Amsterdam, doğal güzellikleri, kanalları, kanal kenarına dizilmiş eğimli evleri, tarihi yapıları, müzeleri ve kültürel zenginliğiyle Avrupa’da en dikkat çekici ve turist alan şehirlerden biridir. Turistik açıdan keyifli bir tatil sunar. Uzun zaman önce geldiğimiz şehre yaptığımız bu kısa gezi, dolu dolu geçen nostalji gezisi tadında oldu.
Şehre ulaşım : Amsterdam havaalanında şehir merkezine 397 nolu otobüsle kolaylıkla ulaşılmakta. Otobüs B15-B19 platformundan kalkıyor, alandan çıkar çıkmaz durakları göreceksiniz. Airport – merkez yaklaşık 40 dakika sürüyor. Otobüs her 10 dakidada bir kalkıyor, seferler 05:00’den gece yarısına kadar. Ayrıca merkeze tren de var. Sabah 05.30 dan gece 01:00’e kadar her 10 dakikada bir kalkmakta. Tren Amsterdam merkez istasyonuna gidiyor ve merkez istasyonundan her yere otobüs ve metro ulaşımı bulunmakta. Otobüs tek yön 4 Euro, kredi kartı okutarak biniyorsunuz, inerken tekrar okutup iadesi varsa alıyorsunuz. Ancak bir kredi kartı sadece tek kişi için kullanılabiliyor yani 2 kişi iseniz 2 ayrı kart kullanmak zorundasınız.
Amsterdam konaklama : Konaklamak için çok seçenek var. Booking’den bulduğumuz Wiechmann Hotel’de kaldık. Tren istasyonundan ziyade otobüs durağına yakın olduğu için 397 nolu otobüsle şehre gittik, başka bir ulaşım aracı kullanmamıza gerek kalmadı. Otel çok merkezi konumda aynı zamanda kanal kenarında sakin bir sokakta. Gün boyu çay-kahve ve atıştırmalık ikramı da var. Tek sıkıntısı asansör yok. Konaklama amacıyla yüzen evler de bulunmakta.

Amsterdam kaç günde gezilir ? Sadece Amsterdam için 2 gün yeterli ancak müzelere girilecek, kanal turu alınacak biraz da keyifle gezilecekse 3-4 gerekir. Amsterdam çevresinde Marken, Volendam ve Edam gibi görülecek güzel, küçük kasabalar var. Uzun kalacaklar gezilerine ilave edebilirler. Bundan önceki gelişimizde 5 gün kaldığımız için çevre gezileri ve kanal turu yapabilmiş ayrıca müzelerin çoğuna girecek zamanımız olmuştu. Son 2 günlük gezi de sadece şehir merkezini gezmeye ve bir müze girişi yapmaya yetti. Yazımda kullandığım fotolar her iki seyahatten alınma fotolar.
Amsterdam gezilecek yerler :
Dam Meydanı : Amsterdam’ın kalbidir, en hareketli ve işlek meydanıdır. Meydanda Kraliyet ailesinin sarayı, yeni kilise Nieuwe Kerk, Madam Tussaud balmumu müzesi ve lüks markaların ve restoranların bulunduğu De Bijenkorf alışveriş merkezi bulunur. Meydan kafe ve restoranlarla çevrelenmiştir. Meydanın ortasındaki 1956 tarihli beyaz ulusal anıt, ikinci dünya savaşında hayatını kaybedenlerin anısına yapılmış. İlk gidişimizde meydanda büyükçe bir lunapark kurulmuştu ve panayır yeri gibi hareketli ve eğlenceliydi. Bu lunapark kalıcı değildir. Nisan ayında Kral Gününde ve Ekim ayındaki sonbahar festivali olmak üzere yılda 2 kez kurulmakta.

Amsterdam Kraliyet Sarayı: Dam Meydanındaki saray Kraliyet ailesinin konutlarından biri olup günümüzde resmi tören ve etkinlikler için kullanılmakta. 17.yüzyılda inşa edilmiş olan saray, barok mimari özellikleri taşımakta.

