. Büyük bir şehir olmamakla birlikte, 2 güne sığdırmak oldukça zor sadece önemli noktalar görülebilir.
Lizbon abartısız ilk görüşte sevilecek bir yer, insanın içinde burada yaşayabilirim duygusu uyandırıyor. Biraz da İstanbul’a benzemesinden midir bilemedik ama kendinizi gerçekten yabancı hissetmiyorsunuz. Avrupa’da ama farklı bir Avrupalı ayrıca insanları da sıcak. Mutlaka gelmelisiniz, umarız bize de tekrar kısmet olur, o derece sevdik kendisini.
Lizbon’da Ulaşım
Nasıl gidilir : İstanbul’dan yaklaşık 5 saatlik bir uçuşla Lizbon’daki Portela Havaalanına (LIS) ulaşıyorsunuz. Havaalanı şehre oldukça yakın ve şehre ulaşım rahat. Metro ya da taksi ile kolayca şehre gidilebiliyor. Şehirde sıklıkla ulaşım kullanacaksanız havaalanından Lisboa card almak mantıklı olabilir. Havaalanından metroya giderken turist ofisinden sizin için uygun olan Lisboa card alabilir ve sınırsız ulaşım hakkı elde edersiniz. Birçok müzeye ücretsiz ya da indirimli girebilirsiniz. Ayrıca trene de ücretsiz binebilirsiniz ama kartın ücreti daha fazla olur tabii. Lisboa kartlar 24, 48, 72 saatlik, kapsadığı şeylere bağlı olarak değişik ücretlerde satılmaktadır. İhtiyacınıza göre olanını alabilirsiniz. Şehir içi otobüs tek yön bilet 1.45 Euro ve otobüste ödeme yapılabiliyor. Biz ne mi yaptık? Bir çok yerde yaptığımız gibi yürüdük:))) mecbur kalmadıkça binmedik. Yürüyüş uğruna kaç ayakkabı eskittik gerçekten biz de hatırlamıyoruz.
Lizbon Metrosu
Lizbon Metrosu : Havalanından kırmızı hatlı metroya binip kalacağınız yere göre uygun durakta inebilir ya da aktarma yapabilirsiniz. Bizim kaldığımız bölge yeşil hat üzerinde olduğu için Alameda durağından yeşil hatta geçiş yaptık ve Baixa-Chiado durağında indik. Tek yön bilet yaklaşık 1.85 Euro. Biletmatiklerden ya da gişelerden temin edebilirsiniz, metrodan çıkarken de kullanacağınız için biletinizi kullandıktan sonra atmayın. 24 saatlik bilet alırsanız ücreti 6.40 Euro. Metro, tramvay ve otobüste kullanabilirsiniz. Metro 06:30-01:00 saatleri arasında çalışmaktadır. Metro ile havaalanından yaklaşık 30 dakikada şehir merkezine ulaşırsınız. Metro kullanmadığımız için aklımızdan tamamen çıktı ama siz kullanacaksanız tasarımı ile meşhur Olaias istasyonunu görmeyi ihmal etmeyin.
Aerobus havaalanı otobüsü: Metro dışında Aerobus havaalanı otobüsünü de kullanabilirsiniz. 1 numaralı Aerobus ile Rossio Meydanı yaklaşık 30-35 dakika sürüyor. Alandan sabah 7’den itibaren her 20 dakikada bir kalkmakta. Havalimanı otobüsleri, Comercio Meydanı veya Cais de Sodre gibi şehrin merkez noktalarına gitmekte. Otobüs bilet fiyatı 4 eurodur. Bu arada Aerobus havaalanı otobüsü dışında 91 numaralı halk otobüsü ile de şehir merkezine ulaşmak mümkün. Ücreti 1.35 Euro. Yolculuk 20 dakika civarı sürüyor.
Taksi: Metro ya da Aerobusların gitmediği bir noktaya gidecekseniz taksi en iyi seçenek. Alan-şehir merkezi yaklaşık 15 Euro civarı. Bir de havalimanı taksi ücretine 2.5 euro vergi ve bagajınız varsa 1.5 Euro gibi bagaj ücreti ekleniyor. Limandan şehir merkezi 7 km ve 15-20 dakika gibi bir sürede merkeze ulaşabiliyorsunuz. Lizbon’da mesafeler birbirine uzak değil ve 3-4 kişilik grup olarak geldiyseniz taksi en iyi seçenek bile olabilir. Ama birçok yerde olabileceği gibi taksimetreye dikkat edin ya da ortalama fiyatı binmeden önce şoföre sorun.
Tramvay: Tramvaylar Lizbon ulaşım sisteminde önemli bir yere sahip. Remodelado adlı eski tramvaylar kullanılıyor. Ödemeyi bindikten sonra yapıyorsunuz. Portekiz bu eski tramvayları korumakta. Yeni tramvayların biletini istasyonlardaki biletmatiklerden temin edebilirsiniz. Fiyatı 2.90 Euro. Gelelim bu meşhur tramvayların nerelere gittikleri: 28 numaralıve turistlerin gözdesi en meşhur tramvay. En uzun hat bu hat. Baixa’yı Estrela Semtine bağlıyor. Martim Moniz’den başlıyor en son Campo Ourique’den dönüyor. Kaleye kadar gidiyor. Çok kalabalık bir hat, ayakta kalabilirsiniz. Yoğun sezonda geldiyseniz durak başı olan Martim Moniz’den binmenizi tavsiye ederiz ama bu bile çözüm olmayacaktır, birçok insan sizin gibi düşünüp uzun kuyruklar oluşturacaktır. Gezimizi Ocak ayında yaptığımız için rahatlıkla binebildik ama yine de oldukça kalabalıktı. 25 Numaralı Tramvay. Merkezi sahilden Estrela Semti’ne bağlıyor (Praça do Comércio-Campo de Ouriqu). 18 Numaralı Tramvay Cais do Sodre’yi Ajuda Semtine bağlıyor. 12 Numaralı Tramvay Kaleye ring yapıyor (Praça Figueira-Praça Figueira). 28 numaralı tramvaya binemezseniz benzer yerlerden geçen 12 numaralı tramvaya da binebilirsiniz. 15 Numaralı Tramvay Praça de Figueira ile Alges arası çalışır, Belem’e, Figueira meydanı veya Comercio meydanına gitmek için kullanabilirsiniz.
Lizbon’aNe zaman gidilmeli ?
Her mevsim gidilebilir ancak yazın sıcak olacağını hesaba katmak gerek. Ocak ayında gitmiştik ve hiçbir sorun yaşamadık. Gezmek için Ocak-Şubat aylarını rahatlıkla tavsiye ederiz ayrıca bu dönemlerde aşırı kalabalıklardan da bunalmazsınız. Deniz için gitmek ne kadar mantıklı bilemeyiz ama yazın giderseniz denizden de faydalanılabilir. Portekiz için Schengen vizesi gerekiyor.
Lizbon kaç günde gezilir ?
Elbette zaman ve bütçe meselesi ama gitmek az yol değil ve gitmişken en az 4 günü hak eden bir şehir. Biz 4 gece kaldık, bir günün tamamını Sintra’ya ayırdık. Porto’ya geçmek isterseniz ilave 2 gün daha gerekir.
Lizbon büyük bir şehir değil. Baixa–Chiado, Barrio Alto, Alfama ve Belem, şehirdeki en önemli gezi noktaları ve buralara yakın konaklarsanız yürüyerek birçok yeri rahatlıkla gezebilirsiniz. Ya da metro ile hızlıca birinden diğerine geçersiniz. Alfama’da metro bulunmadığı için buraya tramvay ile ulaşabilirsiniz. Yazımızda, gezinizi düzgün planlayabilmeniz için her mahalleyi, orada neler yapılabileceğiyle birlikte, ayrı ayrı anlatmaya çalıştık. Bu mahalleler birbirinin ya dibinde ya da çok yakın, yürüme mesafesinde. O nedenle de gün içinde birçok noktaya gidebilirsiniz. Bunların biraz dışına çıkan yerler Gulbenkian Museum, Belem Bölgesi ve İsa Anıtı diyebiliriz. Lizbon yakınında bulunan ve trenle gidilmesi gereken yerler ise Cascais ve Sintra.
Lizbon’da Nerede Kalmalı ?
Konaklamak için Baixa, Chiado, Barrio Alto, Rossio, Cais do Sodre ilk aklımıza gelen yerler. Bu bölgeler birçok yere yürüme mesafesinde ve metro hattına yakın. Alfama bölgesi ise yokuşlu bir bölge ve metro ulaşımı yok. Biz R.Garret Caddesi üzerindeki Hotel Borges Chiado’da kaldık. Havaalanı ulaşım bölümünde bahsettiğimiz gibi kaldığımız bölge yeşil hat üzerinde olduğu için kırmızı hattan Alameda durağında inip yeşil hatta geçtik. Sonrada Baixa/Chiado durağında indik. Otelimiz metroya yaklaşık 150 metre uzaklıktaydı. Eski bir otel ama sıkıntı yaşamadık. Kahvaltısı fena değildi. Çalışanları kibar ve yardımcı. Yeri çok merkezi. Bu bölgede kalacak olursanız hangi otel olursa olsun odanızın üst katlarda olmasına özen gösterin. Şehir merkezi gece geç saatlere kadar çok hareketli ve gürültülü olabiliyor. Odamız 4. katta iç avluya bakan bir odaydı. Biraz karanlık ve kasvetliydi ama gürültü sıkıntımız hiç olmadı. Zaten odaya da akşamdan akşama geldiğimiz için loş olmasını da dert etmedik.
Lizbon Gezilecek yerler
1.Gün: Chiado ve Bairro Alto Bölgesi (yukarı mahalle):
Chiado – Odaya yerleştikten sonra vakit kaybetmeden yakın çevremizi keşfetmek üzere dışarı çıktık. Zaten çok merkezi bir yerde kaldığımız için de birçok yere kolayca ulaşabildik. Otelimiz Chiado bölgesindeki Rua Garrett caddesi üzerinde. Chiado, Lizbon’un en sevilen yerlerinden biri. Rua Garrett ve Rua de Carmo caddeleri Chiado bölgesinin önemli iki alışveriş caddesi ve bu iki caddenin kesişme yerinde Armazens do Chiado adlı alışveriş merkezi bulunmakta. Bunlar üzerinde cafe, alışveriş merkezleri ve mağazaların bulunan keyifli caddeler. Rua Garrett sokak sanatçılarının sıklıkla gösteri yaptığı eğlenceli bir cadde. Bakalım Chiado bölgesinde başka neler var;
A Brasileira cafe: Otelimize neredeyse bitişik konumdaki bu ünlü kafenin önünde, geçmişte buraya sıklıkla gelen Portekiz’in en ünlü şairlerinden Fernando Pessoa’nın bronz heykeli bulunmakta. Bizde fırsatı değerlendirerek yanında resim çektik. Çünkü bu aktivite turistlerin olmazsa olmazlarından biri. Neyse ki çok yakında konakladık ve gerek sabah erken saatte otelden çıkarken gerekse dönerken kendisiyle bol bol baş başa kalma imkanımız oldu. Yoksa düşük sezonda gitmiş olmamıza rağmen kendisini yalnız kıstırma şansımız zor olacaktı.
Bertrand Kitabevi: Dünyanın en eski kitabevlerinden Bertrand Kitabevi de Rua Garrett caddesinde ve kafesi de bulunmakta.
Elavador de Santa Justa ( Lizbon Santa Justa Asansörü ) Kitapevinden sonraki durağımız. Otelden 300 metre uzaklıktaki asansör gerçekten güzel bir asansör. Otelin bulunduğu Rue Garrett caddesinin sonundan sola dönüldüğünde yaklaşık 100 metre ileride. Asansör Baixa ve Bairro Alto’yu bağlıyor. Lizbon’un hatırı sayılır bir kısmı yokuşlu, inişli çıkışlı. Yürümeyi sevmeyenler ya da vakti kısıtlı olanlar şehri gezmek için bu asansörleri ve nostaljik tramvayları rahatlıkla kullanabilir. Binmek isterseniz 5 Euro ama lisboa card ile bedava. Biz gittiğimizde kuyruk yoktu ama yüksek sezonda oldukça uzun kuyruklar oluyormuş. Uzun kuyrukları beklemek ne derece gerekli bilemeyiz. Manzarası güzel ama Lizbon’da güzel manzaradan bol bir şey yok zaten. Binmek istemezseniz de arkasından yürüyerek çıkılabilir. Asansör Porto’da doğmuş Fransız asıllı mimar Ranoul Mesnier du Ponsard tarafından 1900 yılında tasarlanmış ve yapımı iki yıl sürmüş. Güzel iş çıkarmış, kendisine buradan ebedi istirahatinde rahatlıklar dileriz.
Carmo Convent ve Carmo Müzesi: Asansörden birkaç dakikalık yürüyüşle geçiş yapabilirsiniz. Largo do Carmo caddesindeki Carmo Convent (Rahibe Manastırı) kesinlikle görülmesi gereken anıtsal bir yapı. Orta Çağ’a ait ve büyük bölümü ve çatısı 1755 Lizbon Depremi’nde yıkılmış ve bir daha yapılmamış ama Gotik duvarları ayakta. Giriş ücreti 5 Euro. Bizce mutlaka görülmeliler arasında.
Rua Augusta Caddesine Yine asansörün oradan geçebilirsiniz. Bu cadde alışveriş merkezleri, restoran ve kafeler bulunan kalabalık bir cadde. Rua Garett caddesinin diğer tarafı Lizbon’un Bairro Alto Bölgesi oluyor. Bairro Alto’ya Santa Justa Asansörü ile çıkabilir ya da Rua Garett caddesinden yürüyebilirsiniz.
