Adriyatik kıyısındaki Balkan ülkelerinden bir olan Karadağ, gerek doğası gerek gezilecek yerler , eğlence ve mutfak anlamında gidilmeye değer küçük bir ülke. Gittiğimiz yıl vizesiz olması nedeniyle ayrı cazibe noktası olmasına karşın vize uygulaması başlattı ama yine de mutlaka gezi planlarına eklenmesi gereken bir rota.
Ekim ayında 5 gece olarak planladığımız gezimiz, havaların güzel olması sayesinde hem kültür turu hem de deniz tatili yapmamıza olanak tanıdı. Deniz gerçekten muhteşem, tertemiz, tuz oranı ve ısısı oldukça iyi. Temmuz-Ağustos aylarında hava çok sıcak, turistik bölgeler çok kalabalık ve plajlarda yer bulma sorunu yaşanabilir. İdeal zaman Haziran ve Eylül ayları olabilir.
İstanbul’dan Montenegro’ya hem başkent Podgorica hem de Tivat havaalanlarına direk uçuş bulunmakta. Air Montenegro ile İstanbul’dan Tivat’a uçtuk. Uçuş yaklaşık 1.5 saat. Türkiye ile 1 saat zaman farkı var.
Konaklama için Budva’yı seçtik ve gezilecek yerler birbirine çok yakın olduğu için de otel değiştirmedik. Budva’da daha çok yapılaşma var. Eski halini korumuş olan Kotor ve Perast kimliğini daha iyi korumakta ama Budva hem daha oyalayıcı bir şehir hem yeme-içme cesitliligi açısından daha zengin, Kotor’a göre de daha uygun bütçeli.
Tivat havalimanı oldukça küçük. Otobüs kullanmak istiyorsanız havalimanı içinde otobüs durağı yok. Otobüs durağına havalimanı otoparkından çıkıp otoyolda sola dönüp yaklaşık 200 metre yürüdükten sonra ulaşabiliyorsunuz ancak yol gelişli gidişli bir yol ve yer yer kaldırım yok, dikkatli olmak gerek. Bu otoyol ülkede tüm beldeleri birbirine bağlayan otoyol.
Tivat-Budva otobüs ücreti 4 euro, 1 euro da bagaj toplam 5 euro, oldukça ekonomik. Tivat-Budva arası 20 km ve otobüsle yaklaşık 30 dakikada ulaşılıyor tabi bu söylediğim yoğunluğu düşük bir sezon için geçerli. Yazın trafik yoğunluğu arttığı için süre 40-60 dakika olabiliyormuş. Yaklaşık yarım saat arayla otobüs bulunuyor. Yine de dönüşünüzde uçağınızı kaçırmamak için temkinli olmakta fayda var. H.limanı çıkışında taksiciler sizi almak için yarış halinde oluyor. Ücret yaklaşık 25 euro. Limanda araç kiralamak da mümkün. Taksi ile yaklaşık 20-25 dakikada Budva’ya ulaşabiliyorsunuz.
Korsan taksicilik de yaygın. Havalimanı çıkışında beklediğinizde yanınıza yanaşıyorlar, biz de bu şekilde limandan Budva’ya gittik, kişi başı 5 euro ödedik. Binerken Budva otobüs durağına kadar anlaşmamıza rağmen kalacağımız otele kadar bıraktı. Ama binmeden önce mutlaka fiyat alın.
Karadağ Haritası
Karadağ kaç günde gezilir? Karadağ’a yapılacak 5-6 günlük bir gezi hem sahil şeridini hem de iç kesimlerde kalan bölgeleri gezmek için yeterli olacaktır. Deniz tatili için Budva’nın en iyi şehir olduğunu düşünüyorum.
Karadağ’da gezilecek yerler : Gezimiz sırasında Budva, Kotor, Perast, Tivat ve Herceg Novi şehirlerini gezme imkanı bulduk.
Kotor gezilecek yerler, Budva Gezilecek yerler, Perast Gezilecek Yerler ve Karadağ’da ne yenir? yazılarımız aşağıda bulunmaktadır.
Kotor Körfezinde yer alan Perast esşiz bir sahil kasabası. O kadar güzel ki anlatmaya kelimeler gerçekten yetersiz kalır, görsel bir şölen. Çok küçük bir yer olmasına rağmen ama ayrı bir başlık altında anlatılmayı hakediyor. Gerçekten kartpostal kıvamında, Unesco koruması altında, çok güzel bir ortaçağ köyü. Karadağ’a gidildiyse mutlaka görülmeli.
Budva’dan ya da Kotor’dan otobüsle gidilmekte. Budva otobüs terminalinden kalkan otobüsler önce Kotor ardından Perast’a gidiyor. Gittiğimizde ücreti 4 euro idi. Budva-Kotor arası yaklaşık 20 km ve otobüsle 30 dakika sürüyor ama yüksek sezonda yolculuk 45 dakikaya kadar çıkabilir. Perast’a giderken dönüş otobüsünün saatini sormakta fayda va. Düşük sezonda seferler daha seyrek oluyor.
Perast gezilecek yerler
Perast St.George ve Our Lady of the Rocks adacıklarına en yakın yerleşim yeri. Sahilde dizili restoran ve kafeler var. Çok büyük bir yer olmadığından fazla mekan bulunmamakta. Ana caddesi trafiğe kapalı. Denize girmeyecekseniz yapacak pek bir şey yok. 2 saatten az bir sürede rahatlıkla turlanabilir. St.George ve Our Lady of the Rocks adalarını bir sonraki gün alacağımız tekne turunda gezeceğimiz için fazla oyalanmadık. Eğer Karadağ’da büyük tekne tura almayacaksanız, Perast’tan da bu adacıklara tekne ile geçebilirsiniz, ücreti kişi başı 2 euro. Kotor’dan da aynı şekilde bu adalara tekne turları var.
Perast’ta iki küçük ada dışında gezilebilecek yerler şehir müzesi (giriş 4 euro) ve St.Nicholas Church. Ayrıca denize girilebilecek harika plajlara sahip.
Perast St.Nicholas Kilisesinin çan kulesine 1 euro karşılığında çıkabiliyorsunuz. Kilise her gün 12.00’de açılıyor. 150 merdivenli çan kulesine ulaşınca gördüğünüz manzara tarifsiz güzel. Şayet çan kulesine çıkmak istemezseniz, kilisenin sol yanındaki merdivenleri tırmanarak da harika fotolar çekebileceğiniz, muhteşem manzaralı sokaklara ulaşabilirsiniz.
Perast St.Nicholas Kilisesiçan kulesi
St.George ve Our Lady of the Rocks adaları
St. George adası yada Sveti Djordje ibadethane olarak kullanıldığından ziyarete kapalı, gezilemiyor. İçinde manastır ve çan kulesi var.
Perast Kayaların Leydisi
Our Lady of the Rocks ya da Kayaların Leydisi ise insan eliyle 600 yıl önce yapılmış bir ada. Adadaki kilise ziyarete açık. Kiliseyi gezmek isterseniz ücreti 5 euro.
Hikayesine gelince geçmiş zamanda burada birçok balıkçı yaşarmış. Balıkçılar bu bölgeyi gezdiğinde bir gün Meryem Ana figürlü bir ikon bulunuyor. Bu ikonu alıp manastıra getiriyorlar. Fakat bu ikon yine sabahları aynı yere geliyormuş. Bu birkaç gün böyle devam etmiş. Sonradan din adamları ve balıkçılar bunun bir işaret olduğuna karar vermişler ve burada bir kilise inşa etmeye karar vermişler. Fakat ada kayalıklardan ibaret olduğu için burada kilise inşa edilmesi çok zormuş. Daha sonra gemilerle buraya taş taşımışlar ancak getirilen taşlar bir türlü yerinde tutunamayıp suyun taşınmasıyla yer değiştiriyorlarmış. Daha sonra farklı tekniklerle taşları tutturup burayı yapay ada haline getirmişler ve en sonunda bu yapay ada üzerinde Our Lady Of The Rocks kilisesini inşa etmişler (1722 yıllında).
Adadaki chapel ve müze gerçekten ziyaret edilmeyi sonuna kadar hak ediyor. Tavan süslemeleri ve özellikle üst kattaki el yapımı goblen sanırım müzedeki en meşhur eser. Eşi uzun seyahatlere çıkan Jacinta isimli bir kadının gümüş ve altın tellerin yanı sıra kendi saç telini kullanarak işlediği ve yapımı 25 yıl kadar süren bir goblen yapmış. İşlemeyi bitirdiğinde gözlerinin görme yetisini kaybetmiş. İşlemenin alt sırasında kullandığı saç telleri koyu renkli iken ilerleyen yıllarda saçlarının beyazladığı, işleme üzerindeki motiflerde kullanılan saç tellerinden kolaylıkla görülebilmektedir. Elektriğin ve teknolojinin olmadığı zamanlarda yapılmış bu eser kadının ne kadar iyi bir sanatçı olduğunun da göstergesi.
Kotor gezilecek yerler, Budva gezilecek yerler ve Karadağ’da ne yenir? başlıklı yazılarımız aşağıdadır.
1979 yılından bu yana Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Kotor, Karadağ’da en çok turist çeken yerlerden biri olup, gerçekten de çok güzel bir sahil kasabasıdır.Konum olarak Adriyatik denizinde Boka olarak adlandırılan körfezde yer alır ve yemyeşil yüksek dağlarla çevrilidir.
Adriyatikle iç içe, etrafı yeşil dağlarla çevrili ve Orta Çağ mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Strari Grad (Old Town) Karadağ’ın en güzel yerlerinden biri. Kotor Körfezi doğal limanıyla büyük yolcu gemilerinin Avrupa’daki en önemli destinasyonlarından. Ayrıca sahip olduğu harika plajları nedeniyle deniz turizmi açısından çok iddialı. Deneyimleyemesek de eteklerinde kurulduğu Lovcen dağı yürüyüş sevenler için harika rotalar sunmakta.
Sahip olduğu konum nedeniyle tarihte hep fethedilmek istenen ve Romalılar tarafından M.Ö.168 yılında kurulan Kotor, Bulgarlar, Sırplar, Macarlar ve Venedik hakimiyetine girmiş. Osmanlı tarafından da kuşatılan şehir, şehrin Venedikle yaptığı işbirliği neticesinde çok iyi korunduğu için Osmanlı hakimiyetine hiç girmeyen Karadağ şehri olmuş. Yugoslavya döneminde bir süre Yugoslavya’nın bir parçası olmakla birlikte dağılmadan sonra kendi başına Karadağ sınırları içinde kalmış. Şehrin nüfusununu büyük bölümünü Karadağlılar, Sırplar, Hırvat ve Yugoslavlar oluşturmakta bu da şehre farklı bir zenginlik katmakta.
Budva’daki üçüncü günümüzü Kotor ve Perast’a ayırdık. Budva otobüs terminalinden kalkan otobüslerle ulaşılmakta.
Budva-Kotor arası yaklaşık 20 km ve otobüsle gidiş bizim gittiğimiz dönemde en fazla 30 dakika sürüyor ama yüksek sezonda yoğun trafik nedeniyle yol 45 dakikaya kadar çıkabiliyormuş.
Kotor gezilecek yerler :
Eski şehir surlarla çevrili alan yani sur içinde kalan kısım. Uzun süre Venedik hakimiyetinde kaldığını hemen anlaşılıyor.
Old Town (Eski Şehir)
Kampana Kulesi
Kotor Katedrali
Kotor Saat Kulesi
Sveti Luka Kilisesi
St. Nikola Kilisesi
Pima Sarayı
Denizcilik Müzesi
Napolyon Tiyatrosu
Eski şehire 3 adet kapıdan girilebiliyor. Kuzey, Güney ve Deniz Tarafı Kapısı. Deniz Tarafı kapısı sonradan açılmış bir kapı. Aracınızla gelecekseniz bu kapının dışında yolun karşısında araç park yeri var. Ayrıca bu kapının girişindeki turist infodan Kotor Old Town’daki gezilecek noktaları ve planını gösteren harita edinebilirsiniz (Türkçe harita da var). Kapının üzerinde Yugoslavya Devlet Başkanı Tito’nun “Bizim olanı vermeyiz, başkasına ait olanı istemeyiz” sözü bulunmakta. Kuzey kapısına Skurda Nehri üzerindeki kapıdan ulaşılabiliyor. Kotor’da konaklayacaksanız Deniz kapısı önünden kalkan otobüslerle Tivat ve Perast’a gidebilirsiniz. Budva’ya gidecekseniz Güney kapısına 5 dakika yürüme mesafesindeki otobüs terminalinden kalkan otobüslere binmeniz gerekmekte. Karadağ küçük bir ülke ve mesafeler çok yakın. Araç kiralarsanız elbette daha kolay ve vakit kaybetmeden gezme imkanına sahip olursunuz. Özellikle şehir merkezleri dışındaki plajlara ulaşmanız çok daha pratik ancak bizim yaptığımız gibi otobüs kullanarak da Kotor’u rahatlıkla gezebilirsiniz. Güney Kapısı ise 13. yüzyıl tarihli ve şehrin en sakin kapısı. Fotoluk harika bir kapı.
Kotor
Kotor Kampana Tower -Şehrin Skurda Nehri köşesinde kalan burç, 13. ve 14. yüzyıllarda kalenin güçlendirilmesi için yapılmış. Kotor Kalesi’ni gören, fotoğraf için güzel bir açıya sahip
Kotor Kalesi
Kotor Kalesi Tepesi (St.John) : Kotor’un körfezinin fyort benzeri manzarasını en iyi görebileceğiniz yer. Tepeye merdivenle çıkmak yaklaşık 35-40 dakika sürüyor. 1355 basamak var. Stari Grad içinden çıkılıyor ve merdivenlere nasıl gidileceğini gösteren tabelalar mevcut ancak çıkış kişi başı 8 Euro. Her ne kadar eşsiz bir manzarası olduğunu paylaşım yapanların fotolarından görsek de açıkçası gereksiz pahalı bulduk ve çıkmadık. Bununla beraber sabah 08:00’den önce tırmanışa geçerseniz bilet kesen görevlinin henüz iş başı yapmadığı için ücret ödemek zorunda kalınmadığını bir yerlerde okumuştuk. Erken gidip şansınızı deneyebilirsiniz. Zaten sıcaklarda Kotor’a gittiyseniz en iyisi erkenden çıkmak. Ayrıca ücret ödemeden çıkılan bir yol daha olduğunu bir sonraki gün aldığımız Boka By tekne turundaki yerel rehberimiz söyledi ve yolu tarif etti. Kendisi bizzat buradan tepeye çıkmış, onun yalancısıyız:)
Tarifine göre Deniz Kapısı ve turist info noktası sağınızda kalacak şekilde yolda yürüyorsunuz. Skurda nehrini geçtikten ileride 2.sağdan dönüyorsunuz. Saptığınız bu yolda sol tarafta Kamelinja shopping center’ı göreceksiniz. Bu yolda dümdüz ilerliyorsunuz. Burası merdivenli bir çıkış değil, patika o nedenle tırmanmak daha uzun sürüyor. Yalnız tırmanışa geçtiğinizde yol ne zaman ikiye ayrılsa siz solu değil sağ tarafı seçeceksiniz. Tepeye ulaştıktan sonra dönüş yolunda bilet sorulmadığı için inişi paralı yoldan yapabiliyorsunuz.
Kaleye ücretsiz çıkmak için takip edilecek yol
Kotor Lady of Remedy Kilisesi : Kotor kalesine merdivenli yoldan çıkarsanız yolun yarısında bulunan kilise. Ücretsiz tırmanma yolunu tercih ederseniz de dönüşte uğrayıp eşsiz fotolar çekebileceğiniz harika bir nokta. Biz çıkmadığımız için fazla yorumda bulunamayacağız.
Silah Meydanı (Square of Arm) ve Saat Kulesi: Eski şehre Deniz Kapısından girdiğinizde solunuzda kalan meydan ve burada bulunan saat kulesi. Meydan oldukça kalabalık ve güzel. Soluklanmak için kafeler ve restoranlar bulunmakta. Silah meydanı Eski şehir Belediye Binası, Presin sarayı, Bizanti ve Beskuca Sarayları ve Venedik cephaneliği ile çevrili.
Kotor Saat Kulesi : Silah meydanında (Square of Arms) her iki yüzünde de saat bulunan dikdörtgen yapıdaki kule. (Clock tower) 1602 yılında yapılmış. Ön cephesinde Karadağ prensliğine ait arma bulunmakta. Saat kulesi yapıldığından beri üzerindeki saatlerin hiç şaşmadan doğru zamanı göstermekte ayrıca tamir ve bakımları nesiller boyu hep aynı aile tarafından yapılmakta.
Pima Sarayı: Un meydanında yer Pima ailesinin sarayı. 17.yy da yapılmış ve cephesindeki koyu yeşil panjurları ile çok güzel bir yapı
Saint Thyrphon Katedrali– (Aziz Thyrphon) Roma Katolik katedrali. Kotor Old town’daki en gösterişli ve en önemli yapılardan biri diyebiliriz. Kotor şehrinin koruyucusu olduğuna inanılan Aziz Thyrpon’un kemikleri İstanbul’dan getirilmiş ve katedral inşa edilince buraya konmuş. Getirildiği günden beri Kotor’un en önemli festivallerinden biri olan St.Tripun Day düzenlemekteymiş. Katedralin üst katıda kıyafetler, haçlar ve tabloların bulunduğu bir müze var. Yanında ise piskoposluk sarayı ve konutu bulunmakta
Kotor Denizcilik Müzesi-Biz gezmedik ancak vaktiniz varsa gezilebilir. Giriş 4 euro
St. Luke Meydanı: Sveti Luke ve St.Nicholas Kiliseleri
St. Luke kilisesi Katolik kilisesi olarak yapılmasına rağmen 17. yüzyılda Kotor’a gelen Sırp ortodokslarının da kullanmalarına izin verilmiş ve içinde hem Katolik hem de Ortodoks mihrabı bulunmakta. Buradan da Kotor şehri halkının din farkı gözetmeksiniz tüm inananlara kapılarını açtığını görmekteyiz. Eskiden Kotor şehrinde yaşayanlar kilisenin içine defnedildiğinde zemin mezar taşları ile kaplı
St. Nicholas Kilisesi meydandaki en gösterişli yapı. Denizlerin koruyucu azizi St.Nicholas’a ithafen 20.yy başında yapılmış Ortodoks kilisesi. Etkileyici bir yapı ve mutlaka gezilmeli
Kotor Old Town içinde ayrıca “women talks a lot” (kadınlar çok konuşur) çeşmesini de gezebilirsiniz. Eskiden su ihtiyacının sokaklardaki/meydanlardaki çeşmelerden karşılandığı ve bu noktaların kadınlar için sosyalleşme, konuşma yeri olmasından dolayı bu isim verilmiş.
Günümüzde otel olarak kullanılmakta olan, Fransızlar tarafından inşa edilmiş Napolyon Tiyatrosu
Budva gezilecek yerler ve Karadağ’da ne yenir yazılarımıza aşağıdaki linklerde ulaşılabilir.
Karadağ’ın en çok turist çeken şehri olan Budva’nın geçmişi 2.500 yıl öncesine dayanmakta. Aslında küçük bir yarımadayı kaplayan tarihi bir şehrin etrafında zamanla yerleşimin gelişmesi ve büyümesiyle oluşmuş. Özellikle deniz tatili için gidilebilecek çok güzel bir destinasyon, kendisini oldukça sevdik.
Budva’ya nasıl gidilir ?
Türkiye’den Karadağ’a gitmek için hem başkent Podgorica hem de Tivat havaalanlarına direk uçuş bulunmakta. Budva Tivat havaalanına yakın. Tivat havalimanı oldukça küçük. Otobüs kullanmak istiyorsanız havalimanı içinde otobüs durağı yok. Otobüs durağına havalimanı otoparkından çıkıp otoyolda sola dönüp yaklaşık 200 metre yürüdükten sonra ulaşabiliyorsunuz ancak yol gelişli gidişli bir yol ve yer yer kaldırım yok, dikkatli olmak gerek. Bu otoyol ülkede tüm beldeleri birbirine bağlayan otoyol.
Otobüsle Tivat-Budva 4 euro, 1 euro da bagaj toplam 5 euro, oldukça ekonomik. Tivat-Budva arası 20 km ve otobüsle 30 dakikada ulaşılıyor tabi bu söylediğim bizim ki gibi yoğunluğu düşük bir sezon için geçerli. Yazın trafik yoğunluğu arttığı için süre 40-60 dakika olabiliyormuş. Yaklaşık yarım saat arayla otobüs bulunuyor. H.limanı çıkışında taksiciler sizi almak için yarış halinde oluyor. Ücret yaklaşık 25 euro. Limanda araç kiralamak da mümkün. Taksi ile yaklaşık 20-25 dakikada Budva’ya ulaşabiliyorsunuz.
Havalimanı çıkışı korsan taksi kullandık ama liman içine girmiyorlar, liman çıkışında beklediğinizde geçen ve uygun olan bir tanesi yanaşıyor. Kişi başı 5 euro civarı, otobüs ücreti kadar. Bindiğimiz Budva otobüs durağına kadar anlaşmamıza rağmen kalacağımız otele kadar bıraktı, oldukça zaman kazanmış olduk. Kaldığımız süre içinde bu şekilde birkaç kez daha korsan taksi kullandık, korsan taksicilik Karadağ’da oldukça yaygın. Ama binmeden önce mutlaka fiyat alın.
Budva’da nerede kalmalı?
Budva, Kotor ve Perast’la karşılaştırıldığında yapılaşma açısından daha şehirimsi ama onlara kıyasla daha oyalayıcı ve yeme-içme cesitliligi açısından daha zengin. Ayrıca konaklama seçenekleri çok daha uygun fiyatlı. Özellikle deniz tatili yapıyor ve uzun kalacaksanız Budva tercih edilmeli ama kısa süreli seyahatlerde nerede kaldığınız çok da önemli değil açıkçası. Küçük bir ülke olduğu için Kotor ya da Perast’ta kalıp Budva’ya da rahatlıkla geçebilirsiniz. Ayrıca Budva plajları oldukça temiz ve birçok yerde ücretsiz denize girme imkanı bulunmakta.
Oda-kahvaltı bir otel arıyorduk gitmeden önce de birkaç öneri almıştık ama gideceğimiz tarihlerde uygun yer olmadığı için internetten bulduğumuz Otel Kadmo’da karar kıldık. Ekim ayında gittiğimiz için denize sıfır bir yer olması şart değildi. Otel hem merkeze yakın hem de çok sakin bir sokakta. Yeni ve temiz, odaları çok geniş ve ferah. Otobüs terminali ya da durak yürüyerek birkaç dakika. Her yere yakın. Old town yürüyerek 15 dakika. Tekne turu, boka bay turu vs. almak isterseniz en fazla 7-8 dakika yürüyerek sizi alacakları yere ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca kahvaltısı fena değil ve çeşit yeterli, aç kalmıyorsunuz. Çalışanları son derece kibar ve yardımcı. Ne isterseniz sorabilirsiniz, dakikalarca sıkılmadan bilgi veriyorlar. Budva’da marketler akşam 22.00’ye kadar açık tek istisna Pazar günü. Pazar günü daha erken saatte 16.00 gibi kapanıyor ama daha geç saatlere kadar açık olan küçük bakkal tarzı alışveriş yerleri de var.
Budva kaç günde gezilir ? Tek başına Budva küçücük bir şehir, bir tam gün kendisi için yeterli ama gitmişken yakındaki çevre iller de gezilir. Biz 5 gece 6 günlük bir gezi planladık. Kaldığımız süre içinde Budva’yı merkez aldık, orada konaklayarak Kotor ve Perast’a Budva’dan geçtik. Kalınacak süre deniz mevsimine ve gidilecek yerlere göre uzatılılıp kısaltılabilir. Havanın elverisli ve denize girmenin mümkün olması nedeniyle bu süre içinde gerçekten hiç sıkılmadık ama kışın gidecekler süreyi daha kısa tutabilir.
Budva’da gezilecek yerler :
Stari Grad (Old Town)
Citadel (Hisar)
Azize Maria Kilisesi
Holy Trinity Kilisesi
Aziz Sava Kilisesi
Aziz Ivan Kilisesi
Arkeoloji Müzesi
Dans Eden Kız Heykeli
Sveti Stefan Adası
Sveti Nikola Adası (Hawaii adası)
Budva Plajları & Tekne turu
Stari Grad (Old town) : Kaldığımız otelden yürüyerek Slovenska Obala caddesi üzerinden Stari Grad’a geçtik. Slovenska Obala caddesi Budva’nın kalbi diyebiliriz. Cadde üzerinde deniz kenarında bolca restoran seçeneği mevcut.
Stari Grad’ı ziyaret ettiğinizde sokaklardaki hediyelik eşya dükkanlarını dolaşmanızı, cafelerinde oturup kahve veya güzel bir Karadağ şarabı içerek sürekli hareket halindeki turist kalabalığını seyretmenizi tavsiye ederiz. Bu arada Stari Grad’taki dükkanların birçoğunun işletmecisi Türk, en azından biz gittiğimizde öyleydi. Ekim ayı olmasına rağmen Turist olarak da çok sayıda Türk vardı.
Budva Stari GradBudva Budva Budva Dans eden kız heykeli
Dans eden kız heykeli : Heykeli görmek için, Stari Grad’dan çıkıp Mogren Plajı’na giden, kayaların altına oyulmuş olan patikaya girdiğinizde, sadece 50 metre yürümeniz yeterli, bronz heykeli göreceksiniz. Heykel, arkasındaki Stari Grad manzarası ile tam Instagram’lık bir görüntü sergiliyor. Akşam üzeri giderseniz foto çekilmek için ışık çok daha güzel oluyor.
Budva’da ikinci günümüz:
Sveti Stefan : Bugün önce karayolu ile Sveti Stefan adasına gitmek, öğleden sonra da yaklaşık 1.5 saat süren tekne turu alarak hem Hawaii adasına gitmek hem de Sveti Stefan adasını bu kez de tekne ile denizden görmek istedik. Turlar Hawaii adasında 30 dakika süren küçük bir mola vermekte.
Otelimiz otobuslerin de gectigi ana cadde olan Adriatic Hwy’e çok yakin oldugundan yürüyerek duraga geldik. Otobüs beklerken yanımıza yaklaşan korsan taksinin kişi başı 3 euro olan cazip teklifini kabul ederek korsan taksi ile Sveti Stefan’a ulaştık. Bu arada otobüs 2.5 euro, ayrıca otobüs dediğime bakmayın bunlar aslında bizim minibüslerin kıvamında çok da büyük olmayan ulaşım araçları. Ödemeyi binince şoföre yapıyorsunuz. Budva-Sveti Stefan arası yaklaşık 9-10 km.
Her nekadar birbirimizin dilinden anlamasak da şoföre bizi yarımadayı yukarıdan görecek şekilde tepedeki otobüs durağında bırakmasını anlatabilmeyi başardık. Bence sizler de dilerseniz öncelikle yukarıdan bu harika manzarayı görüp daha sonra aşağı doğru yürüyerek yarım adanın halka açık olan plajına ulaşabilir ve dilerseniz plajda yüzüp, harika fotolar çekebilirsiniz.
Sveti Stefan 15. yüzyılda Venedikliler tarafından Türkler’den ve korsanlardan korunmak için yapılmış. İçerisinde 100 kadar ev, 3 kilisenin olduğu, dar bir berzah ile kıyıya bağlı olan Sveti Stefan Adası, 19. yy’da 400 kadar kişinin yaşadığı bir yermiş. Etrafı surlarla çevrili ada1960’lı yıllara kadar bir balıkçı köyü olarak gelmiş. 1934 yılında ise, Sırbistan kraliçesinin yazlık sarayı inşa edilmiş. 2007 yılında, Karadağ’ın turizmini canlandırmak için Sveti Stefan adası 30 yıllığına Aman Resorts otel grubuna kiraya verilmiş. Eski binaların dış cepheleri büyük ölçüde korunmuş ancak içleri renove edilerek oldukça lüks ve modern bir otel atmosferi yaratılmış. Ada’yı gezmek için ya konaklamak ya da içindeki restoranların birinde yemek yemek vs. gerekiyor.
Tepeden Sveti Stefan manzarasını gördükten sonra aşağıya doğru yürümeye başladık. Yaklaşık 300 metre yürüyünce soldan içeri doğru giren yola saptığınızda villa Milocer’e ait özel plaja giden yola giriyorsunuz. Yaya olduğumuz için otopark bariyerinin yanından yürüyerek geçtik, parkın içinden plaja ulaştık ve harika bir manzara ile denizin bizi beklediğini gördük. Gittiğimizde sezon sonu olduğu için şezlong, şemsiye bulunmamaktaydı ama havlunuzu atıp keyfini çıkarabilirsiniz. Bu arada deneyimlediğimiz kadarıyla Karadağ plajları taşlık. Şayet deniz tatili için gidiyorsanız ve bagajınız müsaitse deniz ayakkabısı almanızda fayda var.
Yaklaşık 300 metre uzunluğunda tek kelimeyle muhteşem bir plaj. Aracınızla gelecekseniz otoparkı ücretli, sanırım 12 euro imiş, İki şezlong 1 şemsiye 16 euro. Sveti Stefan yarım adasının diğer yanındaki plaj Crvena Glavica beach. Yine giriş ücretsiz ama şezlong ve şemsiye ücretli ve oldukça pahalı. Yanınızda termosunuzu ve atıştırmalıklarınızı alıp harika denizden ve Sveti Stefan’a karşı yüzme keyfinden sonuna kadar faydalanın derim. Ülkenin her yeri denize girilebilecek harika plajlarla dolu ama biz burayı ayrı bir beğendik.
Bu görsel şöleni iyice içimize sindirdikten sonra geldiğimiz yoldan geri dönerek caddeye çıktık ve sol tarafa yürüyerek otobüs durağına ulaştık. Turist information noktasının önünden minibüs otobüse binerek Budva’ya geri döndük. Kişi başı 2 euro. Bu arada Budva belediyesine bağlı, Sveti Stefan’a varmadan yer alan Przno köyü’de gerçekten harika küçük bir köy. Bu köydeki Przno ve Queen’s Plajları’da yüzmek için harika seçenekler olduğunu aklınızda bulundurun.
Budva merkeze dönünce Budva sahilinden kalkan, Sveti Stefan’ı denizden görüp fotoğraflayabileceğiniz sonrasında da Hawaii adasına gidip yaklaşık yarım saat adada mola verilen tekne turumuza katıldık. Bu tekne turları 1.5 saat sürüyor ve Ekim ayı olması dolayısıyla saat 12.00 ve saat 14.00’de olmak üzere günde iki kez yapılıyor. Yazın ise saat başı yapılıyor. Hawaii adası plajı yine Ekim ayı olmasından dolayı kapatılmış. Bu nedenle yazın yapıldığı gibi tekneyle gelmişken adada daha uzun kalayım sonraki teknelerin biriyle dönerim şansınız yok. Yazın gittiyseniz adada daha uzun kalıp güzel denizinden dilediğiniz kadar faydalanabilirsiniz. Bu arada dönüşte tekrar ücret ödemiyorsunuz. Sadece gidişlerde ücret ödeniyor dönerken dilediğiniz birine binip dönüyorsunuz. Ücreti kişi başı 5 euro. Ancak Budva’dan saati 25 euro ödeyerek şahsi tekne kiralarsanız durum daha farklı. Ödediğiniz saat kadar tekne sizi istediğiniz kadar gezdiriyor. Sveti Stefan’ı denizden de görmek çok güzel ama karadan manzarası bize göre daha büyüleyici. Hawaii adası ise deniz mevsiminde gittiyseniz mutlaka gidilmeli-görülmeli bir yer. Biz adada üşenmedik kısacık sürede denize de girdik, iyi ki de girmişiz, muhteşem bir denizi var.
Saat 13.30 gibi turumuz sonlanarak Budva’ya döndük. Vakit erken hava da şansımıza çok güzel ve sıcak olduğundan günün geri kalanını geçirmek ve denize girmek için Mogren plajına doğru yöneldik.
Budva Mogren plajı ücretsiz girilen bir plaj, havlunuzu atıp plajdan faydalanabiliyorsunuz. Denizi yine çok çok güzel ama taşlık. Dilerseniz şezlong-şemsiye kiralayabiliyorsunuz, ücreti 20 euro. Duş, tuvalet olanakları mevcut. Old Town’a yakınlığından dolayı yazın çok kalabalık oluyormuş. Sahili çok uzun değil dediğim gibi muhteşem bir deniz. Burası yan yana geçişli 2 plaj aslında. kayalıkların altından geçip 2. sahile ulaşıyorsunuz.