Yeni Kilise (Nieuwe Kerk) : Dam meydanında bulunan 15.yy tarihli katolik kilisesi günümüzde protestan kilisesine aittir. Eski Kilise Oude Kerk’ten sonra yapılmış olduğu için yeni kilise olarak adlandırılmasına rağmen yapılalı 600 sene kadar olmuştur. Gotik mimari özellikte, zarif bir yapı. Hem aktif bir ibadethane hem de kraliyet düğünleri, taç giyme törenleri ve sergi-konser gibi etkinliklerde kullanılmakta.



Magna Plaza : Dam meydanının çok yakınındaki yapı eskiden postane binası olarak kullanılıyormuş. Göz alıcı mimarisi var. İçinde hem alışveriş yerleri hem restoranlar bulunmakta.

Aziz Nicholas Bazilikası : Hem kilisenin hem de Amsterdam şehrinin koruyucu azizine adanmıştır. Merkez istasyona yakın konumdaki kilise 1887 yılında inşa edilmiş ve neo barok tarzındadır. İki kuleli, güzel vitray süslemeleri ve cephesindeki gül penceresi ile çok güzel bir mimariye sahiptir.

Amsterdam Merkez İstasyonu (Amsterdam Centraal) : Dam meydanına 750 metre mesafedeki 1889 tarihli merkez istasyonu şehrin ana ulaşım merkezi olmasının yanında, güzel mimarisi ile de göz doldurmaktadır.
Damrak Caddesi : Dam meydanından merkez istayonuna kadar devam eden hareketli cadde. Cadde boyunca mağazalar, kafeler ve alışveriş merkezleri bulunur.

Eski Kilise (Oude Kerk) Gotik mimari özellikte inşa edilmiş olan kilise şehrin simge yapılarından. Red Light District çok yakın. 13 yüzyılda inşa edilmiş. Gerek mimarisi gerek vitray pencereleri ile etkiyeleyi ve güzel bir kilise.

Red Light District (De Wallen) : Kanallarla çevrili bölge, dar sokakları, barları ve genel evler sokağı ile meşhurdur. Dam meydanına 250 metre mesafededir. Bu evlerin önünden geçerken vitrinde bulunan ev çalışanlarının resmini çekmeye çalışmamak önemle tavsiye olunur:)))


Museumplein – Müzeler bölgesi : Şehirdeki önemli müzelerin bulunduğu meydandır. Van Gogh Müzesi, Rijksmuseum ve Stedelijk bu meydanda bulunmakta. Ayrıca dinlenebileceğiniz güzel bir park da var.

Van Gogh Müzesi : Ünlü sanatçının eserlerinin bulunduğu müzedir. 200 den fazla eseri, çizim ve mektupları sergilenmektedir. En ünlü eserlerinden Patates Yiyenler, Ayçiçekleri, Buğday Tarlası ve Doktor Gachet’in tablosu buradadır. Kapıda bilet satışı yapılmamakta. Biletler online ve önceden alınmalı yoksa bizim gibi gezemeden dönülür.

Rijks Museum : 19.yüzyılda inşa edilmiş gotik tarzdaki müze özellikle Rembrandt, Frans Hals ve Vermeer’in eserlerine ev sahipliği yapmakta. Rembrandt’ın en ünlü eserlerinden ve en sevdiğim eseri Gece Devriyesi burada sergilenmekte . Geçen gelişimizde eseri görebilmiştik ama bu gelişimizde bakımdaydı, pek birşey görmek mümkün olmadı. Yapı hem mimarisi hem de içindeki eserlerle görülmeyi sonuna kadar hak etmekte. Biletinizi kapıdan da alabilirsiniz ancak yüksek sezonda önceden almak mantıklı. Amsterdam’da tek bir müze gezecekseniz bu kesinlikle Rijksmuseum olmalı. Bu gelişimizde de gezdik. Müzedeki en önemli eserler arasında Rembrandt’ın Gece Devriyesi, Yahudi Gelin, Johannes Vermeer’in Sütçü Kız, Van Gogh’un Otoportresi, Jan Asselijn’in Tehdit Altındaki Kuğu eserleri sayılabilir. Bu müzeye minimum 3-4 saat zaman ayırmak gerekir.





Stedelijk Museum : Müzeler bölgesindeki 19.yy tarihli yapı Adriaan Willem Weissman tarafından tasarlanmış çağdaş sanat müzesidir.