Chiado Museum: Chiado bölgesinde, Rua Serpa Pinto caddesinde bulunmaktadır. Genellikle Portekizli sanatçıların eserleri bulunmakla birlikte Rodin’in eserleri de müzede sergilenmektedir.
Elavador de Santa Justa (Santa Justa Asansörü) Carmo Convent (Rahibe Manastırı)Bertrand KitabeviA Brasileira cafe
Bairro Alto Bölgesi (Yukarı Mahalle): Bairro Alto, Chiado bölgesinin komşusu. Sanatçı ve yazarların uğrak yeri, şehrin bohem hayatının merkezi. Lizbon’daki çini kaplı binalar, parke döşeli daracık sokaklar, barlar, fado müziği ve gece hayatı ile ünlü bölge. Her zevke ve keseye uygun eğlence yerleri, fado evleri, bar ve gece klüpleri bulunmakta. Bir olumsuzluk yaşamadık ama giderken okuduğumuz uyarıları kendi yazımızda da yapalım, cüzdanlara ve yanınıza bir şey satmak için gelenlere dikkat edin. Buraya gelmişken Brezilya kökenli caipirinha içebilirsiniz. Bairro Alto bölgesinde neler var;
Elevador da Bica‘yı Rue Loreto caddesinde göreceksiniz. Her ne kadar adı asansör olsa da aslında nehirden Bairro Alto’ya çıkan bir finiküler kendisi. Lizbon’da en çok fotoğraflanan nokta diyebiliriz burası için.
Mirador de Sao Pedro de Alcantara: Bairro Alto’dan şehrin panaromik manzarasını seyredebileceğiniz “teras bahçeleri” yani “Mirador de Sao Pedro de Alcantara” bölgesine ulaşabilirsiniz.
Sao Roque Kilisesi ve Müzesi: Hazır bu bölgedeyken Largo Trindade Coelho caddesindeki Sao Roque Kilisesi ve Müzesine uğramayı ihmal etmeyin derim. Dışı oldukça sade bir mimariye sahip olan Sao Roque Kilisesinin içi oldukça zengin süslemelerle kaplıdır. 1570 yılında inşa edilmiş olan Cizvit Kilisesi 1755 yılındaki depremi hasar almadan atlatmıştır. Lizbon’daki en güzel süslemeli kilise desek inanın abartmış olmayız. Barok stildeki bu kilise altın ve gümüş dahil olmak üzere birçok değerli maden kullanılarak yapılmış ve bu yönüyle Avrupa’nın en pahalı kiliseleri arasındadır. Tavandaki kıyamet sahnesi oldukça ilgi çekicidir.
EmbaiXada: Bairro Alto bölgesine yakınlığından dolayı burada bahsetmek istediğimiz bir yer daha var. Principe Real Bölgesindeki sembolik yapılardan olan ve Ribeiro da Cunha Sarayından dönüştürülmüş olan EmbaiXada. İçinde tasarım mağazaları ve restoran var. Bairo Alto’dan yaklaşık 7-8 dakikalık yürüme mesafesinde. Farklı konseptte elbise mağazaları, kozmetik ürünler, el sanatları galerileri, kuyumcular ve özel tasarım ev mobilyaları yapan butik dükkânlar gibi birçok bölümü bulunuyor. Mini konser alanları ve bazen çağdaş Portekiz sanatçılarının özgün eserleri de sergileniyor. Yolunuz düşerse gerçekten gezilebilecek ilginç bir yer.
Basilica de Estrela: Bairro Alto bölgesine yaklaşık 1.5 km mesafedeki Estrela bölgesindeki Basilica de Estrela, Lizbon’da görülmesi gereken önemli kiliselerden biridir. 18 yy.’da Portekiz kraliçesi I.Maria, erkek çocuğu doğurduğunda ettiği yemini yerine getirmek amacıyla yaptırmıştır. İç mekanı oldukça güzel olup, ücretsiz gezilebilir. Barok ve neoklasik özellikler taşıyan mimarisi oldukça gösterişli olup, güzel bir kubbesi ve iki adet çan kulesi bulunmaktadır. Döşeme ve duvarlarında pembe, gri ve sarı renkli mermerler kullanılmıştır. Vaktimiz olmadığı için çatısına çıkmadık ancak 4 euro karşılığında ve 114 basamak kat ederek ulaşacağınız çatısının çok güzel bir manzaraya sahip olduğu ifade edilmektedir.
Elevador da Bica
Sao Roque Kilisesi: Dışı oldukça sade bir mimariye sahip olan kilise, zengin iç süslemelere sahiptir.
EmbaiXadaBasilica de Estrela
2.Gün: Baixa Bölgesi (Downtown)-Bu bölgenin temelini Comercio Meydanı ile Rossio Meydanı ve çevresi oluşturur. Baixa bölgesini gezmek için önceki gün izlediğimiz rotayı izleyerek Santa Justa Asansörünün oradan Rua Agusto Caddesine geçtik. Rua Augusta sadece yayalara açık bir cadde ve çok uzun değil. Bu caddenin bir ucunda Comercio Meydanı (Ticaret Meydanı diğer adı Saray Meydanı) diğer ucunda Rossio Meydanı bulunmakta. Rua Augusta caddesindeki Rua Augusta takından geçerek Comercio Meydanına geçiş sağlıyorsunuz. Baixa bölgesinde neler bulacaksınız;
Comercio Meydanı : Praça do Comercio nehir kenarında. Şehrin en güzel meydanlarından biri. 1755 deki depremde burada bulunan Ribeira Sarayı ve Baxia bölgesi yıkılmış. Meydanın köşesinde Museu da Cerveja-bira müzesi var, girişi 5 Euro. Giriş katında barı var, müzeye girip özel yapım bira içebilir, geleneksel balık, yumurta ve patatesten yapılan içinde Portekiz peyniri bulunan codfish kek tadabilirsiniz. Dilerseniz mekanda yemek de yiyebilirsiniz. Bir yerlerde buranın yeni yıl kutlamalarının yapıldığı en popüler meydan olduğunu ve insanların yanlarında 12 adet üzüm getirerek saat 00:00’da, 12 dilek tutup üzümleri yediğini okumuştum. Yılbaşında gelirseniz aklınızda bulunsun. Comercio meydanının ortasındaki heykel ata binmiş King Jose I‘e ait.
Rossio Meydanı : Rua Augusta takından tekrar geçerek bu kez caddenin diğer ucundaki Rossio meydanına geçiş yaptık. Bu meydan şehirdeki en önemli meydan ve buluşma noktalarından biri ayrıca Rossio Tren Garı da burada. Meydanın ortasında 1870 yılında dikilen, 23 metre yüksekliğindeki mermer sütunun üzerindeki kral IV.Pedro’nun bronz heykeli ve hemen önünde çok güzel çeşme ve fıskiyeler bulunmakta. General üniforması içindeki kralın başında defne şeklindeki tacı vardır. Kral sağ elinde Anayasa Metnini tutmaktadır. Çevresinde dinlenebileceğiniz banklar, cafeler ve restoranlar var. Meydanın bir kenarında Dona Maria II Ulusal Tiyatrosu var. Meydanın tabanındaki desenli siyah beyaz taş döşeme okyanus dalgaları motifinde. Lizbon yeme/içme başlıklı yazımızda ayrıca bahsi geçecek olan Lizbon’a özgü vişne likörünün en popüler adresi Rossio meydanının hemen dibinde bulunan A Ginhinja olup, gelmişken shot şeklinde satılan likörden deneyebilirsiniz. 1 shot yaklaşık 1 euro. Meydanın diğer adı Praça Dom Pedro IV Meydanı . Her yere yakın olması nedeniyle konaklama için tercih edilecek bir bölge. Meydandan Bairro Alto’ya geçiş yapılabilir. Bairro Alto şehrin gece hayatının hareketli olduğu kısımdır.
Praça do Figueira (Figueira Meydanı): Rossio Meydanın sol tarafında ve yaklaşık 2 dakika yürüme mesafesinde olan bu meydanda birçok otobüs ve tramvayın kalkış durakları durakları bulunur. Ayrıca buradan hop-on off otobüslere ve tuk tuklara binebilirsiniz. Yine hazır buralardayken. 16.yy civarında bu meydan hastaneye ait bir alanmış. Lizbon’u vuran 1755 depremi ile birçok şey yıkılmış ve bu alan 1949 yılına kadar açık pazar olarak kullanılmaya başlanmış. 1971 yılında da Kral I. John’un bronzdan yapılmış heykeli meydanı süslemeye başlamış.
Avenue Liberdade : Rossio bölgesindeyken geçiş yapabilirsiniz. Av. Liberdade Lizbon’un en gözde caddelerinden biri. Pahalı markaların, alışveriş yerlerinin bulunduğu bir cadde. Yine cafe ve restoranlar mevcut. Sevenleri için Rossio Meydanından Avenue Liberdade ile birleştiği noktada Hard Rock Cafe bulunur. Hard Rock Cafe, Avenue Praça dos Restauradores meydanındadır. Restauradores Meydanının ortasında 30 metre yüksekliğinde çok güzel bir anıt vardır.
Praça Marquês de Pombal: Avenue Liberdade’den geçiş yapabilirsiniz. Ortasında anıt bulunan döner bir kavşak burası, Lizbon’un en büyük meydanlarından ve kavşaklarından biri. Ortasında Lizbon’un en önemli devlet adamlarından Marques de Pombal’ın çok güzel bir anıtı var. Pombal meydanının hemen yanında şehrin en büyük parklarından olan Eduardo VII Parkı bulunur. Yolumuzun üzerinde olduğu için fotoğraflarını çekerek yolumuza devam ettik. Nereye mi gittik, tabii ki Gulbenkian Museum. Gördüğünüz gibi Baixa bölgesinde gezilecek yerler birbirine yakın, çok kısa mesafelerle yürüyerek birinden diğerine geçiş yapıyorsunuz. Hiçbir araca binmenize gerek yok. Burada anlattığım bütün noktalar Baxia bölgesindeki yerlerdir.
Praça da ComercioMuseum of Beer-Bira MüzesiPraça do RossioLizbon A GinjinhaPraça do FigueiraPraça da Pompal
Lizbon Gülbenkyan Müzesi : Baxia bölgesine yaklaşık 3 km mesafede bulunuyor. Müzeyi 2. günümüzde gezdiğimiz için Baxia’dan geçiş yaptık. Yürümek istemezseniz Rossio’dan ya da bulunduğunuz yerden metro ile de gelebilir, S.Sebastiao durağında inersiniz. Uçakta gelirken Lizbon’da yapacaklarımıza ait notlarıma göz atıyorduk. Yanımızda oturan bey Türk müsünüz diye sordu, elimdeki notlar gözüne ilişmiş ve yazımızı tanımış. İsrail’den geliyormuş Lizbon’a. Dil bilimcisiymiş ve İsrail’de bir üniversitede hocaymış. Portekizce üzerine çalışmalar yapıyormuş o sıralar. Beşinci gelişiymiş, gelip yerinde çalışmalar yapıp dönüyormuş. Türkçe de çalışmış, “tanıyıp okuyabiliyorum ama konuşamıyorum” dedi. Neyse sohbetimiz esnasında bize gezilecek yerler hakkında önerilerde bulundu. Müzeyi mutlaka görmemizi hatta güzel bahçesinde bir şeyler içmemizi tavsiye etti. Kendisi de sıklıkla buraya gelir ve çalışırmış. Zaten listemizdeydi ama gezilesi olduğunu konfirme etmiş olduk ve gezdikten sonra bir kahve molamızı da müzenin güzel bahçesinde almaya karar verdik. Orijinal adıyla Museu Calouste Gulbenkian, Kalust Sarkis Gülbenkyan’ın mirası olarak ve Kalust Gülbenkyan Vakfı tarafından Ekim 1969’da açılmış. Üsküdar doğumlu ve Osmanlı vatandaşı olan silah tüccarı Gülbenkyan, İmparatorluk yıkıldıktan sonra Portekiz’e sığınmış ve vefat ettiği 1955 yılına kadar burada yaşamış. 40 yılı aşkın süre biriktiği şahsi koleksiyonu, kurduğu vakıf tarafından müzede sergilenmektedir. İstanbul’a benzemesi Lizbon’a yerleşme sebeplerinden biriymiş. Koleksiyonun yanında müzede modern sanat eserleri bulunmakta. Koleksiyonda sergilenenler arasında İznik çinileri, 16.17 yy. Türk ve İran halıları, çin porselenleri, mobilyalar, tablolar, sikkeler, heykeller ve kıyafetler var. Rembrant, Rubens, Monet ve Renoir gibi sanatçılara ait tablolar da bulunmakta. Hızlıca gezmek en az 2 saatinizi alır. Gezi sonrası bahçesindeki kafede kahvemizi içerek biraz yorgunluk giderdik. Gerçekten çok güzel ve huzurlu bir bahçesi var. İstanbul-Üsküdar doğumlu Gülbenkyan’ın hayatı Osmanlı vatandaşı olarak başlamış ve dünya vatandaşı olarak Lizbon’da son bulmuştur. Irak petrollerinden aldığı komisyonlar nedeniyle adı “Bay yüzde 5”olarak anılan ve 20.yy’ın en zenginlerinden biri olan Gülbenkyan’ın koleksiyonu evim dediği Portekiz’e bırakılmıştır. Lizbon’da yapılacaklar listesinde üst sıralarda olmalı, mutlaka görülmeli.