Budva’nın en güzel plajlarından biri olan Jazz beach Budva-Kotor yolu üzerinde ve hemen Budva çıkısında, Budva merkeze yaklaşık 2,5 km mesafede bulunmakta. Güzel bir plaj, kumsalı oldukça uzun ve daha az taşlık. Denizi biraz daha sığ. Ücretsiz büyük otopark mevcut. 2 şezlong ve şemsiye mevsimine göre 10-15 €. Duş ve soyunma kabini var ve ücretsiz. Su güzel ve plaj kumluk, denize girmek için harika ama elbette yazın oldukça kalabalık olacağından erken gitmekte fayda var. Budva’dan taxi ve merkezden kalkan otobüsler ile ulaşım sağlanabilir. Dönüş için plajın en solundaki iskeleden her buçuklu saatte yanaşan botlar ile de dönülebilir. Plaj girişinde market var. Yiyecek içeceklerinizi yanınıza alabilirsiniz. Biz sadece yol üzerinde geçerken gördük, yukarıdan manzarası güzel.
Tekne Turu
Karadağ’daki 3 günümüzü Kotor ve Perast’a, 4.günümüzüde Kotor körfezini tekne ile gezmeye ayırmıştık. Budva Slovenska Obeliska caddesi üzerinde karşımıza ilk çıkan tur şirketinden destek aldık. Orada tanıştığımız Vladimir hangi gün tekne turunu alırsak Blue Cave’i görmemizin daha olasılıklı olacağı konusunda bilgi verdi. Budva’ya vardığımız gün deniz çok hareketli imiş o nedenle bir sonraki gün yapılacak tekne turlarının Blue Cave’e girme olasılığının çok düşük olduğunu iki gün sonra denizdeki rüzgarın ve dalgalanmanın gideceğini, Çarşamba günkü turu almamızı tavsiye etti, çok da iyi oldu. Siz de körfezi dolaşan bu turu alacaksanız önceden bilgi almanızda fayda var. Bizim aldığımız tur Gardesevic firmasının turu idi. Hangisini aldığınızın çok da önemi yok aslında, hepsi aynı hizmeti sunmakta. Gittiğimiz dönemde turistin az olması nedeniyle Boka Bay turları haftada 3 gün yapılıyordu yazın bu turlar her gün yapılıyormuş.
Öncelikle belirtmeliyim ki vaktiniz varsa tekne turu Karadağ’da yapılabilecek en güzel şeylerden biri. Tüm körfezi belirli noktalarda konaklayarak İngilizce, Rusça ve Karadağca anlatım eşliğinde gerçekleşiyor ve ülke hakkında oldukça bilgi sahibi oluyorsunuz.
Turları Budva, Kotor, Tivat ve Herceg Novi’den almanız mümkün ve aldığınız şehre göre saatleri ve rota değişiklik gösterebiliyor. Budva’dan katılacaksanız tur otobüsü sizi sabah 07:45’de Tre Canne binasının tam karşısındaki otoparkın yanından alıyor. Biz gittiğimizde fazla turist olmadığından tek otobüs vardı ve karışıklık olmadı ancak yüksek sezonda buradan kalkan birçok tur otobüsü olacağı için karışıklığı önleme adına biraz daha erken buluşma noktasına gidip otobüsünüzü bulmanızda fayda var. Blue Cave’i çok görmek istiyorduk o nedenle havanın en iyi olduğu güne planladık. Deniz dalgalı olduğunda blue cave’e girilmiyor. Tur kişi başı 30 Euro. Şayet siz de Budva’da konaklıyor ve bu tura katılmak istiyorsanız Kotor’a gidip oradan katılmaya çalışmayın. Böylesi hem daha pratik hem daha ucuz. Kotor’a gitme zahmetine girmiyorsunuz ayrıca oraya gidiş-dönüşte ödeyeceğiniz ekstra yol parasını da hesaba katmak gerek. Budva körfezin dışında kaldığı için teknelerin turu oradan başlatmaları daha zor, o nedenle Budva’dan otobüslerle Kotor’a götürüp oradan teknelere katılınıyor. Oteliniz kahvaltı dahil bir otelse ve kahvaltı yapmadan çıkacaksanız kendilerinden bir gün önce kahvaltıya katılamayacağınızı ve lunch box hazırlayabilirler mi sorabilirsiniz. Kaldığımız otel bize 2 adet hazırladı. Şayet domuz salamı vb. şeyler yemiyorsanız belirtmenizde fayda var. Sandviçinizi ona göre yapıyorlar.
Turların hareket saati 08.00. Yarım saat sonra Kotor’a ulaşılıyor. Tekne kalkış 11.30. Rehber katılımcıları İngilizce konuşanlar-Rusça konuşanlar olarak ayırıp iki ayrı grup halinde Kotor old town gezisi yaptırıyor.
Kotor turu bitirince 11.30 gibi tekneye bineceğimiz yere geldik. Teknemiz oldukça büyük bir tekneydi, turist sayısı az olduğu için 150-200 kişilik tekneye 55 kişi olarak bindik. Sezon dışı gitmenin hava ve deniz açısından riskli tarafları olsa da az kişi ile tur almak ve dilediğiniz şezlonga yayılma-istediğiniz yere oturma gibi bir çok avantajlı yanı var.
Rehberimizin anlatımı eşliğinde turumuz Kotor’dan başladı. Oradan Perast’a geçtik. Our Lady of the Rocks’ta mola verdik ve adaya çıktık. Bu kısımları Kotor gezilecek yerler yazımda detaylı olarak anlattığım için hızlı geçiyorum. Daha sonra muhteşem manzalar eşliğinde yolumuza devam ettik. Sonraki durağımız Herceg Novi‘ye vardık.
Karadağ Herceg Novi – Town of the stairs Şehirde birçok merdiven bulunduğu için aynı zamanda “Merdivenlerin Şehri” olarak da anılmakta.
Karadağ’ın güney batısında, Kotor körfezinde yer alan küçük, şirin bir sahil şehri. Denizi muhteşem. Yazın deniz kışın spa hizmeti ile öne çıkmakta. Adriyatik’in en genç şehirlerinden biri. Oldukça çalkantılı bir tarihi var. Uzun yıllar İtalyan hakimiyetinde kaldıktan sonra 1482 yılında Osman hakimiyetine geçmiş. Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinden sonra da Venedikliler tarafından ele geçirilmiş olan şehir 1798 de Avusturya’ya 1805 yılında da Rusya hakimiyeti altına giriyor. 1.Dünya savaşından sonra Sırplara devroluyor.1929 yılında Yugoslavya’nın bir parçası olan şehir, Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Sırbistan hakimiyeti en sonunda da Karadağ Cumhuriyeti’nin bir parçası oluyor.
Herceg Novi’deki en ünlü ziyaret noktaları Forte Mare Kalesi, Avusturya tarafından yapılan saat kulesi, Osmanlı döneminde yapılan Kanli Kula ve merkezdeki St. Belavista Sırp Kilisesi St.Belavista Meydanı.
St. Belavista Meydanı meydanı ve kilise
Herzeg NoviKanli Kula ( Kanlı Kule – Bloody Tower ) Adriyatik Denizine tamamen hakim bir manzaraya sahip. Normal gezilmesinin yanında konserlere ve gösterilere açık hava amfi tiyatrosu olarak hizmet vermekte. Venedik hakimiyeti sırasında hapishane olarak kullanılmış ve çok sayıda insan öldürülmüş o nedenle de bu adı almış.
Kanli KulaHerzeg NoviBosna Kralı Tvrtko I’in heykeli
Herceg Novi , güzel bir yer olmasına rağmen deniz ya da spa için gelmiyorsanız yapacak çok da bir şey sunmamakta. Şayet boka bay tekne turu almayı tercih ederseniz teknenin molası esnasında kısa sürede gezip görebileceğiniz büyüklükte. Herceg Novi’de geçirdiğimiz yaklaşık 1.5 saatlik zaman dilimi yeterli geldi. Daha sonra tekne Mamula Fortress’i görmek için hareket etti.
Mamula Adası Kotor Körfezi girişinde küçük bir adacık, aslında yan yana 3 ada bulunmakta. Herceg Novi belediyesine bağlıdır. Adalara giriş bulunmamakta tekneler yanından geçiyor. Adaların en büyüğü üzerinde 1853 yılında general Lazarus von Mamula tarafından Kotor körfezine düşmanların girişini önlemek amacıyla bir kale inşa edilmiş. II. Dünya savaşı esnasında da bu kale hapishane olarak kullanılmış. 2016 yılında Montenegro hükümeti buraya lüks bir otel yapılması onayını vermiş.
Karadağ Blue Cave
Mamula yakınında demirleyerek bizleri Blue Cave’e götürecek daha küçük boyuttaki tekneye aktarma yaptık. Mağaranın ağzı dar, içi de küçük olduğu için sadece küçük teknelerle giriş yapılabilmekte. Burada tercih size ait dilerseniz büyük teknede kalabilir dilerseniz Blue Cave turuna katılmak için ilave kişi başı 5 euro ödemeniz gerekiyor.
Karadağ Tivat
Blue Cave yüzme molasından sonra tekrar bizi bekleyen büyük tekneye transfer olduk ve son durağımız olan Tivat’a doğru yol aldık.
Tivat Kotor körfezinde bir sahil şehri. Sırp nüfusun fazla olduğu bir şehir. Güzel plajları ile ünlü. Şayet denize girmeyecekseniz fazla vakit harcamadan kısa sürede ziyaret edilebilecek büyüklükte. En önemli cazibe merkezi Porto Montenegro. İçinde limanı, cafeler, restoranlar, deniz üzerinde havuz, spa merkezi ve otel, pahalı markaların bulunduğu mağazalar olan mimarisi güzel bir marina. Vaktimiz olmadığı için marinayı gezemedik sadece Tivat’a tekne ile girerken uzaktan görme imkanımız oldu. Burada bizi geri götürecek tur otobüsümüze binerek dönüş yoluna çıktık. Tivat, Budva ve Kotor arasında yer almakta, her iki yerleşimden de otobüslerle kolayca ulaşabilirsiniz. Vaktiniz varsa bu güzel şehri de gezip vakit geçirebilirsiniz.
Budva’da son gün: Budva’daki son günümüzü şehrin ve denizin tadını çıkararak, girmediğimiz sokakları keşfederek ve alışveriş yaparak geçirdik. Budva’da değişik ve özel hediyelik göremedik, her yerde bulabileceğiniz türden dükkanlar bulunmakta. Bu arada birkaç ay önce Budva’ya yerleşmiş ve çok güzel kolyeler, takılar ve hediyelik eşyalar üreten Türk çiftten çok hoş kolyeler aldık.
6. Gün -Dönüş
Karadağ’da geçirdiğimiz tatilimizi unutulmazlar listemize ekleyerek dönüş için Budva-Tivat otobüsü ile havaalanına ulaştık.
Karadağ’da ne yenir yazımıza aşağıdaki linkten ulaşılabilir.
İskeçe, Batı Trakya sınırları içinde yer alan küçük ama sevimli bir şehir. Rodop dağları eteklerine ve Kosynthos nehrinin her iki tarafına kurulmuş. Yapılacak çok şey olmamasına karşın gidilebilecek ve gayet keyifli zaman geçirilebilecek bir şehir. İpsala sınır kapısına 2 saat mesafede. Günübirlik bir gezinin yeteceği kıvamda ama rahatlıkla bir gece de geçirilebilir. Yunanistan’da Türk nüfusun en yoğun olduğu illerden biri. Osmanlı hakimiyeti sırasında çok sayıda müslüman halk yerleştirilmiş. İskeçe aynı zamanda en iyi korunmuş eski yerleşim yerlerinden biri ünvanına sahip. Tütün önemli geçim kaynaklarından biri. İskeçe Karnavalı ise burada yapılan en önemli etkinlik. Yunanistan’ın en önemli ikinci karnavalı. Şubat sonu-Mart başı yapılan karnaval yürüyüş ritüeli ile son buluyor. 60 bin nüfuslu şehir karnaval zamanı 400 binden fazla kişiyi ağırlamaktaymış. Yüzleri boyalı, rengarenk giyinmiş insanlar danslar ve yürüyüş etkinlikleri ile renkli ve hareketli bir ortam yaratmakta. İskeçe aynı zamanda Yunan bestekar Manos Hadjidakis’in de doğum yeri.
İskeçe’ye nasıl gidilir : En yakın havalimanı olan Büyük İskender havalimanının karayolu ile 4 saat sürdüğü düşünülürse kendi aracınız ya da otobüsle gitmek en mantıklısı. Karnaval dönemi hariç otopark sıkıntısı yaşamazsınız, sokaklara park edilebiliyor.
İskeçe alışveriş : Meydana açılan bütün caddelerde sağlı sollu mağazalar, restoran ve kafeler var. Michais Karaoli Caddesi önemli caddelerden biri. Cosmos Center ve Intersport mağazaları bu cadde üzerinde. Vasileos Konstantinou caddesinde Yunanistan’da ilgi gören Hondos Center kozmetik mağazası var. Yine bu cadde üzerindeki Beauty Products and More adlı kozmetik mağazasında hem yerel hem de Kore malı bakım ürünleri ile oldukça kalıcı açık parfümler satılmakta. İskeçeye yaklaşık 7 km mesafede Flamingo Outlet ve İskeçe-Gümülcine yolu üzerinde Jumbo Mağazası bulunmakta. Fazladan zamanı olanlar gidebilir. İskeçe’ye girişte de büyükçe bir Lidl mağazası var.
İskeçe gezilecek yerler :
Eski şehir merkezi Palia Ksanthi (Ahiriyan Mahallesi) : Osmanlı dönemine ait yapılarla ve restoran ve kafelerin bulunduğu küçük ama çok hoş bir merkez. Geçmişi yansıtan sokakları turlayıp güzel kafelerde birşeyler içip anın tadını çıkarmak son derece keyifli. Ahiriyan mahallesi Türklerin yoğunluklu olduğu bir mahalle.
İskeçe Halk ve Tarih Müzesi : Rus bir mimar tarafından inşa edilen müze tütün tüccarı Kuyumcuoğlu ailesine ait özel bir mülk. İskeçe’nin tarihi ve sosyal değişimi sergilenmiş. Kuyumuoğlu ailesine ait özel eşyalar bulunmakta. Giriş ücreti 4 Euro.
House of Shadow (Gölge Evi) : Old town bölgesinde. Yerel bir sanatçının hazırladığı objeler ışık ve gölge marifetiyle sergilenme. Ücreti 3 Euro.
İskeçe House of Shadow
Manos Hadjidakis’in doğduğu evi : Ödüllü müzisyen Manos Hatzikasin evi de old town bölgesinde. İçi ücretsiz geziliyor. Tarihi bir bina, mimarisi güzel. İçinde çok bir şey yok ama çeşitli etkinlikler düzenlenmekte. Gezerken yeni evlenen bir çiftin düğün fotoları çekilmekteydi.
Manos Hadjidakis’indoğduğu evManos Hadjidakis’indoğduğu ev
2book Kitapevi : Old town’daki güzel binalardan biri olan kitapevi.
2books kitapevi2books kitapevinin içi
Mehmet Paşa Binası : 20.yüzyıl başlarında Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış güzel bir yapı.
Mehmet Paşa Binasıİskeçe old town
Old town tarafında Cumartesi günleri bizdekine benzer pazar kurulmakta, denk gelinirse gezilebilir ama günübirlik bir gezi için zaman harcamaya çok da gerek yok.
Demokrasi meydanı (Platia Dimokratias) : Çok büyük bir meydan değil. Çeşitli etkinlikler düzenlenmekte. Gittiğimizde meydanda noel pazarı kurulmuş ve meydan süslenmişti. Buz pateni pisti, dans ve cimnastik gösterileri vardı. Kısaca çok hareketli ve canlıydı.
İskeçe Saat Kulesi : Demokrasi meydanındaki saat kulesi 1870 yılında şehrin ileri gelenlerinden Hacı Emin Ağa tarafından yaptırılmış. Orijinalinde üzerinde arapça bir kitabe ve tepesinde ayyıldız bulunuyormuş. İskeçe Belediyesi tarafından 1972 yılında yıkılmak istenmiş, Türk azınlığın itirazları sonucu olaya valilik el koyarak yıkımı engellenmiş ama arapça kitabesi ve ayyıldız sökülmüştür. Saat kulesinin yanında bulunan cami ise yıkılmıştır.
İskeçe Saat Kulesi
İskeçe Hagia Sophia Katedrali : Meydanın hemen yanındadır. Kırmızı halılarla kaplı yüzeyi ve duvar süslemeleri ile gözalıcı. Tuğla kaplı yapının mimarisi ile şehir merkezine güzellik katmakta.
Şehirde fazladan zamanı olanlar Kosynthos nehri kenarında yaşam patikası adlı patikada doğa yürüyüşü yapabilir (Path of Live). Daha uzun kalacaklar İskeçe’ye yakın konumdaki Porto Lagos, Kavala ve Gümülcine gezileri planlayabilir.
İskeçe Yeme İçme ve İskeçe’de mekan önerileri :
İskeçe mekan bolluğuna sahip bir şehir. Küçük bir şehir olmasına rağmen şaşırtacak kadar çok restoran, fırın ve kafe bulunmakta. Günübirlik bir geziye sığacak kadar deneyimlemeye çalıştık ama deneyemediklerimiz de aklımızda kaldı.
Artopolis Fırın : Sabah 09.00’da şehre gelir gelmez uğradığımız fırın. Michail Karaoli caddesinde. İskeçe’nin en iyi fırını olarak geçiyor. Sabah saatlerinde kalabalıktı, önünde kuyruk vardı ama öğleden sonra önünden tekrar geçtiğimizde kalabalık daha da yoğundu. Herşey çok lezizdi. Peynirli börek, kapalı bir börek ve tarçınlı çöreklerden aldık. Porsiyonları büyük. İçeride oturma imkanı yok. Personelin çoğu Türkçe biliyor, İngilizce anlatmaya çalışmaktan ziyade Türkçe konuşmak büyük kolaylık.
Artopolis FırınArtopolis Fırın
The Espressonist Coffe : Önünden geçerken kalabalığı görüp daha sonra bir kahve içeriz diye karar verdik. Sonrada herkesin elinde buranın kahve bardaklarını görünce kesin içelim dedik. Tarçınlı noel kahvesi denedik, fena değildi. Lokallerin de takıldığı bir yer. Önünde birkaç masası var ama yer bulmak zor daha çok take away. İçinde de mini bir marketi var. Artopolis fırına 350 metre.
The Espressonist Coffe
Mezebar : Old town’da gezerken gözümüze kestirdiğimiz restoran. İlgi gören bir restoran. Genel olarak old towndaki mekanların çoğu kalabalık ve ortam güzel. Yediklerimizden de çalışanların yaklaşımından da memnun kaldık.
İskeçe Mezebarİskeçe Mezebar
Listemizde bulunan Michail Karaoli caddesindeki Konserva ve Bahamas adlı mekanlara gidemedik. Her ikisine de hem kahve hem kokteyl için gidilebilir.
Amalthia : Old town da Yunan yemek ve mezelerini bulabileceğiniz restoran
Taverna Myrovolos : Yine çeşitli mezeler ve her türlü et yemeklerinin olduğu ve akşamları canlı müzik bulabileceğiniz bir restoran
Tyflomiga : Old towndaki sarı bina dersek giden herkes bilecektir, sokağın atmosferi güzel. Hem kahve ya da içecek hem de yemek yenebilecek güzel bir mekan
Bunlara ilaveten onlarca kafe, restoran ve pastane bulunmakta.
Milano, mutfak konusunda birçok alternatife sahip. Michelin yıldızlı ve şık restoranlardan daha uygun bütçeli yerlere kadar seçeneklerle dolu. Ev yapımı makarnacılar, lezzetli pizzacılar, Milano yemeği ossobuco’cular, güzel kafe ve barlar ile geleni memnun eder.
Come ‘Na Vorta-Pasta e Vino : Taze makarnaları çok lezzetli, tezgahta yapımını görebiliyorsunuz ayrıca ortamı da güzel. Küçük bir yer, rezervasyon şart yoksa uzun kuyrukları beklemek gerek.
Come ‘na Vorta
Osteria dal Verme : Isola bölgesindeki çok sayıda restoran ve mekan bulunmakta. Genel olarak nezih bir bölge ve lokallerin takıldığı bir yer. Restoranın yemekleri oldukça lezzetli, şarapları güzel ancak pahalıca. Burada klasik italyan yemekleri dışında osso buco gibi farklı yemekler denenebilir.
Osteria dal VermeOssobuco – Osteria dal VermeOsteria dal Verme
Pizzeria Ischia : İç dizaynı çok güzel, küçücük bir pizzacı. Bölgenin en iyilerinden, lezzet harika, fiyatlar makul.
Pizzeria Ischia Pizzeria Ischia
Biga : Pizzaları lezzetli, tramisusu oldukça güzel, hafif ve farklı
Biga-IsolaBiga-Isola bölgesi
Luini : Her daim önünde kuyruk olan Milano’nun en ünlü hamur işleri dükkanı. İçi çeşitli malzemelerle doldurularak kızartılan, çiğ böreğe benzeyen (lezzeti çiğ börekten çok farklı) hamur işi panzerottiler en popüler ürünü. Adres: Via Santa Radegonda, 16
Spontini Pizza : Duomo yakınındaki çok popüler, fast food tarzı dilim pizzacı. Dilimler gayet büyük, fiyatlar uygun. Kalın hamurlu ve bol peynirli margheritası denemeye değer. Milano’da iki şubesi var, Duomo meydanına yakın olanın adresi Spontini, Via Dogana 3, diğer şubenin adresi ise, Via Santa Radegonda, 11
Osteria da Fortunata : Önünde dehşet kuyruk olan çok popüler makarnacı. Uzun kuyruk nedeniyle bir süre bekledikten sonra pes ettik ve maalesef yiyemedik.
Starbucks Reserve Roastery : Milano’daki Starbucks ülkemizde bildiğimiz Sturbucks’lardan çokk farklı. Ortamı güzel her daim kalabalık. Yabancı kahve zincirlerinin İtalya’da başarılı olmak için fark yaratmaları gerekir, Sturbucks da tam bunu yapmış. Alkollü kahve seçeneklerinin yanında farklı lezzetler de bulunmakta. Alkollü kahveler yanında ikramla geliyor ama herşeyin bir bedeli var elbette:))) Fiyatlar hem başka yerlerde aynı içeceğe ödeyeceğinizden oldukça yüksek hem de masa bedeli ödüyorsunuz.
Sturbucks Reserve MilanoSturbucks Reserve MilanoSturbucks Milano
Campari Store : Duomo’da yer alan dilerseniz yemek yiyebileceğiniz dilerseniz barında birşeyler içebileceğiniz hoş bir mekan
Campari Store–Milano Duomo
Frida Bar : Isola bölgesinde çok popüler bir bar
Frida Bar-Isola bölgesi
Navigli bölgesi mekanları : Uygun fiyatları içeceklerin yanında atıştırmalıklarla servis edildiği mekanlar bulunmakta.
Venchi Gelato : Dondurmaları lezzetli
Venchi Gelato
Milano gezilecek yerler yazımızın linki aşağıdadır.
Roma, Remus ve Romulos kardeslerin MÖ 753 yılında kurduğu, hakkında blog degil kitap yazilabilecek, tek kelime ile muhteşem bir şehir. Yazarken zorlandım, anlatacak o kadar çok şey var ki neresinden kessem, nasıl kısaltsam bilemedim. Tiber ve Aniane nehirleri arasında 7 tepe üzerine kurulmuş, Dünyanın en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri. Efsaneye göre yarı tanrı yarı insan olan Remus ve Romulus, şehrin nereye kurulacağı ya da kimin yöneteceğine karar verememiş, aralarında çıkan tartışma sonucu Romulus Remus’u öldürerek şehri bulunduğu yere kurmuş ve kendi adını vermiş. Başlangıçta küçük bir yerleşim yeriyken bulunduğu konum itibari ile ticaret merkezi haline gelmiş ve krallık olmuştur. Roma, Romulus dahil olmak üzere 7 kral görmüştür. Romalıların Yunan kolonileri ile olan etkileşimlerinden dolayı onların kültürünü Roma’ya taşımışlar ve kendi kültürlerini oluşturmuşlardır. Brutüs ailesinden Lucius Junius Brutus’ün son kral Tarquin’i MÖ 509’da tahttan indirmesiyle Roma Krallığı yıkılarak, Roma Cumhuriyetini kurmuştur.
Havalimanı-şehir merkezi Ulaşım: Roma Fiumicina-Leonardo da Vinci havalimanı-kent merkezi arası yaklaşık 40 km. Şehre otobüs, taksi ya da Leonardo Express treni ile kolayca ulaşılır. Tren en çok tercih edilen ulaşım aracıdır diyebiliriz. Roma şehiriçi ulaşım : Metropolitana adlı metro ulaşımı Roma’da en çok tercih edilen ulaşım şekli. Üç farklı hattı var ve en sık kullanılan hatlar A ve B hatları ve Roma ulaşımının en merkezi noktası olan Termini durağında kesişmekte. Metro ulaşımı olmayan yerlere de otobüslerle kolayca erişebilirsiniz. Açık hava müzesi şeklindeki bu şehri gezmenin en iyi yolu yürümek, vaktiniz varsa ve yürümeyi seviyorsanız elbet. Gezimiz sırasında yürüdüğümüz her cadde bizi kendi güzellikleri ve şahaserleri ile buluşturdu.
Roma’da Nerede kalınır
Ulaşım kolaylığı, birçok noktaya yakınlığı ve havalimanından tek araca binerek ulaşılabildiği için Termini bölgesi çok pratik. Termini çok merkezi, hemen her yere yürüme mesafesinde ama Colesseum, İspanyol Merdivenleri ve Vatikan çevresinde kalırsanız da bir çok yere kolaylıkla ulaşılabilir.
Roma kaç günde gezilir ?
İlk gelişimizde 1.5 gün kaldık, ikinci gelişimizde 5 günlük bir gezi planladık ve sokak sokak gezdik. Organlarımız bizden hesap soracak ise kendi adımıza bunlar ayaklarımız olur herhalde. Trastevere’ye gittiğimiz gün adımsayar 44 bini gösterdi. O günkü rekorumuza 42 bin adımla Berlin’de yaklaştık ama bir daha egale edemedik. Roma’nın kalış ideali en az 5 gün olsa da listenizi daraltarak 3 günde de gezebilirsiniz.
Roma gezilecek yerler
İtalya gezilecerk yerler listesinin başında bulunan Roma’da, tarihi ve turistik yerlerin çoğu Centro Storico yani tarihi şehir merkezinde yer alır. Kaldığımız yer olan Termini bölgesinden gezimize başladık ve aşağıdaki sırayla devam ettik. Kalacağınız yere göre kendi rotanızı belirleyebilirsiniz.
Santa Maria Maggiore Bazilikası
Colosseum (Kolezyum)
Konstantin Kemeri ya da Takı
Palatine Tepesi
Roma Forumu
Trajan Forumu
Piazza Venezia ve II. Vittorio Emanuele Anıtı
Trevi Çeşmesi
Navona Meydanı
Santa Maria in Aracoeli bazilikası
Largo di Torre Argentina
Campo de Fiore
İspanyol Merdivenleri
Piazza Spagna
Panteon (Pantheon)
Castel Saint Angelo
Popolo Meydan
Quattro Fontana
Fontana dell Acqua Fellice
Vatikan Şehri- Vatikan Müzeleri-Sistina Şapeli-Aziz Petrus Bazilikası
Trastevere
Santa Maria Maggiore: Roma’nın Yedi Hacı Kilisesi’nden biri ve İtalya’daki en büyük Katolik Marian kilisesidir. Meryem papanin rüyasina girer ve bir kilise inşa etmesini, inşa edilecek yeri ise ertesi gün karla işaretleyeceğini söyler. Ertesi gün yaz olamasına karşın kilisenin bulunduğu yere kar yağar ve papa kiliseyi buraya yaptirir. Ziyaretiniz 5 Ağustos tarihine denk gelirse burayı mutlaka ziyaret edin. Halk 5 Ağustos günü kutlamalar için toplanır ve Papa Paul V. şapelinin çatısından beyaz çiçek yaprakları atılarak kilisenin kuruluşu kutlanır. Kilisenin iç süslemeleri muhteşem olup, tavan süslemerinde İspanya Kralicesinin gönderdiği altın kullanılmıştır.
Roma Santa Maria MaggioreRoma Santa Maria Maggiore
Roma Kolezyum (Flavianus amfitiyatrosu): MS 80 yılında Titus tarafından tamamlanmış. Gladyatör oyunları ve çeşitli halk etkinliklerinin yapıldığı oval planlı, taş ve mermer kullanılarak inşa edilmiş bir yapıdır. 60 binden fazla seyirci alabilecek büyüklüktedir. O dönemde gladyatör oyunları için Afrika’dan çok sayıda hayvan getirilmekte ve gladyatörlerle savaştırılmaktaydı. Gladyatörler hem özgür romalılar hem de köleler ya da savaş suçluları olabiliyor şayet bunlar arasında dövüşü kazanan olursa özgürlüğüne kavuşabiliyordu. Yapının dış kısmı kemerlerle çevrilidir alt kısmında tüneller bulunmaktadır. En son gladyatör oyunu 435 yılında gerçekleşmiş. Bugüne kadar 4 deprem 3 yangın geçirmiş yapı zarar görmesine karşın hala ayaktadır ve Roma’da en çok ziyaret edilen yerdir.
Roma Kolezyum Roma Kolezyum
Konstantin Kemeri ya da Takı: Kolezyum’un yakınındaki Konstantin Takı, 4 .yüzyılda Konstantin zaferini kutlamak için yapılmış. 21 metre yüksekliğndeki yapının kemeri üstünde latince yazı ve kabartmalar bulunur. I.Konstantin’in Roma Tiran’ı Maxentius karşısında Milvian Köprüsü üzerinde kazandığı zaferi simgeler.
Konstantin Takı
Palatine Tepesi (Palatino) : Romanın 7 tepesinden biridir. Roma Forum’a çok yakındır. Roma mitolojisine göre Romus ve Romulus’un dişi kurt tarafından bulunarak hayatlarının kurtarıldığı tepedir. Tarihi kalıntılar bakımından önemlidir.
RomaPalatino Tepesi
Roma Forumu: Kolezyum’a bitişik durumudadır. Antik Roma’nın merkezidir. Forum kelime anlamı olarak açık havada halka açık meydan olarak tanımlanabilir. Forumlar hem alışveriş yapılan ticari bir yer hem de halkın buluştuğu, vakit geçirdiği ayrıca siyasi toplantılar yapılan alanlardır. Roma imparatorluğun merkezi durumundadır. Forumdaki yapılar; Septimus Severus Kemeri, Titus Kemeri, Romulus Tapınağı, Castor ve Polluks tapınağı, Satürn Tapınağı sayılabilir.
Roma Forumu
Trajan Forumu ve Trajan Pazarı: İmparator Trajan tarafından 106 yılında inşa ettirilmiş ve Roma İmparatorluğunun son forumu olarak tarihe geçmiştir. Kapalı pazar alanı, dükkanlar ve önünde meydan bulunan komplekstir.
Roma Trajan ForumuRoma Trajan Forumu
Piazza Venezia ve II.Vittorio Emanuele Anıtı: Roma’da tarihi kent merkezinde bulunan ve en çok ziyaret edilen meydanlardan biridir. Etrafında restoran ve kafeler bulunur. Meydanın bir tarafında İtalya’nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele’yi onurlandırmak için 1885-1911 yılları arasında yapılmış II. Vittorio Emanuele Anıtı (Altare della Patria) bulunur. Anıt beyaz mermerden yapılmış oldukça gösterişli bir yapıdır. Vittorio Emanuele’nin atlı heykeli ve en üstte sağlı-sollu dört at heykelleri ile süslüdür. Anıtta ayrıca Meçhul Asker Anıtı (unknown soldier) bulunur.