Moco Museum (Modern Sanat Müzesi): Rijksmuseum yakınında bulunan müze özellikle çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği küçük ve güzel bir müzedir. Hoş bir bahçesi var.

H’ART Müzesi (Eski Hermitage) : 17.yüzyıl tarihli bir yetimhane binası müzeye dönüştürülmüş. St.Petersburg’da bulunan dünyaca ünlü Hermitage Müzesi ile 30 yıllık işbirliği olan müze, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası St.Petersburg ile bağlarını kopararak adını H’ART olarak değiştirmiş. İlk geldiğimizde gezip memnun kalmıştık ama bu kez girmedik. Hermitage müzesi iken var olan eserler artık bulunmayabilir. Örneği Cezanne’nin Pipo içen adam adlı eseri artık Moskova’da sergilenmekte. H’art Amstel nehri kıyısındadır.


Amsterdam’daki en güzel kanallar ve tekne turu : Amsterdam toplam uzunluğu 75 km civarındaki kanalları ile Kuzeyin Venedik’i ünvanını almıştır. Kanallar tamamen insan eliyle inşa edilmiş olup yapaydır. Hollanda’nın altın çağı olarak bilinen 17. yüzyılda bataklık ve su baskınına maruz kalan araziyi ıslah etmek ve yeni yerleşim alanları açmak amacıyla tasarlanmış. Bu dönem Hollanda Cumhuriyeti’nin ticaret, bilim, denizcilik ve sanatta dünyanın en gelişmiş gücü haline geldiği tarihi bir dönemdir. Kanallar arasında en popüler olanlar Prinsengracht (Prens Kanalı-Anne Frank evi bu kanalın kenarında), Herengracht (Efendiler Kanalı), Keizersgracht (İmparator kanalı), Singel (Çiçek Pazarı bu kanal üzerinde), Groenburgwal ve fotoğrafçıların gözdesi Reguliersgracht’tır. 15’ler köprüsü olarak anılan köprü bu kanal üzerindedir.. Kanalda tekne turu yapmak Amsterdam’da yapılacak en güzel aktiviterdendir. Amstel kanalı dans eden evlerin bulunduğu, en çok fotoğraflanan kanallardandır.






Rembrandtplein (Rembrandt) Meydanı : Eskiden tereyağı pazarı burada kurulmaktaymış. Amsterdam’daki en turistik meydanlardan biridir. Çevresinde kafeler, restoranlar bulunma. Merkezinde Rembrandt’ın heykeli bulunur ve heykel sanatçının “Gece Devriyesi” tablosunun canladırmasıyla çevrilidir.

Begijnhof : Amsterdam merkezde yer alan 14.yüzyıl tarihli evlerle çevrili avludur. Amsterdam’ın en eski ahşap evlerinden biri olan Houten Huis (15. yy) ve içeride gizli bir Katolik şapeli (Begijnhofkapel). Girişinde sessiz olunmasını uyaran tabela bulunmaktadır.
Amsterdam A’dam Lookout : Şehrin panaromik manzarasının seyredilebileceği seyir terasıdır. Sadece bir seyir terası değil aynı zamanda Avrupa’nın en yüksek salıncağı Over the Edge ve sanal roller coaster deneyimi yaşatacak heyecanlı aktiviteler bulunur. Yapıda aynı zamanda dönen restoran Moon ve dj performansların yapıldığı restoran ve bar vardır. Terasa giriş ve salıncak ayrı ücretlendirilmektedir.

Anne Frank Evi : Prinsengracht kanalı üzerinde yer alan ev, 2.dünya savaşı sırasında ailesiyle beraber bu evde saklanan Anne Frank’ın günlüğünü yazdığı ev olarak bilinmekte. Döneme ait objeler, belgeler ve gizli odalar görülecekler arasındadır.
Vondelpark : Adını Hollandalı şair Vondel’den alan park, Amsterdam’daki en büyük parktır. İçindeki göletler, heykel süslemeleri, yürüyüş ve bisiklet yolu ile ilgi gören güzel bir park. Göletlerde ördeklerin seyrine doyum olmuyor. Hem turistler hem de Amsterdam’lılar için doğal bir kaçış noktasıdır. Şehir merkezine yakın konumdaki park aynı zamanda konserlerin yapıldığı bir alandır.