Lizbon Gülbenkian MüzesiGülbenkian Müzesi’nin güzel parkındanGülbenkyan Müzesinde sergilenen koleksiyondan
Lizbon İsa Heykeli ( Cristo Rei ): Aslında Lizbon gezisi planlarken buraya gelmeyi pek düşünmemiştik, her yer bitsin zaman kalırsa gideriz dedik. Heykel şehrin karşı yakasında, köprü geçmek gerek, bir de heykelin olduğu tarafta çok fazla cazibe merkezi yok. Ayrıca her yerden de görülebildiği için listemizin alt sıralarındaydı. Müzeden sonra ziyaret edeceğimiz yer olan Kaşifler anıtına gitmek üzere müzeden ayrıldık. Amacımız müze gezisi sonrası geri dönüp Belem tarafını ve Kaşifler anıtını gezmekti. Ama müze çıkışı yolumuzu şaşırdık ve nasıl başardıysak yürümenin pek mümkün olmadığı otoban gibi bir yere çıktık. Buradan bir otobüse bindik. Mutlu mesut yolumuza devam ederken bir baktık ki 25 Nisan köprüsü üzerindeyiz yani karşı yakaya geçiyoruz. Aslında köprüden önceki durakta inmemiz ve aktarma yapmamız gerekiyormuş ama ineceğimiz durağı şaşırdık, şoförün ne dediğini de anlamadığımız için olan oldu deyip yola devam ettik mecburen. Şöyle düşünün Beşiktaş yokuşundan iniyorsunuz, gideceğiniz yön Dolmabahçe tarafı, inip o yöne bir şeye binmeniz lazım ama inmediğiniz ve de başka durak olmadığı için mecburen boğaz köprüsünden karşıya geçiyorsunuz. Böylelikle zorunlu İsa Anıtı ziyaretimizi gerçekleştirdik ama hiç pişman olmadık. İsa heykelinin asıl orijinal olanı bildiğiniz gibi Brezilya’da. Buradaki onun küçük bir benzeri. 80 metre uzunluğunda ve çok güzel panoramik bir manzaraya sahip. İsa kollarını Lizbon şehrine doğru açmış, şehri kutsuyor. Heykelin en üstüne çıkılabiliyor. Saat 18.00’e kadar açık. Manzarası gerçekten çok güzel ayrıca insana huzur veren bir sessizlik hakim, fonda da hafif bir ilahi duyuluyor. Fırsatınız varsa mutlaka gelin. Gelmek için Baxia’ya çok yakın olan Cais do Sodre’den, Cacilhas’a giden feribotla karşı yakaya geçip oradan 101 numaralı otobüsle gelebilirsiniz. Ya da izlediğimiz rotayı izleyerek müze sonrasında Av Calouste Gulbenk caddesindeki duraktan (Acesso Av J Malhoa) otobüslerle karşıya geçip Portagem durağıdan inerek Cristo Rei’yi ziyaret edebilirsiniz (3710 ya da 3716 numaralı otobüs). Portagem durağından anıt yaklaşık 800 metre uzaklıkta. İsa anıtından sonra tekrar karşı yakaya geçmek üzere otobüs durağına geldik.
Lizbon Cristo Rei
Lizbon 25 Nisan Köprüsü ve LX Factory: 25 Nisan Köprüsünden karşı tarafa geçince şoförün işaret ettiği durakta indik. Belem’e geçmeden önce köprünün altında bulunan LX Factory’i görmek istedik. Burası 19.yy’dan kalma bir tekstil sanayi kompleksi. Şimdilerde ise sanat eserlerinin satılığı çeşitli dükkanlar, trend restoran ve kafelerin bulunduğu bir alana dönüştürülmüş farklı bir yer. Yolunuz düşerse burayı mutlaka görün. 25 Nisan köprüsü ise 1966 yılında hizmete açılmış. Lizbon’un diğer köprüsü 17 km ile Avrupa’nın en uzun köprüsü olan Vasco da Gama Köprüsü‘dür.
25 April Bridge
BelemBölgesi : LX Factory’i gezdikten sonra Belem’e geçtik. Belem bölgesi tarihte çok önemli bir liman ve ticaret merkezi durumundaymış. Burada bahsedeceğimiz her nokta birbirine oldukça yakın, herhangi bir araca binmeden ziyaret edebilirsiniz. Belem, Portekizli denizci ve kaşiflerin denize açıldığı yer. Baxia tarafından gelecek olursanız ve yürümek istemezseniz tramvayla gelebilirsiniz.
Belem Kulesi (Torrede de Belem) : Belem’de ilk durağımız 16. yy.’da kaşif Vasco da Gama anısına yapılmış Gotik tarzda, çok güzel ve zarif bir kuledir. Unesco dünya mirası listesine alınmıştır. Toplam 4 kattan oluşan kule, üzerinde haçlı kalkanlarla süslenmiştir. Kulenin her köşesinde gözetleme kuleleri vardır. İçinde valilik odası, Kral odası, teras ve en altta verandası bulunur. Girişte verilen kulaklıkla ziyaret edilir. Ziyaret saati 10:00-17:30 saatleri arasında olup ücreti 6 Euro’dur. P.tesi günleri kapalıdır. Kuleye tahta merdivenden geçilerek çıkılır. İçeri sınırlı sayıda ziyaretçi kabul ettikleri için yüksek sezonda çok uzun kuyruklar oluşabilir o nedenle de böyle bir durumla karşılaşırsanız beklemek ne kadar mantıklı olur siz karar verin deriz. Mimari olarak Portekiz’e özgü manuelin tarzındadır (geç gotik dönemi, gösterişli ve karma bir model uygulanması). Vasco de Gama anısına yapılmıştır. Lizbon şehrinin sembollerinden biridir. Kulede Lizbon şehrinin korunması amacıyla 16 adet top yerleştirme deliği bulunur,
Lizbon Keşifler Anıtı : (Padrao dos Descobrimentos). Nehir kıyısında, Portekiz’in dünyaca ünlü kaşiflerinin anısına yapılmış bir anıttır. Her iki tarafında 30 adet kabartma bulunur ve 1960 yılında açılmıştır. Belem Kulesine yürüme mesafesindedir. Yelkenleri açık bir gemi şeklinde ve 52 metre yüksekliğindedir. En önde nehre bakan kişi Portekiz’in coğrafi keşiflerinin yapılmasında önemli bir yeri olan, keşiflerin destekçisi Prens Henry anıtta en ön sırasında yer alır, arkasında Vasco da Gama (Hint Okyanusunu Kefşetti), Pedro Alvares Cabral (Brezilya’nın kaşifi), Bartolomeu Dias (Ümit Burnunu geçen denizci) gibi isimler bulunmaktadır.
Lizbon Jerenimo Manastırı: Keşifler anıtından yaklaşık 10 dakika yürüme mesafesinde, deniz tarafında değil yolun karşı tarafında bulunmakta. Jerenimo Manastırı, Belem bölgesindeki Lizbon’un en önemli gezi noktalarından biri. Mutlaka görülmeli. Unesco tarafından Dünya Mirası Listesine alınmıştır. İçinde Vasco de Gama’nın mezarı bulunur. Yapımı 100 yıl sürmüş, 1601’de açılmıştır. Ağırlıklı olarak Gotik ve Rönesans mimari özellikler taşır. Lizbon’daki en güzel yapıdır desek abartmış olmayız. Giriş ücreti 6 Euro olup, Pazartesi günleri ziyarete kapalıdır.
Arkeoloji Müzesi Manastırın yanında bulunur. Roma döneminden mozaikler, takı ve süs eşyaları, Arap döneminden eserler ve Portekiz’deki kazılarda elde edilen buluntular yer almaktadır.
Maritime Museum (Denizcilik Müzesi) Ziyaret etmedik ama müze manastıra çok yakın bir yerdedir.
Palacio de Belem (Devlet Başkanı Sarayı) Rua de Belem üzerinde ayrıca Devlet Başkanı Sarayı bulunur. 1910 yılından bu yana, Portekiz Başkanının resmi konutu olarak kullanılmaktadır. Sarayın önündeki anıt Portekiz’in Hindistan valisi Afonso de Albuquerque’ye aittir. Sarayın belli bölümleri Cumartesi günleri ziyarete açılır.
Museu Nacional dos Coches ( At arabaları müzesi ) Belem Sarayını geçince ulaşılır. Bu müze, Lizbon’da en çok ziyaret edilen müzeymiş. Kral D. Carlos’un eşi Kraliçe D. Amelia onuruna 1905 yılında müzeye çevrilmiş ve binicilik okuluymuş. Ziyaret ederseniz gösterişli kraliyet arabalarını çok beğeneceğinize eminiz.
Pasteis Belem – Belem turtası Lizbon Yeme/içme başlıklı yazımızda detaylı olarak bahsedeceğimiz Belem Turtasını yemek için Belem’deyken, Pasteis Belem’e gelmeyi ihmal etmeyiniz. Şehirde bir çok yerde yapılmakla birlikte bir çoğunun Belem’de yiyeceğiniz gibi olmayacağına eminiz. Zevkler farklıdır elbet ama biz çok sevdik kendisini, keşke olsa da yesek tekrar. İstanbul’da yapan birkaç yerde tadımladık ama inanın yakınından bile geçmiyor hiçbiri.
Torrede de BelemLizbon Keşifler AnıtıLizbon Jeronimo ManastırıJeronimo Manastırı-İç AvluJerenimo Manastırı-Vasco do Gama’nın mezarıJerenimo Manastırı – Mozaik süslemeler
3.Gün: Alfama Bölgesi -28 numaralı tramvay- Alfama, Baxia bölgesinin komşusu. Tarihi 12. yy’la dayanan mahalle, seramik kaplı evleri, dışarı asılı çamaşırları ile Lizbon’un en eski mahallelerinden biri. Lizbon’daki 1755 depremini çok az hasarla atlatan ender yerlerden. Adını Arapça hamam demek olan Al Hamam’dan almakta. Sokaklarında, geleneksel el sanatı ürünleri satan dükkanlar ve kafeler sıralı. Burası aynı zamanda Fado’nun doğum yeri ve Fado gecesi yapmak isterseniz bolca Fado evi var. Bu bölgede yaşayan kadınların eş ve sevgililerini denize gönderdikleri zaman okudukları ağıt ile ortaya çıkmış müzik türü olan fadonun temelini hüzün ve özlem oluşturmakta. Biz fado gecesi yaptık mı açıkçası hayır. Hem fazla turistik bir aktivite hem de Fado evlerinden dışarı taşan müzik bize yeterli geldi açıkçası. Alfama bölgedeki evler çok güzel azulejo adı verilen seramik süslemelerle kaplı. Gelelim bu günümüzü nasıl programladığımıza. 28 numaralı tramvaya sabah erken saatte Martim Moniz meydanından bindik. Lizbon’un daracık, inişli çıkışlı sokaklarından etrafımızı seyrederek keyifli bir yolculukla Lizbon kalesine ulaştık. Tramvaydan Miradouro Santa Luzia durağında indik.
Sao Jorge Kalesi (Lizbon Kalesi): Kale muhteşem bir manzaraya sahip. Tejo nehri ve Lizbon tüm güzelliği ayaklarınızın altında. Şehrin savunması amacıyla yapılmış, 1255 yılından sonra da kraliyet sarayı olarak kullanılmış. İçinde gezecek çok bir şey yok ama kale ve 11 burç görülmeye değer. 1531 yılındaki depremde ciddi şekilde hasara uğramış ve önemini kaybetmeye başlamış, 1755 yılındaki depremle de kullanılamaz hale gelmiş. 1940’lar da yenileme çalışması yapılmış. Kale içinde küçük arkeolojik bir müze var. Buradan çıkarılan arkeolojik buluntular sergilenmekte. Kaleyi gezdikten sonra aşağı doğru inmeye başladık. Burada manzara büyüleyici, kaleden çıktıktan sonra önünüze gelecek Miradouro Santa Luzia adlı kafede soluklanıp kahve eşliğinde manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Miradouro seyir terası demektir ve Lizbon’da sıklıkla karşılacaksınız.
Lizbon Katedrali: Yoldan inerken önünüze Lizbon Katedrali yani Santa Maria Major de Lisboa ya da kısaca Se de Lisboa, gelecek. Bir benzeri Porto’da bulunan yapı 12.yy tarihlenir. Dışında iki çan kulesi ve gül pencere görülmeye değer. Kaleye çıkmayacaksanız 28 numaralı tramvaydan önünde inebilirsiniz. Daha önce bulunduğu yerde bir cami varmış ve şehir Araplardan alındığında bu caminin yerine inşa edilmiş. Biz içine girmedik ama girmek isterseniz giriş 5 Euro.
Lizbon Fado Müzesi: Bizim gezemediğimiz Fado müzesi de bu bölgede. Girişi 5 euro. Müze 1998 yılında açılmış. İçinde çeşitli enstrümanlar, fotoğraflar, giysiler ve Fado’yla ilgili çeşitli şeyler bulunmakta.
Casa dos Bicos: Se Katedralini gördükten sonra buraya yürüyerek birkaç dakika uzaklıkta bulunan Rua dos Bacalhoeiros caddesindeki Casa dos Bicos‘u görmeye gittik. Girmek isterseniz ücreti 3 euro ancak girmeseniz de 1125 adet elmas şeklinde taşla kaplı olan binayı dışından da olsa görün deriz. 16.yy. yapılmış olan bina balık deposu olmak üzere tarihinde çeşitli amaçlarla kullanılmış, günümüzde ise ülkemizde Körlük adlı kitabı oldukça tanınan Portekizli yazar Jose Saramago Vakfına aittir. Mimarisinin Venedik saraylarını örnek alınarak yapıldığı düşünülmektedir. Biz girmedik, dışından görmekle yetindik.