Roma II. Vittorio Emanuele AnıtıRoma II. Vittorio Emanuele AnıtıRoma Meçhul Asker Anıtı
Roma Trevi Çeşmesi : Ülkemizde daha çok Aşk Çeşmesi olarak isimlendirilen çeşme mimar Nicola Salvi tarafından tasarlanmış Roma’daki en büyük barok özellikli çeşmedir. 30 yılda tamamlanmış ve 1762 de açılmıştır. Adının anlamı 3 yol çeşmesi olup altındaki 3 doğal su kaynağının birleştiği varsayılarak bu adın verildiği düşünülmektedir. Avrupa’da en çok fotoğraflanan yerlerden biri olduğu söylenebilir. Gerçekten çok güzel olan çeşmede deniz tanrısı Neptün sahnelenmiştir. İnsanlar buradaki havuza para atarak dilek dilemektedirler.
Roma Trevi ÇeşmesiRomaTrevi Çeşmesi
Roma Navona Meydanı: Meydanın tarıhi 1. yüzyıla kadar uzanır. Burası spor oyunlarının yapıldığı 30 bin kişi kapasiteli bir stadyummuş. 1655 yılında kaldırılarak meydada dönüştürülmüş. Çok güzel bir meydan, her zaman kalabalık. Meydanı 3 çeşme süsler. Bernini’nin ünlü eseri Barok tarzdaki 4 nehir çeşmesi- Fontana del Quattro Fiumi-(Four Rivers Fountain) bunlar arasında. Çeşmede dört önemli nehir Tuna, Ganj, Nil ve Rio dela Plata ve bulundukları kıtalar temsil edilmiş. Meydanda bulunan ve yine Bernini tarafından yapılmış diğer çeşme Fontana del Moro‘da, yunusla dövüşen dev ya da mağribi betimlenmiş, gerçekten muhteşem. Dev, yunusu bacakları arasında sıkıştırmış. Meydanda yapılan ilk çeşme. Bernini’nin hayal dünyası ve tekniğini gösteren çok güzel bir yapıt. Üçüncü çeşme Antorio Bella tarafından yapılmış Fontana del Nettuno (Neptün Çeşmesi). Çeşmede deniz tanrısı Neptün ahtapotla savaşmakta etrafta su perileri ile bulunmakta. Meydanda bulunan barok tarzdaki Sant Agnese Kilisesi‘de etkileyici bir mimariye sahiptir. Meydanda ayrıca bir dikilitaş bulunmakta. Sokak sanatçıları, seyyar satıcılar, kafeler ve restoranları ile her daim canlı bir meydan.
Roma meydanları Navona meydanıFontana del Quattro FiumiRomaFontana del MoroRomaSant Agnese Kilisesi
Santa Maria in Aracoeli bazilikası: Mutlaka görülmesi gereken bir şahaser. İmparator Konstantin’in annesi Azize Helena’nın kemiklerinin bulunduğu kilise. Dışı tuğladan yapılmış, içi etkileyici ve çok güzel. Capitol tepesinde, Vittorio Emanuele anıtının arkasında yer alır ve manzarası da kendisi gibi çok etkileyicidir. Freskleri ve tavan süslemeri ile Roma’daki en güzel yapılardan biridir.
Santa Maria in Aracoeli Bazilikası
Largo di Torre Argentina: 4 Roma dönemi tapınağı ve Pompey tiyatrosu kalıntılarının bulunduğu alandır.
Largo di Torre Argentina
Campo di Fiori: Navona meydanına yakın bir meydandır. Adı çiçek tarlası manasında olup ortaçağda burada bir çayır olması nedeniyle bu isimle anılır. Meydanın ortasındaki heykel dünyanın güneş çevresinde döndüğünü söylediği için yakılarak öldürülen Giorganı Bruno’nun heykelidir. Gündüzleri semt pazarı kurulan meydan hem gündüz hem de geceleri oldukça hareketlidir.
Campo di Fiori
İspanyol Merdivenleri : Piazza di Spagna ile Piazza Trinita dei Monti arasındaki dik merdivenlerdir. Trinita dei Monti Kilisesine ulaşım sağlar. 135 basamağı vardır. Mimarları Francesco de Sanctis ile Alessandro Specchi’dir. 1725 yılında barok tarzda inşa edilmiş oldukça geniş merdivenlerdir.
İspanyol MerdivenleriSpanish Steps
Piazza Spagna (İspanya Meydanı): İspanyol Merdivenlerin alt kısmındaki Piazza Spagna çok popüler bir meydandır. İspanya büyükelçiliğinin burada olmasından dolayı İspanya meydanı adı verilmiştir. Meydanın ortasında barok stilde mimar Bernini ve oğlu tarafında yapılmış Fontana della Barcaccia (Eski gemi çeşmesi) gerçekten çok güzel bir çeşmedir. Çeşmenin su taşan bir gemi şeklinde olmasının sebebi, Tiber nehrinin 1598 de taşması, meydanın sular altında kalması ve sular çekilince de meydanda gemi kalıntısı görülmesi nedeniyle olduğu rivayet edilmektedir.
Fontana della Barcaccia (Eski gemi çeşmesi)
Pantheon: Piazza della Rotondo’da bulunan ve geçmiş, bugün ve gelecekteki tüm tanrılara adanan yapıdır. Korinth düzenli sütunların taşıdığı bir revak ve arkasında buna bitişik dairesel bir yapıdan oluşur. Kubbe dünyadaki en büyük kubbelerden biri olup tepesinde aydınlık girmesi için bir açıklık bulunmaktadır.
Roma PantheonRoma Pantheon
Castel Sant’Angelo (Kutsal Melek Kalesi):Tiber kıyısında yer alan kale eskiden Roma’nın en yüksek binasıymış. Günümüzde müze olarak kullanılmakta. Roma imparatoru Hadrianus kendisi ve ailesi için anıt mezar olarak inşa ettirmiş, ortaçağda papalık kalesi olarak kullanılmış. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan sürgün yıllarının bir kısmını burada geçirmiş. Adını papa büyük Gregorius’un burada melek Mikail’i gördüğü dinsel törenden aliyormuş.
Castel Sant’AngeloRoma Castel Sant’AngeloCastel Sant’Angelo
Popolo Meydanı : Roma’nın en büyük meydanı olup, birçok etkinlik yapılır. Meydanın girişinde Santa Maria Miracoli ve Santa Maria in Montesanto adlı ikiz kiliseler bulunmakta. Roma’nın en işlek caddelerinden biri olan Via del Corso Popolo meydanından bu ikiz kiliselerin arasından başlar. Kiliseler görülmeye değer niteliktedir. Meydanın ortasında bulunan dikilitaş Mısır’dan getirilmiş. Popolo meydanının Kuzey tarafındaki kapı meydanı Piazza del Filaminio’ya bağlar. Porta del Popolo ya da Porta Flaminia olarak adlandırılıan bu kapı 3.yüzyılda yapılmış olup, Michelangelo ve sonrasında Bernini tarafından restore edilmiş. Meydan Villa Borghese parkının hemen yanındadır.
Roma PopoloMeydanıRoma Popolo Meydanı
Quattro Fontane: Via delle Qurattro Fontane ve Via del Qirinale’nin kesiştiği yerde bulunan 4 ayrı çeşmedir. Geç rönesans döneminde, 1588-1590 yıllarında yapılmış çok güzel çeşmelerdir. Çeşmelerden ikisindeki erkek figürleri Tiber ve Arno nehirlerini böylece Roma ve Floransa şehirlerini temsil eder. Kadınlar bulunan diğer iki çeşme de tanrıçalar Diana ve Juno’yu temsil eder. Mutlaka görülmeliler.
Quattro FontaneQuattro Fontane
Fontana dell acqua Felliceyada Fontana del Mose (Musa çeşmesi): Qirinale tepesinde, 1585-88 yılları aradında yapılmış ve Domenico Fontana tarafindan tasarlanmış gorsel bir şölen. Üç zarif kemerle yapılandırılmıştır. Suyun kaynagi yaklasik 40 km uzaklıktadır.
Fontana dell acqua Fellice–Rome
Galeri Villa Borghese ve Borghese Parkı: Adını Borgese ailesinden alan Villa Borghese binası ve önündeki halka açık çok güzel bir bahçe. Villa Borghese günümüzde Roma’daki en önemli galerinden biridir. Caravaggio ve Raphael gibi ünlü sanatçıların eserleri bulunmaktadır.
Roma Borghese ParkıBorghese Parkı
Vatikan Şehir Devleti
Vatikan hakkında daha kapsamlı bir yazı hazırlamış olduğum için kısaca bahsedeceğim. Roma ili sınırları içinde bulunan bağımsız bir devlettir. Hristiyanlıkta Katolik mezhebinin merkezi durumundadır. Yaklaşık 1000 kişilik bir nüfusa sahiptir. Vatiktan’da bulunan San Pietro bazilikası (Aziz Petrus Bazilikası) ücretsiz olarak ziyaret edilebilir ancak kubbesine çıkmak isterseniz o kısmı ücretli. Bazilikada bulunan Micealangelo imzalı, imzaladığı tek eser demek daha doğru olur, Pieta adlı heykel görülmeye değer enfes bir yapıttır. Eserde İsa çarmıhtan indirildikten sonra annesi Meryem’in kucağında betimlenmiştir. Üstad Michelangelo mermeri adeta bir kumaş gibi işlemiştir. Girişte kıyafetinizin uygun olması gerekir, kollar-omuzlar örtülü olmalı, şort, mini etek, şapka vb giyinmemelidir. Büyük sırt çantası, şemsiye gibi eşyalarla girilmesi yasak, vestiyere bırakmanız gerekmekte. Hristiyanlığın en büyük kilisesidir. Yapının ana mimarı Michelangelo’dur, büyük kısmı onun zamanında tamamlanmış, ölümünden sonra bitirilmiştir. Bazilikanın önünde Aziz Pavlus’un heykeli bulunur.
Roma Vatikan Müzeleri – Vatikan Bahçeleri ve Sistina Şapeli: Vatikan Müzeleri Vatikan şehri sınırları içinde bulunan, dünyadaki en büyük müzelerden biri olup Sistina Şapeli ile birlikte 54 galeriden oluşur. Bahçeleri gezmek için ayrı bilet almanız gerekmekte. Sistina Şapelinde fotoğraf çekmeniz yasak, içeride ciddi sayıda görevli var ve uyarıyorlar. Müzelerde cafe ve atıştırmalık yiyecekler alabileceğiniz yerler mevcut. Müzelerin hepsini gezmek çok zaman alacağı için önden en çok neleri görmek istediğinize karar verip gezmek daha pratik olacaktır. Biletinizi mutlaka seyahatinizden önce online almaya çalışın.
VatikanVatikan
Roma Trastevere : Roma’da fazladan zamanı olanlara önerebileceğimiz bohem semt. Keyifli bir bölge, kafeleri, minik pastaneleri ve pubları ile ziyaret edilmeyi hak etmekte. Kelime anlamı olarak Tiber’in diğer yanı anlamına gelmekte. Roma’nın ilk yahudi yerleşimi de bu mahallede olmuş. Eski devirlerde işci mahallesi durumundayken günümüzde bohem bir semte dönüşmüş. Yarım günlük bir gezi yeterli olur. Metro ulaşımı olmadığı için ya yürüyerek ya da otobüsle ulaşabilirsiniz.
TrastevereTrastevereRoma Trastevere
Vatikan gezilecek yerler ,Roma çeşmeleri veRoma’da ne yenir ? başlıklı yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşılabilir.
Italian cuisine is very popular and well-known in our country, so instead of explaining in detail what to eat, it would be more practical to give information about the places we experienced in Rome.
We listed below places that we experienced and likedfor dining in Rome.
Where to eat in Rome :
Osteria Barberini Restaurant: Bruschetta, truffle lasagna, baked eggplant and buffalo mozzarella salad were legendary. There is a serious line out the door, reservations are recommended. Address: Via della Purificazione, 21
Restaurant Alfredo: This was the name when we went, I think its named was changed to II Vero Alfredo lately. It is known as the birthplace of fettuccine alfredo pasta. In short, we liked it, but the prices were a bit higher when we went.
Pastificio Guerra: This is a tiny pasta restaurant, fast food style, very close to the Spanish Steps. If you find a seat inside and eat, they offer a glass of wine with it, but if you get take-away, they don’t serve the wine outside (at least when we went). Most customers prefer to get take-away and eat it sitting on the Spanish Steps. The pasta is fresh, the prices are very reasonable. There are 2 different types of fresh pasta every day, one with meat and the other without. If you don’t eat pork, you can ask what kind of meat is in the meat that day and get the other type. You can also buy uncooked fresh pasta to take home or as a gift.
Antico Caffe Greco: A historical cafe-patisserie. The tiramisu was very good and the coffee was also very delicious. It is one of the most historical cafes in Rome. It is impossible not to feel this historical past inside the place. It is located on Via dei Condotti. It is very close to the Spanish Steps.
Babingston’s Tea Rooms: Another historical cafe-tea house that I would definitely recommend, it makes you very happy. Very close to the Spanish Steps. Address: Piazza di Spagna
The Gelatist: We loved the ice cream, delicious and a wide variety. Address: Via Nazionale, 19a
Frigidarium: They have a few branches in Rome, but we found the ice cream too sweet, it didn’t appeal to us.
Pompi Tiramisu: We liked the classic one
Antica Rome: A place where you can eat and drink, something hot or cold, right across from the Vittoria Emanuel monument. We chose Aperol and Pina Colada, they were delicious. It was really enjoyable to take a breather while sipping something while facing the Vittoria Emanuel monument at Antica Rome, which is right across from the Vittoria Emanuel monument.
Rome is a magnificent city founded by Remus and Romulos brothers in 753 BC. It is so beautiful that a book can be written about it instead of a blog. We will just try to summarize it here. It is one of the most visited cities in the world. It was built on 7 hills between the Tiber and Aniane rivers. According to legend, Remus and Romulus, were half god and half man. They couldn’t decide where to build the city or who would rule it. As a result Romulus killed Remus and founded the city where it was located and named it after himself. It was a small settlement at the beginning then it became a trade center and a kingdom due to its location. Rome saw 7 kings including Romulus. Due to the interaction of with the Greek colonies, Greek brought their culture to Rome and created their own culture. When Lucius Junius Brutus from the Brutus family overthrew the last king, Tarquin, in 509 BC, the Roman Kingdom collapsed and the Roman Republic was established.
Transportation from Fiumicino Leonardo da Vinci Airport to city center : The distance between Rome Fiumicina Leonardo da Vinci airport and the city center is approximately 40 km. The city can be easily reached by bus, taxi or Leonardo Express train. Rome city transportation : The metro transportation called Metropolitana is the most preferred form of transportation in Rome. It has three different lines. The most frequently used lines are A and B and intersect at Termini station. You can easily reach places by bus where there is no metro transportation. The best way to visit this city is to walk since it is like an open-air museum. Every street we walked on during our trip brought us together with its own beauties and masterpieces.
Where to stay in Rome : The Termini area is very practical due to its ease of transportation and proximity to many places. It is very central. Almost everywhere is within walking distance, but if you stay around Colesseum, Spanish Steps and Vatican, you can easily reach many places too.
How many days do you need in Rome : Ideally, a 5 or 6 days visit will be enough to visit most of the places in Rome.
List ofPlaces to see in Rome : Most of historical places are in Centro Storico.
Santa Maria Maggiore: One of the Seven Pilgrim Churches of Rome and the largest Catholic Marian church in Italy. The pope saw Mary in his dream. Mary told him to build a church and she would mark the place with snow the following day. Although it was summer, snow felt the next day and located the place where the church would be located. If your visit Rome on August 5th, be sure to visit this place. People gather for celebrations of the foundation of the church on this date. They trow white flower petals from the roof of the Pope Paul V chapel. The interior decorations of the church are magnificent and the ceiling decorations are decorated with gold sent by the Queen of Spain.
Rome Santa Maria MaggioreRome Santa Maria Maggiore
Rome Colosseum (Flavianus Amphitheatre): Completed by Titus in 80 AD. It is an oval-planned structure built using stone and marble, where gladiator games and various public events were held. It was large enough to accommodate more than 60 thousand spectators. At that time, many animals were brought from Africa for gladiator games and made to fight with gladiators. Gladiators could be both free Romans, slaves or war criminals and if the winner of the fight was among them, he could be freed. The exterior of the structure is surrounded by arches and there are tunnels at the bottom. The last gladiator game took place in 435. Despite the damage of 4 earthquakes and 3 fires, the structure is still standing and is the most visited place in Rome.
Rome – Colosseum
Arch of Constantine: The Arch of Constantine, near the Colosseum, was built in the 4th century to celebrate the victory of Constantine. There are Latin inscriptions and reliefs on the arch of the 21-meter-high structure. It symbolizes the victory of Constantine I over the Milvian Bridge against the Roman Tyrant Maxentius.
Rome Arch of Constantine
Rome Palatine Hill : It is the most central of the 7 hills of Rome. It is very close to the Roman Forum. According to Roman mythology, it is the hill where Remus and Romulus were found by the wolf that saved their lifes. It is quite rich in terms of historical remains.
Rome Palatine Hill
Roman Forum : It is next to the Colosseum and in the center of ancient Rome. The word forum can be defined as an open-air public square. Forums are both a commercial place where people meet, spend time and hold political meetings. Rome is the center of the empire. The structures in the forum include the Septimus Severus Arch, Titus Arch, Romulus Temple, Castor and Pollux Temple, and Saturn Temple.
Roman Forum
Trajan Forum and Trajan Market: It was built by Emperor Trajan in 106 and went down in history as the last forum of the Roman Empire. It is a complex with a covered market area, shops and a square in front.
Rome Trajan ForumRome Trajan Forum
Piazza Venezia and Vittorio Emanuele II Monument: It is one of the most visited squares in the historical city center of Rome. It is surrounded by restaurants and cafes. There is Vittorio Emanuele II Monument on one side of the square (Altare della Patria). It was built between 1885-1911 to honor the first king of Italy, Vittorio Emanuele II. It is made of white marble. It is decorated with the equestrian statue of Vittorio Emanuele and four horse statues on the right and left at the top. The monument also contains the Unknown Soldier Monument.
Rome II. Vittorio Emanuele MonumentRome Unknown Soldier Monument
Trevi Fountain : It was designed by architect Nicola Salvi. It the is the largest baroque fountain in Rome. It was completed in 30 years and opened in 1762. Its name means 3 way fountain assuming that 3 natural water sources underneath it merged. It is one of the most photographed places in Europe. The sea god Neptune is portrayed in the truly beautiful fountain. People make wishes by throwing coins into the pool here.
Rome Fontana di Trevi
Piazza Navona : The history of the square dates back to the 1st century. It used to be a stadium with a capacity of 30 thousand people where sports games were held. It was removed in 1655 and converted into a square. It is a beautiful square and always crowded. Three fountains decorate the square. Bernini’s famous work is the Baroque style Four Rivers Fountain (Fontana del Quattro Fiumi) . The fountain represents the four important rivers Danube, Ganges, Nile and Rio dela Plata and the continents they are located in. The other fountain in the square is Fontana del Moro, also made by Bernini. It depicts a giant or Moor fighting a dolphin. The giant has the dolphin squeezed between its legs. The first fountain built in the square. A very beautiful work that shows Bernini’s imagination and technique. The third fountain is Fontana del Nettuno (Neptune Fountain) made by Antorio Bella. In the fountain, the sea god Neptune is fighting an octopus and surrounded by water nymphs. The baroque style Sant Agnese Church in the square also has an impressive architecture. There is also an obelisk in the square. It is a lively square with street artists, street vendors, cafes and restaurants.
It is a lively square with street artists, street vendors, cafes and restaurants.
Piazza Navona RomeFontana del Quattro FiumiRomeFontana del MoroRomeSant Agnese Church
Basilica of Santa Maria in Aracoeli : A masterpiece that must be seen. The bones of Saint Helena, mother of Emperor Constantine, are kept in this basilica. The exterior is made of brick and the interior is impressive and very beautiful. It is located on the Capitoline Hill, behind the Vittorio Emanuele monument. It is one of the most beautiful buildings in Rome with its frescoes and ceiling decorations.
Santa Maria in Aracoeli Basilica
Largo di Torre Argentina : It is the area where the ruins of 4 Roman temples and the theater of Pompey are located.
Largo di Torre Argentina
Campo di Fiori : This is a square close to Piazza Navona. Its name means field of flowers because there was a meadow here in the Middle Ages. There is a statue of Giorgani Bruno in the middle of the square who was burned to death for saying that the world revolves around the sun. There is a local market open during the day. The square is very lively both during the day and at night.
Campo di FioriRome
Rome Spanish Steps : These are the steep stairs between Piazza di Spagna and Piazza Trinita dei Monti. They provide access to the Trinita dei Monti Church. There are 135 steps. Their architects are Francesco de Sanctis and Alessandro Specchi. They are very wide stairs built in 1725 in baroque style.
Spanish StepsSpanish Steps
Piazza Spagna : It is a very popular square. It is at the bottom of Spanish Steps. It is called Spain Square because the Spanish embassy is here. The Fontana della Barcaccia (Old Ship Fountain) built in the baroque style by architect Bernini and his son. It is in the middle of the square and it is a beautiful fountain. It is said that the reason why the fountain is shaped like an overflowing ship is because the Tiber River overflowed in 1598, flooding the square and when the waters receded, the remains of a ship were seen in the square.
Fontana della Barcaccia Rome
Rome Pantheon : Located in Piazza della Rotondo, it is a building dedicated to all the gods, past, present and future. It consists of a portico carried by Corinthian columns and a circular structure attached to it behind. The dome is one of the largest domes in the world and has an opening on top for light to enter.
Rome PantheonRome Pantheon
Castel Sant’Angelo (Castle of the Holy Angel): Located on the banks of the Tiber River. It used to be the tallest building in Rome. It is a museum today. Roman Emperor Hadrian had it built as a mausoleum for himself and his family and it was used as a papal castle in the Middle Ages. Fatih Sultan Mehmet’s son Cem Sultan spent some of his exile years here. It takes its name from the religious ceremony where Pope Gregory the Great saw the angel Michael here.
Rome Castel Sant’AngeloCastel Sant’AngeloCastel Sant’Angelo
Piazza del Popolo : This is the largest square in Rome and many events are held. At the entrance of the square, there are twin churches called Santa Maria Miracoli and Santa Maria in Montesanto. Via del Corso, one of the busiest streets in Rome, starts from Popolo Square between these twin churches. The churches are worth seeing. The obelisk in the middle of the square was brought from Egypt. The gate on the north side of Popolo Square connects the square to Piazza del Filaminio. This gate is called Porta del Popolo or Porta Flaminia. It was built in the 3rd century and was restored by Michelangelo and later by Bernini. The square is right next to Villa Borghese Park.
Piazza del PopoloRomeRome Popolo Square
Quattro Fontane: There are 4 separate fountains located at the intersection of Via delle Qurattro Fontane and Via del Qirinale. They are very beautiful fountains built in the late Renaissance period, between 1588-1590. The male figures in two of the fountains represent the Tiber and Arno rivers, thus the cities of Rome and Florence. The other two fountains with women represent the goddesses Diana and Juno. They are really beautiful and must be seen.
Quattro FontaneQuattro Fontane
Fontana dell acqua Fellice or Fontana del Mose (Moses Fountain): A visual feast built between 1585-1588 on Qirinale Hill and designed by Domenico Fontana. It is structured with three elegant arches. The source of the water is approximately 40 km away.
Fontana dell acqua Fellice–Rome
Gallery Villa Borghese and Borghese Park: The Villa Borghese, named after the Borgese family, has a very beautiful public garden in front of . It is one of Rome’s main galleries and contains famous paintings by Caravaggio and Raphael.
Park Borghese RomePark Borghese
Vatican City State : I will mention it briefly since I have prepared a more comprehensive article about the Vatican. It is an independent state located within the borders of the province of Rome. It is the center of the Catholic sect in Christianity. It has a population of approximately 1000. The Basilica of San Pietro (St. Peter’s Basilica) in the Vatican can be visited free of charge but if you want to go up to its dome that part is charged. The statue in the basilica, signed by Michelangelo is a magnificent work worth seeing. This is the only work he signed. Jesus is depicted in the arms of his mother Mary after he was taken down from the cross. Master Michelangelo worked the marble like a fabric. Your attire must be appropriate at the entrance, arms and shoulders must be covered, shorts, miniskirts, hats, etc. are not allowed. It is forbidden to enter with items such as large backpacks and umbrellas, you must leave them in the cloakroom. It is the largest church in Christianity. The main architect of the structure was Michelangelo, most of it was completed during his time and was finished after his death. There is a statue of St. Paul in front of the basilica.
Vatican Museums, Vatican Gardens and Sistine Chapel: The Vatican Museums are one of the largest museums in the world located within the borders of the Vatican City and consist of 54 galleries, including the Sistine Chapel. If you want to visit the gardens, you need to buy a separate ticket for that too. It is forbidden to take photos in Sistine Chapel. There are a significant number of staff inside and they warn you. There are cafes and places where you can buy snacks in the museums. It will take a long time to visit all the museums therefore it is more practical to decide what you want to see the most beforehand. Definitely try to buy your ticket online before your trip.
VaticanCityVaticanCity
Trastevere : We recommend to visit Trastevere to those who have extra time in Rome. A pleasant area, it deserves to be visited with its cafes, small patisseries and pubs. Trastevere literally means the other side of Tiber. The first Jewish settlement in Rome was also in this neighborhood. While it was a working-class neighborhood in the old days, it has turned into a bohemian neighborhood today. A half-day trip will be enough. Since there is no metro transportation, you can reach there either by walking or by bus.
Midilli adası yeme içme olanakları açısından bol çeşitliliğe, Türklerin sevdiği ve aşina olduğu mutfak kültürüne sahip. Bize mi yoksa Yunanistan’a mı ait olduğu tartışılan, en azından her iki ülke mutfağında da yer alan yemekler bulunmakta. Konumuz da zaten bunu açıklığa kavuşturmak değil sadece asla aç kalınmayacağını belirtmek. Ada, doğal olarak deniz mahsulleri açısından zengin biz de çok sevdiğimiz için kaldığımız süre boyunca sıkılmadan yedik ama sevmeyenler ya da daha uzun kalıp sıkılanlar için tencere yemekleri, pizzalar, makarnalar, hamburgerciler, börek ve pastane ürünleri bulabileceğiniz birçok fırın ve pastane de mevcut.
Midilli Adasında ne yenir ?
Deniz ürünleri ön planda. Ahtapot, kalamar, barbun, sardalya, ege hamsisi ve mezeler denediklerimiz arasında. Ayrıca ada sardalyası (Kalloni sardalyası çok meşhur), deniz tarağı ve midye de adada çıkan ve başarıyla yapılan ürünlerden. Hamsinin ithal olduğunu düşünmüştüm ama Kuzey Ege hamsisi varmış yeni öğrendim. Denediğimiz mekanlara geçmeden önce genel izlenimlerimizi paylaşmak isterim. Yemekler benzer olunca karşılaştırma yapmak kaçınılmaz:))) Ahtapot, kalamar ve karides türevi ürünler çok başarılı. Hamsi, barbun gibi balıklar bizde kesinlikle daha lezzetli ve güzel hazırlanıyor. Greek salad olarak servis edilen söğüşe benzer iri doğranmış domates, salatalık ve biber salatası. Salatanın küçük doğranmışını tercih ederim ama üzerine koydukları kocaman feta peyniri ile sunum güzel ve lezzette fark yaratıyor. Mezelerin çoğu ortalama. Feta saganaki ve Ladotiri saganaki (peynir kızartması) muhteşem, bayıldık. Adada yediğimiz zeytinler sıradan, belki iyisine denk gelmedik bilemedim ama Ayvalık’tan almak daha iyi. Dolma, karnıyarık, kuşbaşı et, güveç, arpacık soğanlı ve etli tencere yemeklerini denemedik, yorum yapamayacağım, lezzetli olduklarını düşünüyorum ama evlerimizde de alası yapılıyor zaten. Ayrıca 3 günlük gezide hepsini yemenin imkanı yok. Baklavaya hiç girmeyelim, iyi bir pastaneden sadece denemek için aldık ama yiyemeyip bıraktık. Hamuru kalın, yapış yapış bir şey. Dondurmalar ve diğer pastane ürünleri oldukça lezzetli. Dondurma fiyatları Türkiye ile benzer şekilde. Topu 2,5 Euro, yediklerimiz lezzetliydi.
Midilli ile Türkiye arasındaki fark lezzetten ziyade fiyatların Türkiye’ye göre daha uygun ve porsiyonların daha doyurucu olması. Ayrıca menüde herşeyin fiyatını görüyorsunuz. Bizdeki gibi hesap gelince sürpriz yok. Son zamanlarda bu konuda ilerleme kaydetsek de hala menü görmeden sipariş vermek durumunda kalacağınız işletmeler var özellikle de balık restoranları. Çoğu mekanda menüde her meze yok, gelin dolaptan çeşitlere bakıp seçin diyorlar ama üzerinde fiyat yok, balık da aynı şekilde.
Mekanların çoğu Pazartesi – Salı akşamları daha sakin ve canlı müzik daha az ama Perşembe akşamından sonra çoğu yer hareketli, masalar dolu, mekanlardan canlı müzik sesleri gelmekte. Sokaklar geç saatlere kadar cıvıl cıvıl ve keyifli.
Midilli Adası mekan önerileri :
Mytilini : Mytilini’de birçok taverna mevcut, yeme-içme konusunda seçenekli. Adada çeşme suyu içilebildiği için genelinde ister restoran ister bar nereye otursanız masaya ilk önce su servis ediliyor ve ücretsiz.
Denediklerimiz;
Kalderimi taverna İlk akşamımızda yediğimiz yer. Midilli çarşı içinde, salaş bir taverna. Masalar dolu, iş yapıyor, çoğunluk Türk. Yediklerimiz gayet iyi, hepsi yenebilecek düzeyde, kötü bir deneyim olmadı, fiyatlar da oldukça uygun. Ada gezisi boyunca yediğimiz en uygun bütçeli yer oldu diyebilirim.
Mytiline Kalderimi Taverna
Agios Ermogenis Restaurant : Adada hem denizini çok sevdiğimiz hem de Mytilini’ye yakınlığından dolayı döndüğümüz gün de gitmeyi tercih ettiğimiz Agios Ermogenis plajındaki aynı isimli restoran. Manzara çok güzel, yemekler lezzetli, Fiyatlarda uygun. Plaj kenarı işletmesi olarak başarılı bulduk. Yüksek sezonda hem plajda hem de restoranda yer bulmak, bulsanız da hızlı servis almak zor olabilir. Sınırlı sayıda çalışan var, hatta iki gidişimizde de sadece bir bayan vardı ve tüm masalara o bakıyordu. İşini bilen hızlı bir kadın ama tüm masalar aynı zamanda dolduğunda nereye kadar, sezon sonunda gittiğimiz halde yeterince kalabalıktı. Bir sıkıntı da lavabo, restoranın kendi lavabosu yok ama çok yakınında umumi lavabo var. İlk gidişimizde girilemeyecek kadar kötü, ikinci gidişimizde ise temizdi. Yine de gitmeye değer. fiyatlar gayet uygun, yediklerimizi de lezzeti bulduk.
Agios Ermogenis PlajıAgios Ermogenis Restaurant
Home it is a Feeling restoran-bar : Mytiline merkezde. Hem bar hem restoran. İki akşamımızı burada geçirdik. Yemekleri de kokteylleri de gayet iyi, sunumlar başarılı, ortam keyifli, dekorasyonu modern, müzik de güzel. Ayrıca çalışanlar da alakalı. Gittiğimiz her iki akşam da baya kalabalıktı.
Home it is a feelingHome it is a Feeling
Cubano Bar : Güzel kokteyleri ile tutulan bir mekan. Oldukça kalabalık, yüksek sezonda yer bulma sıkıntısı yaşanabilir. Personeli ilgili, biz keyif aldık, tavsiye ederiz.
Mytiline Cubano barMytiline Cubano bar
Loksa: Kahve, kahvaltı-brunch, kokteyl, sağlıklı bowllar için gidilebilek mekan, sokak arasında. Ortamı keyifli aslında ama gitmeye değer mi bilemedim. Yediğimizden memnun kaldık ama yoğurt üzerine taze meyve ve granola kasesi istemiştik, memnun etmemek için çok çabalamaları gerek. Yediğimizden değil ama bekleme süresinden muzdarip olduk, bilsek gitmezdik. Sabah saatleri gittik, birkaç kişi kahve içiyordu. Yiyecek sipariş eden de yoktu. Yoğurt, meyve ve hazır granola içerikli 2 adet kase siparişimiz neredeyse bir saatte geldi. Çalışan bayanın hem eli ağırdı hem de bir işini bitirmeden diğerine geçiyordu. Yani bizim yoğurtları hazırlarken işi bırakıyor, yeni gelen müsteriden sipariş alıyor, masasına bardak-su bırakıyor vs sonra tekrar bizim kaselere dönüyor, yeni biri geldiğinde terkrar aynı proses, gerçekten inanılmazdı. Kısaca gidemeyenler üzülmesin.