Pieter Cornelisz Hooftstraat : Vondelpark’a yakınındaki bu cadde Amsterdam’da lüks mağazaların bulunduğu bir caddedir. Adını 1876 yılında Hollandalı tarihçi, şair ve oyun yazarı Pieter Corneliszoon Hooft’tan almıştır.


Jordan Mahallesi : Geçmişte işçi sınıfı mahallesi olan bölge, şimdilerde kanalları, sanat galerileri, kafe ve butikleriyle şehrin en havalı yerlerden biri. Anne Frank evi hemen bu mahallenin sınırındadır. Amsterdam’ın en güzel kanallarından Brouwersgracht ve Bloemgracht bu bölgededir. Noordermarkt meydanında organik ürünler ve antikaların satıldığı bir pazarı kurulmakta.
9 Sokak : Jordaan mahallesine yakın konumda bulunan 9 Sokak (De Negen Straatjes), birbirine bağlanan 9 küçük sokak ve kanallardan oluşmakta. Butikler, tasarım atölyeleri, vintage mağazaları ve kafeleri ile bilinmektedir. Kanallara paralel konumdaki bu sokaklarda yürüyüş yapmak da keyiflidir.
Çiçek Pazarı (Bloemenmarkt) : Singel kanalı üzerinde kurulan pazar dünyadaki tek yüzen çiçek pazarı ünvanına sahip. Lale soğanları yanında birçok çiçek türü bulunmakta. Amsterdam’da mutlaka gezilmesi gereken yerler arasında yer alır.

Munttoren (Münter Kulesi) : Singel kanalındaki 17.yüzyıl tarihli güzel kule çiçek pazarı Bloemenmarkt’ın hemen yakınında bulunmakta.

Torture Museum : Yine Singel kanalı üzerinde bulunan Munter Kulesinin biraz ilerisindeki Torture Museum ortaçağdan kalma 40’dan fazla işkence aletinin sergilendiği bir müze. Fazladan vakti olanların ilgisini çekebilir.
De krijtberg : Singel kanalı üzerinde bulunan Katolik kilisesi gerek dışı ve gerekse zengin iç süslemeleri ile görülmeye değer. Çiçek pazarında yakın konumdadır. Ücretsiz gezilebilmekte.

De Gooyer Yel Değirmeni : Faaliyette olan bir yel değirmeni değil. Merkezin biraz dışında ama görülmeli. Hollandanın en yüksek ahşap yeldeğirmeni. 1609 tarihli ve ulusal anıt olarak tescil edilmiş.