Santa Engrácia Kilisesi-Pantheon: Alfama bölgesindeki bu kilise bölgenin görülmeye değer yapılarından biri gerçekten. Lizbon’daki en eski kiliselerden olup yapımına 17.yy. da başlanmış, 20 yy. da Pantheon’a çevrilmiştir. Barok mimari özelliklere sahiptir. Portekiz ileri gelenlerinin mezarı bulunur. İç mekan Roma’daki Aziz Petrus Bazilikasına benzer yapılmıştır. Ayrıca panaromik, harika bir manzaraya sahiptir. Vaktiniz varsa kesinlikle görmenizi tavsiye ederiz. Adresi: Campo de Santa Clara
Feira da Ladra: Geçmişi 13 yy.’a dayanan bit pazarı da bu semtte kurulmakta. Salı ve C.tesi günleri kuruluyor. Denk düşemedik ama meraklılarına duyurulur.
St. Anthony Kilisesi: Yerel halk tarafından en sevilen kiliselerden. İç, görülmeye değer. Kilise, evlilik ve ailenin koruyucusu olduğuna inanılan St. Anthony’nin doğduğu yere yapılmış. Her yıl Haziran ayında toplu düğün ve kutlamalar yapılmaktaymış.
Museu dos Azulejos : Burası aslında Alfama bölgesine yaklaşık 2.7 km uzaklıkta, merkezin biraz dışında. Gelmek isterseniz bir şeye binmekte fayda var. Sadece Lizbon’un değil dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen çiniler de sergilenmekte. Türkiye tarafından, Bülent Erkmen ve Zaha Hadid tarafından yapılmış 2 adet çini pano hediye edilmiş ve bunlar kalıcı koleksiyon arasında. P.tesi günleri kapalı. Av. Infante Dom Henrique üzerinde yer alır. Lizbon’da gerçekten de görülmeyi hak eden yerlerden biri. Konuyla pek alakam yok diyenleri dahi etkilemeyi başarıyor. Aralarında 600 yıllık çiniler dahi var. Listenizde bulundurmaya çalışın.
Alfama gezimizi sonlandırdıktan sonra Cais Do Sodre bölgesindeki gittik. Bu bölgede akşam yemek yemeyi planladığımız Time Out Market bulunmakta. Yeme içme bölümünde bahsedeceğimiz Cais do Sodre’deki Time Out Market ve sonrasında bir şeyler içmek için gittiğimiz meşhur Pink Street Lizbon’da görülmesi gereken yerlerden.
Miradouro Santa Luzia-Çok güzel seyir terasına sahip olan kafede dilerseniz bir şeyler yiyip- içebilir, manzaranın keyfine varabilirsiniz.
Santa Maria Major de Lisboa–İki yanında çan kuleleri ve gül penceresi ile görülmeye değerPortekizli yazar Jose Saramago Vakfına ait Casa dos Bicos– Cephesi 1125 adet elmas şeklinde taşla kaplı Santa Engrácia KilisesiNational Azulejo Museum
Geceleri oldukça hareketlenen Lizbon Pink Street
4. Gün: Sintra – Lizbon’daki 4.günümüzü bu güzel ve masalsı yere ayırdık. Sintra ile ilgili tüm detayları Sintra başlığı altındaki yazımızda anlattık. Kısaca bahsetmek gerekirse Sintra Lizbon’un en önemli cazibe merkezlerinden biri diyebiliriz. Sintra’da üç önemli ziyaret noktası var, Pena Sarayı, Qinta da Regaleira ve Castelo dos Mouros (Moorish Castle). Rossio’daki tren istasyonundan trenle gidilmekte.
5.Gün: Güzel Lizbon’a veda ediyoruz..
Lizbon yeme içme ve Sintra gezilecek yerler başlıklı yazılarımızın linkleri aşağıda bulunmaktadır.
Balkan özellikleri taşıyan, et severleri oldukça memnun edecek lezzetli bir mutfak daha. Et ve hamur ağırlıklı Sırbistan mutfağı, köftesinden böreğine hiç de yabancısı olmadığımız lezzetleri barındırmakta. Ziyaretçilerine de bu lezzetlerin sonuna kadar tadına varmak düşüyor. Belgrad, çok büyük bir kent olmamasına rağmen restoran, cafe, bar ve gece hayatı bakımından çok zengin bir şehir. Kendimize göre gideceğimiz yerleri listeledik ama daha onlarcası var ve 4-5 güne inanın asla sığmaz.
Belgrad Yeme içme önerileri : Belgrad’da ne yenir , nerede yenir?
Belgrad Skadarlija Caddesi : Belgrad’daki ilk akşamımızda hem caddeyi gezmek hem de yemek yemek için Skardalija caddesinde karar kıldık. Öncesinde otelden aldığımız bilgiye göre bu caddedeki tüm restoranların birbirine benzer olduğu ve hangisinde girersek girelim memnun kalacağımız bilgisini aldık. Caddedeki restoranlar menü bakımından birbirinin aynısı diyebiliriz. Akşamları oldukça keyifli hale geliyor. Mekanların hemen hepsinde canlı müzik var ve keyifli ezgiler, şarkılar sokağa taşıyor. Seyahatimizin kalabalık bir döneme denk gelmemesi nedeniyle önceden rezervasyon yapma gereği duymadan adını daha önceden not ettiğimiz Tri Sesira’da karar kıldık ancak rezervasyonumuz olmadığı için giremedik. Küçük bir hayal kırıklığı yaşadıktan sonra “Tri Sesira, sen kaybettin” diyerek ayrıldık. Bu arada aynı uçakta seyahat ettiğimiz bir aileyle daha sonra yol üstünde karşılaştığımızda onların da bizimle aynı gün ve saatlerde burada rezervasyonsuz olarak yemek yiyebildiklerini öğrendik. Onlar iç mekanda yemişler. Bilemedik içeride şansımızı deneseydik oturabilir miydik, bahçe tarafı mı yoğundu ancak bize seçenek sunulmadı. Sanırız Skadarlija’da en popüler yer burası ve çalışanları mekana duyulan yoğun ilgiden dolayı biraz havalanmış. Müşterinin yüzüne bakmıyor, sesini duymuyor, görmeyen gözlerle sürekli ileri bakıyor:))) İsim yapmış, ilgi gören bazı işletme çalışanlarının zamanla o yere davranışlarıyla zarar verebileceğini düşünmekteyim. Biz de göreceli olarak daha sakin olduğuna karar verdiğimiz Zlatni Bokal’de karar kıldık.
Zlatni Bokal : Yerel lezzetlerin hepsini bulabileceğiniz bir restoran. Kızgınlıktan değil samimiyetle iyi ki de Tri Sesira’da yer bulamamış ve buraya gelmişiz. Tabakların doyuruculuğu ve lezzeti oldukça tatmin edici. İç mekanı da dış terası da güzel. Ayrıca çalışanları çok yardımcı ve güler yüzlü. En azından bizimle ilgilenen kişi gayet iyiydi. Menü hakkında sıkılmadan detaylı bilgi verdi. Balkanların kaymakla servis edilen Cevapi köftesinden ve menüdeki Monastry Chicken adlı tavuktan aldık. Cevapi de tavuk da gerçekten çok başarılıydı. Bunun dışında Serbian Ajvar söyledik. Ajvar Sırbistan’a özgü, kırmızı kapya biberden yapılan, menüde salatalar kısmında yer almakla birlikte salatadan ziyade ekmeğe sürmelik bir meze. Türkiye’de de benzerleri mevcut. Sırbistan’da masaya ne söylüyorsanız ekstra ücrete tabi. Mesela ajvarı yiyebilmek için ekmek istedik ekmek ücretli, patates tavanın yanına ketçap istedik, bir tatlı kaşığı ketçap getirdiler, ücretli vs.
Cevapi Köfte
Monastry Chicken
Sırp birası
Belgrad Lorenzo & Kakalamba: Belgrad’ın en ikonik restoranı sanırım. Mekanın dekorasyonu ilginç, nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz, keyifli ve oldukça popüler bir yer. Birbirinden alakasız objeler bir harmoni içinde sıralanmış ama rahatsız edici değil, en azından biz sevdik. Hafta arası ve biraz erken saatte gittiğimiz için kolaylıkla yer bulabildik. Yemeklerine gelince İtalyan ağırlıklı. Tagliatelle gayet lezzetliydi ama lazanyası biraz tuzlu ve fazlaca domates sosluydu. Şarapları güzel. Buraya dilerseniz yemek yerine bir içecek/kahve veya tatlı için gelebilirsiniz. Oldukça farklı ve hoş, gelmeye çalışın deriz.
Belgrad Lorenzo & Kakalamba
Lorenzo & Kakalamba
Belgrad Manufaktura: Akşamları çok hareketli, canlı müzik eşliğinde eğlenceli yemek yeme imkanı sunmakta. Yemekleri ortalama ama sevilen ve kalabalık bir mekan. Kralja Petra Caddesi 13 numara. Knez Mihaliova caddesine çok yakın.
Belgrad ManufacturarestoranBelgrad Manufactura
Belgrad Savamala Bölgesi : Bronko Köprüsünden Karadordeva Caddesine doğru olan bölge, şehrin Savamala olarak bilinen bölgesi. Belgrad’ın hareketli gece hayatının, restoran, cafe ve barların bulunduğu bölgelerden diyebiliriz. Karadordeva Caddesi üzerindeki Beton Hala, nehir kenarında sıralı birçok mekanın bulunduğu yer. Biz bunlar içinde Ambar restoranı denedik.
Belgrad Ambar Restoran : Belgrad’da en çok beğenilen restoranlardan biri diyebiliriz. Geleneksel Sırbistan mutfağının iyi bir örneği. Tadım menüsü alırsanız birçok lezzeti tatma imkanı bulabilirsiniz. Dış mekanı sıradan olsa da iç mekan güzel, çalışanları da çok ilgili. Akşam üzeri gittik ve dış mekanda oturduk. Manzarası da güzel. Menüsü zengin, tabakları oldukça doyurucu. Kesinlikle tavsiye edebileceğimiz bir yer. Yemek olarak dana etli Karadordeva Snicla ve salata tercih ettik. Restoran Beton Hala, Karadordeva caddesi 3 numara
Ambar Balkan CuisineAmbar
Comunale: Ambar restoranının yan tarafındaki İtalyan restoranı. Maalesef burayı denemeye fırsatımız olmadı ama oldukça popüler belki sizler et yemek istemediğiniz bir gün deneyebilirsiniz. Adres Beton Hala, Karederdova
Gardos Restoran ve Cafe: Zemun’da bulunmakta, Gardos Kulenin yanı. Sakin ve hoş bir yer. Zemun’a gelirseniz mutlaka gelin. Gardos Kulenin yanında. Çok huzurlu bir mekan. Biz gerçekten çok sevdik. Çalışanları çok kibar, insanı dinlendiren bir yer. Manzarası da güzel. Dilerseniz yemek dilerseniz kahve veya farklı bir kokteyl alıp buranın keyfini çıkarın. Kokteyllerini çok lezzetli bulduk açıkçası fiyatları da uygun.
Belgrad Gardos RestoranBelgrad Gardos Restoran
Tortilla Casa: Döneceğimiz gün denediğimiz Meksican fast food. Knez Mihaliova’nın bir alt caddesinde. Oldukça kalabalık. Tortilla yedik, istediğiniz malzemelerle kendiniz hazırlatıyorsunuz. Oldukça doyurucu boyutlarda ve uygun fiyatlı diyebiliriz.
Tortilla Casa
Ferdinand Knedle: Knedle, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminden, içi normalde kayısı veya erik dolgulu toplar diyebiliriz. Dış hamuru patates ve undan yapılma. Ferdinand Knedle’de farklı dolgu malzemelerinde yapılmış knedle çeşitleri var. İçi çikolata dolgulu ve frambuazlı olanından denedik ve memnun kaldık. Knez Mihaliova caddesinde Rajiceva Shopping center önünde seyyar araçta satılandan aldık ama bu caddenin paralelindeki Topcilin Venac caddesi‘nde dükkan ve cafe olarak da hizmet veren yeri de bulunmakta. Hem tatlınızı yiyip hem kahvenizi içebilirsiniz. Buralara gelmişken denenebilir.
Ferdinand Knedle
CRNA OVCA Dondurmacı: Bir dondurma diyarı olmasa da Belgrad’da lezzetli dondurmalar yiyebileceğiniz yerler mevcut. Biz Crna Ovca’da yedik ve memnun kaldık. İlginç olan külaha istediğiniz çeşitleri koyduktan sonra dondurmanızı tartarak vermeleri. Tartıda eksik çıkarsa ilave ediyorlar. Yani bizdeki gibi miktarı dondurmayı koyan kişinin inisiyatifine bırakmamışlar. Knez Mihaliova’ya yakın bir konumda.
Crna Ovca
Sütlaç-Sutlijas Bar: Sevgili sütlacımız üzerine farklı malzemeler döşenerek porsiyonlar halinde satılmakta. Açıkçası bizde yapılan sütlacın eline su dökemez ama yine de farklı olmuş ve sütlaç severler denemeli. Sütlaç kısmı daha az şekerli ve daha koyu kıvamlı, pilav gibi. Tadını üzerindeki malzemeden alıyor. Karamellisi, kit katlısı, oreolusu, meyvelisi birçok çeşidi var. Biz kit katlı olandan denedik. Knez Mihaliova caddesinin bir paralelinde Topličin venac caddesi, 3 numarada bulunuyor.
Sutlijas Bar Rice KingsSutlijas Bar Rice Kings
The Black Turtle II: Farklı lezzetlerde biraları var ve kendileri yapıyorlar. Çilekli ve yaban mersinlisini denedik ve çok sevdik. Gittiğimiz şubesinin yeri çok güzel. Ayrıca çalışanları sevimli ve güler yüzlü. Dışarıda oturursanız manzarası da iyi. Adresi Kosančićev venac 30. Knez Mihaliova caddesine çok yakın.