Mytiline Loksa
Gardenia Pastanesi : Kountouriotoi caddesindeki pastane. Dondurmasını çok beğendik ve kaldığımız sürede iki kez gittik, denemesek de diğer ürünlerin görünümü de çok davetkardı. Yine aynı cadde üzerindeki Sugar pastanesi de kalabalık ve tercih edilen bir pastane.
Gardenia Pastanesinden
Listemizde olup, gidemediklerimiz:
Kafeneion O’Ermis, Kornarou Caddesindeki tarihi aile işletmesi. Ahtapot ve kabak çiçeği dolması tavsiye edilen ürünlerinden. Dekorasyonu da bunu hissettirmekte. Mytilini’de öne çıkan tavernalardan. Yemeseniz de içeri göz atın.
Şişman jimmy : Kornarou caddesinin sonundaki deniz mahsulleri restoranı, limanda, deniz kenarında. Konumu güzel, akşamları canlı müzik bulunmakta. Hakkındaki olumsuz yorumları okuduktan sonra gitmek istemedik, fiyatları da konumundan dolayı daha pahalı.
Midilli Şişman Jimmy
Kojam Bar Cafe-bar: En kalabalık barlardan biri, bazı günler canlı performans var, Perşembe bu günlerden biri, yer bulmak zor. Küçücük zaten o nedenle de masa sayısı kısıtlı. Sadece Salı akşamı sakindi. Sakinken şans vermedik, diğer akşamlarda da yer bulamadık.
Kojam Bar
O Batis : Skala Mistegna’da deniz kenarındaki taverna. Buranın plajına gitseydik yemeği düşünüyorduk ama gitmediğimiz için pas geçtik. Hakkındaki yorumlar güzel, beğenilen tavernalardan.
Mezedopoleio 28 Bistro & Bar : P. Kountouriotoi caddesinde. Beğenilen ve puanı yüksek mekanlardan biri.
Paratarion : Yemekleri ve atmosferi ile beğenilen ancak az personeli nedeniyle yavaş servisi biraz eleştiri alan restoran.
Philia cafe : Mytiline merkezde bulunan cafe. Daha çok gençlerin uğrak yeri gibi, her daim kalabalık.
Mandamados : Ballı yoğurt Midilli adasındaki meşhur lezzetlerden. Adanın her yerinde yeme imkanı var. Biz Mandamados köyündeki Taksiarhis Manastırı’nın güzel avlusundaki kafede yedik. Kafenin marketinden peynir ve kapalı yoğurt ürünleri almak mümkün.
Manastırdan sonra sonra yaklaşık 1 km mesafediki peynir üretim merkezi Mystakelli’ye uğradık ve peynir tadımı yaptık. Peynirler tazecik, aracınızda uygun soğutma sistemi varsa buradan peynir alabilirsiniz.
Skala Sykamineas : Mouria tou Mirivili restoran buradaki en iyi restoran olarak geçiyor, ıstakozlu spagettisi ve salatası önerilmekte. Ayrıca burada yapılan ahtapotlar daövgü alıyor. Deniz kenarındaki Anemoessa taverna da güzel bir restoran.
Skala SykamineasAnemoessa taverna
Molyvos yeme içme : Yeme içme açısından gayet tatmin edici. Gerek deniz kenarında gerekse tepeye doğru çok güzel manzaralı restoran, kafe ve barlar var.
Congas bar : Molyvos’da en popüler ve iyi barlardan. Deniz kenarında, önünden denize girilebiliyor. Dar bir plaj, fazlaca şezlong, şemsiye yok. Gece-gündüz güzel bir mekan, akşamları müzik var. En beğendiklerimizden oldu.
Molyvos Congas barMolyvos Congas bar
The Octupus Restoran : Molyvos limanının en gözdesi, denize sıfır. Eylül ayında gittiğimiz için rezervasyonsuz gitmemize rağmen yer bulduk ama kalabalık dönemlerde özellikle hafta sonları rezervasyon gerekir. Yediğimiz herşeyden fazlasıyla memnun kaldık. Octupus gerçekten övgüyü hakediyor. Şarap soslu ahtapot, sarımsak ve hardal soslu karides, kabak kızartması, cacıki ve greek salad sipariş ettik. Fiyatlar ada geneline göre bir tık daha yüksek ama abartılı bir fark değil. Sadece Molyvos’ta değil tüm adada en beğendiğimiz restoran oldu.
Molyvos The Octupus RestoranMolyvos The Octupus Restoran
The Blue Fox : Tatlıcı, dondurması ve limonlu tartı meşhur. Her ikisinden de denedik, erken saatte gitmemize rağmen son tart dilimini biz kaptık. Gerçekten lezzetli. Dilimi iki kişiye yetecek büyüklükte o nedenle paylaşımlı yenebilir. Manzarası harika, çalışan bayanlar güleryüzlü.
Molyvos The Blue FoxMolyvos The Blue Fox
Molyvos’ta deneyemediğimiz ama hoşumuza giden diğer mekanlar :
Martin’s restoran : Yemeklerini denemedik yorum yapamayız ama manzarası çok çok iyi.
Martin’s restoran
Pirates bar: Yukarıda, manzarası çok güzel
Molyvos Prates Bar
Symposion : Atmosferi güzel kafe, kesinlikle gidilebilir
Fuga vine bar: Şarap bar, menüsü zengin, manzarası çok güzel, akşam üzeri açılıyor.
Molyvos Fuga Vine Bar
Le Grand Bleu: Limanda yer alan restoran
Captain’s table. Yine limanda bulunan başka bir restoran
Volta bey Lesvos: Balkonda yer varsa iyi, manzarası güzel greek salad iyi , muamele iyi
Xamam-Hamam liman manzaral restoran, canlı müzik var.
Petra: Molyvos’a 10 dakikalık mesafedeki yerleşim yeri. Yeme içme olanakları bolca, sahilde sıralı tavernalar mevcut. Şezlong-şemsiye olanaklarını kullandığımız Yalo beach’ten sadece içecek ve atıştırmalık aldığımız için Petra’da yeme içme deneyimimiz olmadı.
Tsalikis pastanesi : Lezzetli dondurması ile övülmekte. Molyvos’ta yeterince şeker yüklemesi yaptığımız için pas geçtik. Molyvos’ta da şubesi varmış.
Skala Eresou : Eresou’nun sahil köyü. Gitmek bu kez kısmet olmadı ama gelecek sefer mutlaka gidilecek ve Aegean Aigaio Taverna’da yenecek. İşletmecisi Todori, menüsünde karides, ahtapot, kalamar öne çıkan lezzetleriymiş. Ayrıca Skala Eresou’daki beach bar Parasol buranın iyi mekanlarından. Parasol’den denize girerseniz şezlong-şemsiye ücretli.
Gera körfezindeki Bigla Taverna aile işletmesi, salaş denecek yerlerden. Harika körfez manzarası karşısında yemek yada birşeyler içmenin keyfi doyumsuz. Yemekler gayet lezzetli, kabak kızartmayı daha farklı yorumlamışlar ama kesinlikle güzel. Daha çok yerellerin gittiği bir yer, biz beğendik.
Bigla TavernaBigla Taverna
Plomari yeme içme : Merkezde ve sahil tarafından birçok taverna-kafe var. Apolafsi Taverna, 7 Seas bunlardan bazıları.
Plomari merkez 7 Seas TavernaPlomari merkez Apolafsi Taverna
V’ammos Beach Restoran : Agios Isidoros plajındaki Vammos beach restoran deniz kenarında, şezlong-şemsiye-duş-kabin olanakları mevcut ve ücretsiz. Yemek yemedik, yiyeceklerle ilgili yorum yapamayız ama içecek ve atıştırmalık alıp plajından faydalandık. Harika bir denizi var.
Ammoudeli Fish & Seafood Restaurant : Ammoudeli Plajı’nın hemen yanında bulunan deniz ürünleri restoranı.
Midilli gezilecek yerler hakkındaki yazımıza aşağıdaki linkten ulaşılabilir.
Yunanistan’ın Rodos ve Girit’ten sonra 3. büyük adası olan Midilli, denizi, sahip olduğu orman dokusu, yemekleri ile gidilmeyi sonuna kadar hak eden adalardan biri. Konum itibari ile Yunanistan’dan ziyade Türkiye’ye daha yakın. M.Ö 3000 yıllarından itibaren yerleşim yeri olan ada aynı zamanda Barbaros Hayrettin Paşa’nın doğum yeri. 1462 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmış, 1913 yılında imzalanan Londra antlaşması ile Yunanistan’a geçmiş. Özellikle zeytinyağı ve uozo üretiminde önemli bir yere sahip. Tarım yanında turizm de önemli bir gelir kaynağı. Petra, Plomari, Molyvos ve Eresos adadaki önemli turizm yerleşimleri arasında. Gitmekte geç kalmış olduğumuzu düşünmekteyiz. Keyifle gezilecek, yüzülecek ve lezzetli yemekleri ile gezginleri fazlasıyla mutlu edebilecek bir yer. Ayrıca ulaşım kolaylığı ve kapı vizesi olanağı ile Yunanistan gezilecek yerler açıdından öne çıkan adalardan biri.
Midilli Haritası
Midilli’ye nasıl gidilir?
Türkiye’ye en yakın nokta Ayvalık. Ayvalık’tan hergün kalkan araçlı feribotlarla 1.5 saatte ulaşmak mümkin. Araçsız feribotla da 45 dakikada ulaşılıyor. Büyük bir ada olduğu için yürüyerek gezmek mümkün değil. Dilerseniz aracınızla geçebilir ya da araç kiralayabilirsiniz. Taksi pahalı bir seçenek, ada içi otobüs hizmetleri ise yüz güldürecek düzeyde değil. İlk defa gidilecek ve tüm adayı gezmek isteyenlerin mümkünse araçla gitmeleri tavsiye olunur. İzmir Dikili’den de araçsız feribotla gitmek mümkün. Küçükkuyu’dan da adanın Petra tarafına feribot seferleri bulunmakta. Türkiye’den uçak seferleri de mevcut.
Midilli’de taksi fiyatları
Midilli Adası kapı vizesi
Midilli kapı vizesi ile gidilebilen adalardan. Kapı vizesi büyük kolaylık ve eminim ada esnafı bu durumdan oldukça memnundur. Sezon sonu ve hafta arası gitmemize rağmen adada heryerde Türkler mekanları doldurmakta. Umarım kapı vizesi kesintisiz devam eder. Vize başvurusunu Ayvalık’ta Turyol ya da Jalem gibi firmalar gerçekleştirmekte. Siterlerinde belirtilen şartlara haiz olmak ve evrakları seyahatinizden en az 5-6 gün önce kargo ile kendilerine ulaştırmanız yeterli. Turyol firması ile gittik, vize ve gidiş-dönüşte sorun yaşamadık. Araçlı feribot saati sabah 09.00. İstanbul’dan gittiğimiz için riske atmayıp bir gün önce Ayvalık’a gidip orada konakladık. Feribot biletini online almıştık, basılı halini Turyol ofisten almanız gerekmekte. Turyol ofisinin tam karşısında Liman işletmelerinin gişesi var. Burada da araç için 750 TL, kişi başı da 200 TL vergi ödeniyor (nakit ödenmesi gerekiyor, K.kartı ya da başka bir ödeme yöntemi kabul edilmemekte). Gidiş gününe bırakmamak için bu işlemeleri de Ayvalık’a vardığımızda yaptık. Seyahat günü en az bir saat önce limanda olmanız gerekmekte. Eylül ikinci yarısı gittiğimiz için fazlaca kuyruk yoktu, feribotta da en fazla 5 araçtık. Aracınızı liman işletmelerinin otoparkına bırakıp pasaport kontrolüne giriyorsunuz. Pasaporttan geçince sağ tarafta bulunan bir odadan arabanızı otoparktan alıp feribota götürebilmeniz için araç kartınızı alıyorsunuz. Feribota binmeden önce gümrük memuru tarafından aracınız kontrol ediliyor ve herşey uygunsa feribota biniyorsunuz.
Adaya vardığınızda adadaki görevli tarafından gösterilen yere aracı park edip vizeniz varsa pasaport kontrole gidiyorsunuz. Aracı otoparktan alabilmek için yine araç kartı veriliyor ve bu kartla aracınızı alıyorsunuz. Bu aşamada aracınız aranıyor ve çıkış yapıyorsunuz. Şayet kapı vizesi ile geldiyseniz aracı park ettikten sonra kapı vizesi verilen bölüme geçerek parmak izi ve vize basılması işlemi yapılıyor. Sonrasında pasaport kontrolü yapılarak adaya girişiniz gerçekleşiyor. Sıkıntılı bir süreç değil ancak Temmuz-Ağustos gibi yoğun aylarda uzun bekleme süreleri olabilir. Biz yaklaşık yarım saat gibi bir sürede tüm süreci tamamladık. Bunda hem düşük sezonda hem de hafta içi gitmemizin payı var tabi.
Midilli otopark bilgisi : Yüksek sezonda özellikle Mytiline merkezde park yeri sıkıntısı yaşamak kaçınılmaz gibi. Sokaklar dar, bir kısmı araç trafiğine kapalı. Sezon sonu gittiğimiz için problemle karşılaşmadık ama yine de yoğundu, Temmuz-Ağustos aylarını ve hafta sonlarını düşünemiyorum bile. Mytilene’de limanın otoparkı güzel bir seçenek. Sabah 08.00-15:00 arası ücretli, 15:00-08:00 arası ücretsiz. Sahilde cadde üzerindeki otoparklar da akşam 18:00-08:00 arası ücretsiz. Feribottan inince Kountouriotoi caddesi boyunca kordonda ilerlediğinizde yaklaşık 1,5 km sonra genişçe ücretsiz park alanı var. Şişman Jimmy adlı restoranın arka tarafın olarak tarif edilebilir. Burası geniş bir alan olmasına rağmen yine yüksek sezonda yer bulmak zor olabilir. Etrafta değnekçi benzeri tipler dolaşıyor ama bu otopark kesinlikle ücretsiz, yüz vermezseniz rahatsız etmiyorlar. Yine limandan çıktığınızda sağa özgürlük heykeli tarafına gittiğinizde de ücretsiz park edebilecek yerler var.
Mytilene dışındaki yerleşim yerlerine gittiğinizde ise aracınızı yerleşim yerinin girişlerinde bırakmaya çalışın, merkeze girmeye çalışırsanız sokaklar dar ve park yeri sıkıntılı.
Midilli’de yollar : Ara yollara, toprak yollara sapmadan ana cadde üzerinde kalmaya dikkat etmek faydalı. Navigasyonlar duruma göre daha kısa diye bu tür yollara sokabiliyor ancak yolunuzu kısaltsa da girmeyin. Genelde mıcırlı, dar ve yer yer küçük çukurlar var. Hem araç için güvenli değil hem de konforsuz bir sürüş. Adada yollar genelde virajlı ve gelişli gidişli. Yüksek sezonda gidecek olanlara araç kiralamayı düşünüyorlarsa adaya gelmeyi beklemeden önceden halletmeleri tavsiye olunur.
Midilli’den ne alınır : Adadan alınabilecek başlıca ürünler uozo, feta peyniri, zeytinyağı, yeşil zeytin (ülkemizde yetişenleri tercih ederim), fıstık reçeli (büyük marketlerden ziyade küçük dükkanlarda bulabilirsiniz) , peynir ve yoğurt üzerine lezzetlendirmek amacıyla koyabileceğiniz baharatlar, magnet vb süs eşyalarıdır. Zeytinyağı ve peynir konusunda da açıkçası Türkiye’yi tercih ederim. Adada Lidlle ve Jumbo mağazaları da var. İkisi de oldukça büyük mağazalar, buralardan da ihtiyaçlarınızı alabilirsiniz. Tavsiye üzerine Midilli merkezde bulunan bir parfümcüden açık parfüm aldık, parfümler hem uygun hem de kokuları kalıcı.
Fıstık reçeliPeynir üzerine konabilecek baharatErmou Caddesinde açık parfüm satan mağazanın kokuları oldukça başarılı ve kalıcı
Midilli’de ne kadar kalmalı ? Biz 3 gece 4 gün kaldık. Kalış yerimiz Mytiline merkez olduğu için gidişte sabah 12:00 gibi vize vs işlemlerimiz bitmiş ve otelimize ulaşmıştık. Dönüş günü feribot saati 18:00’di ve o günü de gayet verimli geçirdik. Deniz, adanın her yerinde çok güzel o nedenle deniz mevsiminde gelindiğinde bu süre rahatlıkla uzatılabilir ve kesinlikle sıkılınacağını düşünmüyoruz. Üç gece kalacağmız için süreyi bölüp adanın farklı bölgelerinde kalmayı gereksiz yorgunluk olacağı için düşünmedik ancak 4 günden fazla kalacak olanların bunu yapması en azından Molyvos’ta da konaklamaları güzel olabilir.
Midilli’de nerede konaklamalı ? Konaklama açısından öne çıkan bölgeler Mytiline merkez, kuzey bölgede Molyvos ya da Petra, adanın güney tarafında ise Plomari. Mytiline’yi tercih ettik ve pişman olmadık. Issa Lesvos otelde konakladık. Yeri çok pratik, heryere yürüme mesafesinde. Kısa süreli kalışlara uygun. Yer bulamadık ama Hotel Lesvion ve Hotel Blue Sea otelleri güzel seçenekler. Mytiline diğer bölgelere göre daha şehirimsi ama oyalıyor. Şahsi tercihim her zaman sıkmayan, oyalayan yerlerden yana. Pratikliğine gelince de adaya iner inmez otelinizde oluyorsunuz, dönüş günü de tüm gün yine size ait, dilediğinizce denize girebilir, alışverişinizi yapabilir ya da gezilecek müze, katedral benzeri yerleri ziyaret edebilirsiniz. Adaya tekrar gelirsem o zaman en azından bir gece de Molyvos’ta konaklamak güzel olur. Molyvos hem özgün hem de gerçekten çok güzel bir yerleşim yeri. Yeme içme olanakları, kafe, bar ve restoran açısından da oldukça zengin. Molyvos’a bir tam gün ayırdığımız için içimizde şunu da yapabilsek iyi olurdu diyecek bir şey kalmadı ama kesinlikle konaklanabilecek bir yer.
Midilli’ye ne zaman gitmeli : Ne yapacağınıza bağlı olarak her mevsim gidilebilir ancak deniz içinse elbette yaz ayları gitmeli. Mevsimi Ayvalık, Assos gibi, çok uzun değil. Türkiye’de olduğu gibi dünyanın her yerinde oranın en yüksek sezonunda giderseniz alacağınız keyif daha az olabilir, kalabalıklar çok olup, rezervasyon sıkıntıları, restoran ve kafelerde yer bulmamama, uzun servis süreleri, aşırı trafik gibi sorunlar kaçınılmazdır. Yüksek sezonun biraz öncesi ya da sonrası zamanlar daha ideal. Gezimizi Eylül ayında yaptığımız için bu sorunların hiçbiri ile karşılaşmadık. Rezervasyonsuz gidilemeyen heryere rezervasyonsuz gittik ve yer bulduk. Otopark sıkıntısı yaşamadık, hava hem üşütmedi denizden sonuna kadar faydalandık, hem de sıcaktan bunaltmadı. Ada çok kalabalık değildi ama yanlız biz kalmışız hissine de kapılmadık, mekanlar gerek gündüz gerekse akşamları cıvıl cıvıldı. Deniz için gidilecekse bazı riskler de var. Havanın güzel olduğu son hafta gitmişiz, adadan ayrıldığımız gün hava serinlemeye ve yağmur olasılığı artmaya başladı, deniz mevsimi sona erdi diyebiliriz. Gitmeyi düşündüğünüz tarihlere yakın hava durumunu kontrol ederek organizyon yapmak daha doğru olur ama denize giremeseniz dahi Midilli, gideni en az 2-3 gün sıkmadan oyalayabilecek bir yer.
Midilli Adasındaki Plajlar : Adanın birçok yerinde plajlar taşlık, plaj ayakkabısı götürmek gerek. Kumluk plaj yok gibi. Deniz heryerde harika ve genelde birçok yerde kısa bir süre sonra derinleşmekte. Aracınızla gidiyorsanız yanınızda rejisör sandalyesi ve şemsiye almanız dilediğiniz bakir ve sakin yerlerde suya girebilme olanağı sağlar. Plajların çoğunda şezlong, şemsiye ve duş ücretsiz, yediğinize içtiğinize ücret ödersiniz ama yine de oturmadan önce sormakta fayda var. Birçok yerde kredi kartı geçiyor ama sadece nakit alan tesisler de var. Bunun dışında her plajda halkın ücretsiz faydalalacaği, havlusunu ya da kendi sandalyesini koyup denize girebileceği alanlar mevcut.
Midilli Gezilecek yerler : Midilli Yunan adaları içinde hareketli gece hayatı, gezilecek tarihi yerleri, güzel plajları ve yeşil dokusu ile öne çıkanlardan biri. Adayı Mytiline merkez, kuzey bölge, adanın batı bölgesi-Gera Körfezi ve güney bölge olarak ayırarak anlatmak ve gezmek pratik olacaktır.
Mytiline Merkez
Adanın kuzeyi- Molyvos, Petra, Eresos, Sigri, Skala Skamineas ve Mantamados
Adanın batısı- Sigri, Skala Eressou
Kalloni ve Gera Körfezleri
Adanın güneyi- Plomari
1.günümüz
Mytilene: Adanın merkezi, feribottan indiğiniz yer ve en büyük limanı. Midilli’nin diğer bölgelerine göre daha kalabalık, günübirlik gelenlerin de uğrak yeri, kesinlikle güzel bir yerleşim. Diğer bölgelere göre daha bir şehir havasında ve gezilecek yer daha fazla.
Mytilene gezilecek yerler :
Kountouriotoi caddesi : Limanda yer alan kordonboyu caddesi. Güzel bir cadde, sahil tarafı yürüyüş yapmaya müsait. Üzerinde restoran, kafe ve mağazalar bulunmakta. M.Ö 600 yılında Midilli Adasında doğmuş ünlü şair Sappho adına yapılmış küçük bir meydan ve Sappho’nun heykeli ile Mytiline tiyatro binası bu cadde üzerinde.
Ermou Caddesi: Trafiğe kapalı olan cadde limandan başlıyor. Kountouriotoi caddesinin bir paraleli. Bazı dükkan ve mağazaların her iki caddeye de açılan kapıları var. Midilli’nin ana alışveriş caddesi, en hareketli yeri denebilir. Cadde boyunca ilerlediğinizde adada üretilen ürünleri bulabileceğiniz dükkanlar gelir.
Ermou CaddesiErmou Caddesi
Yeni Cami: Ermou Caddesi üzerinde. Osmanlı döneminde adaya getirilen müslüman halk için yaptırılmış. Ziyarete kapalı. Harap durumda.
Midilli Adası Yeni CamiMidilli Adası Yeni CamiMidilli Adası Yeni Camiavlusu
Tarihi Türk Hamamı: Yeni Cami’ye çok yakın. Osmanlı hamamları özelliklerinde. Restore edilerek korunmuş. Ziiyarete açık ama biz kapısından içeri bakıp çıktık. Küçük bir yapı, kişibaşı 5 Euro ücretle gezilebilmekte.
Midilli Adası Türk Hamamı(Çarşı Hamamı)
Agios Athanasius Kilisesi (Aziz Atanasyos) : Ermou Caddesi üzerindeki Ortodoks kilisesi. 16.yüzyıl sonlarına doğru tarihlenmekte. Aziz Athanasiss’a adanmış. Gotik çan kulesi oldukça güzel, 33 metre yüksekliğinde. içi de gezilebilmekte ve görmeye değer. İçindeki duvar freksleri Midilli’li ressam Kesaklis tarafından 1901 yılında yapılmış. İkona panelinin ahşap oymaları dikkat çekici.
Agios Therapon Kilisesi : Midilli’deki en ünlü ve ziyaret edilen kilise. Saint Therapon’a adanmış. Adalı mimar Argyris Adalis tarafından tasarlanmış. İnşaasına 1850 yılında başlanmış ve 1935’de tamamlanarak 85 yıl sürmüş. Şehir manzarasına hakim konumu nedeniyle adanın sembol yapılarından.
Midilli Arkeoloji Müzesi: Bizans dönemi eserler bulunmakta. Buradaki evlerden bütün halinde çıkarılan mozaikler sergilenmekte. En ünlüsü “Menandros Evi”nden getirilen mozaikler. Eve bu ismin verilme nedeni, M.Ö 4.yy da yaşamış oyun yazarı Menandros’un oyunlarındaki karakterlere ait mozaikler çıkarılması. Bunlardan en ünlüsü de Orfeus mozaiği. Orfeus liriyle dinleyen herkesi ve herşeyi büyülermiş. Efsaneye göre parçalanarak öldürülmüş ve cesedi farklı yerlere atılmış. Başı ve liri de denize atılmış. Bunlar sürüklenerek adaya gelmiş. Ada halkı kesik başı bir mağaraya gömmüş. Mozaikte Orfeus’u dinlerken kendinden geçen hayvanlar betimlenmiş. Giriş 5 euro
Özgürlük Anıtı: Eftaliotou Caddesi üzerinde, Tsamakia parkının girişinde, 1930 tarihli, Heykeltıraş Gregorios Zevgolis tarafından yapılmış.Limandan sağa doğru yaklaşık 250 yürüdüğünüzde ulaşırsınız, sahil tarafında.
Midilli Adası Özgürlük anıtı
Mytiline Kalesi : Limana yaklaşık 1. km uzaklıkta ve limandan yürüyerek 15 dakikada ulaşılabilir. Güzel manzarası var. Yapımına I.Justinianus döneminde başlanmış, geç Bizans döneminde bugünkü şekline ulaşmış.
Mytiline Kalesi
Tsamakia parkı : Kalenin aşağı kısmı, denizle kale arasındaki park, ucunda özgürlük anıtı var
Midilli Antik Tiyatrosu: Midilli limanına 2.2 km uzaklıkta, Kamares bölgesinde. Roma tiyatroları ile benzer, mermerden inşa edilmiş. 10,000 kişi kapasiteli olduğu düşünülmekte. Çok fazla görülecek birşey yok o nedenle fazladan zamanı olanlara tavsiye edilir.
Mytiline Antik Tiyatrosu
Theofilos Müzesi : Midilli’nin Varia köyünde doğan ünlü ressam Theophilos Hatzimihail’in anısına sanat yayıncısı Stratis Eleftheriadis tarafından kurulmuş küçük bir müze. Müze 1964’te inşa edilmiş bir yıl sonra da Eleftheriadis ressam Theophilos’un eserlerinden oluşan 86 eserlik koleksiyonunu Midilli Belediyesi’ne bağışlamış. Dört odadan oluşan müzenin her odası tarih, mitoloji gibi ayrı bir temalara ayrılmış. Zaten benzer şekilde Theophilos Hatzimihail’in eserleri çoğunlukla pitoresk manzaralardan, kırsal yaşamdan ve 1821 Yunan İsyanı kahramanlarından ilham alıyor. Sadece hafta arası açıkmış, Mytini limanına 5-6 km uzaklıkta. Fazladan vakti olanlar gidebilir
Mytiline plajları
Tsamakia plajı: Merkezde, limanın yakınındaki halk plajıdır. Limana yakınlığından dolayı kalabalık olabiliyor. Günübirlik ve araçsız gelenler için uygun. Şezlong, şemsiye mevcut.
Paralia Vigla: Limandan 9 km uzaklıkta. Limanın kuzey tarafında yer alan plaj.
Skala Mistegnon: Paralia Vigla’dan sonra gelmekte. Limandan 17 km uzaklıkta, kuzeye doğru gidilecek. Geniş ve güzel bir plaj. Sahildeki O Batis restoran tavsiye edilmekte.
Paralia Agios Ermogenis: Limanın güney tarafında ve limana 14 km uzaklıkta, araçla 20 dakikada ulaşılıyor. Şezlong şemsiye ücretsiz, duş olanağı mevcut. Yediğine içtiğine ödeme yapıyorsun. Mavi bayraklı, küçük bir koy. Açık ara favorimiz olan plaj, hem gittiğimiz gün hem de dönüş gününü bu plajda geçirdik. Otopark alanı var. Denizi harika. Küçük bir koy, maksimum 25 tane şezlong var. Kendi havlunuzu atma olanağınız var ama adadaki plajlar çoğunlukla taşlık olduğu için uzun saatler kalınacaksa havlu üzerinde keyif yapmak zor. Yüksek sezonda plajda ya da restoranında yer bulamama durumu olabilir.
2.gün: Midilli’nin kuzey kısmı
Bugünü adanın kuzeyine ayırdık. Sabah 08.00’de yola koyulduk, yapacak çok şey var. İlk durak Mantamados Köyü ve yolculuk 1.5 saat, yollar virajlı ve bazı yerlerde oldukça dar. Bölgenin en iyi yerleşimi Molyvos. Ayrıca Petra, Skala Skamineas, Mandamados ve Efthalou her biri kendine has yerleşimler ve görülmeli.
Mandamados Köyü : Zeytinyağı, süt ürünleri özellikle yoğurdu ve seramik ürünleri ile de meşhur. Taksiarhis Manastırı köydeki en önemli ziyaret yeri. Melek Mikhail’e adanmış. Mikail adanın koruyucu azizi olarak kabul edilmekte ve başmeleğe adanmış 140 manastırın merkezi olarak bilinmekte. Tüm Yunanistan’da önemli bir merkez. Paskalya döneminde çok sayıda ziyaretçi gelmekte. Manastırın önünde genişçe otopark alanı mevcut. Manastırı gezdikten sonra güzel avlusundaki kafede meşhur ballı yoğurttan yedik. Kafenin marketinden peynir ve kapalı yoğurt ürünleri almak mümkün.
Manastırdan sonra sonra yaklaşık 1 km mesafediki peynir üretim ve satış merkezi Mystakelli’ye uğradık ve peynir tadımı yaptık. Marketinde perakende satışı ve tadım olanağı bulunmakta. Peynirler tazecik, aracınızda uygun soğutma sistemi varsa ülkeye dönerken peynirinizi buradan alabilirsiniz.
Taksiarhis ManastırıTaksiarhis Manastırı
Skamineas ve Skala Sykamineas : Mantamados köyünden sonra ikici durağımız yaklaşık 14 km uzaklıktaki Sykamineas Köyü. Sykamineas dut ağacı demekmiş ve yörede bulunan çok sayıda dut ağacı nedeniyle bu isim verilmiş. Skamineas’ın sahil tarafı daha aşağıdaki Asos manzaralı Skala Sykamineas. Adadaki en meşhur balıkçı kasabası. Çarşısında birkaç dükkan, bir iki restoran ayrıca konaklama imkanı da mevcut. Skamineas Köyü Nobel ödüllü yazar Stratis Myrivilis’in doğum yeri. Skala Sykamineas en önemli yapı Panagia Gorgona Kilisesi (Denizkızı Madonna Kilisesi). Kilise yazarın bir eserine konu olduktan sonra meşhur olmuş. Küçücük sevimli bir kilise. 1859 yılında inşa edilmiş. Sabah saatleri geldiğimiz için köyde yeme imkanımız olmadı ama Skala Sykamineas’taki Mouria tou Mirivili restoran buradaki en iyi restoran olarak geçiyor, ıstakozlu spagettisi ve salatası önerilmekte. Ayrıca burada ahtapotlar da meşhur.
Not: Skala Sykamines’te navigasyona bir sonraki durağımızı kurup yola çıktık ama bizi mıcır ve düzensiz bir yola soktu. 1 km bu şekilde gittikten sonra nerede sona erdiğini bilmediğimizden riske girmeyip yolu uzatmayı göze alarak köye geri döndük ve ana yolu kullanmaya karar verdik. Adada yol uzasa da ana yolları tercih etmekte fayda var.