Artis Hayvanat Bahçesi: İçinde akvaryum, botanik bahçesi ve planetaryum bulunan hayvanat bahçesi çocuklu aileler için oldukça caziptir. Amsterdam’ın Plantage bölgesinde bulunan bahçede dünyanın birçok yerinden getirilmiş çeşitli hayvan türleri bulunmakta. Dünyanın hala faaliyet bulunan en eski 5.hayvanat bahçesiymiş. Fazladan günü olanlara tavsiye edilir.
Amsterdam’da evler neden eğik ? Eğik evleri sadece Amstel kanalında değil diğer kanallarda da görmek mümkün. Bir kısmı Amstel kanalındaki evler gibi zamanla zeminde meydana gelen çökmeler nedeniyle eğilmişler bazıları da bilinçli olarak eğik yapılmışlar. Bilinçli yapılmalarının nedenlerinden biri üsk katlara eşya taşımakmış. Binalar dar oldukları ve asansör olmadığı için eşyalar çatıya konan makara sistemiyle üst katlara taşınıyormuş. Cephe öne doğru eğimli inşa edilerek, eşyaların bina duvarlarına ve pencerelere çarpması engellenmekteymiş. Diğer bir neden Amsterdam’ın yağışlı bir şehir olması ve binanın öne eğimli inşa edilerek yağmur suyunun içeri girmesini önlemekmiş. Ayrıca geçmişte bina cepheleri ve çatıları prestij ve zenginlik göstergesiymiş. Eski zamanlarda zengin tüccarlar evlerini böyle yaptırarak sokaktan geçenlerin üst kısımdaki işlemeleri daha rahat görmesini isterlermiş.
Marken, Volendam ve Edam gezilecek yerler : İlk seyahatimizde gitmiştik. Amsterdam’a yaklaşık 20 km mesafede birbirine komşu küçük çok güzel kasabalar. Volendam daha büyük, hareketli ve turistik. Sahil yolu De Dijk boyunca sıralanan kafeleri, restoranları, peynir tadım mağazaları ve hediyelik eşyacısıyla tanınmakta. Buradaki peynir mağazalarında ücretsiz tadım yapabilir ve peynir üretim prosesi hakkında bilgi alabilirsiniz. Biz Henri Willig peynir fabrikasını gezmiştik ama gidemeyenler için Amsterdam merkezde Damrak caddesinde şubesi bulunmakta. Amsterdam merkez istasyonundan kalkan 316 numaralı otobüs ile yarım saatte ulaşılabilir. Volendam’da balık ve deniz ürünleri yemenizi tavsiye ederiz. Komşusu Marken’e Volendam’dan feribotla geçilebilir. Marken daha küçük. Eskiden bir adaymış sonradan karaya bağlanarak yarımada olmuş. Karakteristik yeşil ahşap evleri, dar sokakları ve minik köprüleriyle çok sevimli bir yerleşim yeridir. Deniz feneri Paard van Marken ise buranın simgesi ve fotoların gözdesidir. Marken’de ayrıca geleneksel hollanda takunyası clog’un yapım atölyeleri de görülecekler arasında. Amsterdam merkez istasyonundan kalkan 315 numaralı otobüs ile yarım saatte ulaşılabilir. Edam peynirleri ile ünlü tarihi kasaba. Gitmeyi düşünenler için Amsterdam merkez istasyonundan 314 veya 316 numaralı EBS otobüsleri ile ulaşılabilir. Günü birlik bir gezi 3 yerleşim yeri için de yeterlidir.




Amsterdam’dan ne alınır ? Gouda, Edam Peynirleri, stroopwafel, süs tahta takunyalar ya da evlerde giymeye müsait kumaştan yapılmış olanları, Tony’s çikolalataları, pepernuts kurabiyeleri ve çeşitli süs eşyaları alınabilecekler arasında.


Amsterdam Yeme içme : Amsterdam, gurme bir şehir olmasa da Michelin yıldızlı restoranlardan uygun bütçeli seçeneklere kadar geniş bir yelpaze bulunmakta. Daha çok fast food ve sokak lezzetleri ile meşhur ancak Dünya mutfağından çok çeşitli örnekler bulmak mümkün. Şehirde her yerde çıtır patates patat dükkanları bulunmakta, popüler patatesciler Mannekenpis ve Fabel Friet. Patates sevenlerdenseniz her ikisini de denemelisiniz, lezzetleri farklı. Fabel’i daha çok beğendik. Tereyağı ile yapılmış waffle’ı Stroopwafel ve elmalı turtası Appeltaart meşhur. Appettaart için öne çıkan mekanlardan biri Winkel. Yer bulmakta zorlandık. Çiğ balık sevenler turşu ve soğanla servis edilen çiğ ringa balığı Haring deneyebilir. İçi sığır etli etli kızarmış toplar Bitterballen da hem sokak lezzeti olarak hem barlar da servis edilebilen sıcak bir atıştırmalık. Sığır eti yanında tavuk, deniz ürünleri veya vejetaryen çeşitleri de üretilebilmektedir. Çeşitli lezzetlerdeki draft biralar güzel. Hollanda biraları oldukça lezzetli. Önümüze çıkan ve girelim dediğimiz pub Proeflokaal Arendsnest oldu. Sadece yerel Hollanda markaları satan mekanda satılan De Kromme Haring marka draft biralar çok lezzetliydi. Bu gelişimizde fazla zamanımız olmadığı için acıktığımızda önümüze çıkanlarla yetindik. Girdiğimiz Eazie asya mutfağından örnekler sunmakta. Çok matah bir yer değil, porsiyonları da biraz küçük ama yediklerimizden memnun kaldık. Bunun dışında merkez istasyona yakın konumda Salsa Shop adlı Meksika fast food restoranını denedik. Bütçe dostu, yediklerimiz de ortalamaydı.