The Black Turtle II
Ülkemiz hamur işleri açısından çok zengin bir ülke. Belgrad’taki örnekler ülkemizdekilere benziyor. Zaten kaldığımız otelde de sabahları börek türü çeşitli hamur işleri servis edilmekteydi. O nedenle de fırın benzeri yerleri çok fazla listemize eklemedik. Ama Knez Mihaliova caddesi üzerinde yürürken insanların elinde yerken görüp merak ettiğimiz görünüm olarak galeta benzeri ama yumuşak, lezzet olarak sarımsaklı hamur işinden aldık. Ayaküstü atıştırmalık olarak gayet iyi ve oldukça lezzetli.
Belgrad gezilecek yerler yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Ürdün Orta Doğu’da yer alan ve sınırları içinde kesinlikle görülmesi gereken benzersiz yerler bulabileceğiniz bir ülke. Avrupa’dan son derece farklı ve bir o kadar unutulmaz deneyimler sunmakta.
Ürdün gezilecek yerler yazımda temel bilgiler dışında ayrıca gezilecek yerlerle ilgili detaylı anlatımların bulunduğu yazılarım linkleri de aşağıda yer almaktadır.
Ürdün nerede ? Orta doğuda krallıkla yönetilen bir arap ülkesidir. Irak, İsrail, Suudi Arabistan ve Suriye’ye komşudur.
Ürdün’e Vize gerekiyor mu ? Vizesiz gidilebilecek ülkeler arasında olması oldukça caziptir.
Ürdün’de kapanmak gerekir mi ? Tesettür zorunluluğu bulunmamaktadır.
Ürdün’de Ne Giyilir- Ürdün’de tesettür giyinmeniz gerekmemekle beraber şehir merkezlerinde çok dekolte giyinmemenizi tavsiye ederiz. Mini etek, şort benzeri kıyafetler çok uygun değil. Akabe Amman’a göre daha modern ve rahat bir şehir. Denize girebilir, dalış yapabilirsiniz. Cami gezisi yapacak olursanız içeri girerken başınızı örtmeniz gerekir.
Ürdün’den ne alınır: Özellikle aromalandırılmış kahve, zahter ve kimyon benzeri çeşitli baharatlar almanızı tavsiye ederiz. Bunun dışında ölü deniz çamuru ve maskeler, keffiyeh adındaki ortadoğu’ya özgü örtü ve kumdan yapılmış süs eşyaları alınabilir.
Ürdün’de alkol içilir mi ? Alkol kullanımı yasak olmamakla birlikte alkol satılan yerler oldukça az ancak gece klubü, oteller ve bazı mekanlarda alkol bulabilirsiniz.
Ürdün Para Birimi nedir ve Ürdün ucuz mu?- Para birimi Ürdün Dinarı. Amerikan Doları ve Euro’dan daha pahalı. Dolayısıyla Ürdün ucuz bir ülke statüsünde değil. Kredi kartı rahatlıkla her yerde geçiyor ama nakit de lazım. Nakit ihtiyacınızı çok mecbur kalmadıkça hava limanlarında karşılamayın yada çok az miktarda Ürdün Dinarı alın. Havaalanı yerine gittiğiniz şehirde daha iyi fiyatlarla bozdurabileceğiniz güvenilir yerlerde ya da bankada paranızı çevirin.
Ürdün’e Ne zaman gidilmeli- Her mevsim gidilebileceği gibi yazların çok sıcak olduğunu göz önünde bulundurmanızda fayda var. En ideali şüphesiz bahar ayları. Şubat başında gittiğimiz halde ince bir mont ve polar gayet yeterli geldi ayrıca Lut Gölüne de üşümeden rahatlıkla girdik. Sadece Kızıldeniz’de yüzmek isterseniz biraz serin gelebilir ama yine de sıcaklık 20 derece civarıydı. Ama kış aylarında gelir ve Wadi Rum’da konaklamak ya da Petra by nigth yapmak isterseniz yanınızda mutlaka uygun kıyafetler bulundurmalısınız.
Ürdün gezilecek yerler
Amman Old Town
Jerash Antik kenti-Amman’a 22 km, fazladan gününüz varsa gidilebilir, bir saatte gezilebilecek büyüklükte bir antik kent, biz zamanımız olmadığı için gidemedik.
Madaba şehri (Medeba)- Amman’ın 30 km. güneyinde yer alan şehir. Amman’da fazladan gününüz varsa ya da Akabe’ye gidiyorsanız yol üzerinde görülebilir. Ürdün’ün 5. büyük kenti. Hristiyan nüfus oldukça fazla. St. George Ortodoks Kilisesi mutlaka gezilmeli. Bu kilise zeminindeki 6.yy tarihli mozaik harita dünyanın en eski orta doğu haritatası. İki milyondan fazla parçadan üretildiği düşünülmekte ve birçok kaybı olamasına rağmen günümüze kadar gelmiş. Girişi 1 JOD.
Ürdün Nebo Dağı ve Yılan Anıtı-Amman’a 35, Madaba’ya 10 km mesafede bulunmakta. Tevrat’a göre Hz. Musa’nın vad edilen toprakları gördüğü ve öldüğü yer olarak düşünülmekte. Dağın tepesinde kilise de harika mozaikler bulunmakta. Dağa Giriş 2 JOD.
Lut Gölügezisi
Petra Antik Kenti
Wadi Rum ve Hicaz Demiryolları
Akabe ve Kızıldeniz
Ürdün kaç günde gezilir ve Ürdün’de ne yapılır ? Ürdün’ün her yerini gezmek isterseniz en az 6 gün gerekli. 6 gün kesinlikle insanı sıkmadan rahatça gezmenizi sağlar.
Gün- Amman ve çevresi
Gün-Amman-Akabe Yolu üzeri; Madaba, Nebo Dağı ve Lut Gölü gezisi, Akabe’ye varış.
Gün-Petra (tam gün Petra, dilerseniz Petra by nigth) İkinci günün sonunda Akabe yerine direk Petra’ya gelip konaklar ve Petra by nigth yapabilirsiniz.
Gün-Wadi Rum ve Hicaz Demiryolları gezisi (dilerseniz Wadi Rum konaklamalı), çöl safarisi
Gün-Akebe Kızıldeniz dalış ve kızıldeniz cam tekne gezisi
Gün-Akabe şehir merkezi gezisi, dilerseniz alışveriş.
Ürdün haritası
Zaman sıkıntınız yoksa gelmişken her yerini bir güzel gezin, kesinlikle pişman olmazsınız. Ürdün’e bir daha gider miyim kesinlikle giderim ve gitmişken Petra by nigth yapmak ve Wadi Rum camp otelde konaklamayı gerçekten çok isterim.
Ürdün’de ulaşım– Ürdün’de toplu taşıma hizmeti gerçekten yok denecek kadar yetersiz. Jett Buss adlı kısıtlı otobüs servisi ve küçük minibüslerle ulaşım sağlanmakta ve bunları da daha çok yereller kullanıyor. Taksi’de seçenek ancak pahalı bir seçenek. Ülkeyi baştan sona gezmenin en iyi yolu araç kiralamak. Zaten küçük bir ülke ve uçtan uca yaklaşık 4-5 saatlik yol. Amman’dan başlayıp Akabe’den ya da tam tersini yaparak gezinizi tamamlayabilirsiniz. Bu arada hiç birini yapmak istemezseniz de bulunduğunuz şehirden gideceğiniz yerlere tur ayarlayabilirsiniz.
Ürdün’de ne yenir- Ürdün’de kesinlikle aç kalmazsınız, hem et severler hem de veganlar için cennet bence. Bizim damak zevkimize oldukça uygun ve tanıdık bir mutfak. Lübnan, Suriye, İran ve Akdeniz’den etkileşimler bütünü. Zeytinyağlılar, tahinli-yoğurtlu mezeler, sarımsaklı lezzetler, lavaş, pilav ve et yemekleri, şiş kebap ve döner, künefe ve baklava gibi tatlılar, ülkemizde karşılaşacağınız lezzetlerin Ürdün versiyonları. Konuyla ilgili detaylı yazımın linki aşağıdadır.
Ürdün güvenli mi- Ürdün siyasi anlamda çevresindeki ülkelerle iyi geçinmekte, istikrarlı ve güvenilir bir ülke. Terör ve güvenlikle ilgili herhangi bir sorun yok. Türkleri seviyorlar, hiç bir sorun yaşamıyorsunuz. Genel olarak güvenilir diyebiliriz ancak tek başına kadın olarak Ürdün’e gidilir mi açıkçası pek önermem ama birkaç kişilik bir grup ile yapılabilir. Yine de yanınızda erkek olması kendinizi daha rahat hissettirecektir. Gezerken de kalabalık ve merkezi yerlerden çok uzaklaşmamanız iyi olur. Çok ucuz yerlerde konaklamanızı tavsiye etmem. Gezilerinizi şehir merkezlerinden alacağınız turlarla yapmanız çok daha güvenilir olur.
St. George Ortodoks Kilisesi zeminindeki 6.yy tarihli mozaik haritaHz. Musa’ın vadedilen toprakları gördüğü söylenen Nebo Dağı
Aşağıda sırasıyla, Amman gezilecek yerler, Akabe gezilecek yerler, Petra gezilecek yerler, Ürdün Lut Gölü, Ürdün Wadi Rum ve Hicaz Demiryolu ile Ürdün Yeme/İçme başlıklı yazılarımıza ulaşabilirsiniz.
Ortadoğu mutfağı özellikleri taşır. Bir lezzet cennetidir. Suriye ve Lübnan mutfağındaki yemekleri Ürdün’de de bulabilirsiniz. Yemeklerin tamamında et, hamur ve bakliyat başroldedir. Lavaş çok tüketilmekte, biz nasıl ekmeksiz olamıyorsak, Ürdün halkı için de lavaş masanın olmazsa olmazı diyebiliriz. Ürdün’ün en meşhur yemekleri arasında ülkemizde Mardin, Siirt ve Hatay yöresinde de yapılan maklube (etli pilav) , mansaf (koyun eti ve içine badem konularak hazırlanan sos ve ile yapılıyor) ve şiş kebap sayılabilir. Ayrıca shawarma (şavurma-döner), falafel (nohut köftesi), mutebbel (tahinli patlıcan ezmezi), tabule ve humus da yöre mutfağında yer alan lezzetler arasındadır. Tatlı olarak da baklava ve künefe çok güzel , özellikle künefeleri muhteşem. Biz İstanbul’da hiç künefe yememişiz dedirtecek kadar lezzetli.
Ayrıca çay ve nane çayı Ürdün’de çok tüketilmekte ve her türlü çayı oldukça şekerli içmekteler. Türk kahvesi de her yerde bulunur ve sevilerek içilir.
Bunun dışında Ürdün’de Lübnan, İsrail ve Suriye’de de bulunan Arak isimli üzüm, hurma ve şeker kamışından üretilen tatlı ve yüksek aromalı bir tür rakı da bulunmaktadır.
Ürdün’de bolca nargile cafe de hizmet vermektedir.
Amman’da Al Balad bölgesindeki Hashem restoran yerel lezzetleri bulabileceğiniz meşhur restoranlarından biri
Yine Amman Al Balad bölgesinde, Hashem restoranın yakınındaki Habibah künefe yiyebileceğiniz en iyi adreslerden biri
Akabe Pistachio Sweets&Cafe– Akabe’deki bu tatlıcıda künefe (Knafeh) yemenizi öneririz.Künefe Ürdün’de genelde büyük tepsilerde hazırlanıp, dilim halinde servis edilmekte
Künefe
Akabe Lebnani Snack’de mutlaka taze sıkılmış meyve suyu için
Lebnani Snack’de hazırlanan meyve suları
Shawarma (döner, etli ya da tavuklu olabiliyor)
Maklube-Etli Pilav
Mansaf
Mutebbel (Tahinli, yoğurtlu patlıcan ezmesi)
Tabule aslında Lübnan salatasıdır. İnce bulgur, maydanoz, taze nane, kişniş, taze soğan, domates ve salatalıktır. Salatanın en önemli özelliği bulgurun az ve yeşilliğinin bol kullanılmasıdır
Arak
Ürdün ülkesine ait yazılarımız aşağıda sırasıyla, Ürdün Gezilecek Yerler , Amman Gezilecek yerler , Akabe gezilecek yerler , Petra gezilecek yerler , Wadi Rum ve Hicaz Demiryolu , Ürdün Lut Gölü olarak sıralanmıştır.
Akabe, Ürdün’ün güneyinde ve denize kıyısı olan tek şehri. Sadece Kızıldeniz’e kıyısı var. Akabe’yi önemli kılan en büyük özelliği elbette coğrafi konumu. Yavuz Sultan Selim’in 1516 yılındaki Mısır seferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmış. Ürdün için hayati önemi olan bir ticaret merkezi, denize açılan yol. Turizm başlıca gelir kaynaklarından. Gidilmek istendiğinde Türkiye’den direk uçuş bulunmakta, Kral Hüseyin buradaki havalimanı ve İstanbul’dan yaklaşık 2.5 saatte ulaşılıyor. Kızıldeniz’deki komşuları İsrail ve Mısır sahilden rahatlıkla görülebilmekte.
Akabe de Amman gibi tek başına mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir şehir değil. Kızıldeniz’de dalma kısmı ise Mısır tarafında çok daha iyi. Akabe’deki plajlar tatmin edici düzeyde olmakla birlikte bizim gibi 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülkeden gelenler için anlamlı bir fark yaratmıyor. Sahil şeridi de oldukça kısa. Ürdün’ün en önemli ziyaret noktaları olan Petra, Wadi Rum ve Lut gölüne gitmek için ya Akabe ya da Amman’a gelmeniz gerektiği için Akabe gelmişken gezilecek bir şehir demek daha doğru olur.