Efthalou : Kuzeyde harika plajları ile öne çıkan Efthalou Molyvos’a 3-4 km uzaklıkta bir yerleşim yeri. Mesafeleri km olarak verince çok yakın görünmekte ancak virajlı dağ yolları olduğu için ulaşmak göründüğünden daha uzun zaman alıyor. Burada fazla zaman geçirmedik, bakıp çıktık desek daha doğru. Küçük, şirin bir yer. Plajları yanında kaplıcaları ile de öne çıkmakta. Konaklama ve restoran olanakları mevcut.
Molyvos ya da Mithymna; kuzey bölgesinin en iyisi. Adını Midilli’nin yöneticisi Makaras’ın kızından almış. Kuzeydeki yerleşimler içinde en öne çıkanı. Sokakları şirin, yeme içme aktiviteleri açısından oldukça tatmin edici, bol seçenekli. Gerçekten çok güzel bir yer, yerleşim tepeden sahile doğru, o nedenle de manzara şehrin heryerinde harika. Molyvos’a girişte okul var, okulun yan tarafındaki boş arazi ücretsiz otopark. Aracınızı buraya parkedebilirsiniz. Merkeze doğru biraz daha ilerleyince set üzerinde de otopark var ama daha küçük ve dolu olma ihtimali yüksek. Merkezde sokaklar dar, otopark imkanı kısıtlı.
Molyvos Kalesi : Yüksekçe bir tepede yer almakta. Şehre girişte sizi karşılıyor, manzarası çok güzel. 13. yüzyıl ortalarında inşa edilmiş, Molyvos’un sevimli sokakarını geçerek ulaşıyorsunuz. Saat 15:00’de ziyarete kapanıyor.
Molyvos KalesiMolyvosMolyvos
Molyvos plajları : Denizi güzel, mavi bayraklı. Dar bir sahili dar, sezlong şemsiye olanakları mevcut. Hotel Molivos’un oradan denize girilebiliyor ancak otel müşterisi olsanız dahi şemsiye şezlong ücretli. Havlunuzu atıp ücret ödemeden de girebilirsiniz. Molyvos’ da denize girmedik sadece gezdik ve yeme içme olanaklarından faydalandık. Sahil tarafında güzel bir cafede kahve molası, tepede bir pastanede de limonlu kek yiyerek hem mola verdik hem de doyumsuz manzaranın tadına vardık. Deniz için Petra’ya gittik ama akşam yemeği için Molyvos’a geri döndük. Gerek set üstünde manzaranın keyfine yukarıdan varacağınız gerekse denize sıfır mekanlar bolca mevcut ve hepsi ayrı güzel.
Molyvos Congas Beach Bar yukarıdan manzaraMolyvos sahilHotel Molyvos’un önü
Petra : Molyvos’a 10 dakikalık mesafedeki yerleşim yeri. Panagia Glykoflousa Kilisesi gezilebilecek yerlerden biri. Büyükçe bir kaya üzerine inşa edilmiş. 141 basamakla çıkılan kilisesinin manzarası çok güzel. Petra’da birçok restoran, taverna, kafe, hediyelik eşya dükkanları ve konaklama olanağı mevcut. Petra bölgenin en kalabalık ve turistik yerlerinden desek yalan olmaz.
Petra Panagia Glykoflousa Kilisesi
Petra Plajları: Molyvos’u gezdikten sonra denize girmek amacıyla geldik. Sahil kısmında ilerleyince solda açık otopark var. Yalo adlı restoranın önünden denize girdik ve bu mekanın şezlong-şemsiyesini kullandık. Ücretsiz, yiyip içtiğinize ödüyorsunuz. Denizi kesinlikle çok güzel, sıkıntımız denizden yana olmadı ama işletmeler yan yana, şezlonglar neredeyse bitişik nizam ve oldukça kalabalık. Adada en çok tercih edilen denize girme yerlerinden biri Petra ve en kalabalık plajlar buradaydı. Akşam yemek için Molyvos’a geçeceğimizden duş imkanı olan bir tesisi tercih ettik. Çok kalabalık istemiyorsanız sahilin daha sakin yerlerinde denize girebilirsiniz. Ayrıca kendi havlunuz ya da sandalyenizi koyabileceğiniz alanlar da mevcut. Uzunca bir sahili var ve daha kumluk. Deniz de çok taşlık değil. Ayakkabısız girilebilecek ender yerlerden biri. Deniz hemen derinleşmiyor, çocuklu aileler için de uygun. Yalo dışında birçok işletmede şezlong, şemsiye, duş ve kabin ücretsiz, yine yediğinize ve içtiğinize ödeme yapıyorsunuz ama bazı yerler otellere ait olduğu için oturmadan önce sormakta fayda var. Denizi bazen dalgalı olabiliyormuş ama gittiğimizde böyle bir durumla karşılaşmadık, gayet sakindi. Plajda en fazla 2-3 saat geçirip Molyvos’a geçtik.
Petra Yalo Beach tesisinden
Petra’da Tsalikis pastanesi lezzetli dondurması ile övülmekte. Buraya gelmeden önce Molyvos’ta yeterince şeker yüklemesi yaptığımız için pas geçtik. Dondurmacının Molyvos’ta da şubesi varmış.
Adanın Batı tarafı gezilecek yerler :
Sigri Kasabası: Adanın batı ucundaki balıkçı kasabası. Güvenli bir limana sahip o nedenle de adını güvenli anlamına gelen siguro kelimesinden almış. İki ayrı sahile bakan bir köy, denizi güzel, plajı sakin. Sigri kalabalık olmayan bir kasaba, restoran-kafe seçeneği fazla değil. Doğal güzellikleri açısından güzel. Daha çok yazlıkçı kasabası halinde.
Sigri kasabası Taşlaşmış Ormanı Doğal Tarih Müzesi : 1994 yılında kurulmuş jeoloji müzesi. Zamansızlıktan dolayı maalesef gidemedik, umarız bir daha gelir ve gideriz.Yaklaşık 15 milyon yıl öncesine ait fosilleşmiş ağaç gövdeleri görülecekler arasında. Dünyada örneği az bulunan bir müze ve görülmeyi hak ediyor.
Sigri Taşlaşmış Orman Müzesi
Sigri Kalesi : Osmanlı amirali Süleyman Paşa tarafından 1757 yılında bölge ticaretini korumak amacıyla yaptırılmış. Top atışına uygun kuleleri var.
Skala Eresou : Adanın batısında yer alır. Plajı uzun bir kumsal, adadaki en uzun kumsallardan biri. Park yeri sorun değil, kendi şezlong ve şemsiyenle gidilebilir ayrıca şezlong-şemsiye temin edebileceğiniz işletmeler de var. Gera körfezinin sol tarafı ve 50 km uzaklıkta. Burası Eresou’nun sahil köyü. Gitmek bu kez kısmet olmadı ama gelecek sefer mutlaka gidilecek ve Aegean Aigaio Taverna’da yemek yenecek. İşletmecisi Todori, menüsünde karides, ahtapot, kalamar öne çıkan lezzetleriymiş. Ayrıca Skala Eresou’daki beach bar Parasol buranın iyi mekanlarından. Parasol’den denize girerseniz şezlong-şemsiye ücretli.
Eresos köyü: Antik dönemin önemli kadın şairi Sappho’nun doğum yeri olduğu için adını ondan almış. Sappho tarihte bilinen ilk feministlerden. Kendisi lezbiyen midir bilinmez ama lezbiyen tanımı Lesvos’lu Sappho nedeniyleverilmiş bir tanım.
Agiassos Köyü: Adanın batı tarafında bulunan dağ köyü, seramik işçiliği ile meşhur. Midilli Olimpos dağı eteklerinde kurulmuş olan köyün merkezinde Panagia Vrefokratusa kilisesi ile de tanınmakta (İsa’yı tutan Meryem Ana kilisesi). Köy kilisenin çevresinde yerleşmiş.
Bugünkü geziyi Mytiline’ye dönerken yol üstündeki Jumbo mağazasına giderek tamamladık. Evde ihtiyaç duyduğumuz birkaç gerekli eşyayı buradan temin ettik. Adadaki mağaza oldukça büyük.
Midilli’deki körfezler :
Adada 2 körfez var Gera ve Kalloni. Kalloni büyük olan körfez. Bunların dışında da pek çok koy bulunmakta. Gera Körfezi daha çok göl gibi. Ege denizine çıkışı dar olduğu için körfezden deniz neredeyse görülememekte. Tabanı yoğun yosun plaktonları ile kaplıymış ve deniz tarağı ile ünlüymüş. Kalloni körfezi kuşların göç döneminde buradaki geçişlerinden dolayı çok sayıda kuş gözlemcisi ve turist çekmekteymiş.
Skala Kalloni Plajı:Skala Kalloni, Kalloni körfezinde balıkçı köyü. Buradan çıkarılan sardalyalar meşhur. Plajı kumluk, denizi de sığ ve yosunlu. Yeme içme ve konaklama olanakları mevcut ve adanın diğer bölgelerine göre fiyatlar daha düşük.
Gera körfezi Kalloni’ye göre daha küçük bir körfez. İç deniz olmasından dolayı burada da su göl gibi sakin. Burada da denize girmedik ama giren yerli halktan insanlar var. Araçla geçerken deniz harika görünüyor, kıyılar yosunlu da değil ama girince durum nedir bilmiyoruz. Yol boyunca manzarasına bayıldık, bir daha gelirsek denizi kesinlikle deneyeceğiz. Denize giremesek de yemeğimizi içme bölümünde detaylı olarak bahsedeğimiz Gera körfezindeki Bigla tavernada yedik.
Gera körfezindeki Perama yerleşiminde bulunan Perama değirmeni yol üzerinde görülecekler arasında. 20.yy başlarında inşa edilmiş, Surlaga tabakhanesinin karşısında yer alır. Uzun yıllardır emekli , 1997 yılında tarihi anıt kapsamına alınmış. Aslında çok eski bir değirmen değil ama yine de değirmen görmek insani masal alemine götürmekte.
3.gün Adanın güneyi
Bugün rotada adanın güney tarafı bulunuyor. Yolculuk Plomari’ye. Plomari adanın 2. büyük şehri, otantik sokaklar, el yapımı sabun imalathaneleri ve uzo müzeleri ile meşhur. Adada yetişen anasonların yüksek kalitede olması nedeniyle uozo üretiminde önemli bir merkez. Tüm Yunanistan uozo tüketiminin %60’ı adada üretilenlerden karşılanmakta. Uozo ve rakı arasındaki temel fark anasonun uozoya damıtılmadan önce rakıya ise damıtıldıktan sonra katılmasıymış. Bu da sertlik derecelerini etkilemekte. Plomari’de iki tane farklı uozo üretim merkezi ve müzesi var. Varvayanni ve İsidoros Arvanitis. Bizim ziyaret ettiğimiz Varvayanni uzo müzesi. 1860 yılında Efstathios Barbayannis tarafından kurulan uozo imalathanesi hem kuruluşundan bu yana tarihsel aşamalarını görüp dinleyeceğiniz bir müze hem de imalahathane. Üst katta ilk uozo üretim gereçleri ile aileye ait eşyalar, fotolar bulunmakta. Günümüzde 5.nesil aile üyeleri tarafından işletilmekte. Vakit kaybetmemek için sabah kapılar açılır açılmaz oradaydık. İmalathaneyi de gezdikten sonra hediyelik uozolarımız alarak Plomari merkezi görmeye gittik.
Varvayanni uzolarıVarvayanni uzo müzesi
Plomari : Güneydeki tek yerleşim yeri ve oldukça güzel. Plaja gitmeden önce şehir merkezi ve sokaklarında yürüyüş yaptık. Sahilde birçok restoran ve kafe var. Zaten ada genelde mekan konusunda zengin.
Plomari merkez
Plomari Plajları : Adanın güney bölgesi deniz açısından en beğendiğimiz yerlerden biri oldu, gerçi beğenmediğimiz bir yer de olmadı ama Plomari öne çıkanlardan. Suyunun temizliği, ısısı ve dalgalı olmayısı çok güzeldi. Ayrıca Petra kadar kalabalık da değildi. Daha bakir daha güzeldi ama yüksek sezonda sanırım burası da yeterince kalabalık olur.
Agios Isidoros Plajı : Plomari köyünde, mavi bayraklı ve çok güzel bir plaj. Buradan denize girdik, harika bir deniz, pırıl pırıl. Deniz açısından adada en sevdiğimiz yerlerden biri oldu. Çok sığ sayılmaz ama yine de girer girmez derinleşmiyor. Plaj biraz çakıllı, sahilde birkaç tesisler var. V’ammos beach bar adlı tesisin imkanlarından faydalandık, şezlong-şemsiye-duş ücretsiz, localar ücretli. Yine yenip-içilene ödeme yapılıyor. Kredi kartı geçmiyor. Park yeri açısından sıkıntılı değil. Merkezde olduğu için diğer plajlara göre daha kalabalık oluyormuş. Petra dışında hiçbir yerde aşırı kalabalık görmedik, heryer bizim.
Agios Isidoros Plajı
Vatera Plajı : Adanın en uzun plajı, konsept yine aynı. Şezlong-şemsiye ücretsiz. Yerleşim yerlerine biraz daha uzak olduğu için daha sakin bir plaj
Melinda Plajı : Yine denemediğimiz ama övgüyle bahsedilen bir plaj. Plaj ve deniz taşlık, suyu tertemiz ve berrakmış. Otopark sıkıntısı yokmuş, çevresinde birkaç işletme varmış.
Adada 4. ve son günümüz
Bugün son gün, zamanın nasıl geçtiğini anlamadık ve tatilin sonuna geldik, neyseki feribotumuz akşam 6’da ve tüm gün bizim. Sabah saatlerini Mytiline merkezi gezerek geçirdik günün kalanına da Agios Ermegonis plajında denize girip aynı adlı tavernasında son kez yemek yiyerek devam ettik.
Akşam üzeri saat 16:45′ gibi pasaport ve çıkış gibi işlemler için limandaydık. Limanda küçük bir duty free var. Adada 50 Euro üstü alışverişlerde tax free de yapılabiliyor.
Midilli Adası yeme içme başlıklı yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Finlandiya’nın Laponya bölgesine gerçekleştirdiğimiz Lapland turu , kesinlikle şimdiye kadar yaptığımız en efsane gezilerden biri. 3 gece 4 gün süren bu dopdolu ve farklı serüven, her anı ile unutulmayacaklar arasında yerini aldı. Lapland (Laponya), Finlandiya, İsveç, Norveç ve Rusya’nın kuzey kutup dairesi içinde kalan ortak bölgenin adı. Yerli halkı ise, bugün sayıları çok azalmış olan Sami uluslarından biri olan Laponlar’dır.
Finlandiya Haritası
Vize gerekli mi: Schengen vizesi gerekmekte. Pasaport kontrolü esnasında hangi otelde, kaç gün kalacaksınız gibi sorular soruyorlar. O nedenle otel rezervasyonunuzu telefon ekranınızda hazır bulundurmanız faydalı olur.
Kuzey Işıkları Turu için nasil giyinmeli : En önemli konulardan biri orada ne giyeceğiz, yanımıza ne almalıyız ve hava nasıl olacak gibi ayrıntılar. Paket turlarda tur öncesi bilgilendirme gelmekle birlikte yine de bahsetmekte fayda var. Çok kalın tek bir kat giyinmek yerine kat kat giyinmek önemli. Hem giyilen katlar sürtünme nedeniyle tek bir kıyafete oranla daha fazla ısı yaratmakta hem de mekanlar oldukça sıcak olduğu için içeri girdiğinizde üzerinizdekileri kat kat çıkarabilirsiniz. Olabiliyorsa yünlü ya da termal kıyafetler en uygunu, pamuklu kıyafetler, kot pantolonlar vs ıslandıklarında ya da terlediğinizde kolay kurumadıkları için uygun değil. Üst beden giyimi en altta termal içlik, üzerine ince polar bir ceket, onun üstüne yine yünlü kazağınız ya da sweatshirt vb bir kat, en üstüne de uygun bir kaban yeterli olacaktır. Yarım kaban yerine uzun bir kabanınız varsa bacaklarınızı daha rahat koruyabilirsiniz. Alt giyim de ise en içte termal içlik ya da termal külotlu çorap, üzerine evdeki herhangi bir taytınız, onun üzerine de su tutmayan termal bir pantolon giymeniz yeterli. Gittiğimde tur tarafından verilen aktivite tulumunu giyerim derseniz termal pantolona götürmeye ihtiyaç duymayabilirsiniz. Hijyenik bulmadığımız için tur süresince, tek istisna hariç verilen kıyafetleri kullanmadık, kendi götürdüklerimizi giydik ama birçok kişi tüm tur boyunca verilen tulumlarla dolaştı, böylelikle yanınıza çok bir şey almanıza gerek kalmaz. Ayaklara 2 hatta bazen 3 kat termal çorap giymek gerekebilir ve çoraplarınız yine yünlü ya da termal çorap olmalı ve tabi tabanı yüksek, mümkünse içi tüylü ve sıcak tutacak uzun botlar iyi olur. Kat kat çorapla giyileceği için botlarınız da ayağınıza en az 1 numara büyük olmalı. Bol bol foto çekilen gezide en çok üşüyen yerlerden biri eller oluyor. Çift eldiven kullanmayı tercih ettim, yarım, parmakları açık bir model ile üzerinde giydiğim polar bir eldiven fazlasıyla yetti. Baş için yine çift şapka bulundurdum. Kulakları kapatabilecek ince polar bir bere, üstüne de gerek renk gerekse model olarak görseli zengin ya da canlı bir renkte şapka tercih edilebilir, resimlerde güzel çıkıyor. Çift şapka özellikle geceleri çok işe yarıyor. Onlar da yetmezse üzerine kabanınızın şapkası. Boyun ve ağız çevrenizi korumak için polar bir boyunluk ya da evdeki atkınız da mutlaka yanınızda olmalı. Götürdüğümüz atkılarımız işimizi gördü. Bir de ayaklar için ısıtıcı faydalı olabilir özellikle ışık avına çıkıldığında kar üstünde uzun süre ayakta bekliyorsunuz. Gitmeden aldığımız botlar normalde gezi boyunca bize yeterli geldi, hareket halindeyken oldukça başarılılar ama hareketsiz kaldığınızda yeterli gelmiyor, en çok ayaklarınız üşüyor. Tur paketine dahil olarak varışınızda verilen özel aktivite kıyafetleri, rüzgar ve soğuğa dayanıklı kalın bir tulum, botlar (verilen botlar da hareketsizken üşütüyor), eldiven ve termal çorap şeklinde (biz çoraplarını almadık, alsak da giymezdik:))). Rüzgara karşı etkili olduğundan o da sadece tulumunu, snow mobile etkinliğinde kullandım, diğer günler kendi kıyafetlerim yeterli geldi. Şunu belirtmekte de fayda var turu gerçekleştirdiğimiz süre içinde hava sıcaklığı gündüz -4 gece ise -9’un altına düşmedi yani -15 leri -20 leri yaşamadık o nedenle de soğuktan çok etkilenmedik. Gidilecek döneme yakın, 1-2 gün önce gibi hava durumunu kontrol ederek ona göre hazırlanmakta fayda var.
Gezimizi anlatmadan önce biraz Rovaniemi, Kemi ve Tornio hakkında bilgi vermek isteriz. Turu satın alırken hangi şehirde kalsak diye tereddüt etmiştik ve acenteler, en azından bizim satın aldığımız, bölge ve gezi hakkında donanımlı olmadıkları için sorularımıza yanıt veremediler. Kaldığınız şehre göre tur ücretleri farklılık gösterebiliyor. Tornio kalışlı turlar bir tık daha uygun gibi. Bunun nedeni Tornio ve Kemi’nin daha küçük şehirler olması, boş zamanlarınızda ya da akşam yapılacak şeylerin daha kısıtlı olması, havaalından daha uzak olmaları olabilir. Evet bu bir aktivite turu ve yaptığımız aktiviteler Tornio ve Kemi’de de yapılabilir yani o açıdan sıkıntı yok hatta Tornio ve Kemi buzkıran gemisi alacağınız yere çok yakın ve bu yönü ile hem zaman hem de ücret açısından daha ucuz ve avantajlı. Biz de turu almadan önce kararsız kaldık ama iyi ki de Rovaniemi’yi seçmişiz hiç pişman olmadık. Rovaniemi şehri havalimanına sadece 10 km uzaklıkta ve indikten hemen sonra yapılan Santa Claus köyünü gezisinden sonra kolayca otelinize varıyor ve gününüzü çevre gezisi yaparak değerlendirme şansınız oluyor. Tornio’da konaklayanları ise Santa Claus köyü gezisinden sonra bekleyen 2-2.5 saatlik bir otobüs yolculuğu var. Bir olumsuzluk da kuzey ışıklarının görülebilme durumu. Şöyle ki, ışıkları nerede olursanız olun göreceğinizin garantisi bulunmamakla birlikte, kuzeye gidildikçe görülme olasılığı da artmakta. Bu yönüyle de Rovaniemi, Kemi ve Tornio’ya göre daha avantajlı. Bir uyarı da turla gelecekseniz sizin için hangi aktivitenin olmazsa olmaz olduğuna karar verip tur programında yer alıp almadığını kontrol etmeniz. Paket programların içerikleri farklılık gösterebilmekte.
Rovaniemi , Lapland’in başkenti. Kuzey Kutup çizgisi altında kaldığı için kutup ışıklarının görülebileceği en güzel şehirlerden biri. Bothnia Körfezi’ ne dökülen Kemioki nehri kıyısında kurulmuş. Nüfusu yaklaşık 65 bin kişi. Köylerinde Orta Asya’dan göç etmiş Sami halkı yaşıyor. Geçimlerini turizm, hayvancılık, ormancılık ve madencilik yaparak sağlıyor ve Laponca konuşuyorlar. Havaalanından yaklaşık 10 km uzaklıkta, Santa Claus köyüne de 3-4 km mesafede. Bireysel olarak geliyorsanız kaldığınız otel karşılama ve transferinizi sağlayabilir. Önceden iletişime geçmenizde fayda var. Otobüsle 15 dakikada alandan şehir merkezine ulaşıyorsunuz.
Rovaniemi şehir merkezinde ana cadde boyunca oteller, cafe ve restaurantlar ve mağazalar sıralanmış, yakın çevresinde de Santa Claus Köyü başta olmak üzere aktivitelerin yapıldığı alanlar, şehir otelleri ve igloo oteller bulunmakta. Kuzey ülkelerine özgü husky safarisi, ren geyiği safarisi, donmuş gölde yüzme, kar motosikleti turu ve ice fishing gibi birçok eşsiz deneyim bir adım uzakta, yerli halkın kutsal saydığı Kuzey Işıkları’nı görebileceğiniz ve ren geyiği eti başta olmak üzere benzersiz lezzetleri tadabileceğiniz harika bir adres Rovaniemi. Rovaniemi’de merkeze yakın konumdaki Ounasvaara Tepesi Lapland’ın kayak merkezi.
Rovaniemi’yi tepeye bağlayan Jätkänkynttilä Köprüsü (Lumberjack’s Candle Bridge) yaz gündönümünde gece yarısı güneşi, kış gündönümünde ise güneşin ufuk çizgisinde belirip batmasına şahit olunabilecek en ideal nokta. Kemijoki nehri üzerinde, 1989 yılında inşa edilmiş ve ormancılara adanmış mum köprüsü. Işığı, dikine duran ve yanan bir odun görünümünde. Buz tutmuş nehir üzerinde çok hoş bir görsel yaratıyor. Nehir boyunca yürüyüş yapabilir ayrıca kendiniz de nehir kıyısında ışık avına çıkabilirsiniz.
Kemi: Finlandiya’nın Laponya bölgesinde bulunan İsveç sınırına yakın, Bothnia Körfezi kıyısındaki Kemijoki’nin ağzında yer almakta. Nüfusu yaklaşık 20 bin. Rovaniemi’den 100 km uzaklıkta. Burada konaklayacaksanız buzkıran gemisi turu alabliir (icebreaker), Kemi Snow Castle’ı ziyaret edebilirsiniz. Snow Castle içinde restoran, şapel ve odalar mevcut. Ayrıca donmuş denizde snow mobile ve ice fishing gibi aktivitelere katılabilirsiniz. Tornio ile arasındaki mesafe 23 km ve otobüsle yaklaşık yarım saat sürmekte. Rovaniemi havaalanına da 2 saatlik uzaklıkta.
Tornio : Şehir adını kıyısında yer aldığı Torne nehrinden almış, İsveç’e sınırında yer almakta. Şehir 1600 başlarında kurulmuş ve Laponya’nın en eski şehriymiş. Ikea’nın en kuzeydeki mağazası da burada. Tornio şehri en organik ve lezzetli somonların bulunduğu şehir olarak da bilinmekte.
Gezimiz İstanbul’dan sabah 09.00 kalkışlı Freebird havayolu ile başladı. En az 7-8 tur şirketinin bir araya gelerek ortaklaşa kiraladığı uçakta tamamen tur yolcuları vardı. Uçuşta sandviç, çay/kahve ve meyve suyu ikramı yapılıyor. Yolculuk tam olarak 4 saat sürüyor ve öngörülen saatte Rovaniemi’ye ulaştık. Kendi başına gelmek isteyenler otobüs, taksi ya da araç kiralayarak ulaşımlarını sağlayabilir. Ayrıca havalimanından Rovamiemi’ye sıklıkla express otobüs bulunmakta. Tek yön bilet 8 Euro. Kaldığımız süre boyunca gerek şehir içi gerekse şehir dışı ulaşımda yolların karlanma ve buzlanma nedeniyle kapandığını hiç görmedik. Kar ve yol açma araçları gece boyunca çalışıyor. Arabalarda zincir yok, kar lastikleri yeterli geliyor.
1. Gün Rovaniemi varış:
Rovaniemi Airport
Rovaniemi Noel baba köyü
Havaalanında çıkışta bizi bekleyen otobüsümüzle ilk durağımız olan ve havalimanından 3 km uzaklıktaki Noel Baba Köyüne (Santa Claus Village) maksimum 7-8 dakikada ulaştık. Burası oldukça ticari ama sevimli mi sevimli küçük bir eğlence köyü diyebiliriz. Kuzey Kutup dairesi, Arctic Circle, köyün içinden geçiyor. Köyde restoranlar, kafeler, hediyelik eşya satılan dükkanlar, Noel babanin evi bulunmakta. Santa Park’ın açık alanında Ren geyiği turu yapabileceğiz parkur bulunmakta ancak buradaki sürüş 400 metre civarında kısa bir sürüş dolayısıyla da 19 Euro gibi daha ucuz bir fiyatı var. Yakınlarında da husky çiftliği var. Santa Park’a Rovaniemi şehir merkezinden otobüsle gelmek mümkün. Santa Claus köyüne yürüyerek 5 dakikalık mesafede bulunan cam tavanlı Santa’s Igloss hotel şanslıysanız yattığınız yerden kuzey ışıklarını izleyebileceğiniz güzel bir seçenek. Santa Claus köyünde yapılabilecekler;
-Santa Claus’un evini gezmek. Noel babanın klübesine giriş ücretsiz ancak foto isterseniz kendi makinenizi ya da da telefonunuzu kullanamıyorsunuz, 35 Euro karşılığında onlar çekiyor.
-Roosevelt Evi içindeki mağazada ren geyiği boynuzundan yapılmış hediyelik eşyalar satılmakta. ABD eski başkanlarında Roosevelt’in eşi Eleonor Roosevelt buraya yaptığı ziyarette Lapland’tı çok beğenmiş. Bu küçük ev onun adıyla anılmakta. Ürünler Lapland’ta üretilmiş ve üzerine ücretsiz isim yazdırabilirsiniz.
-Littala&Co-Napariiri- Dünyaca ünlü Fin dekorasyon mağazası Littala’s Santa Claus evinin hemen yanında outlet mağazası bulunmakta. Mağaza akşam 18.00’e kadar açık.
-Lappituote Oy-Huş ağacı, ardıç ağacı, ren geyiği boynuzu, ren geyiği postu gibi kuzeye ait ürünler ile hediyelik eşya ve dekor objeleri tasarlayan marka Finlandiya’ da alanının lider firması olarak tanınıyor.
Restaurant Nili
–The Santa’s Gift House / Santa’ nın Hediye Evi: Burada da hediyelik eşya mağazaları, cafe, butik ve restaurant bulunuyor. Alışveriş, kahve molası ve yemek için uygun
-Napapijri (Arctic Circle – Kuzey Kutup Halkası) tam köyün ortasından geçiyor ve mavi renkte ışıklandırılarak vurgulanmıştır.. İsterseniz üst kata çıkarak buradan Kuzey Kutup Halkasını geçtiğinizi belgeleyen bir sertifika alabilirsiniz.
-Santa’s Post Office: Rovaniemi’nin incisi Santa Claus Köyü her zaman kalabalık. Santa’nın postanesinden Noel Baba’ya mektup gönderebilir ya da 2024 noelinde ulaşacak şekilde yakınlarımıza kart atabiliriz.
Santa Claus’un Evi
Rovaniemi Arctic CircleThe Santa’s Gift HouseSanta’s Claus Post OfficeSanta Claus Reindeer Village
Santa Claus köyünde yeme-içme olanakları:
Santa’s Salmon Place: Yemeğimizi rehberimizin tavsiyesi ile Salmon Place de aldık. Nasıl da beklemeye değdi, hayatımızda açık ara yediğimiz en lezzetli somonlardan biri diyebilirim. Kapısında sürekli kuyruk var ve bekleme süreniz 20-30 dakika sürebilir. Yer olarak otoparkı geçince eskimo çadırı şeklindeki kulübe. Önünde ismi, altında da “Best Salmon Ever” yazıyor. Açık odun ateşinde pişirilen 250 gr. taze somon, ekmek ve salata ile sunuluyor, fiyatı 25€. Çok aç değilseniz iki kişi bir menüyü rahatlıkla paylaşabilirsiniz.
Santa Salmon Place-Best Salmon Ever
Santa Claus Köyü’nde bulunan diğer cafe ve restaurantlar Santa Claus Postanesi’nin karşısındaki somoncu Arctic Salmon, buradaki somonların çok iyi olmadığı yine rehberimiz tarafından iletildi. Loft Cafe: Tam merkezde, hediyelik eşya mağazalarının ve butiklerin olduğu ana binada, üst katta bulunuyor. Balkonundan çok güzel bir Santa Köyü manzarası görebilirsiniz. Çay, kahve, meşrubat çeşitleri, hafif atıştırmalık yerel kek ve börek çeşitleri tadabilirsiniz. Saat 17:00 ye kadar açık. Cafe Restaurant Napatapuli, Ana Bina içinde fast food tarzında. Ren geyiği hamburgeri veya somon çorbası denenebilir. Fiyatlar 10-18€ arası ve saat 17:00 ye kadar açık. Santa’s Pizza & Burger: Hafif ve hızlı atıştırmak için, köy merkezine 300m. mesafede ve saat 18:00e kadar açık. Kotahovi Lapland Restaurant: Geyiklerin olduğu tarafa doğru gidin, tahta köprüyü geçince karşınızda göreceksiniz. Santa Köyü’nün en iyi iki restaurantından biri ve ama servis hızlı değilmiş. Karlı köy manzarasına nazır sıcak bir ortam isterseniz keyifli bir seçenek. Çorbaları ve somon ızgarası çok iyiymiş. Saat 17:00 ye kadar açık. Three Elves Restaurant: Başlangıçlar 13-30€, ana yemekler 23-50€, hamburgerler 21-28€ arası fiyatlar arasındaymış. Saat 23.00’e kadar açık.
Santa Claus gezisi sonrasında tur esnasında giyebileceğimiz kıyafetleri teslim alarak, Rovaniemi’de kalacağımız Artic City Hotele geldik.
Artic City Hotel Rovaniemi Konaklama: Otel çok merkezi bir yerde. Kahvaltısı gerçekten iyi. Yataklar rahat, temizlik gayet iyi, personel güler yüzlü. İçinde saunası var ve çok yakındaki bir spor salonundan müşteriler ücretsiz olarak faydalanabilmekte. Alışveriş merkezleri 2-3 dakikalık yürüme mesafesinde, çevresinde kafeler, restoranlar, turları kendiniz organize etmek isterseniz acenteler mevcut. Ayrıca kendi bünyesindeki Monte Rosa Restoran da oldukça başarılı ve de her daim dolu. Bir de Finlandiya’da musluk suyu içilebiliyor ve tadı güzel. Otelin resepsiyonunda sürekli olarak içinde meyve dilimleri ve taze nane konmuş su ikramı bulunmakta ve suları dünyada içilebilir nitelikteki en iyi 8 su arasındaymış.
Rovaniemi Arctic City HotelArtic City Hotel
1. Gece : Bu gece ışık avı yok, hava kapalı ve gece kar yağışlı, ışık görme olasılığı sıfır. Biz de Rovaniemi şehrini keşiflemeye karar verdik. Önce Lumberjack’s Candle Bridge kenarında yürüyüş yaptık. Bunun dışında Rovaniemi caddelerini turlayıp, mağazaları dolaştık. Güzel bir cafede de yöreye özgü turtalardan yiyip kahvemizi yudumladık.
Lumberjack’s Candle BridgeSosla servis edilen orman meyveli turta
Rovaniemi’de bulunan restoranlardan biraz bahsetmek isterim. Bunların en popülerlerinden biri Nili Restoran. Her daim kalabalık, yer bulmak zor, önceden rezervasyon yaptırmak iyi olur. Bunun dışında Artric Ligth Restoran da oldukça popüler. Ayrıca Pancho Villa (Meksika yemekleri), Turkin Pıppuri (pizza, döner kebap), pizzacılar, McDonald’s, Burger King ve Subway gibi zincirler, pizzacılar mevcut. Kaldığımız otelin restoranı Monte Rosa’da popüler, her akşam kalabalıktı. Kısaca şehirde yeme-içme seçeneği oldukça bol. Merkezde yeterli sayıda market var dilerseniz buralardan hafif atıştırmalıklar da alınabilir.
2. Gün: Bugünün programında Husky safarisi, Ren Geyiği safarisi ve Artic Snow Hotel gezisi bulunmakta. İlk durağımız Husky ve ren geyiği safarilerini alacağımız Ratiola Husky Farm.
Husky safarisi
Çiftlik kaldığımız otelden çok uzak değil, kısa bir yolculuktan sonra çiftliğe ulaştık. Kalabalık olduğumuz için iki gruba ayrıldık. İlk grup safariyi gerçekleştirirken bizler de çiftlikte dinlenebileceğimiz genişçe bir klübeye alındık. Soba etrafında hem ısındık hem de ikram olarak sunulan, bölgede yetişen orman meyvelerinden yapılan ılık şerbet ve tarçınlı bisküvilerden yedik. Huskyler hakkında detaylı olarak bilgilendirildik. Sıra bizim binişlere gelince de parkurun orada biniş öncesi sürüş eğitimimizi aldık. Huskylerin çektikleri kızakları kendiniz kullanıyorsunuz. Bunlar kısa ve uzun turlar şeklinde farklı fiyatlandırılan turlar. Bizim sürüşümüz yaklaşık 5 km uzunluğundaydı ve gayet yeterli geliyor. Her bir kızak yaklaşık 5-6 adet husky tarafından çekilmekte. Çok keyifli bir sürüş ve anlatılamaz bir deneyim. Konvoyun önünde ve arkasında çiftlik çalışanlarının kullandığı ve liderlik ettiği kızaklar bulunmakta ve herhangi bir olumsuzlukta ki kimse kötü bir şey yaşamadı, hemen müdahale ediyorlar. Karla kaplı ormanlık alanda gözünüzün önündeki manzara müthiş.
Öğle yemeği: Daha sonra tur programı ve ücretine dahil olan yemeğimizi almak üzere çiftliğin restoran bölümüne geçtik. Ana yemek olarak ren geyiği eti sote, patates püresi, pilav yanında ülkeye özgü yemek yanında servis edilen dağ meyvelerinden yapılmış marmelat ile servis edilmekte. Tatlı olarak yaban mersinli kek ve dondurma. Vejeteryanlar için de onlara uygun menü sunuluyor. Çay-kahve ikramı da mevcut. Bu arada turşu bölgede çok sık tüketiliyor, kahvaltı da dahi turşu bulunmakta.
Yemekten sonra yine aynı çiftlikte (Ratiolan Ree) bulunan ve yaklaşık 300 metre uzaklıktaki ren geyiği parkına yürüyerek ulaştık. Burada da ren geyikleri hakkında kısa bir bilgi aldıktan sonra kızaklarımıza yerleştik. Burada sürücü siz olmuyorsunuz, çiftlik çalışanları ren geyiklerini çekiyor. Yine eşsiz manzaralar eşliğinde çok güzel bir deneyim yaşanıyor. Bu safari yaklaşık 30-35 dakika sürmekte. Tur sonunda bol bol foto çekerek yaşananları ölümsüzleştirmeye çalıştık.
Ratiola Reindeer FarmRen Geyiği safarisi
Arctic Snow Hotel Gezisi : Safari sonrası Artic Snow Hotel gezisini gerçekleştirdik. Otel sıcaklarla eridiği için her yıl tekrar inşa edilen buzdan bir otel. Rovaniemi’den uzaklığı 25 km civarında. Buz otelin yanında camdan igloo evler de bulunmakta. Otel tamamen buzdan yapılıyor. İnşaasını Çinliler yapmaktaymış. İçinde yatak odaları, icebar, restoran, ibadethane var. Ayrıca otelin dış kısmında snow sauna ve jakuzi mevcut. Saunanın sadece oturma yerleri ahşap geri kalan her yer buzdan yapılmış. Gittiğimizde restoran akşam yemeği için hazırlanmaktaydı. Otelin dış avlusunda da buzdan yapılmış çok güzel heykeller var. Konaklamak zorunda değilsiniz, ücreti karşılığında gezebilir dilerseniz icebar da buzdan bardaklar içinde içeceğinizi keyifle yudumlayabilirsiniz.
Arctic Snow Hotel odasıArtic Snow Hotel IcebarArtic Snow HotelRovaniemi Igglo evler
2. Gün Akşam: Bu gece de ışık avı yok, hava yine bulutlu ve kar yağışı olacak, görülme olasılığı sıfır. Biz de Artctic Snow hotel gezisi sonrası otelde kısa bir mola verdik ve Rovaniemi şehir merkezinde takılmaya devam.
3. Gün: Kukkolaforsen ve Buzkıran Gemisi turu
Kukkola: Kaldığımız yer olan Rovaniemi, buzkıran turu alacağımız yere otobüsle 2-2.5 saat mesafede. Yol üzerinde Kemi ve Tornio’dan geçerek öğle yemeğimizi yemek üzere Kukkola kasabasına geldik. Burası İsveç ve Finladiya’yı ayıran Torne Nehri kenarında. İkiye ayrılarak yarısı Finlandiya yarısı da İsveç bölgesinde kalan bir yerleşim yeri. Her iki taraftaki adı da aynı, Kukkola.
Restorana rezervasyon saatimizden önce vardığımız için nehir kıyısında fotoğraf çekme, somon balıkçıları anıtını görme ve çevreyi dolaşma fırsatı yakaladık. İnanılmaz güzellikte. Nehir çevresinde ve üzerinde iki ülke arasındaki anlaşma gereği hiçbir sanayi ya da baraj vb şeyler de yok. O nedenle de en organik, lezzetli ve doğal somonlar buradan çıkarılıyormuş.
KukkolaforsenKukkolaforsen Somon Balıkçısı Anıtı
Kukkolaforsen nehre oldukça yakın bir tesis. Yemeğinizi yerken şelale gibi akan nehrin seyri doyumsuz. Açık büfe menüde İsveç köfte, somon balığı, sebzeli nohut ve salata vardı. Ayrıca tarçinlı kurabiye, çay/kahve de var. Yemekleri gerçekten lezzetli.
KukkolaforsenKukkolaforsen Restoran
Buzkıran Gemisi Turu
Buzkıran gemilerinin icadından önce denizler donduğunda ticaret de sekteye uğruyormuş. Daha sonra bu gemiler sayesinde buzlar kırılarak gemilerin geçişi sağlanmaya başlamış. Bu gemilere gezi amaçlı talep olunca da bu turlar başlamış. Gemi buzların üzerinde çıkarak ağırlığı ile buzları kırmakta ve bu esnada kıtır kıtır sesler çıkarmakta. Gerçekten inanılmaz bir deneyim ve her yerde bulmak imkansız. İki farklı firmanın 3 adet gemisi var. Experience 365’in tek, Polar Explorer şirketinin ise 2 gemisi var, Polar Explorer ve Arctic Explorer. Seferler her gün olmuyor. Hem Rovaniemi hem de Kemi’den buzkıran gemisi turlarına katılmak mümkün. Turunuzu kendiniz planlayacaksanız yoğunluk nedeniyle gitmeden ayarlamanızı yapmanız ve satın almanızı öneririz.
Kişiden kişiye değişmekle birlikte buzkıran Gemisi turu bence bu gezinin en güzel, en benzersiz ayağı ve buraya gelmemizin en büyük sebebi. Sonra sırasıyla ışıkları görmek, safarilere katılmak ve bu coğrafyada olmak. Ama geziniz sırasında ışıkları görmeme ihtimali var o nedenle de sadece ışık görmeye çok odaklanmamak gerek. Tur şirketleri ya da bölge hakkındaki fotolarda sanki her giden görüyormuş gibi bir algı oluyor ama tamamen yanlış.
Tur, Bothnia Körfezinde buz tutmuş denizde yaklaşık 4 saat sürüyor, dilerseniz özel kıyafetlerle buz tutmuş denizde yüzebiliyorsunuz. Yüzme deneyimi öncesi buzkıran gemisinin çalışma şekli hakkında bilgi veriliyor. Kaptan köşküne çıkmamıza da müsaade ettiler ve kaptandan işleyiş hakkında bilgi aldık. Gerçekten de çok az yerde yaşayabileceğiniz bir deneyim ve baştan sona benzersiz bir eğlence. Rehberimiz yanında getirdiği ses sistemi ile yüzme deneyiminden sonra buz tutmuş deniz üzerinde bizlere çok keyifli bir ortam yarattı. Abba Grubunun nostaljik parçaları ile başlayan müzik yayını Ankara’nın bağlarına evrilerek buz üzerinde keyifli danslar yapıldı. Turumuzun unutulmazlar arasına girmesinde rehberimizin de payı çok büyük.
Bothnia BayPolar ExplorerBothnia KörfeziBothnia Körfezi özel kıyafetlerle yüzmedeneyimiBohtnia Körfezi buz üstünde parti öncesi hazırlık
Kuzey Işıkları en iyi nerede görülür
3. Kutup Işıkları Avı
Kutup ışıkları, güneşte oluşan manyetik fırtınalar sonucu uzaya yayılan partiküllerin dünya kutuplarına çekilmesi ile oluşan ışımalar. Bu ışımaların kuzey kutbunda olanına Aurora Borealis, güney kutbunda olanına Aurora Australis denmekte. Gece karanlığında beliren ve genelde zümrüt yeşili renkte görülen ışımalar ile yıldızların birlikte yarattığı manzara doyumsuz güzellikte. Renkleri yeşil dışında kırmızı, mavi ve mor olabiliyor. Her renk farklı bir atoma aitmiş. Kuzey ışıklarını görebilmek şans işi. Sadece kış aylarında görülebiliyor. Gökyüzünün bulutsuz ve berrak olması, ortamın olabildiğince karanlık olması, kar yağışı vs olmaması gerekiyor. Aurora Forecast gibi bazı mobil uygulamaları telefonunuza indirerek ışıkların görülebilme zamalarını takip edebiliyorsunuz. Bu müthiş doğa olayını görmek için tabii ki kış aylarını ve karanlığın daha fazla olduğu zamanı seçmelisiniz. Son gecemizde nihayet kendisini göstermeye karar veren ışıkları yakalamak için tur otobüsü ile şehrin 20 km dışına çıkarak uygun bir alanda beklemeye başladık. Avımız yaklaşık 3 saat sürdü ve doğanın inanılmaz güzellikteki görsel şovunu görme şansı elde ettik. Kendisini beklerken de hazırlıklı geldiğimiz kampımızda müzik ve içeceklerimizle keyifli anlar yaşadık. Gelirken ister termoslarınızla sıcak dilerseniz soğuk içeceklerinizi ve atıştırmalıklarınızı getirebilirsiniz. Işık avına çıkıldığında yanınızda el ayak ısıtıcısı olmasında fayda var.
Lapland Norhern LigthsRovaniemi Kutup Işıkları AvıNorthern LigthsRovaniemi kamp alanımız
Av sonrası Rovaniemi’ye döndük ama ışıklar hala kendini göstermeye devam ettiği için bu kez de nehir kıyısında rehberimizin eşliğinde yürüyerek Arktikum civarında ışıkları yakalama şansımız oldu. Burada bahsetmek istediğim diğer bir husus da yanınızda iyi bir kamera-cep telefonu olması. Çıplak gözle görebildiğiniz yansımaları şayet iyi bir kameranız yoksa ve yansıma kuvvetli değilse görüntülemek pek mümkün olmayabilir. Cep telefonunuza indireceğiniz uygulama ile kendinizde ışıkların görülebilme olasılığını kontrol edebiliyorsunuz.
Rovaniemi Arktikum
4. Gün sabah Rovaniemi Snow mobile etkinliği. Sabah 08.30’da tur otobüsümüz ile gölde snow mobile etkinliği için otelden ayrıldık. Etkinlik buz tutmuş göl üzerinde kar motosikleti ile sürüş etkinliği. Öncesinde kısa bir sürüş eğitimi var. Yaklaşık 5 km uzunluğunda bir parkur. Aracı kendi kullanmak istemeyenler ya da çocuklar için de etkinlik alanındaki görevlinin kullandığı snow mobile’in çektiği kızakla sürüş keyfine katılabiliyorsunuz. Başlarda katılmaya çok gönüllü olmasam da iyikilerim arasına girdi, çok keyif aldık.
Artic Circle Snowmobile Park
Yurda dönüş: Sürüş sonrası otelimize dönerek bavullarımızı aldık ve saat 15:00 kalkacak olan uçağımıza gitmek üzere havalimanına transfer olduk.
Lapland turu esnasında yapılacaklar bunlarla kısıtlı değil elbet ancak kaldığımız süre kısıtlı ve her anı dolu olduğu için ana aktivitelere ancak yeterli geldi ama zaten yaptıklarımız da buranın olmazsa olmazları. Yapılabilecek diğer aktiviteler arasında hiking, kayak, ice fishing, gece arctic ormanda snow mobile sürüş etkinliği, sauna sonrası buz tutmuş suya girmek sayılabilir. Bunun dışında Rovaniemi’ye 80 km mesafedeki Ranua Hayvanat Bahçesi gezilebilir. Boz ayılar, yaban domuzları, geyikler, tilkeler, vaşaklar ve bölgeye has pek çok kuş cinsi bulunmaktaymış. Rovaniemi’den trenle ya da garın yanında bulunan terminalden otobüsle gidilebiliyormuş. Vaktiniz varsa Rovaniemi’de bulunan Arktikum Bilim Müzesini gezebilirsiniz. Yapamadığımız için yorumlayamayacağız ancak gezinizi planlarken bilginiz olsun diye yazmakta fayda gördük. Işıkların görünürlüğünün olduğu gecelerde nehir kıyısından Arktikum müzesine doğru ilerleyerek ışık avı da yapabilirsiniz. Biz öyle yaparak ışıkları burada da yakaladık.
Finlandiya’dan ne alınır ?
Lapland’den alabileceğiniz Finlandiya’ya özgü ürünler: Geyik eti salamı, kurutulmuş geyik eti, somon ürünleri, Lingonberry (Kekreyemişi) reçeli, Mavi Yaban Mersini Reçeli, Karhu Fin birası, Lapin Kulta – Lappish Gold Lapland yerel biraları sayılabilir. Hediyelik olarak ve eve Lapin Liha markasının paketlenmiş Kronhjort ürününden (Kızıl geyik). Geyiklerin birçok türü var ve paketler üzerinde hangi geyik olduğu yazıyor.
Lapin Liha
Bu benzersiz gezinin gezginler için mutlaka yapılması gerekenler arasında olduğunu belirterek yazımıza son veriyoruz. Sonuçta bu tur aslında bir aktivite turu ve aktivitelerle anlamlı hale geliyor. Gördüğümüz yerleri fotolarla anlatmaya çalışmak mümkün olsa da yaşattığı keyfi kelimelerle anlatmak mümkün değil, anlatılmaz yaşanır durumu.
İtalya’nın kuzeyinde Veneto bölgesine bağlı 7 şehirden biri olan Verona, görmeye değer küçük ve sevimli şehirlerden biri. Her nekadar Shakespeare’in ünlü oyunu Romeo ve Juliet’te hikayenin geçtiği yer olarak ün salsa da olaylar kurgusal olup, gerçek değildir. Hikaye gerçek olmasa da Verona gerçekten güzel bir şehir ve İtalya gezilecek yerler listesinin üst sıralarında yer alır. Kendisini oldukça sevdik, beğendikve tavsiye ederiz.
Verona’ya nasıl gidilir :
Türkiye’den direk uçuş olmayan Verona’ya en yakın havalimanı Venedik Marco Polo Havalimanı (125 km) . Milano’dan da geçmek mümkün ama Venedik’e göre mesafe biraz daha fazla (168 km)
Verona kaç günde gezilir ?
Verona için bir tam gün yeterli olacaktır. Ancak detaylı gezmek, günübirlik ziyaretçiler çekildikten sonra keyfine varmak, kafelerinde rahatça soluklanmak için bir gece konaklamak en iyisi. Böylece ertesi gün çevresindeki yerlerin bir kısmını da gezme olanağınız olur. Hatta burayı merkez alıp, Verona’dan Venedik ya da Milano gezisi planlanabilir. Böyle bir durumda Verona’da en az 3-4 gün kalmalı. Venedik’e uzaklığı 1 saat 20 dakika gibi bir süre. Otobüs, tren ya da araç kiralayarak gidilebilir. Ayrıca konaklama ve yeme içme gibi olanaklar Venedik şehrine göre daha uygun. Aynı şekilde Verona’da kalıp, Milano’ya da buradan gidilebilir.
Verona şehir içi ulaşım: Küçük bir şehir olduğu için metro ağı yok. En çok tercih edilen yöntem otobüse binmek ya da bisiklet diyebiliriz. Rahatça heryeri yürüyerek ziyaret edebilirsiniz. Başka bir şehirden araç kiralayarak gelmiyorsanız burada kiralamanıza gerek kalmaz. Otobüsler Porto Nuova Tren Garından hareket eder. Tek binişli ya da günlük bilet alınabilir. Zamanınız kısıtlı ise Verona Card alarak hem toplu taşıma kullanabilir hem de gezilecek bir çok yeri beklemesiz ve ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Verona card 24 ve 48 saatlik seçeneklerle mevcut. Şehirde en az 2-3 ayrı müze vb yer gezilecekse Verona Card zaten bedavaya gelir demektir.
Verona’ya ne zaman gitmeli : Kültür turlarında bahar ayları çoğu zaman favori aylardır. Verona için de aynı durum. Sıcak ve kalabalıktan kurtulmak için ilkbahar ve sonbahar aylarında gidilmesi tavsiye olunur.
Verona’da nerede kalmalı : Tarihi merkez, tren istasyonu Porta Nuova’nın çevresi ve Borgo Roma kalabilecek bölgeler arasında
Verona gezilecek yerler :
Portoni della Bra: Verona’nın giriş kapısı. Çift kemerli zarif bir geçit. Piazza Bra’ya açılmakta. 13.yüzyılda yapılmış. Üzerindeki saat daha sonra eklenmiş.
Portini della Bra
Verona Arenası (Arena di Verona) Piazza Bra’da bulunan Roma döneminden kalma bir amfitiyatrodur. M.Ö. 30. yılda inşa edilmiş. Burada 1913 yılından itibaren her yıl Verona Operası düzenlenmekte ve ünlü sanatçılara ev sahipliği yapmakta. Verona bu yönüyle de önemli bir merkez durumunda. Günümüze kadar iyi durumda gelmiş yapılardan biri. Dünyanın en büyük 3.arenası.
Verona Arenası
Piazza Bra: Kentin ana meydanı. Oldukça turistik ve kalabalık. Çevresinde restoran ve kafeler var. Belediye binası Palazzo Barbieri ve Verona Arenası bu meydanda.
Via Guiseppe Mazzini: Erbe Meydanı ve Bra Meydanını birbirine bağlayan ve lüks mağazaların bulunduğu alışveriş caddesi.
Juliet Evi (Casa di Guilietta) Juliet heykelinin bulunduğu bahçeye giriş ücretsiz ancak eve ve meşhur balkona giriş ücretli. Yukarıda da bahsettiğim gibi hkayede geçen Romeo-Juliet ile alakası yok ancak Verona belediyesi turistik amaçla ziyaret merkezi haline getirmiş. Ev 13.yüzyıldan kalma.
Romeo Juliet evi, Juliet heykeli
Erbe Meydanı: Şehrin en hareketli yerlerinden biri. Cafeleri soluklanmak için ideal. Trafiğe kapalı olan meydanda kurulan pazar alışveriş imkanı sağlar. Torre dei Lamberbi bu meydanın köşesinde yer almakta. Meydandaki Madonna Verona çeşmesi ve Casa dei Mercanti (Domus Mercatorum) adlı ortaçağdan kalma yapı burada görülecekler arasındadır.
Erbe MeydanıMadonna ÇeşmesiCasa dei Mercanti (Domus Mercatorum)Erbe MeydanıErbe Meydanındaki Venedik’in sembolü Kanatlı Aslan Heykeli (statua del Leone)
Torre dei Lamberti: Lamberti ailesi 1172 yılında yaptırmış. Biletle alarak yukarı çıkabilirsiniz. 84 metre yüksekliğinde ve güzel bir manzaraya sahip. İki adet çan bulunmakta. Asansörle 6 Euro, Verona card ile ücretsiz çıkılabilir. Erbe Meydanında yer alır.
Erbe Meydanındaki saat kulesi– Torre dei LambertiTorre dei Lamberti
Dante Meydanı (Piazza dei Signori): Şehrin önemli meydanlarından. Siyasi nedenlerle Floransa’dan sürülen şair Dante Verona’ya davet edilmiş ve bir müddet burada yaşamıştır. Meydanda heykelli bulunmakta. Ayrıca yine kafe ve restoranları ile güzel bir meydan.
Signori Meydanı Dante’nin heykeli
Verona Katedrali (Duomo di Verona ) Meryem Anaya adanmış olan katedral halk arasında Cathedrale di Santa Maria Matricolare olarak da anılmakta. 15. yüzyılda inşa edilmiş, gotik mimari özellikte yapılmış katedral de görülmeyi hakeden yapılardan biridir. Piazza Duomo’da yer alır.
VeronaKatedrali
Eski Kale (Castelvecchio) : 1350’li yıllarda inşa edilmiş kaledir. İçinde sanat eserlerinin sergilendiği aynı adlı müzesi var. Ayrıca döneme ait sikkeler, silahlar ve heykeller görülecek yerler arasındadır. Scaliger hanedanı tarafından yaptırılmış. Kale ücretsiz, müze ücretili olarak geziliyor. Giriş ücreti 9 Euro ancak Verona Card ile ücretsiz giriliyor.
Castelvecchio
Castelvecchio Köprüsü: İkinci dünya savaşı sırasında Almanlar tarafından bombalanarak büyük hasar görmüş ve onarılmıştır.
CastelvecchioKöprüsü
San Zeno Bazilikası: Çok güzel bir yapı. Romanesk tarzdaki bazilika Aziz Zeno’ya ithaf edilmiş. Tasarımı ve süslemeleri ile görülmeyi haketmekte.
Verona San Zeno Bazilikası
Castel San Pietro : San Pietro tepesinde yer alan ve panaromik şehir manzarasına sahip bir tepede yer almakta. Buradaki orijinal yapı Avusturyalılar tarafında yıkılmış. Mevcut kışla 19.y.y. yapımı. Manzarsı nedeniyle popüler bir yer diyebliriz. Bir tepede yer aldığı için yokuş yukarı yürümek ve merdiven çıkmaya hazır olun. ancak 2 Euro karşılığında finükülere binerek de çıkılabilir. Pietra köprüsünden yukarı doğru baktığınızda göreceksiniz.
Castel San Pietro
Roman Theater : 1.yüzyılda imparator Augustus tarafından yaptırılmış. 1900 yıllarının başlarında yapılan kazılarla açığa çıkarılmış.
Pietra köprüsü Adige nehri üzerinde ve en eski köprülerden biri. 1945’de Almanlar tarafından bombalanarak büyük hasar görmüş ve hasar gören kısmı orijinaline uygun olarak onarılmış.
Pietra Köprüsü
Verona’dan kareler
Santa Maria Antica Kilisesi: Scaligeri mezarlarının yanındaki küçük kilisedir. Kilisenin bulunduğu meydanda Verona Lordu Can Francesco’nun mermer anıt mezarı görülecekler arasındadır (1340-1375) .
Garda Gölü: İtalya’nın en büyük gölü Garda Veroana’dan sadece 30 km uzakllıkta ve fazladan günü olanlara kesinlikle tavsiye edilir. Verona Porta Nuova Tren Garı önünden kalkan otobüslerle ulaşmak mümkün.
Garda Gölü kıyısındaki Sirmione,Bergamo, ve Valpolicella şarap bağları gibi geziler Verona’da yapılabilecek şeyler arasında. Ayrıca şehirden kalkan turlarla da gezmek mümkün. Merkezi Verona olarak alacak olursanız günü birlik Venedik ya da Milano gezisi de yapabilirsiniz.
Verona Yeme İçme
Verona’da hem İtalya’ya hem de yöreye has yemekleri bulabileceğiniz birçok seçenek mevcut. Pizzalar, risottolar, tortellini ve tramisular yenebilecek başlıca şeyler arasında. Bunların dışında aşağıdaki tabaklar da yöreye has lezzetlerdir.
Risotto Amarone : Bölgeye has şarabın kullanıldığı risotto
Risotto Amarone
Fegato alla Veneziana : Ciğer ve soğanın sotelenerek yapıldığı yemeği
Fegato alla Veneziana
Bigoli Sarde : Sardalyalı makarna
Bigoli Sarde
Polenta: Fasülye, mantar, et ve peynir gibi yiyeceklerle servis edilen ve mısır unu ile yapılan püremsi yemek
Polenta
Ginocchi : Patates mantısı denebilir
Ginocchi
Baci de Giulietta: Juliet’in öpücüğü olarak da biline yöreye has kurabiye
Baci de Giulietta
Ayrıca Verona bölgesine özgü Valpolicella üzümlerinden yapılan şaraplarda mutlaka denenmeli
Venedik, İtalya’nın inclerinden, hayalleri süsleyen kanallar şehri. Geçmişte Venedik Cumhuriyetinin başkenti olan şehir yaklaşık 118 ada üzerinde kurulu. Birbirine köprülerle bağlanan kanalların oluşturduğu ve insan eliyle yapılmış en güzel şehir ünvanını taşıyan güzellik. Ha battı ha batıyor derken günümüze ulaşan, İtalya’nın Roma’dan sonra en çok ziyaret edilen romantik kentini yazmadan olmazdı.
Şehre ilk ziyaretimi yıllar önece Ekim ayının sonuna doğru yapmış ve büyülenmiştim. O zamanlar bu kadar kalabalık değildi ve çok keyifli zaman geçirmiştik. İkinci ziyaretim ilkinden yıllar sonra Haziran ayında gerçekleşti. Hem çok kalabalığa hem de aşırı sıcak bir yaza denk geldi. Hava oldukça nemli, sıcak da bunaltıcıydı, o nedenle ilk ziyaretim kadar memnun kalamadım. Ama her türlü mutlaka görülmesi gereken bir yer. Zamanlamayı biraz doğru yapmak kesinlikle çok daha fazla keyif alınmasını sağlar. O nedenle Haziran-Temmuz-Ağustos ayları dışında gidilmesi tavsiye olunur.
Venedik şehrinin kısa tarihi : Şehrin tarihi M.Ö 10. y.y gitmekte. Adını burada yaşayan Veneti halkından almış ve 7-18. yüzyılları arasında hüküm süren Venedik Cumhuriyeti’nin başkenti olmuş. Venedik Cumhuriyet olduktan sonra halk tarafından seçilen ve ömür boyu görev yapan dükler, senato ve çeşitli kurullarla yönetim sağlanmış. Yüzen şehir, kanallar şehri, köprülerin şehri, maskeler şehri gibi ünvanlara sahip. Venedik Cumhuriyeti döneminde denizlerdeki en önemli ve güçlü şehirlerden biri olmuş. Sanat ve ticaretin merkezi konumundaymış. Müzik ve operanın geliştiği şehirlerden biri ve Vivaldi’nin doğduğu şehir. Venedik’te evler denizlere çakılan ahşap kalaslar üzerine yapılmış.
Venedik kaç günde gezilir ?
Günü birlik geliyorsanız en tanınmış ve merkezi yer olan San Marco bölgesini gezmek ve kanal turu yapmak için bir gün yeterli olacaktır. Ancak detaylıca gezmek ve günübirlik turlar çeklidikten sonra sakinleşen ve güzelleşen haliyle tadına varmak için en az 3 gün kalmak gerekir. Böylece Venedik yakınıdaki Murano ve. Burano adalarına gitmek de mümkün olur. Bu arada 2023 yılından itibaren günü birlik gelen turistlerden 5 Euro şehre giriş ücreti ayak bastı ücreti kesilmekteymiş.
Venedik’e nasıl gidilir ?
Marco Polo havaalanından yaklaşlık yarım saatlik mesafe bulunan Venedik’e ulaşmak, havalimanından kalkan shuttlar ve otobüslerle kolayca mümkün. Ayrıca daha pahalı bir alternatif olarak deniz taksi ya da Alilaguna deniz otobüsü ile (deniz otobüsü kişi başı 18 Euro) denizden de Venedik’e gidilebilir. Otobüse göre yolculuk daha uzun zaman alsa da başka araç değiştirmeye gerek kalmadan Venedik şehir merkezine ulaşır. Otobüs için ise iki farklı seçenek bulunmakta. AVTO yada ACTV otobüleri. Her ikisi de Venedik’in girişindeki Piazzale Roma’ya gitmekte. AVTO kullanılacaksa bagajı teslim aldığınız yerde bulunan bilet gişesinden ve liman çıkışındaki makinelerden bilet alınabilir. Terminal D’den çıkılınca Venezzia Piazzale Roma işaretinin bulunduğu 2 nolu otobüs durağına gidin. Otobüse binmeden önce biletnizi duraktan mutlaka damgalatın. ACTV otobüsleri ise (5 nolu otobüs), bazı duraklarda duran otobüstür. Ekspress olarak gitmez. ACTV otobüsleri terminalin önünden kalkar. Yine binmeden önce biletinizi okuyucuda okutmanız gerek.
Venedik şehir içi ulaşım
Vaporetto su otobüsleri, kanallar arası ulaşım sağlayan toplu taşıma aracıdır. Sık kullanıllacaksa günlük ya da 3 günlük biletler de satın alınabilir. Şehri denizden gezmenin nispeten daha ucuz halidir. Büyük kanaldan kalkan ve 22 farklı noktaya giden vaporettoların dışında gondollar ve deniz taksilerle de ulaşım mümkün. Biz, çoğu zaman ve çoğu yerde olduğu gibi yürümeyi tercih ettik. Şehri yürüyerek gezmek mümkün, her yer birbirine yakın. Gondola sadece keyif için bindik.
Venedik Vaporetto durağı
Venedik’te Gondol turu
Venedikte yapılıcaklar arasında üst sıralarda yer alır. Gondollar 6 kişiye kadar insan alabiliyor. Büyük Kanal ve San Marco meydanının dışında San Polo gibi diğer bölgelerden de binilebilir. Turlar yaklaşık yarım saat sürmekte. Gondol ücreti yaklaşık 80-100 Euro civarındadır.