Akabe kaç günde gezilir ?
Akabe’de gezilecek yer sayısı az ve birbirine çok yakın. O nedenle kendisi için yarım gün gayet yeterli ama gelmişken Kızıldeniz’de dalacağım/yüzeceğim derseniz istediğiniz gün kadar ilave edebilirsiniz. Ancak Akabe’yi merkez olarak alacak ve buradan Petra ve Wadi Rum’a günü birlik geziler düzenleyecekseniz 1 gün Petra, 1 gün de Wadi Rum için 2 gün daha ilave etmek gerekli. Akabe merkezindeki tur şirketlerinden satın alabileceğiniz, Petra ve Wadi Rum gezilerini bir güne sığdıran turlar da var. Türkiye’den giden paket turların programı da Petra ve Wadi Rum’a yarımşar gün ayırmakta. Bu şekilde zamandan ve paradan tasarruf etmek isterseniz Akabe’nin kendisi için 1.5 – 2 gün oldukça kafi. Sonuçta Ürdün pahalı ülkeler statüsünde, ucuz bir ülke değil.
Hangi mevsimde gitmek uygundur: Akabe her mevsim de ziyaret edilebilir ancak yaz aylarında aşırı sıcak ve nemli olduğunu hesaba katmak gerekir. Bahar ayları en uygun zamandır diyebiliriz. Şubat başında gitmiş olmamıza rağmen denize giren turistler vardı. Özellikle kuzey ülkelerinden gelenler için hava yaz mevsimi kıvamındaydı denebilir ama bizim için açıkçası serindi, güneşlendik ama suya girmeyi canımız hiç çekmedi. Sıcaklık gündüz 20 derece civarındaydı.
Akabe Gezilecek Yerler listesi
1-Akabe merkez- Old Town
Buradan özellikle zahter ve çeşitli baharatlar almanızı öneririm ayrıca hediyelik eşyalar vs de satılan dükkanlar bulunmakta. Alışveriş yaparken pazarlık yapmayı sakın unutmayın, inanın çok faydası oluyor:))) Hele ki kalabalık bir grupla geziyorsanız eliniz daha kuvvetli oluyor.
2- Akabe Kalesi
Memluk Sultanı Kansu Gavri tarafından yaptırılmış ve Osmanlı döneminde de kullanılmış. Hala etkileyici bir görünüme sahip. Kale kapısında Haşimi Arması görülmekte. Haftanın her günü 08.00-18.00 saatleri arasında gezilebilir. İçinde bir cami bulunmakta. Arap isyanı sırasında bazı bölümleri kışla olarak kullanılmış.
3-Akabe Arkeoloji Müzesi
Konum olarak kale ve ünlü bayrak direğinin (dünyanın en uzun 3.bayrak direği) yakınındadır. Bronz Çağı’ndan Orta Çağ’a uzanan birçok eser bulunmaktadır. Fatımi dönemi Altın sikkeler, Emeviler ve Abbasiler ve döneminden kalma eserler de bulunmaktadır. Kale, haftanın 7 günü 08.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Girişi ücretsizdir.
4-Şerif Hüseyin bin Ali Camii
Akabe’nin en büyük camisi, ziyarete açık. Etrafı palmiyeler ve hurma ağaçları ile çevrili. Ürdün’deki en büyük kubbeli cami. Osmanlı Devleti’ne karşı İngiliz Ajansı Lawrence ile Arap isyanına öncülük eden Şerif Hüseyin’in adını taşımakta.
5. Akabe’de Dalış : Kızıldeniz
Akabe’de sahil şeridi yaklaşık 27 km uzunluğunda ve 26 tane dalış merkezi var. Çoğu Akabe Marina park civarında. Akabe’de mercan resifleri, 1200 balık türü,1000’e yakın deniz canlısı ve batıklar olduğu söylenmekte. Biz dalmadığımız için konu hakkında maalesef daha fazla yorum yapamayacağım. Eminim gayet güzeldir.
6- Hicaz Demiryolu – Wadi Rum
Osmanlı İmparatoru II. Abdülhamid döneminde 1900-1908 tarihlerinde inşa ettirilmiştir. Yapımından sonra hacı kafilelerini yağmalayarak geçinen Arap kabileleri tarafından sıklıkla demiryoluna zarar verilmiştir. I. Dünya Savaşı sırasında da Arap isyanını organize eden Arabistanlı Lawrence tarafında Osmanlıya zarar vermek amacıyla sürekli sabote edilerek, patlatılmıştır. Wadi Rum’da bulunan nostaljik tren ve istasyon 10-15 dakikalık bir gezi ile ziyaret edilebilir.
Akabe’de Nerede Kalınır ?
Marina Plaza Hotel Talabay’da konaklamıştık ve çok memnun kalmıştık. 250 metre uzunluğunda kendi plajı ve havuzları var. Otelin ayrıca Akabe merkeze ücretsiz shutle servisi bulunmakta. Akabe’de otellere dışarıdan bavulunuzda içki getiremiyorsunuz. Otele girişte bavullar x-ray cihazından geçirilerek alınıyor ancak oteller ve restoranlarda içki servis edilmekte.
Otelin havuzu
Otelin plajı
Marina
Akabe Yeme İçme
Ürdün ve Uzak Doğu yemeklerinin hepsi Akabe’de de mevcut tabi. Her türlü restoran bulunmakta. Özellikle tatlılar-künefeler burada da muhteşem. Merkezde Lebnani Snack isminde daha fast food tarzı yemek yapan ama yiyeceklerden ziyade taze sıkılmış eşsiz lezzetli meyve suları ile hafızamıza kazınmış mekanda, zevkinize göre hazırlattığınız meyve sularından mutlaka ve mutlaka için deriz. Yine merkezde Pistachio Sweets and Cafe künefesine ve her türlü tatlısına doyamayacağınız bir yer. Kaldığımız müddetçe her gün bu lezzeti yaşadık. Tadı hala damağımızda. Genel olarak Ürdün yeme içme kısmında detaylı olarak anlattığım Ürdün mutfağı ile ilgili yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Pistachio Sweets and Cafe
Pistachio cafenin künefesi. Sunumları ve servisleri kağıt tabakta ve açıkçası pek davetkar olmamakla birlikte künefesi muhteşem.Ayrıca resimde pek anlaşılmamakla birlikte porsiyonları da oldukça büyük.
Akabe Şehri- Lebnani Snack
Lebnani Snack
Lebnani Snack
Akabe’den Ne alınır ?
Baharatlar, Keffiyeh, Ölü deniz çamuru, kumdan yapılmış süs eşyaları alabilecekleriniz arasında sayılabilir. Özellikle aromalandırılmış kahve, zahter ve kimyon almanızı tavsiye ederiz.
Ürdün ülkesine ait yazılarımız aşağıda sırasıyla, Ürdün gezilecek yerler , Amman gezilecek yerler , Petra gezilecek yerler , Ürdün Wadi Rum ve Hicaz Demiryolu , Ürdün Lut Gölü ve Ürdün Yeme/İçme olarak sıralanmıştır.
Ürdün’ün başkenti Amman, dünyada üzerinde hala yaşam olan en eski şehirlerinden biri. Amman, sadece kendisi için gidilecek ve mutlaka görülmesi gereken bir şehir olmamakla birlikte ülkedeki diğer cazibe noktalarına gidebilmek için güzergah üzerinde olduğundan gelmişken gezilir. Tarih boyunca sayısız savaş görmesinden dolayı görülecek pek bir şey kalmamış. Ürdün’e gidişiniz Amman üzerindense ve fazladan gününüz varsa 1 gün ayırıp bu kadim kenti de ziyaret edebilirsiniz.
Türkiye’den Ürdün’ün Amman ve Akabe şehirlerine uçuş bulunmakta. Amman bilet fiyatları Akabe uçuşlarına kıyasla daha uygun. Şayet kendi imkanlarınızla gelecek ve arabayla güneye inecekseniz, Amman’ı da güzergahınıza ekleyebilirsiniz.
Amman Ürdün’ün başkenti ve en kalabalık şehri. Tarihteki en eski şehirlerden, bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış, kuruluşu MÖ 7000 yılına uzanmakta. Yapılan kazılarda MÖ 3000-4000 yıllarına ait kalıntılar çıkarılmış. Osmanlı hakimiyetinden önce Emevi, Abbasi, Eyyübi ve Selçukluların egemenliği altında girmiş. 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. 1908 yılında tamamlanan ve Amman’dan geçen Hicaz Demiryolu buranın önemini arttırmıştır. 1.Dünya savaşından sonra İngilizlerin kurduğu manda yönetiminin altına giren Amman, 1946 yılında Ürdün Krallığının başkenti olmuştur.
İstanbul’dan Amman Queen Alia Uluslararası Havalimanına uçuş yaklaşık 2 saat 20 dakika sürmektedir. Havalimanından şehir merkezine ulaşım taksi ve ekspres otobüsler ile sağlanır. 24 saat boyunca hizmet veren ekspres otobüsleri her 30 dakikada bir Amman şehir merkezine hareket eder. Otobüs, Kuzey Terminal 2’nin dışında bulunan duraktan kalkar ve yolculuk 50- 60 dakika civarındadır. Amman’da şehir içi ulaşım ağı neredeyse hiç gelişmemiştir. Bu nedenle taksi ve araç kiralama seçenekleri daha çok tercih edilir. Pazarlık kültürünün oldukça gelişmiş olduğu şehirde taksi ücretleri için pazarlık yapabilirsiniz.
Amman Gezilecek yerler listesi
Amman Kalesi, Amman Roma Tiyatrosu, Kral I. Abdullah Camii, Citadel ve Arkeoloji Müzesi, Al Balad (şehir merkezi) ve Souq (Pazar Yeri) gezilecek en önemli yerleridir. Ayrıca Amman’a 22 km mesafedeki Jerash antik kentini de vaktiniz varsa ziyaret edebilirsiniz.
Amman Kalesi – Amman’ın kurulduğu yedi dağdan biri üzerinde bulunan Amman Kalesi; şehrin en eski tarihi yapılarından birisidir. Arkeolojik kazılarda elde edilen verilere göre, Amman Kalesi’nin bulunduğu tepede Cilalı Taş Devri’nden beri yaşam olduğu tespit edilmiştir. Kale, pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olmasıyla dünya çapında ünlüdür
Amman Kalesi
Amman Roma Tiyatrosu -Antoninus Plus zamanında yapımına başlanan tiyatronun tarihi 2. yüzyıla dayanır. Bu özelliğiyle tiyatro, Amman’da yer alan en eski tarihi kalıntılar arasındadır. 6000 kişilik kapasiteye sahip olan tiyatro üç ana bölümden oluşur. Güneşin gökyüzündeki konumu göz önüne alınarak inşa edildiği için kuzey bölümünden güneşin bütün hareketlerini seyretme imkânı bulunur. Amman merkezde ve kaleye 20 dakikalık yürüyüş mesafesindedir. Şehrin tam ortasında bulunduğu için bulamamak diye bir şey söz konusu değildir. Günümüzde konserler ve aktiviteler için kullanılmaktadır.
Amman Roma Tiyatrosu
Kral I. Abdullah Camii– Amman’ın simgesi olan cami büyüleyici bir görselliğe sahiptir. 20. yüzyılda inşa edilen caminin yapımına 1982 yılında başlanmış ve 1989 yılında tamamlanarak ibadete açılmıştır. Adını, ünlü Ürdün Kralı I. Abdullah’tan alan ve Amman’ın merkezinde bulunan caminin mavi renkteki kubbesi şehrin birçok bölgesinden görülür. İslam mimarisinin en güzel örneklerinden olan cami, vitray süslemeleri ve iç duvarlarındaki el işçiliği ile oldukça dikkat çekicidir.
Ziyaretimiz sırasında bakım çalışmaları yapılmaktaydı.
Kale
Amman Arkeoloji Müzesi– Tarih boyunca birçok medeniyetin merkezi olan Amman, arkeolojik kalıntılar açısından oldukça zengindir. Bu arkeolojik eserler, kronolojik sıraya göre, şehir merkezinde yer alan Amman Arkeolojik Müzesi’nde sergilenir. En dikkat çeken detayı Ölü Deniz’den çıkarılan kalıntılar olan müze, tarihe etkileyici bir yolculuk vadeder.
Al Balad (şehir merkezi) ve Souq (Pazar yeri)-Bizdeki Kapalı Çarşı ve Eminönü gibi ticaret merkezlerinin benzeridir. Amman’daki de Down town veya Al Balad şehrin en tarihi bölgesi. Souq yani pazarlarında dükkanları gezip alışveriş yapabilir, şekerkamışı suyu içebilirsiniz. Rainbow caddesi en meşhur caddelerden biri.
Amman’dan ne alınır ?
Amman’da semt pazarlarının önemli bir yeri vardır. İstanbul’da olduğu gibi haftanın her günü Amman’ın farklı semtlerinde kurulan semt pazarları hem halkın hem de turistlerin ilgisini çeker. Amman’ın en büyük pazarı Souk Jara’dır. Buradan özel kokulu sabun ve Amman yöresine ait kıyafetler satın alabilirsiniz. Ayrıca baharat özellikle zahter almanızı tavsiye ederiz. Amman’da ayrıca esanslar ve bakım ürünleri ve antika eşya alabileceğiniz dükkanlar bulunmaktadır.