Venedik’te gondol turuVenedik gondolları
Venedik’e ne zaman gitmeli ? Venedik Karnavalı ve Bienali
Dört mevsim gezilebilen Venedik yaz aylarında gerçekten çok kalabalalık ve sıcak. Mümkünse ilkbahar ve sonbahar en güzel zamanlar. Venedik şehri oluşan çökme ve gelgitler nedeniyle zaman zaman sular altında kalmakta. Suların yükselmesi anlamına gelen acqua alta genellikle Kasım-Ocak ayları arasında yaşanmakta. Ancak bu durum turistik gezilerin yapılmasını engellememekte. Şehri su baskınlarından korumak için yapılan Mose bariyerleri su basmasından korumaya yardımcı olsa da bu her zaman mümkün olmamakta. Şubat ayında gelenler Venedik Karnavalınıda görmüş olurlar. Karnaval çeşitli kostümler giyip maskeler takılarak, şovlar ve törenlerin yapıldığı etkinliktir. San Marco meydanında meleğin uçuşu (Il Volo dell’Angelo) adı verilen törenle başlayan Karnaval iki hafta sürmekte. Meleğin uçuşunda halat bağlı gösterici çan kulesinden uçuş yaparak inmekte. Kökeni 16. yüzyıla dayanan uçuş Venedik rıhtımındaki bir gemisinde bulunan Türk akrobatın halat üzerinde çan kulesine tırmanmasına dayanmaktaymış. Bu dönem Venedik’in en pahalı dönemi diyebiliriz. Mayıs-Kasım ayları arasında gidenler bu dönemde gerçekleşen çok kapsamlı uluslararası sanat etkinliği olan ve bir yıl sanat ertesi yıl mimarlık temalı Venedik bienali etkinliklerine de katılabilirler.
San Marco meydanı Aqua Alta dönemi
Venedik’te nerede kalmalı ?
En merkezi yer San Morco ancak bu bölge oldukça pahalı. Burası her yere yürüme mesafesinde ve Vapurettoya binmeye gerek kalmaz. San Marco’nun yanısıra Santa Groce, (tren istasyonuna yakınlığı ayrıca ulaşım olanaklarının bol olması nedeniyle pratik), Castello bölgesi ya da San Polo iyi bir seçenek olabilir. Venedik’in en hesaplı konaklama yeri ise şehrin anakara tarafı olan Mestre. Mestre’de konaklayacaksanız tren yada garın oradan kalkan 43 nolu otobüsle yaklaşık 15 dakikada Venedik lagününe ulaşırsınız.
Venedik’ten ne alınır : Venedik kesinlikle pahalı bir şehir, alınabilecek şeyler karnaval maskeleri, Murano cam eşyaları, el yapımı süs eşyaları ve el yapımı makarnalar olarak sayılabilir.
Venedik’e özgü maskeler
Venedik’te gezilecek yerler
Venedik haritası
Venedik’te 6 bölge bulunmakta. Bunlar San Marco , Cannaregio , Castello , Dorsoduro , San Polo ve Santa Groce Bölgeleri. Gezilecek yerlerin en önemlileri San Marcı Bölgesinde. Bu bölgelerin dışında Murano ve Burano adaları gezilecek yerler arasında bulunmaktadır. Ayrıca yazın gelen ve vakti olanlar için Lido adasına gidip denize girmek de yapılabilecek şeyler arasındadır.
San Marco Bölgesi gezilecek yerler
Venedik’in en tanınmış bölgesi, gezilecek yerlerin birçoğu burada bulunmaktadır. Adını şehrin koruyucu azizi San Marco’dan alır.
–Venedik San Marco Meydanı (Piazza San Marco) : Venedik’teki en önemli meydan, şehrin merkezi durumunda. Çevresinde restoranlar ve kafeler var. Meydan Venedik festivali kutlamalarının merkezi durumundadir. Meydana girişte şehrin sembolü kanatlı aslan heykeli bulunur. Şehrin en eski kafesi olan Caffe Florian bu meydandadır. Meydan ayrıca güvercinleri ile de ünlü. O kadar çok sayıda güvercin var ki tarihi eserlere zarar verdiği için artık güvercinlere yem atmak, beslemek yasaklanmış. San Marco meydanında görülecek yapılar; San Marco Bazilikası ve çan kulesi, Dükler Sarayı, ikisinin arasında bulunan ve eskiden sarayın ana kapısı vazifesini gören Carta Kapısı (Porta della Carta) , saat kulesi, Procuratie Vecchie binası (meydanın çevresi boyunca uzanan birbirine bağlı 3 bina) ve Marciana Kütüphanesidir.
Venedik San Marco MeydanıVenedik San Marco Meydanı şehrin sembolü kanatlı aslan heykeli
-Venedik San Marco Bazilikası : San Marco meydanında bulunan oldukça gösterişli bazilika Bizans mimarisinin önemli örneklerindendir. Düka sarayına bitişik durumda ve saraya bağlantılıdır. Gittiğimiz tarihlerde ücretsiz gezilebilen bazilika günümüzde 3 Euro karşılığında ziyaret edilebilmekte olup görülmeye değerdir. San Marco Bazilikasının tepesindeki 4 adet bronz at heykel, 1204 yılında İstanbul’un yağmalandığı 4.haçlı seferi sıransında İstanbul’dan getirimiş ve buraya konmuştur. Sultanahmet meydanından alındığı düşünülmektedir. 1797 yılında Napolyon tarafından Paris’e götürülen atlar 1815 yılında Venedik’e teslim edilmiştir. Orijinalleri daha sonra kilisenin içine alınmış şu anda dışarıda olanlar ise replikadır.
Replika bronz at heykellerVenedik San Marco KatedraliSan Marco KatedraliCarta kapısıve kanatlı aslan figürü (Porta della Carta)
–Venedik Aziz Mark çan kulesi (Campanile di San Marco) : San Marco Bazilikası’nın çan kulesi yaklaşık 99 metre uzunluğunda ve tuğladan yapılmıştır. Kuleye 8 Euro odeyerek çıkabiliyorsunuz, manzarası gerçekten çok güzel ama uzun kuyruk beklemek gerek. Şehrin sembollerinden biridir.
Aziz Mark Çan Kulesi
-Saat kulesi (Basilica di San Marco) Torre del Orologio : Meydandaki saat kulesi sadece rehberli turlarla gezilebilmektedir. 15. yüzyılda yapılmış olan saat ay ve burçları göstermekte. Tepesinde şehrin sembolü kanatlı ve çan çalan heykeller bulunmakta.
Torre del Orologio
-Dükler Sarayı (Palazzo Ducale) : Güzel süslemeleri ile Venedik’teki cazibe noktalarından biri olan sarayın geçmişi 14. yüzyıla kadar gitmekte. Gotik tarzdaki yapıya Rönesans tarzı eklentiler yapılmış. Dükün konutu, adalet sarayı ve hükümet binasını içeren bir kompleks. Alt kat kemerli yapıda. Saray gezecekseniz Ahlar köprüsünden geçme ve hapishane binalarını görme olanağınız oluyor. Sarayı rehberli turla gezme olanağı da bulunmakta.
Venedik Dükler SarayıVenedik Dükler SarayıDenizden Dükler Sarayı ve çan kulesi manzarası
–Biblioteca Nazionale Marciana-Halk kütüphanesi : San Marco Meydanında görülecekler arasında bulunan kütüphane binası 16. yüzyılda inşa edilmiş. İçinde 750 binden fazla eserle İtalya’nın en büyük kütüphanelerinden biri.
Marciana Kütüphanesi
-Museo Correr : San Marco meydanındaki arkeoloji müzesidir. Antik döneme ait heykeller, seramikler, sikkeler ve haritalar görülecekler arasındadı.
-Ahlar Köprüsü yada son bakış köprüsü-(Ponte dei Sospiri) : İtalyanca Ponte dei Sospiri Eskiden esirleri sorgu odasına götürürken geçilen ve mahkumların hücrelerine ya da idama götürülmeden önce Venedik manzarını son kez gördükleri ve ahh çektikleri köprüymüş. 1602 yılında yapılan köprü Antonio Contin tarafından tasarlanmış Pencerelerinde taştan ızgaralar bulunan köptünün yapımında malzeme olarak kireç taşı kullanılmış. Köprü dükler sarayı ve hapishaneyi birbirine bağlayan kapalı bir köprü. Son nefes köprüsü ya da iç çekişler köprüsü olarak da adlandırılır.
Venedik Ahlar Köprüsü
Büyük Kanal (Canal Grande) Venedikteki en büyük ve uzun kanal. Yaklaşık 4 km uzunluğundaki S şeklindeki kanala 45 küçük kanal bağlanmakta.
Venedik Büyük Kanal
–Rialto Köprüsü (Ponte di Rialto) – Büyük kanalın üzerindeki dört köprüden en meşhur olanıdır. 1591 yılında tamamlanmış. Dünyada üstünde çarşı olan 4 köprüden biridir (bir diğeri Floransa’daki Ponte Vecchio köprüsüdür) Üstündeki küçük dükkanlarda, kuyumcular, hediyelik eşya ve deri ürünlerin satılıdğı dükkanlar bulunur.
Venedik Rialto Köprüsü
–Alman Hanı (Fondaco dei Tedeschi): Rialto köprüsünün 50 metre ilerisinde bulunan yapı Alman tüccarlar tarafından kullanıldığı için Alman Hanı olarak anılmakta. 1228 yılında yapılmış ve geçirdiği yangında yıkıldıktan sonra 1505 yılında yeniden yapılmış. Bizans ve gotik özellikler taşımakta.
Venedik Alman Hanı
-Fenice Tiyatrosu (La Fenice) : San Marco meydanına 400 metre uzaklıktaki yapı hem Venedik hem de Avrupa’daki en meşhur opera binalarından biri. Birkaç kez yanmış ve yeniden yapılmış. İç dekorasyonu ve akustiği muhteşem. Altın varaklı süslemeleri ve freskoları ile görülmeye değer. Bilet alıp gezilebiliyor.
Fenice Tiyatrosu
-Dandolo Sarayı (Palazzo Dandolo) : Günümüzde otel olarak kullanılan saray (Hotel Danieli) San Marco meydanına oldukça yakın konumda. Venedik asillerinden Dandolo ailesi tarafından 14. y.y.da yaptırılmış. Angelina Joli-Jonny Deep’in oynadığı The Tourist filminin bazı sahneleri burada çekilmiş.
– San Giorgio Maggiore Kilisesi : Venedik’te San Marco bölgesine bağlı Giorgio Maggiore adasında bulunan ve adayla aynı adı taşıyan kilisedir. Andrea Palladio tarafından tasarlanmış. Yapımı 1610 yılında tamamlanmış. Ön cephesi mermerden inşa edilmiş. San Marco meydanından bakıldığında hoş bir görsel yaratmakta.
Venedik San Giorgio Maggiore Kilisesi Venedik San Giorgio Maggiore Kilisesi
Castello Bölgesi :
San Marco meydanına komşu bölgedir. Bu mahallede görülecekler;
–Venedik Tersanesi (Arsenale di Venezia) görülmeye değer bir yapı.
–Basilica dei Santi Giovanni e Paolo (San Zanipolo olarak da bilinmekte). Tuğladan yapılmış, Gotik mimari özellikli yapı, şehirdeki en büyük kiliselerden biridir.
Santi Giovanni e Paolo
-Via Garibaldi, İçinden kanal geçen sokak denebilir.
Dorsoduro Bölgesi:
Santa Maria della Salute: Büyük kanalın Dorsoduro mahallesi tarafında, büyük kanalın ucunda yer alır. Çok güzel mimariye sahip. 1687 tarihli yapı Veba salgınından sonra Meryeme şükran için yapılmış. Sekizgen planlı ve barok özellikli yapının mimarı Baldassare Longhena’dır.
Santa Maria della Salute
–Venedik Güzel Sanatlar Akademisi (Galleria dell Academia) : Maalesef henüz gidememiş olsak da inşallah üçüncü kez Venedik’e gidersek mutlaka göreceklerim arasında yer almakta.
San Polo Bölgesi :
Rialto köprüsünün karşı tarafıdır.
–Santa Maria Gloriosa Frari Bazilikası : Tuğladan yapılan bazilika San Marco Bazilikasından sonra şehirde en uzun çan kulesine sahip ikinci bazilikadır. Dışı gösterişli olmasa da içi görülmeye değer. Özellikle sunaktaki Tiziano’ya ait Assumption of Virgin (Meryem’in göğe kabulü ve taçlandırılması), Tiziano’nun en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir. Tabloda Meryem’in ölümünden sonra Tanrı tarafından göğe kabul edilişi tasvir edilmekte.
Tiziano Assumption of the VirginSanta Maria Gloriosa Frari Bazilikası
-Leonardo da Vinci Müzesi: Da Vinci’nin icatlarına ait çizimlerin görülebileceği, içinde hediyelik eşya da satılan müze. Vakti olanlara gezilmesi tavsiye edilir.
–Mercati di Rialto: Meyve, sebze ve hediyelik eşyaların satıldığı küçük bir pazar yeri
Santa Groce Bölgesi:
Venedik şehrinin ana kara ile bağlantı yerlerinden biridir. Tren garı Santa Lucia burada bulunmakta. Ayrıca otobüsle gelenler için bağlantı noktası konumunda.
Cannaregio Bölgesi:
Daha ziyade yerelleri takıldığı bölgedir. Büyük kanalın sağ tarafında kalan mahallede San Marcuola istasyonu bulunur. Venedik merkez istasyonu Santa Lucia buradadır. Avrupadaki ilk yahudi gettosu burada kurulmuştur.
Türk Hanı San Marcuola istasyonunun karşı kıyısında bulunur. Yapı 13. yüzyılda mimar Giacomo Palmier tarafından saray olarak yapılmış. Sonraki dönemlerde şehre gelenlerin konaklama yeri olmuş ve 17. yüzyılda yoğunluklu olarak Türk tüccarların kullanması nedeniyle de Türk Hanı olarak anılmış. 1870 yılında restorasyon geçiren yapı günümüzde Venedik Doğa Tarihi Müzesi olarak kullanılmakta. Bizans ve gotik mimari özellikler taşıyan bina iki sıra kemerli cephesi ile görülmeye değer güzel bir yapı.
Venedik Türk Hanı
-Santa Maria dei Miracoli Kilisesi : Cannaregio mahallesinde bulunan kilise Rönesans mimari özellikleri taşımakta. Mermer kaplamaları nedeniyle mermer kilise olarak da biliniyor. Meryem Ananın mucizevi ikonası ile meşhur. Mimar Pietro Lombardo tarafında 1481-1489 yılları arasında inşa edilmiş.
Santa Maria dei Miracoli Kilisesi
Venedik Murano adasıgezilecek yerler
Venedik Murano Adası
Cam atölyeleri ve cam eşya mağazaları ile meşhur Murano adasına Venedikten kalkan 12 numaralı vaporettolarla yaklaşık 20 dakikada ulaşılmakta. Dilerseniz buradaki cam müzesini gezebllirsiniz. Murano adasında eğik çan kulesi ile meşhur 16.yüzyılda yapılmış San Martino Katolik Kilisesini gezebilirsiniz.
Venedik Burano Adası gezilecek yerler
Murano adasından yine 12 numaralı vaporetto ile 35 dakika mesafede bulunan Burano adası dantel işleri ile meşhur ve dantel işleme okulu bulunmakta. Ayrıca renkli evleri ile de ünlü. Fazladan günü olanlar Murano ve Burano adaları gezmek için en az yarım gün ayırmalılar.
Venedik Burano Adası renkli evleri
Lido Adası: Venedik’e yaz aylarında gider ve fazladan zamanınız olursa Lido adasına gitmek ve yüzmek iyi bir seçenek. Venedik’e 12 km mesafedeki adaya Venedikten kalkan vapurlarla ulaşmak mümkün. Halka açık ücretsiz ve özel plajlar bulunur. Ada ayrıca Venedik film festivalinin yapıldığı yerdir.
Venedik yeme içme
Venedik’te yenilebilecekler arasında deniz mahsulü ürünler, kızarmış kalamar, karides ve siyah mürekkepli spagettiler, pizzalar ve risottolar ön planda. Ayrıca ayaküstü atıştırmalıklar, dilim pizzalar ve fırınlardan alabileceğiniz lezzetli pastane ürünleri denenebilecekler arasında .
Venedik’te ne yenir ?
Cicchetti: Dilim ekmek üzerine çeşitli deniz ürünleri, peynir, şarküteri ürünleri , et ve sebze gibi malzemeler konarak konarak hazırlanan bir tür küçük sandviç olarak tanımlanabilir. Atıştırmalık ya da başlangıç olarak tercih edilir. Hem restoranlarda hem de büfelerde bulunur.
Cicchetti
Baccala Mantecato : Kurutulmuş morina ile yapılan bir mezedir.
Baccala Mantecato
Sarde in Sour : Soğan, çamfıstığı ve üzümle tatlandırılmış kızarmış sardalyadır. Meze olarak yenmektedir.
Sarde in sour
Spaghetti in Nero di Seppia : Mürekkep balığı mürekkebi ile hazırlanan siyah spagetti
Siyah spagetti
Moeche : Yengeç kızartması da Venedik’e özgü yiyecekler arasında
Yengeç kızartması
Fegato alla Veneziana : Venedik usulü, soğanla sotelenmiş ciğer
Pasta e Fagioli : Bir zamanlar yoksulların yediği ancak günümüzde nostaljik kabul edilerek menülerde yer almakta. Makarna ve kuru fasulye ile yapılan makarna çorbasıdır.
Makarna çorbası
Bigoli in Salsa : Venedik bölgesine has sardalyalı kalın spagetti
Risi e bisi : Pirinç ve taze bezelye ile Venedik bölgesine has bir yemektir.
Fritelle Alla Veneziane : Kızartılmış hamur tatlısı olarak tarif edebiliriz. Kuru üzümle tatlandırılmıştır.
Fritelle Alla Veneziane
Venedik’te mekan önerileri : Venedik’te onlarca restoran, cafe, şarap evi ve büfeler bulunmakta. Yeme içme konusunda sayısız alternatif var. Kendi deneyimlediklerimiz;
Ristorante da Raffaele : San Marco’da kanalın kenarında yer alan aile işletmesi. Manzarası müthiş, Yanınızdan gondollar geçerken yemek yemenin keyfi doyumsuz diyebilirim. Menüde yöreye özgü lezzetler bulunmakta. Rezervasyonsuz yer bulmak çok zor olabilmekte.
Cafe Florian: 1720 yılından beri hizmet vermekte, şehrin en ünlülerinden ve her daim kalabalık. Müzik eşliğinde kahvenizi yudumlarken yanında güzel bir tatlı ile meydanı seyretmek harika. San Marco meydanında, Procuratie Vecchie binasının altında yer almakta
El Refolo : Castello bölgesindeki Via Giuseppe Garibaldi üzerinde bulunan El Refolo, denediğimiz ve memnun kaldığımız şarap evi. Hem yemekler lezzetli hem ortam keyifli, tavsiye olunur.
Italyan mutfağı aslında ülkemizde oldukça sevilen ve bilinen bir mutfak. Pizzalar, makarnalar, tiramisu ve çeşit çeşit dondurmalar ilk akla gelenler ama şüphesiz bunlarla sınırlı değil. Çoğumuz bilgi sahibi olduğu için uzun uzadıya Roma’da ne yenir anlatmak yerine Roma’da denediğimiz mekanlar üzerinden bilgi vermek daha pratik olacak.
Roma’da restoran önerileri
Osteria Barberini Restoran: Bruschetta’sı, trüflü lazanyası, fırında patlıcan ve buffalo mozarella peynirli salatası efsaneydi. Kapısında ciddi kuyruk oluyor, rezervasyonlu gidilmesi tavsiye olunur. Adres: Via della Purificazione, 21
Restoran Alfredo : Gittiğimizdeki adı buydu, sonradan II Vero Alfredo olmuş sanırım. Fettucine alfredo makarnanın doğduğu yer olarak tanınmakta. Kısaca biz beğendik ama gittiğimizde fiyatları bir tık daha yüksekti. .
Restoran AlfredoRoma Restoran AlfredoRoma
Pastificio Guerra: Burası İspanyol Merdivenlerine çok yakın konumda küçücük bir makarnacı, fast food tarzı. İçeride yer bulup yiyecek olursanız yanında bir bardak şarap ikram ediyorlar ama take away alacaksanız şarabı dışarıya vermiyorlar (en azından biz gittiğimiz zamanlar öyleydi). Çoğu müşteri take away alıp İspanyol Merdivenlerinde oturarak yemeği tercih etmekte. Makarnalar tazecik, fiyatlar çok uygun. Her gün farklı 2 çeşit taze makarna, biri etli diğeri etsiz. Domuz eti yemiyorsanız o gün etli olan çeşidin ne eti olduğunu sorup diğer çeşidini alabilirsiniz. Ayrıca eve götürmek ya da hediyelik olarak pişmemiş taze makarna alma olanağınız da var.
Roma Pastificio Guerra Roma Pastificio Guerra
Antico Caffe Greco: Tarihi bir kafe-pastane. Tiramisusu çok başarılı, kahvesi de oldukça lezzetliydi. Roma’daki en tarihi kafelerden biridir. Mekanın içinde bu tarihi geçmişi hissetmemek mümkün değil. Via dei Condotti caddesinde yer alır. İspanyol Merdivenlerine oldukça yakın konumda.
Roma Antico Caffe Greco
Babingston’s Tea Rooms: Kesinlikle tavsiye edeceğim yine tarihi bir kafe-çay evi, oldukça mutlu ediyor. İspanyol merdivenlerine çok yakın. Adres: Piazza di Spagna
Roma Babingston’s Tea Rooms
The Gelatist: Dondurmasını çok sevdik, lezzetli ve bol çeşitli. Adres: Via Nazionale, 19a
Frigidarium: Roma’da birkaç şubesi var ancak dondurmasını fazla tatlı bulduk, bize pek hitap etmedi.
Pompi Tiramisu: Klasik olanı daha çok beğenmiştik.
Antica Rome: Hem yemek yiyebileceğiniz hem de sıcak-soğuk birşeyler içebileceğiniz, Vittoria Emanuel anıtının tam karşısında bulunan mekan. Aperol ve Pina Colada tercih ettik gayet lezzetliydi. Vittoria Emanuel anıtının tam karşısında bulunan Antica Rome’da anıtı karşınıza alarak birşeyler yudumlayarak soluklanmak gerçekten çok keyifliydi.
Antica RomaAntica Rome
Roma’da gezilecek yerler başlıklı yazımızın linki aşağıda bulunmaktadır.
Since we only spent 3 days in this beautiful city, we tried to taste as much of its flavors as possible. When I think of Italy, the first things that come to my mind are pizzas, pastas and ice creams but of course Italian cuisine is not limited to these.
Florence food and drink:
There are lots of good opportunities where you can eat traditional local foods in Florence .
Pappa al Pomodoro: A thick soup prepared with bread, tomatoes, garlic, basil and various spices.
Ribollita Soup: A thick soup prepared with various vegetables such as beans, carrots, celery etc.
Tuscan creamy white beans and spelt soup: A thick and very delicious soup prepared with ingredients such as white beans, garlic and parmesan
Panzanella: A salad prepared with ingredients such as tomatoes, crispy bread, onion and basil
Lampredetto: A type of street food similar to kokorec. Offal is used and after being cooked it is served in bread.
Bistecca Fiorentina: The most famous meat dish in the region. Especially raised beef is used. It is served rare but we asked for well done. In most restaurants, it is served as a portion of at least 1 kilo. A large portion is bone but the meet is still quite a lot. It is useful to pay attention to the portion size before ordering.
Risotto al nero di seppia: Risotto with cuttlefish
Pici Pasta: A type of pasta specific to the Florence region. It is found on the menu of almost every restaurant. It is usually made with only flour and water and rolled by hand.
Crostini de Fegato: An appetizer prepared with ingredients such as chicken liver, onion and capers and eaten by spreading on bread.
Bruscehetta: It is eaten as a starter. Toasted bread is flavored with olive oil and garlic and served with tomato seasoning on top.
Biscotti: Cookies baked with butter, with almonds, hazelnuts or dried fruit. Biscotti means twice baked. It is available in every bakery and patisserie in Florence. It is a truly delicious cookie.
Cannoli: A tube-shaped pastry with a creamy interior and a crispy exterior that you can find in all patisseries. There are plain, pistachio and nutella varieties.
Gelato: It is available almost everywhere and most of them are delicious
Flavors we experienced and restaurant recommendations:
All’Antico Vinaio: Sandwiches are really delicious. Since we traveled in February, there were no long lines at the door but I can’t imagine it in the summer. Although it melts quickly, there was still a line of at least 15 people in front of us even in this season. We had the “Beatrice” and liked it very much. You can have additional items added to your sandwich by paying an additional fee. Sandwich prices vary between 8-12 Euros. If you are not very hungry, it is big enough for two people to share one. We couldn’t finish it. It is 40 meters away from the Uffizi Gallery. Address: Via dei Neri, 76 R
All’Antico Vinario
Sandwiche – All’Antico Vinario
Trattoria ZaZa: One of the prominent restaurants in the city. We tried to get in without reservation but the line of 20-25 people in front of us scared us. We didn’t wait and made online reservation for the next night. The interior is quite cute, they added whatever they found to the decoration. The food is delicious, the staff is helpful and the prices are not too high. We ordered the local soup tasting plate, “Tris di minestre”, as starter. The most famous soups are Ribollita, Pappa al pomodoro & Tuscan creamy white beans and spelt soup served as a trio. As a main course, we ordered “Creamy Truffled sauce Ravioli” and Lasagna with wine. The Ravioli was really top-notch, we ate it by dipping bread in the sauce, that’s how good it was. The soups were also very good. The Lasagna is edible, but not very special. Address: Piazza del Mercato Centrale
Ribollita, Pappa al pomodoro & Tuscan creamy white beans and spelt soupCreamy Truffled sauce RavioliLazanya BologneseTrattoria ZaZa
Trattoria Katti : The food is delicious and the prices are reasonable. We had Bistecca Fiorentina here. Bruscehetta, bistecca fiorentina with potato garnish and a glass of wine is 30 Euros per person. The meat comes in a rather large portion. Since we don’t like meat rare, we ordered it well done. Trattoria Katti didn’t disappoint us, everything was delicious, especially the olive oil they used was very good. They apparently bring it specially made for the restaurant. Address: Via Faenze, 31.
Trattoria KattiBruschettaBistecca fiorentina
View on Art Rooftop Cocktail Bar : A rooftop bar with the most beautiful view of Santa Maria Del Fiore where you can eat or drink something with the view of the Duomo from above. We were lucky to find a seat in the front row as soon as we arrived. I can’t imagine the crowds in the summer. Address: Via Dei Medici, 6.
Florence Cathedral from View on Art Rooftop Cocktail Bar
Babae Restaurant (wine window ) : It is located in San Sprito area. If you wish, you can buy your drink from wine window like we did and drink it on the street or at the tables in front of the restaurant. It is very popular and locals prefer this place. Address: Via Santo Spirito, 21R
Babae RestaurantBabae wine window
Gino’s Bakery: We ate cannolis with pistachio and nutella and were pleased with their cannolis. My favorite is the pistachio one. Address: Via de’ Guicciardini, 3/5
Gino’s Bakery
Biscotti Bakery– II Cantuccio di San Lorenzo: Biscottis are very fresh and delicious at this bakery. Address: Via Faenza, 23/red
Biscotti
Pompi Tiramisu: I was a bit disappointed. I found it too oily and heavy. They have various kind of tiramisus but my favorite is the classical one. There are a few tables inside but take-away is possible. Via Faenza, 37/R
Pompi Tiramisu
La Strega Nocciola Galeteria Artigianale – Ice Cream: There was a long queue in front of it. I think main reason for the queue is that there was only one employee and he was both serving ice cream and looking at the cash register))) but it was worth to wait. Especially the cinnamon ice cream is delicious. It is very close to Duomo Square. Address: Via Ricosoli 16r
La Strega Nocciola Galeteria ArtigianaleGelato
Gelateria La Carraia – Ice Cream: Although it is not as delicious as the one we had at La Strega Nocciola Galeteria, it is good. The portion is generous. It is located in the Santo Spirito neighborhood. Address: Piazza Nazario Sauro, 25/r
Gelateria La Carraia
Caffe Gilli : We couldn’t go in because of lack of time but even if we had time, we would not preferre to go in. We read that the taste of the product are rare but the prices are expensive. At the bottom of Republica Square. Since it is a historical place, you can go inside and have a look.
Caffe Gilli
You will find below the link to my Visiting Uffizi Gallery blog
Florence is the capital of the Tuscany region and one of the masterpieces among the beautiful Italian cities, especially if you love art. It was established on both banks of the Arno River. The city was the capital of the Kingdom of Italy too for a short period. The word comes from the Latin word florentius (flower) and the symbol of the city is lily flower. Lily is also on the city’s coat of arms and attributed to Mary in Christianity.
It is better to mention briefly about the Renaissance and Medici family before our travel notes. The Renaissance movement, literally means rebirth, is a renewal movement that started in this city in Italy after the Middle Ages and took place in areas such as politics, science, art, architecture and education. The Renaissance began to sprout in the late 14th century, took place between the 15th and 17th centuries, and from there it spread to the world. The reason it started in Italy can be shown as the Medici family and the positive environment that developed there. The spirit of independence and the influence of humanism that developed after the Middle Ages, which were under intense pressure from the Catholic Church in Europe, played an important role. The Medici family lived in Florence between the 14th and 17th centuries and was a very powerful and successful family that generally operated in the banking sector. In addition, politicians and 3 popes emerged from the family. The family also managed the money of the Pope and the church thus gained considerable political power in Italy. The family placed great importance on art and played an important role in the development of art by taking Da Vinci, Michelangelo, Donatello, Boticelli and many other artists under their patronage. Lorenzo de’Medici, who was called Lorenzo the Magnificent and was elected Lord in Italy, provided significant financial support to science and art. Florence experienced its golden age during his reign.
If you want to enter every structure and visit every gallery in Florence, it would be right to spend at least 4 days. However, if you determine your priorities and leave some off the list, it is a city that can be easily visited on foot in 3 days. There is no need to rent a car, everywhere is quite close to each other. You also need an extra day to see places like Pisa, St. Giminiano and Siena near Florence, and while you are there, you should definitely see these historical and small cities too.
Transportation to Florence city from Bologna : We flew from Istanbul to Bologna and from there we went to Florence by bus. After picking up your luggage, go out from the airport, turn left and pass the taxi stands, you will see buses departing for other cities. The Appenino Shuttle departing from here goes to Florence in about 1.5 hours. Although we are not sure, we think that the ticket should be purchased online. We bought our tickets from the omio application by credit card. The Appenino Shuttle departs at 2-hour intervals. Our journey to Florence took 1.5 hours, but it took us more than 2 hours on the way back. There are also trains departing from Santa Maria Novella to Bologna.
Visit Florence and best things to do in Florence
Places to see on the Centro Storico side of the Arno river (the historical side of the city):
1-Piazza del Duomo (Duomo Square)
2-Galleria Dell’Accademia (Academy Gallery)
3-Piazza del Signoria (Signoria Square)
4-Piazza del Republica
5-Piazza del Mercato Nuovo
6-Piazza del Santa Groce
7-Piazza del Santa Maria Novella
8-Mercato Centrale
9-Bargello Museum
10-Basilica di San Lorenzo and Medici Chapel
11-Dante’s House
12-Uffizi Gallery
13-Galileo Museum
14-Via de Tornabuoni
15-Ponte Vecchio Bridge
16-Vasari Corridor
Places to see on the other side of the Arno river, Santo Spirato:
17-Pitti Palace
18-Boboli Gardens
19-Piazza Michelangelo
20-San Miniato Al Monte
Since we had visited the Cathedral on our previous visit to Florence, we did not go inside this time. Our priorities for this 2.5-days trip were visiting Uffizi Gallery, Pitti Palac-Boboli Gardens, Vecchio Palace, Bargello Museum, Medici Chapel. Academy Gallery and the baptistery of the Florence Cathedral were also in our plans if we had enough time. We saw other structures from outside. Since we went to Florence in February, we entered almost everywhere without any queues and bought our tickets at the door, except the Academy Gallery. However, during peak seanson, it is definitely worth buying online in advance.
1-Duomo Square (Piazza Del Duomo): We can say that it is the most important and most visited square in Florence. Things to see there:
Florence Cathedral-Duomo (Santa Maria del Fiore): This is the most important Florence’s iconic structures. The history of the structure goes back to 1296. It was completed in 1496. Since its construction took many years, it has the characteristics of various periods such as Renaissance, Gothic and Romanesque in terms of architecture. It was planned in the shape of a Latin cross. The dome is located where the arms of the cross intersect. The magnificent red tile dome was completed by Brunelleschi and is visible from everywhere in the city. The impressive and very beautiful interior frescoes of the dome were made by Vasari and depicted the “Last Judgment” scene inspired by the Divine Comedy. You can go up to the bell tower and dome of the cathedral. Since we visited the Cathedral on our first visit to Florence, we skipped it this time.