Ürdün mutfağı
Ortadoğu mutfağı özellikleri taşır. Lübnan mutfağındaki yemekleri Ürdün’de de bulabilirsiniz. Yemeklerin tamamında et, hamur ve bakliyat başroldedir. Lavaş çok tüketilmekte, biz nasıl ekmeksiz olamıyorsak, Ürdün halkı için de lavaş masanın olmazsa olmazı diyebiliriz. Ürdün’ün en meşhur yemekleri arasında ülkemizde Mardin, Siirt ve Hatay yöresinde de yapılan maklube (etli pilav) , mansaf (içine badem konularak hazırlanan sos ve koyun eti ile hazırlanıyor), muskan ve şiş kebap sayılabilir. Ayrıca shawarma (şavurma-döner), falafel, mutebbel (tahinli patlıcan ezmezi) ve humus da yöre mutfağında yer alan lezzetler arasındadır. Tatlı olarak da baklava ve künefe çok güzel , özellikle künefeleri muhteşem. Biz İstanbul’da gerçek künefe hiç yememişiz maalesef :(((
Amman restoran önerileri
Amman’da Hashem Restoran ve yanındaki Habibah özellikle öne çıkan yerler. Her ikisi de Al Balad bölgesinde. Hashem’de yemek, Habibah’ta knafeh (künefe) yemenizi tavsiye ederiz. Künefe dışında denediğimiz tüm tatlılar bizden on puan aldı, hepsi birbirinden lezzetli.
Amman Haslem restoranKünefe
Aşağıda linklerdenÜrdün gezilecek yerler , Akabe gezilecek yerler , Ürdün Wadi Rum ve Hicaz Demiryolu , Petra gezilecek yerler , Ürdün Lut Gölü ve Ürdün yeme-içme başlıklı yazılara ulaşılabilir.
Ürdün’de gezilecek yerler arasındaki en önemli cazibe noktalarından biri olan Wadi Rum, Petra’nın gölgesinde kalsa da Petra kadar büyüleyici bir deneyim sunmakta ziyaretçilerine.
Wadi Rum Ürdün’ün güneyinde kalan ve Ürdün’ün en yüksek noktasını oluşturan Jebel Ram’ın da içinde olduğu bir çöl. Gezerken kendinizi uzay filmlerinde gördüğünüz gezenlerde sanıyorsunuz. Wadi Rum, UNESCO Dünya Mirası Listesi‘nde yer almakta. Ürdün’ün Kızıldeniz kıyısındaki Akabe şehrine 40 km uzaklıkta. Petra’ya da aynı şekilde yaklaşık 40 km uzaklıkta bulunuyor. Akabe şehrinde Wadi Rum turunu alabileceğiniz tur şirketleri bulunmakta. Sizi Akabe’den alıp tekrar geri getiriyorlar. Sabah Petra Antik Kenti öğleden sonra Wadi Rum turu şeklinde gerçekleşen günlük turlar da var ve turların hepsi yemekli. Kendi aracınızla gelecekseniz, Wadi Rum turları sabah 10.00’da başlıyor. Turunuzu günü birlik ya da dilerseniz gece konaklamalı olarak da alabilir ve çöldeki çadır otellerde kalarak farklı bir gece geçirebilirsiniz. Konaklayacaksanız da buranın bir çöl olduğunu yani gündüz yaşanan sıcaklığa rağmen gece ısının çok düştüğünü aklınızdan çıkarmayacak şekilde yanınızda uygun kıyafet bulundurmayı unutmayın. Yazın gelecekseniz de güneş ışınlarının ne kadar yakıcı olacağını özellikle de Wadi Rum’da neredeyse gölgelik yerin hiç olmadığını unutmayın. Şubat başında geldiğimiz için rahatlıkla turumuzu tamamladık. Gece konaklamadık ancak gecesine tanık olduk, hiç elektrik ışığı olmayan bir noktadan gökyüzünü ve binlerce yıldızı gözlemlemek bile kendi başına baş döndürücü. Hatta orada geçirdiğimiz kısa sürede gökyüzünü gözlerken, aslında sıradan bir olay olan ama İstanbul’da görmenin oldukça zor olduğu, birçok yıldız kayması olayı gördük. Meğer ne çok yıldız varmış da biz gökyüzünün açık olduğu geceler de bile sadece bir kaç adet görebiliyor muşuz. Wadi Rum yaklaşık 6 kişilik 4×4 jeeplerle geziliyor ama kendi aracımla geleyim, gezeyim yapamıyorsunuz. Kendi aracınızla geldiyseniz de otopark’ta bırakıyorsunuz. Sonrasında Wadi Rum Visitor Center’dan kayıt olup, tur alıyorsunuz. Wadi Rum Village başlangıç noktanız. Tur esnasında Bedevi çadırlarında çay içip fotoğraf çekebileceğiniz mola veriliyor.
Wadi Rum, Arap isyanı esnasında Osmanlının pusuya düşürüldüğü ve karargah olarak kullanıldığı yer olarak tarihte yerini almıştır. Bu isyanda Prens Faysal’a, Arabistanlı Lawrence olarak bilinen efsane ajan Thomas Edward Lawrence yardım etmişti. Bu nedenle coğrafi güzelliği kadar, tarihteki rolüyle de bilinen bir yerdir. Bu başarıları nedeniyle İngiltere’de Hükümeti tarafından en saygıdeğer askeri kişi nişanı ile ödüllendirilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1900-1908 yılları arasında inşa edilen Hicaz Demiryolları da Wadi Rum’da bulunmaktadır. Wadi Rum gezinizde ayıracağınız 15 dakikalık bir sürede bu nostaljik treni de ziyaret edebilirsiniz.
Ürdün’de Safari turuArabistanlı Lawrence’ın kaya üzerindeki kabartma resmiKayalar üzerine yapılmış resimlerKısa bir sürede yok olacağını bilsek de ayak izimizi bırakalım
Çölde yaşayan Bedevi halkı
Safari turu esnasında mola yerinde çay/hediyelik şeyler satılan bedevi çadırı
Ürdün Çölü
Akşam yemeğinin hazırlanmasını beklerken kamp alanında misafirler için dans gösterileri yapılmakta
Akşam yemeği için saatler önce kuyuya pişmeye bırakılan kuyu kebabının servis hazırlıkları.
Kuyu kebabı yanında iç pilav, çeşitli yöresel meze ve salatalar açık büfe olarak servis edilmekte.
Vadi Rum’daki çadır oteller
Wadi Rum – Hicaz Demiryolu
Osmanlı İmparatoru II. Abdülhamid döneminde 1900-1908 tarihlerinde inşa ettirilmiştir. Yapımından sonra hacı kafilelerini yağmalayarak geçinen arap kabileleri tarafından sıklıkla demiryoluna zarar verilmiştir. I. Dünya Savaşı sırasında da Arap isyanını organize eden Arabistanlı Lawrence tarafında Osmanlıya zarar vermek amacıyla sürekli sabote edilerek, patlatılmıştır. Wadi Rum’da bulunan nostaljik tren ve istasyon 10-15 dakikalık bir gezi ile ziyaret edilebilir.
Ürdün Hicaz Demiryolu
Ürdün hakkındaki diğer yazılarımız; Ürdün gezilecek yerler , Akabe gezilecek yerler , Petra gezilecek yerler , Ürdün Lut Gölü aşağıda bulunmaktadır.
Tam da pandemi öncesine denk gelen İtalya seyahatimizde gitme olanağı bulduğumuz İtalya’nın güzel ve iyi pazarlanan meşhur adası. Tekrar gider miyim, kesinlikle giderim, sadece adaya değil, İtalya’ya tekrar tekrar giderim. Bazı yerler vardır görüp geçersiniz, iz bırakmaz ya da yeter ama İtalya her yeri ile ayrı güzel ve çağırır insanı.
Capri adası İtalya’nın Napoli körfezinde yer almakta. Roma İmparatorluğu zamanında prenslerin favori adasıymış. Napoli’den ve Amalfi kıyılarından feribot ve motorlarla kısa sürede ulaşmak mümkün.
Capri gezimizi Amalfi kıyıları paket turu içinde gerçekleştirmiştik ve paket turla yaptığım gezileri normalde yazmak niyetinde değildim ancak bazı istisnalar olacak ve Capri adası gezimiz bu istisnalardan biri. Nedenine gelince de turdan bağımsız olarak buraya kendimiz geldiğimiz ve gelirken turdaki diğer arkadaşları da getirerek onlara rehberlik etmek durumunda kalmamızdan dolayıdır:))
Seyahat için tercih ettiğimiz tur şirketinin rehberi bir şekilde ekstra düzenlenen Capri adası turunu yapmak istemedi, gerekçe olarak da görmeseniz de olur, pek bir şey kaçırmazsınız gibi yönlendirmelerde bulundu. Düzenlese de biz zaten kendi kendimize gidecektik bunu da biliyordu. Adaya gitmek isteyenlerin hepsini bize yönlendirmiş. Gitmek isteyen kişiler sabah kahvaltısında masamıza gelerek biz de sizinle gelebilir miyiz diye sorunca kıramadık ve birden mini bir tur grubunun lideri olarak yaklaşık 9 kişi ile Capri adası turunu gerçekleştirdik:))) Çok da güzel oldu. Hepimiz günün sonunda çok mutlu ayrıldık ve hatta “başka turlar organize edersem katılmak istediklerini” dile getirdiler ama araya pandemi girdi ve sokağa bile izinle çıktığımız o günler geldi. Neyse kahvaltı bitiminde lobide buluşarak adaya gitmek için yola koyulduk.
Capri Adasına ulaşım:
Amalfi’de konakladığımız için limandan kalkan motorlarla Capri Adasına yola çıktık ve adaya ulaşana kadar gözlerimizin önündeki güzel manzaradan kendimizi alamadık. Adaya hem Amalfi hem Positano hem de Sorrento’dan motorlarla ulaşmak mümkün. Ayrıca Napoli’den de feribot seferleri var. Napoli’den feribotla 50 dakikada adaya varılıyor ve ücreti yaklaşık 20 euro civarında. Yine Sorrento’dan da adaya ulaşım var o da yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuk. Biletlerinizi direkt olarak oradan satın alabiliyorsunuz. Yalnız günü birlik gelecekseniz sefer saatlerine dikkat edin çünkü adadan dönüş için geç saatte sefer yok hatta bize göre geri dönüş saatleri çok erken. Öyle geç saate kadar kalayım, gecesini göreyim, yemek yiyeyim falan yapamıyorsunuz.
Capri Adası gezilecek yerler
Marina Grande
Marina Grande
Adaya geldiğinizde ayak bastığınız büyük liman. Gelen tüm feribot ve motorların yanaştığı yer ve çok kalabalık. Capri ve Anacapri’ye giden araçlar ve Capri Meydanı Piazzetta’ya çıkan finikülerin buradan kalkıyor. Otobüs ve cabrio taksi durakları da bu meydanda. Biz şanslıydık, çok kuyruk yaşamadık ama yaz aylarında otobüs ve finiküler kuyrukları oldukça uzun olabiliyor. Burada ayrıca çeşitli restoranlar, kafeler ve hediyelik eşya satan dükkanlar bulunmakta. Limanın sol tarafında özel gezi tekneleri ve biraz ileride özel yatlar için marina bulunmakta. Feribotla kendi imkanlarınız ile geldiyseniz iner inmez dönüş biletini hemen almanızda fayda var. Limandan sağa doğru ilerleyince plajlar bulunmakta. Adada yapılacaklar listemizi tamamladıktan sonra feribot saatimize kadar plajdan denize girdik gayet keyifliydi.
Cabrio taksilere binmek gerçekten çok keyifli, 25-30 Euro gibi fiyatlarla biniliyor ama Temmuz-Ağustos gibi çok kalabalık aylarda 1 saatlere varan toplu taşıma bekleme süreleri dikkate alındığında, adada geçirecek çok vaktiniz yok ise binmeye değer. Ayrıca bu taksiler yaklaşık 6-7 kişi aldığı için kalabalık iseniz ucuza gelir.
Capri Kasabası
Capri Adası iki yerleşim yerinden oluşmakta, Capri ve AnaCapri. İki bölge arasını dilerseniz yürüyebilir dilerseniz de otobüs ya da taksi ile gidebilirsiniz. Taksi ücretleri yaklaşık 25 Euro. Otobüsler ise kişi başı 2 Euro. Otobüs deyince tabi aklınıza büyük otobüsler gelmesin buradakiler daha küçük araçlar. Capri ve Ana Capri arası yaklaşık 4-5 km. Capri daha turistik olan bölge.
Funicolare
Capri kasabasına finiküler ya da taksi ile çıkabilirsiniz. Kendinize güveniyorsanız tırmanabilirsiniz de. Limanda turistik eşya satan küçük dükkanlar bulunmaktayken Capri’de daha lüks markalara ait mağazalar karşınıza çıkıyor. Burada da hediyelik eşya satan dükkanlar, cafeler ve restoranlar mevcut. Biz finiküler ile çıktık çok da keyifli oluyor. Limanın güzel manzarasını karşınıza alarak yukarı doğru ağır ağır çıkıyorsunuz:))) Capri kısmı konaklamak için de Ana Capri’ye göre daha iyi. Finikülerden inince Piazzetta meydanına ulaşıyorsunuz. Saat kulesi (Torro dell’Orolgio) ve Saint Stephen Kilisesi burada bulunmakta.
Anacapri (Yukarı Capri)
Genellikle evler ve hediyelik eşya satan dükkanlar bulunmakta. Capri’den buraya otobüs ve taksi ile ulaşılabilir. Biz Capri’den Anacapri’ye otobüsle gelip, adada bolca göreceğiniz üstü açık cabrio taksilerle geri döndük. Ada yolları dar ve dolambaçlı. Anacapri’de halkın kendi ürettiği parfümlerin satıldığı dükkanları görebilirsiniz. Piazza Vittoria meydanı buranın merkezidir ve Solaro Dağına çıkan teleferik tesisleri bu meydanda bulunmaktadır.
Tekne Turu– Grotto Azzurra
Adaya iner inmez nasılsa Marina Grande’de olduğumuz için öncelikle to do list’imin ilk sıralarında yer alan tekne turunu yapmak istedik. Siz de dilerseniz önce tekne turunuzu alır daha sonra da adanın gezilecek yerlerine yol alabilirsiniz. Tekne turu bence buranın olmazsa olmazı. Nefis bir manzara eşliğinde turkuaz rengi sularda yol almak inanın insanı kendinden geçiriyor. Nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Tekneler Marina Grande’den kalkıyor, Grotto Azzura’ya da götürüyor. Bu turlar oldukça seçenekli, sadece ada etrafında dolaşan turlar da var denize girmeli turlar da. Büyüklükleri de, fiyatları da farklı tabi. Biz yaklaşık 9 kişi olduğumuz için aramıza yabancı almadan Grotta Azzurra’ya da (mavi mağara) giren bir tekne ayarladık.
Capri Grotto Azzurra – (Mavi Mağara) 60 metre uzunluğunda ve 25 metre genişliğinde, küçük bir girişi olması ve buradan giren ışık nedeniyle çok güzel ışık yansımaları olan gizli bir deniz mağarasıdir. Tekne ile gelmek isterseniz Marina Grande’den kalkan teknelere binebilirsiniz. Tekne turu 10 euro şayet mağara içine girmek isterseniz de ilave 4 Euro daha ödemeniz gerekiyor. Mağaradan içeri küçük teknelerle girilir. Güvenlik nedeniyle içeride yüzmek yasak. Tekne dışında buraya otobüs ya da taksiyle gelip, sonrasında sandal ile mavi mağaraya ulaşabiliyorsunuz. Otobüsler ya Capri yada Ana Capri’den kalkıyor. Yol yaklaşık 15 dakika sürmekte. Sonra sandalla geçiliyor. Sandal ücreti 15 euro. Mavi mağara girişinde yazın kalabalıktan dolayı uzun kuyruklar oluşmakta. Daha sakin sezonlarda geldiyseniz mağaraya giriş daha kolay. Kışın ise hava şartlarının olumsuzluğundan dolayı ziyarete kapatılıyor. Mağarada kalma süreniz maksimum 5 dakika olduğu için güzel fotolar çekme zamanınız kısıtlı olmakta. O nedenle içeri girmeden kameranızı ve çekileceğiniz yeri ve pozisyonunuzu ayarlamakta fayda var:))
Grotto AzzurraBlue Grotto
Capri AdasıFaraglioni
Tekneler ayrıca meşhur Faraglioni’den geçmekte (dalgalar tarafından aşındırılmış kayalar, kıyılar anlamına gelmekte) . Faraglioni 3 büyük kayadan oluşmakta ve uzunlukları 80 ila 150 metre arasında. Kıyıya yakın olan ilk kaya Stella, ortada kemer gibi olan Di Mezzo ve sonuncu da Fuori’dir. Tekneler ortada kemer şeklinde olan ve altında geçilebilecek bir açıklık bulunan Di Mezzo’nun altından geçmekte ve geçerken dilek dilenirse gerçekleşeceğine inanılmakta, ya da bizi kandırlar:)) Neyse biz yine de dilek ritüelini gerçekleştirdik.
Capri Island FaraglioniFaraglioni
Teleferik ile Monte Solaro’ya çıkmak
Monte Solaro Capri adasındaki dağdır ve adanın en yüksek noktasıdır. Tek kelimeyle harika bir panoraması vardır. Monte Solaro’ya mutlaka teleferikle çıkmanızı tavsiye ederim. Adada deneyimlenmesi gereken en harika aktivitelerin başında gelir. Bizim ve bizimle birlikte gelen küçük grubumuzun bu güzellik karşısında nutku tutuldu diyebilirim. Teleferiğin koltukları tek kişilik. Kalkış yeri Ana Capri, Piazza Vittoria. Teleferik ücreti gidiş-dönüş12 Euro. Tek yön 9 Euro. Dilerseniz dönüşü yürüyerek inebilirsiniz, yokuş aşağı olacağı için zor sayılmaz, 45 dakikalık bir yürüyüşle geri dönebilirsiniz. Zirvede manzara inanılmaz, dilerseniz de cafe’de bir şeyler içebilirsiniz. Buraya Capri’den taksi ile gelmek isterseniz 30 Euro taksi ücreti ödersiniz, otobüs ile ise 5 Euro. Yaklaşık her 15 dakika’da bir otobüs var ve şoför Ana Capri diye seslendiğinde otobüsten inin. Zirveye çıkmak yaklaşık 12 dakika sürüyor ve kalabalık sezonda 1,5 saat sıra beklenmesi gerekebilir. Biz gerçekten çok şanslıydık ve neredeyse hiç beklemeden binme olanağına sahip olduk. Göreceğiz harika manzaralar arasında Ischia Adası, Capri Büyük Liman ve heybetli manzarasıyla Vezüv Yanardağı bulunmakta.
Capri teleferik
Augustus Bahçeleri
Capri Adasındaki ünlü botanik bahçesidir. 20. yüzyıl başlarında Alman sanayici Friedrich Alfred Krupp tarafından evinin bahçesi olarak yaptırılmış. 1918 yılına kadar Krupp Bahçeleri sonra Augustus Bahçeleri olarak adlandırılmış. Harika manzarası olan bahçelerden Marina Piccola körfezi ve Faraglioni kayaları görülmektedir. Bahçe bölgesi, denize bakan teraslarda tasarlanmıştır. Her bölümde çeşitli bitkiler-çiçekler bulunmaktadır. Giriş ücreti 1 Euro’dur.
Augustus Bahçeleri
Via Krupp – Krupp yolu
Alman Sanayici Friedrich Alfred Krupp tarafından yaptırılmıştır. Burası Augustus Bahçelerini zikzaklı bir yol ile Marina Piccola’ya bağlanmaktadır. Kaya düşmesi tehlikesi nedeniyle bu yoldan geçiş yasaklanmıştır.
Via Krupp
Marina Piccola – Küçük Liman
Marina Grande’nin tam arkasında adanın güney yönünde bulunmaktadır. Denize girmek için ideal bir yerdir. Faraglioni manzaralıdır. Buraya deniz yoluyla, Via Krupp’dan yürüyerek ya da Capri’den veya Anacapri’den kalkan otobüslerle ve Cabrio taksilerle ulaşabilirsiniz.
Marina Piccola
Adada gezilebilecek diğer yerler
Adada yukarıda bahsettiklerimizin dışında da ziyaret edilebilecek yerler bulunmakla birlikte bizim zamanımız yeterli olmadığı ve göremediğimiz için bu yerler hakkında yorum yapamayacağım. Vaktiniz olursa 1535 yılında burayı fetheden Barbaros Hayrettin Paşa’dan adını alan Barbarosa Kalesi, Ana Capri’den otobüsle ulaşabileceğiniz Punta Carena (deniz feneri), Ana Capri meydanına yakın Villa San Michele ve İsveçli hekim Axel Munthe’nin evi gezilebilecek diğer yerler arasında sayılabilir. Biz kale ve deniz fenerini altığımız tekne turunda denizden gördük.
Punta Carena-Deniz Feneri tekne turları Deniz Feneri önünden de geçmekte
Adada yeme-içme
Adada çok sayıda cafe-restoran bulunmakta. Biz günü birlik geldiğimiz ve gezilecek/yapılacak çok şeyimiz olduğu için bir restoranda oturup keyifle yemek yiyemedik. Daha çok ayaküstü bir şeyler yiyerek zaman kazanmayı tercih ettik. O nedenle de tavsiye edeceğimiz, mutlaka denenmeli diyebileceğimiz bir restoran bulunmamaktadır. Ancak Marina Grande’de gayet lezzetli, farklı aromalı biralar var denedik ve beğendik. Bunun dışında Marina Grande yakınında bir cafede buz gibi limoncellomuzu içmeden adadan ayrılmadık. İtalya’dan dönmeden aldığımız ve eve getirdiğimiz limoncellodan nedense aynı lezzeti alamadık ya biz hazırlamayı beceremedik ya da her şey yerinde güzel:))
Karadağ mutfağı gerçekten insanı mutlu edecek türden bir mutfak. Dilediğiniz her şeye ulaşmak mümkün. Özellikle et ve deniz mahsulleri gerçekten başarılı. Bunların haricinde etkileşimden dolayı ülkede Türk ve İtalyan mutfağı da yaygın olarak karşınıza çıkmakta. Unlu mamuller, peynirler, kebap çeşitleri ve baklava gibi lezzetlere ulaşmak gayet kolay.
Karadağ’da ne yenir ?
Old Fisherman’s Pub- Budva’daki ilk günümüzde hem yorgun hem de oldukça acıkmış olmamız nedeniyle ilk denediğimiz ve de oldukça memnun kaldığımız bir pub. Sahilde, manzarası güzel, porsiyonları doyurucu ve lezzetli, keyifli bir mekan. Üstelik uygun fiyatlı. İki adet büyük boy Niksicko eşliğinde (Karadağ birası) ortaya söylediğimiz ve iki kişinin rahatlıkla doyacağı deniz mahsulleri tabağı bizi fazlasıyla mutlu etti. Hepsine 15 euro ödedik.
Jadran Kod Krsta-Budva-Budva sahildeki marinada restoranlar peş peşe sıralanmış durumdalar. Açıkçası bir birlerine benzer hizmet kalitesi ve menülere sahipler. Biz popüler restoranlardan biri olan Jadran Kod Krsta’da Karadağ’ın meşhur Cevappici köftesini salata ve birkaç meze eşliğinde yedik. Gerçekten başarılı bir restoran. Akşamları deniz kenarında canlı müzik eşliğinde oldukça keyifli vakit geçirmenizi sağlayacak bir mekan.
Jadran Kod Krsta
Porto Restoran, Budva– Yine marina da tabakları oldukça lezzetli ve diğerlerine göre biraz daha şık bir restoran diyebilirim. Fiyatlar Türkiye’ye göre oldukça hesaplı . Yediğimiz her şeyden çok memnun kaldık. Burayı oteldeki görevlinin tavsiyesi üzerinde denemek istedik. Yine yüksek sezonda mutlaka rezervasyon yapılmalı. Karadağ’ın meşhur ahtapot salatası, ızgara balık, paella ve bir şişe şarap sipariş ettik. Toplam 55 euro hesap geldi. Ahtapot salatası ve ızgara balık gerçekten muhteşemdi ancak paellası ortalama lezzette. Tabakları doyurucu.
BBQ TANJGA, Kotor: Kotor ana otobüs terminaline yakın bir aile işletmesi. Tabakları oldukça doyurucu ve gerçekten et işini biliyorlar. Izgaraları çok çok lezzetli, yanında meze ile sunuyorlar. İki kişilik menü söyleyecektik ancak siparişi alan kişi bizi bir süzdü, ölçtü, tarttı ve size tek kişilik tabak yeterli dedi:) İyi ki dinlemişiz kendisini, gerçekten bitirmekte zorlandık. İçeri girince kasap bölümü ve kapalı alanda kısıtlı masası var ancak arka kapıdan bahçeye açılan bölüm daha geniş. Oldukça dolu, yüksek sezonda yer bulma zorluğu yaşanabilir ve doluluktan dolayı servis biraz yavaş. Öyle romantik bir yemek ya da uzun uzun oturulacak bir restoran olmadığını da belirtmek isterim ama yolunuz düşerse mutlaka deneyin derim.
BBQ Tanjga
Fish Express-Salaş, sokak lezzetleri ya da fast food diye tanımlayabileceğimiz türden bir mekan. Tahta masalar, sandalyelerde oturarak deniz mahsulleri yiyebileceğiniz bir yer. Oldukça hesaplı, dilerseniz yemeğinizin yanında ev yapımı şarap ikram ediyorlar. Elbette restoranlardaki lezzet ve porsiyon büyüklüğünü bulamıyorsunuz ancak çok da pahalı olmasın, hızlı bir şekilde bir şeyler yiyelim derseniz tavsiye ederim. Porsiyonlar yaklaşık 5 Euro civarı.
Ayrıca her yerde uygun bütçeli oldukça doyurucu dilimi 2 euro’ya pizza satan dükkanlar ve birçok ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz marketler mevcut.
Hemingway Pub-Slovenska Obala caddesinde, Majestik otelin giriş katında bulunmakta. Kokteylleri oldukça iyi hazırlıyorlar, en azından bizim içtiklerimiz başarılıydı.
Milli içecekler
Niksicko ülkenin yerli birası ve biz çok beğendik, lezzetli ve içimi kolay. Marketlerde de uygun fiyatlı satılmakta.
Karadağ birası
Rakija-Karadağ halkı tarafından evlerde de üretilen yerli içki. Adı benzemekle birlikte bizim rakıya benzemiyor açıkçası, şat bardağı olarak tanımlayabileceğimiz küçük bardaklarda sek olarak sunulup, içiliyor ve oldukça sert. Yudum yudum içilmekte. Evlerde yapılanların alkol oranı oldukça yüksek ama marketlerde ya da restoranlarda sunulanların alkol oranları ev üretimine göre daha düşük seviyede.
Bunun dışında marketlerde küçük meyve suyu şişelerinde kokteyl içkiler bulabilirsiniz. Güzel hazırlanmış bir kokteylin yerini tutmamakla birlikte, sahilde oturup dinlenirken ya da güneşlenirken yanında atıştırmalıklarla güzel gidiyor .
Budva gezilecek yerler başlıklı yazımızın linki aşağıda bulunmaktadır.