Santa Maria del Fiore FrenzeFlorence CathedralFlorence View on ArtRooftop Cocktail Bar
Giotto’s Bell Tower (Campanile di Giotto): The bell tower in the Duomo square belongs to the cathedral but looks like it is independent. It is one of the most striking structures in the square. The tower, which sits on a square plan, was built by Giotto di Bondore in 1359. It is approximately 85 meters high. It has Gothic architectural features and rich ornaments. It is possible to climb the tower with 414 steps and a wonderful view.
Florence Giotto’s Bell Tower Giotto’s Bell Tower Florence
Baptistery of Saint Giovanni (Battistero di San Giovanni): Located in Duomo Square, opposite of the Florence Cathedral. It is the oldest octagonal structure in Florence with basilica status. It started to be used as a baptistery in the 12th century. The baptisms of many political and famous figures took place here. It has Romanesque architecture. Its bronze doors, colored marble coverings and mosaic decorations are quite eye-catching. Michelangelo described the beauty of the doors as the “Gates of Paradise”. When we went, scaffolding had been set up because the interior was being renovated. We did not go in because the attendant warned us that it was not very convenient to walk around and that it was difficult to see the dome.
Baptistery of Saint GiovanniBaptistery of Saint GiovanniBaptistery of Saint Giovanni
Museo dell’Opera (Santa Maria di Fiore): The works in the Florence Cathedral are exhibited. The museum was built in 1891. The three-story museum contains works by artists such as Michelangelo and Donatello. Michelangelo’s Pieta is among the works that can be seen.
2- Galeria Dell’Accademia (Academy Gallery): Apart from the Uffizi Gallery, we can say that it is the most interesting art gallery in Florence. The original of Michelangelo’s famous David statue is exhibited here and is the most interesting work of the museum. Works by Boticelli, Paolo Uchello, Giambologna’s statue called Rape of the Sabine Women, Michelangelo’s Slaves statues and many more are here. Since it is not as large as the Uffizi, the visitor capacity is much lower and this causes long queues. We came here in the afternoon and unfortunately there was a long queue. Therefore we could not visit it. We recommend that you come here early in the morning.
3-Piazza de Signoria (Women’s Square) places to see:
Vecchio Palace: It was built between 1298-1314 by the architect Ghibelline as the first palace of the Medici family in the city. Today, it is used as the town hall and museum. The palace was first named as Palazzo Signoria and after Medici family moved from here to Pitti Palace it has been called as Palazzo Vecchio, which means old palace. Vecchio has an interesting and beautiful courtyard. At the entrance of the palace, there is a replica of Michelangelo’s David statue (the original is in the Galleria dell’Accademia) and a white statue of Baccio Bandinelli called Hercules and Cacus. The museum’s tower, Torre d’Arnolfo, with 416 steps, has a beautiful view. The Cortile di Michelozzo (Michelozzo courtyard) on the ground floor of the palace is one of the most striking sections. There are arches designed by the artist Michelozzo, placed with gilded columns, Andrea del Verrocchio’s fountain and the statue of Dolphin and Angel (the original is inside the palace). The ceiling decorations in the palace are interesting. The Salone dei Cinquecento (Hall of the 500s) is located on the first floor. One side of the hall was painted by Da Vinci and the other side by Michelangelo. The ceiling decorations are by Vasari. The hall also has Michelangelo’s famous Statue of Victory and many other statues. The first parliament of Italy was held in this hall. The building is still used as the city hall today. There is a gold-blue patterned symbol on the walls of the Sala dei Gigli room (Lily Room). You can also see Donatello’s statue of Judith and Holofernes in this room. The Sala delle Carte Geografiche (Room of Geographical Maps) is known as the room where the Medici kept their most important documents and treasures. The walls of the room are covered with maps painted on leather. The room contains the world’s largest medieval map, “Mappa Mundi”, from the 16th century, and a rotating globe. One of the most striking rooms on the second floor is the Loggia del Saturno room, which has a decorated ceiling painted by Giovanni Stradano. This room is mostly popular for its panoramic views of the Arno Valley. The male profile, thought to be Michelangelo’s, carved on the outer wall of the Vecchio Palace is among the things to see.
Signoria Square, Michelangelo statue of David (replica) and Baccio Bandinelli’s Hercules & CacusstatuesVecchio Palace & Torre d’ArnolfoVecchio PalaceAndrea del Verrocchio’s fountain and the statue of Dolphin & Angel Vecchio Palace
Fountain of Neptune: In the marble statue made by Bortolomio Ammanati in 1565, the sea god Neptune stands on horses. Nymphs (water fairies) and male gods are depicted around.
Neptune Fountain
Equestrian Statue of Cosimo I de Medici: In the statue dated 1587, Cosimo from the Medici family is depicted on a horse.
Statue ofCosimo I de Medici
Loggia dei Lanzi: It is an open-air sculpture gallery built in the Gothic style. The building opens onto the Signoria Square with 3 arches and adjacent to the Uffizi Gallery. It was built in 1300’s to be used in public ceremonies. One of the most important works here is the statue of Perseus with the head of Medusa, which Cosmo from the Medici family commissioned from the artist Cellini. In the bronze statue, Perseus holds severed head of snake-headed Medusa in his hand, and the body of Medusa is under his feet. Other than Perseus, Ammanati’s Neptune, the Lion of Marzocco, Hercules and Cacus by Bandinelli, and The Abduction of the Sabina Women by Giambologna are among the things to see.
Loggia Dei LanziPerseus with the head of Medusa
Palazzo Gucci: It is located in Signoria Square and houses a museum and exhibition where you can learn about the history of the Gucci brand. We did not visit it.
Palazzo Gucci
4- Piazza dell Republica: There is a carousel that has been subject of photographs in the square and the Column of Abundance, which was made by Donatello.
Piazz dell Republica Column of Abundance
5- Piazza del Mercato Nuovo: The Piglet Fountain and an open market where local products are sold are popular to see there. People throw coins and make wishes. It is believed that touching the pig’s nose will bring luck. In addition, after putting a coin in the pig’s mouth, you should wait for it to fall with water. It is believed that if the coin slides easily, your wish will come true.
Piglet FountainFlorence
6- Piazza del Santa Groce: Basilica of Santa Groce (Holy Cross Church) – Completed in 1442. It contains the tombs of famous names such as Michelangelo, Galileo, and Machiavelli. This beautiful structure worth seeing is also known as the Temple of Italian Glories.
Santa Groce Basilica
7-Piazza del Santa Maria Novella: This is the first square you will see if you are coming to Florence by train. Basilica Santa Maria Novella is located in the square. It is a very beautiful and elegant structure. The structure was completed by Leon Battista Alberti in 1470. It is called Novella because it was built on a temple that was already in its place. Its exterior is made of marble and interior is as beautiful as its exterior. It is decorated with frescoes and paintings by famous artists. One of the most important of these is the Holy Trinity by artist Masaccio. Behind Jesus on the cross, God and the Holy Spirit are depicted together. In addition, the premature birth scene above the door by artist Sandro Boticelli, the green portico by Paolo Ucchello and the Spanish chapel are among the beauties to see.
Santa Maria Novella
8-Mercato Centrale: It is close to the train station The lower floor is shopping area and the upper floor is food and beverage area. There is all kinds of food. We did not have enough time to go inside. The food section is good for some and mediocre for others, but it is suitable for a cheap snack.
9- Bargello Museum: The Bargello Museum, also known as the Bargello Palace, located close to Signoria Square. It is worth seeing. It was a prison and now it is used as an art gallery. The famous statue of David with a hat and a sword in his hand, made of bronze by Donatello in 1430-1440, St. George by Donatello, and Michelangelo’s Bacchus and Pitti Tondo are among the works exhibited here. The Michelangelo room, which is passed through the courtyard, and the area where bronze animal statues, metal works, weapons, coins and various jewelry are exhibited, which can be reached by going up the stairs in the courtyard, are worth seeing. Address: Via del Proconsolo
Bargello Museum FlorenceDonatello‘s DavidStatueMichelangelo’s Pitti TondoBargello Museum
10-Basilica di San Lorenzo and Medici Chapel (Basilica of San Lorenzo): It is one of the largest basilicas in the city. The chapel contains tombs of all important members of the Medici family. It can be considered one of the most important examples of Renaissance architecture and is truly worth seeing. The chapel was designed by Michelangelo. The basilica and the chapel are located in the same building, but they can be visited by paying separate fees.
Medici Chapel FlorenceMedici Chapel FlorenceMichelangelo’s Tomb of Lorenzo Duke of Urbino with the statues Dawn and DuskMedici Chapel Florence
11-Dante’s House: Dante, the author of the Divine Comedy, wrote this famous work here. It was rebuilt in accordance with the original that was destroyed. It is used as a museum and contains the poet’s original works and information about his life. We did not go there but we included it in the article for the sake of knowing.
12- Uffiizi Gallery : Uffizi is one of the most important art centers not only in Italy but also in the world. It was built between 1560-1580 and designed by Giorgio Vasari. It hosts the works of many artists from the 14th century Renaissance to the present day. Uffizi means office as a word and was built for the purpose of using Duke Cosimo I, as his office. Many works from the Renaissance period and the art collection of the Medici family fascinate people. In addition to works by masters such as Da Vinci, Raphael, Michelangelo, Botticelli, and Caravaggio, there are also works by German, Dutch, and Belgian artists. The building, which bears Renaissance architectural features, is two-story and has U-shaped design, and includes office areas inside, which were later converted into a gallery. Botticelli’s world-famous Birth of Venus painting (Nascita di Venere), Caravaggio’s Medusa and Bacchus, Titian’s Venus of Urbino, Piero della Francesca’s Duke and Duchess of Urbino, Raffaello Sanzio’s self-portrait, Battista’s Angel Playing a Lute, Leonardo Da Vinci’s Annunciation, and dozens of other paintings and sculptures are among the things to see. We purchased a combination ticket that includes Uffizi Gallery, Pitti Palace, and Boboli Gardens. The ticket worths 40 Euros per person snd is valid for 5 days. You don’t need to visit all three on the same day. You can visit whenever you want in 5 days after buying it. There are also tickets that include the Vasari corridor. If you want to enter Vasari corridor as well, there is a passage from the Uffizi gallery to the corridor.
Caravaccio MedusaCaravaccio BacchusBoticelli – Birth of Venus Battista- Angel Playing a LuteLeonardo Da Vinci – Annunciation
13-Galileo Museum: It is located very close to the Uffizi Gallery. It was established by the University of Florence in 1972 in the Castellani Palace. It holds the title of the world’s largest science museum. Galileo’s personal belongings, his severed finger preserved in a glass jar, scientific materials from the Renaissance, Galileo’s original telescope, Antonio Santucci’s famous globe and the science library are among the things that can be seen. We did not visit it, but I want to add it to the article for information.
14- Via de Tornabuoni: The street where luxury shopping stores such as Ferragamo and Gucci are located. There are stores selling designer products next to luxury brands. The palace, built by the Strozzi family in the 15th century, was used as a residence until 1937. Today, it is used as a modern art gallery and temporary exhibitions are held. It was built by Filippo Strozzi, a rival of the Medici family. While walking on Via de Tornabuoni, the Column of Justice (monument of justice) in the square is among the things to see.
Column of Justice
15-Ponte Vecchio Bridge: It is one of the 4 bridges with a market in the world. It was built in the 14th century, at the narrowest point of the river and is located on 3 arches. The Germans did not destroy the bridge when they bombed the city. Most of the shops on the bridge are jewelers or shops selling souvenirs. The view is beautiful both day and nigth.
Ponte VecchioFrenze
16- Vasari Corridor : After the Medici family moved from the Vecchio Palace to the Pitti Palace, they had a passage called the Vasari Corridor built on the bridge in order to secretly pass between the two palaces. Vasari built the passage in a short time in 1565 and is 1.5 km long. When you look at the Ponte Vecchio Bridge from the outside, you can see a part of the corridor on the upper floor of the bridge.
Vasari Corridor
Santo Spirito side of the Arno River:
17- Pitti Palace (Palazzo Pitti): It is a magnificent Renaissance palace located close to the Uffizi Gallery. The first structure, built in 1458 as the residence of banker Luca Pitti, was purchased by the Medici family in 1549 and used as the family’s administrative center. After being used as a base by Napoleon for a while in the 18th century, it served as the royal center of the Italian Union. It is used as a museum and gallery today. The Palatine Gallery inside contains works by many artists from the Renaissance to the Baroque period. It really should be among the top places to visit both in terms of ceiling decorations and the works inside. There is also a section in the palace where examples of both Renaissance period clothing and past creations of famous brands that shaped fashion are exhibited.
Pitti Palace FlorencePitti Palace FlorencePitti Palace Florence a small breakin the Palace
18- Boboli Gardens (Giardini di Boboli): It is the most famous garden in Florence and located next to the Pitti Palace. It was designed for Eleonora di Teleodo from the Medici family when Ufizzi Gallery was their residence. There are monuments dedicated to the Nymphs in Greek mythology, as well as Renaissance period statues, fountains and artificial caves in the garden. The garden is irrigated with water from the Arno River.
Boboli Gardens Florence
19- Piazza Michelangelo: The square named after Michelangelo. It has a panoramic, beautiful view of Florence.
Piazza MichelangeloPiazza Michelangelo Frenze
20- San Miniato Al Monte : It is located on a hill with a beautiful view above Michelangelo Square. San Miniato Al Monte means “St. Miniato on the Mountain”. It was built at the highest point of the city. Although it is often mentioned as the place with the most beautiful view of the city, the view of the city is seen very far from there and the photos are as small as a blob. It was dedicated to the Armenian prince Miniato, who was fed to the lions because he was a Christian by the Roman Emperor Decius. When the lions could not tear off his head, the emperor had Miniato beheaded. Later, Miniato was declared a saint and a basilica was built in 1018 where his head was brought. The statues of Jesus and the 12 apostles are among the things to see in the basilica. The mausoleum of Lorenzi, the author of Pinocchio, is here. When we went, the basilica was undergoing renovation. It was impossible to enter inside and its facade was covered with scaffolding. We only visited the cemetery section and I can say that it is worth seeing.
Florence San Miniato Al MonteSan Miniato Al MonteFlorenceCimitero Delle Porte Sante – FlorenceCimitero Delle Porte Sante
There are links below to my Where to eat in Florence and Visiting Uffizi Gallery and Tuscany Travel blogs
Toskana bölgesinin başkenti olan Floransa, hepsi ayrı güzellikteki İtalya şehirleri arasında baş yapıtlardan biridir. İçinden nehir geçen şehirlerden doğal güzellik anlamda bir üstünlüğü olmasa da onu eşsiz kılan mimari yapılar ve eserlerle donatılmıştır. Arno nehrinin her iki yakasına kurulmuş olup, kısa bir dönem İtalya Krallığının da başkenti olmuştur. Kelime anlamı Latince Florentius kelimesinden (çiçek) gelmekte ve şehrin simgesi zambak çiçeğidir. Şehrin armasında da bulunan zambak ayrıca Hristiyanlıkta Meryem’e atfedilmektedir.
Floransa’yı anlatırken Rönesans ve Medici ailesinden bahsetmeden gezi notlarına geçmek yazıyı eksik kılacağı için öncelikle önemli bu iki özellikten kısaca bahsetmek isterim. Kelime anlamıyla yeniden doğuş anlamına gelen rönesans hareketi orta çağdan sonra İtalya’da tam da bu şehirde başlamış olan siyasi, bilim, sanat, mimari ve eğitim gibi alanlarda gerçekleşen yenilenme hareketidir. Rönesans 14. yüzyıl sonlarında filizlenmeye başlamış,15 ve 17.yüzyıllar arasında gerçekleşmiş, buradan da dünyaya yayılmıştır. İtalya’da başlamasının nedeni de Medici ailesi ve burada gelişen pozitif ortam olarak gösterilebilir. Avrupa’da Katolik kilisenin yoğun baskısı altında geçen orta çağdan sonra gelişen bağımsızlık ruhu ve hümanizm etkisi önemli rol oynamıştır. Medici ailesi 14 ve 17 yüzyıllar arasında Floransa’da yaşamış, genel olarak bankacılık alanında faaliyet göstermiş çok güçlü ve başarılı bir ailedir. Ayrıca aileden siyasetçiler ve 3 papa çıkmıştır. Papanın ve kilisenin parasını da yöneten aile İtalya’da siyaseten oldukça güç kazanmıştır. Aile sanata çok önem vermiş Da Vinci, Michelangelo , Donatello, Boticelli ve daha birçok sanatçıyı himayesi altına alarak sanatın gelişmesinde önemli rol oynamıştır. İtalya’da muhteşem Lorenzo olarak adlandırılan ve Lord seçilen Lorenzo de Medici bilim ve sanata önemli maddi destek sağlamıştır. Dönemi esnasında Floransa altın çağını yaşamıştır.
Floransa kaç günde gezilir ?
Floransa şehri İtalya’da gezilecek yerler açısından ilk sıralarda yer alır. Floransa’da her yapıya girmek, her galeriyi gezmek isterseniz en az 4-5 gün gerek. Ama önceliklerinizi belirler, bazılarını liste dışı bırakırsanız yürüyerek rahatlıkla 3 günde gezilecek bir şehir. Araç kiralamaya gerek olmaz, her yer birbirine oldukça yakın. Floransa yakınlarındaki Pisa, St.Giminiano ve Siena gibi yerleri görmek için de ayrıca bir güne ihtiyaç bulunmakta ve gelmişken bu tarihi ve küçük şehirler de mutlaka görülmelidir.
Şehre ulaşım: İstanbul’dan Bologna’ya uçarak oradan otobüsle Floransa’ya geçtik. Alandan bavulunuzu aldığınız kattan dışarı çıkar çıkmaz sola döndüğünüzde, taksi duraklarını geçince diğer şehirlere kalkan otobüsleri göreceksiniz. Buradan kalkan Appenino Shuttle yaklaşık 1.5 saatte Floransa’ya gidiyor. Emin olmamakla birlikte biletin online alınması gerektiğini düşünüyoruz. Ne gidiş ne de dönüşte şoföre elden ödeme yapan kimse görmedik. Ödemede paypal sistemi kullanıldığı ve bu sistem de ülkemizde olmadığı için appenino shuttle’ın kendi uygulamasından bilet satın alamıyorsunuz. Onun yerine kredi kartı ile omio uygulaması üzerinden biletlerimizi aldık. Appenino Shuttle 2 saatlik aralarla kalkmakta. Dönüşünüzde de kullanacaksanız şehir trafiğinden dolayı sürenin uzayabileceğinizi aklınızda tutmanızda fayda var. Floransa’ya giderken 1.5 saat süren yolculuğumuz, dönüşte 2’ten fazla sürdü. Bileti ona göre almanız uymuyorsa da Santa Maria Novella’dan kalkan trenlerle Bologna’ya gidip oradan da havaalanına ulaşmak daha mantıklı olacaktır.
Floransa’da gezilecek yerler listesi
Gezerken şehri ikiye bölen Arno nehrinin her iki tarafını ayrı planlamak zaman kazandıracaktır.
Arno nehri Centro Storico tarafında (şehrin tarihi tarafı) görülecek yerler:
1-Piazza del Duomo (Duomo Meydanı) 2-Galleria Dell’Accademia (Akademi Galerisi) 3-Piazza del Signoria (Signoria Meydanı) 4-Piazza del Republica 5-Piazza del Mercato Nuovo 6-Piazza del Santa Groce 7-Piazza del Santa Maria Novella 8-Mercato Centrale 9-Bargello Müzesi 10-Basilica di San Lorenzo ve Medici Şapeli 11-Dante’nin Evi 12-Uffizi Galerisi 13-Galileo Müzesi 14-Via de Tornabuoni 15-Ponte Vecchio Köprüsü 16-Vasari Koridoru
Arno nehrinin diğer tarafı olan Santo Spirato’da görülecek yerler:
17-Pitti Sarayı 18-Boboli Bahçeleri 19-Santo Spirito Kilisesi 20-Piazza Michelangelo 21-San Miniato Al Monte
Daha önceki Floransa ziyaretimizde Katedrali gezmiş olduğumuz için bu kez içine girmedik. 2.5 günlük bu gezimizdeki önceliklerimizi Uffizi Galerisi, Pitti Sarayı ve Boboli Bahçeleri, Vecchio Sarayı, Bargello Museum, Medici Şapeli ve vakit kalırsa Akademi Galerisi ile Floransa Katedralinin vaftizhanesi olarak belirledik. Diğer yapıları dışarıdan gördük. Kış mevsiminde gittiğimiz için Akademi galerisi hariç her yere neredeyse kuyruksuz girdik ve biletleri kapıdan aldık. Ama yoğun dönemlerde kesinlikle online olarak önceden alınmalı. Bir de tabi sabah 08.00 gibi yollara düşmek zaman kazanmak açısından oldukça etkili oldu.
1-Floransa Duomo Meydanı ve Görülecekler (Piazza Del Duomo) : Floransanın en önemli ve en çok ziyaret edilen meydanıdır diyebiliriz. Meydanda görülecekler:
Floransa Katedrali-Duomo (Santa Maria del Fiore): Floransa’nın simge yapılarından en önemlisi diyebileceğimiz bu muhteşem yapının tarihi 1296 yılına kadar gider. 1496 yılında tamamlanmış. Yapımı uzun yıllar sürdüğü için de mimari açıdan rönesans, gotik, romanesk gibi çeşitli dönemlerin özelliklerini taşır. Latin haçı şeklinde planlamıştır. Haçın kollarının kesiştiği yerde kubbe bulunur. Muhteşem kırmızı kiremit kubbesi Brunelleschi tarafından tamamlanmış olup, şehirde her yerden görünür. Kubbenin etkileyici ve çok güzel iç freskoları Vasari tarafından yapılmış olup İlahi Komedya’dan esinlendiği “son yargı” sahnesi resmedilmiştir. Katedralin Çan kulesi ve kubbesine çıkılabilmektedir. Katedrali daha önce ziyaret etmiş olduğumuz için vakit kazanmak amacıyla bu kez pas geçtik.
Santa Maria del Fiore FloransaSanta Maria del Fiore Floransa KatedraliEn güzel Duomo manzaralı roof bar-View on ArtRooftop Cocktail Bar
Giotto’nun Çan Kulesi (Campanile di Giotto): Duomo meydanındaki çan kulesi, katedrale ait olmakla birlikte bağımsızmış gibi durmakta. Meydandaki en dikkat çekici yapılardan biri. Kare bir plan üzerine oturan kule Giotto di Bondore tarafından 1359 yılında yapılmış. Yüksekliği yaklaşık 85 metreye yakındır. Gotik mimari özelliktedir ve zengin süslemelere sahip. 414 basamaklı ve harika manzaraya sahip kuleye çıkılabilmekte. Yapı kompleksi gece ayrı gündüz ayrı güzel.
Giotto’nun çan kulesiGiotto‘nun çan kulesi
Aziz Giovanni Vaftizhanesi (Battistero di San Giovanni): Duomo meydanında, Floransa Katedralinin karşısında bulunan, Floransa’daki en eski tarihli, sekizgen ve bazilika statüsündeki yapıdır. 12. yüzyılda vaftizhane olarak kullanılmaya başlanmış. Bir çok siyasi ve ünlü kişiliğin vaftiz töreni burada gerçekleşmiş. Romanesk mimari özellikli. Bronz kapıları, renkli mermer kaplamaları ve mozaik süslemeler oldukça göz alıcı. Michelangelo kapıların güzelliğini “Cennetin Kapıları” olarak ifade etmiş. Gittiğimiz dönemde içi renove edildiği için iskeleler kurulmuştu. Gezmenin çok elverişli olmadığı ve kubbesini görmenin zor olduğu konusunda görevli bizi uyardıği için girmedik. Museo dell’Opera (Santa Maria di Fiore): Floransa Katedralindeki eserler sergilenmekte. Müze 1891 yılında inşa edilmiş. Üç katlı müzede Michelangelo ve Donatello gibi sanatçıların eserleri bulunmakta. Michelangelo’nun Pieta’sı görülebilecek eserler arasında.
Aziz Giovanni Vaftizhanesi Aziz Giovanni Vaftizhanesi Aziz Giovanni Vaftizhanesi
Museo dell’Opera (Santa Maria di Fiore): Floransa Katedralindeki eserler sergilenmekte. Müze 1891 yılında inşa edilmiş. Üç katlı müzede Michelangelo ve Donatello gibi sanatçıların eserleri bulunmakta. Michelangelo’nun Pieta’sı görülebilecek eserler arasında
2-Galeria Dell’Accademia ( Floransa Akademi Galerisi ): Uffizi Galerisinden başka Floransa’da en ilgi çeken sanat galerisidir diyebiliriz. Michelangelo’nun ünlü Davud heykelinin aslı burada sergilenmekte ve müzenin en ilgi çeken eseridir. Boticelli, Paolo Uchello’nun eserleri, Giambologna’nın 1582 tarihli Sabineli Kadınlara Tecavüz heykeli, Michelangelo’nun Slaves heykelleri ve daha pek çok eser buradadır. Uffizi kadar büyük olmaması nedeniyle ziyaretçi kapasitesi çok daha düşük ve bu da uzun kuyruklara sebep olmakta. Buraya ancak öğleden sonra gelebildik ve uzunca bir kuyrukla karşılaştığımız için maalesef pas geçmek zorunda kaldık. O nedenle biletinizi önceden almanızı ya da en azından sabah erken saatte gelinmesini tavsiye ederiz.
3-Piazza della Signoria (Kadınlar Meydanı) görülecek yerler:
Vecchio sarayı : 1298-1314 yılları arasında mimar Ghibelline tarafından Medici ailesinin şehirdeki ilk sarayı olarak inşa edilmiş. Günümüzde belediye sarayı ve müze olarak kullanılmakta. İlk adı Palazzo Signoria olan yapı Medici ailesinin buradan Pitti Sarayına taşınmasından sonra eski saray anlamına gelen Palazzo Vecchio olarak anılmaya başlamış. İlgi çekici ve güzel bir avlusu bulunmakta. Sarayın giriş kapısında Michelangelo’nun Davud heykeli (buradaki replikadır, aslı Galleria dell’Accademia’da) ve Baccio Bandinelli’nin Herkül ve Cacus adlı beyaz heykeli bulunur. Müzenin kulesi 416 basamaklı Torre d’Arnolfo güzel manzaraya sahip. Sarayın zemin katındaki Cortile di Michelozzo (Michelozzo avlusu) en dikkat çeken bölümlerden biri. Sanatçı Michelozzo tarafından tasarlanmış, yaldızlı sütunlarla yerleştirilmiş kemerler ve Andrea del Verrocchio’nun çeşmesi ile Yunus ile Melek heykeli (orijinali sarayın içindedir) bulunmakta. Saraydaki tavan süslemeleri ilgi çekici. İlk katta Salone dei Cinquecento (500’ler salonu) bulunur. Salonun bir yanı Da Vinci diğer yanı Michelangelo tarafından resmedilmiş. Tavan süslemeleri Vasari’ye ait. Salonda ayrıca Michelangelo’nun ünlü Zafer Heykeli ve birçok heykel bulunur. İtalya’nın ilk parlementosu bu salonda toplanmış. Yapı Günümüzde de belediye sarayı olarak kullanılmakta. Sala dei Gigli odasının (Zambak Odası) duvarlarında altın-mavi renginde desenli sembolden bulunur. Ayrıca yine bu odada Donatello‘nun Judith ve Holofernes heykelini de görebilirsiniz. Sala delle Carte Geografiche (Coğrafi Haritalar Odası), Medici’nin en önemli belgelerini ve hazineleri koruduğu oda olarak biliniyor. Odanın duvarları deri üzerine boyalı haritalarla kaplı. Odada 16.yüzyıl tarihli, dünyanın en büyük ortaçağ haritası “Mappa Mundi” ve döner dünya küresi yer alır. İkinci katın en dikkat çeken odalarından biri de Giovanni Stradano tarafından boyanmış süslü tavana sahip olan Loggia del Saturno odasıdır. Bu oda, daha çok Arno vadisinin panoramik manzaralarıyla ilgi görmekte. Vecchio sarayının dış duvarına oyulmuş Michelangelo olduğu varsayılan erkek profili görülecekler arasında.
Signoria Meydanı Michelangelo replika Davud heykeli ile Baccio Bandinelli’nin Herkül ve CacusVecchio Sarayı ve Torre d’ArnolfoFloransa Vecchio SarayıYunus ile Melek heykeliVecchio Sarayı iç avlu
Neptün Çeşmesi: Bortolomio Ammanati tarafından yapılmış 1565 tarihli mermer heykelde deniz tanrısı Neptün atlar üzerinde durmakta. Etrafta nymphler (su perileri) ve erkek tanrılar betimlenmiş.
Cosimo I de Medicinin Atlı Heykeli: 1587 tarihli heykelde Medici ailesinden Cosimo at üzerinde tasvir edilmiştir.
Cosimo I de Medicinin Atlı Heykeli
Loggia dei Lanzi: Gotik tarzda inşa edilmiş açık hava heykel galerisidir. Yapı Signoria meydanına 3 adet kemerle açılmakta, meydanın köşesinde ve Uffizi Galerisine bitişik konumdadır. Vecchio sarayının tam karşısına denk gelir. Halka açık törenlerde kullanılmak üzere 1300 yıllarında yapılmış. Buradaki en önemli eserlerden biri Medici ailesinden Cosmo’nun sanatçı Cellini’ye yaptırmış olduğu Perseus with the head of Medusa heykelidir. Bronz heykelde Perseus elinde yılan başlı Medusa’nın kesik başını tutmakta, ayaklarının altında da medusanın bedeni bulunmaktadır. Perseus’tan başka Ammanati’nin Neptün’ü, Marzocco Aslanı, Bandinelli’den Herkül ve Cacus, Giambologna’dan Sabina Kadınlarının Kaçırılması görülecekler arasındadır.
Loggia Dei LanziPerseus with the head of Medusa
Palazzo Gucci: Signoria meydanında yer alan Gucci markasının tarihini bulabileceğiniz müze ve sergi bulunan yapı. Girmeyi gereksiz bulduğumuz yerlerden biri.
Palazzo Gucci
4- Piazza dell Republica: Meydanda fotoğraflara konu olan büyük bir atlıkarınca ve Donatello’nun yaptığı ve halk tarafından bolluk sütunu olarak adlandırılan Column of Abundance görülecekler arasında.
Piazz dell Republica Column of AbundancePiazza dell Republica
5- Piazza del Mercato Nuovo: Yerel ürünlerin satıldığı açık pazar olarak kullanılmakta olan meydandaki Piglet Fountain (Domuz Yavrusu Çeşmesi) ilgi görmektedir. İnsanlar para atıp dilek dilemekte. Domuzun burnuna dokunmanın şans getireceğine inanılıyor. Ayrıca domuzun ağzına bozuk para koyduktan sonra suyla düşmesini beklemelisiniz. Para rahatça kayarsa dileğin gerçekleşeceğine inanılmakta.
Floransa domuz heykeli
6-Piazza del Santa Groce: Santa Groce Bazilikası (Kutsal haç kilisesi) -1442 yılında tamamlanmış. Michelangelo, Galileo, Machiavelli gibi ünlü isimlerin mezarları bulunur. Görülmeye değer güzellikteki yapı Temple of Italian Glories (İtalyan övünmeler tapınağı) olarak da anılır.
Santa Groce Bazilikası
7-Piazza del Santa Maria Novella: Floransa’ya trenle geliyorsanız göreceğiniz ilk meydandır. Meydanda bulunan Basilica Santa Maria Novella çok güzel ve çok zarif bir yapı olup, görülecekler arasındadır. Yapı Leon Battista Alberti tarafından 1470 yılında tamamlanmış. Yerinde daha bulunan bir mabed üzerine inşa edildiği için Novella olarak adlandırılır. Dışı mermerden yapılmış olup içi de dışı kadar güzeldir. Ünlü sanatçıların freskoları ve resimleri ile süslüdür. Bunlardan en önemlilerinde biri sanatçı Masaccio’nun kutsal üçlemesidir (Holy Trinity). Çarmıhta İsa arkasında Tanrı ve kutsal ruh birarada betimlenmiştir. Ayrıca sanatçı Sandro Boticelli’nin kapı üzerindeki erken doğum sahnesi, Paolo Ucchello’nun yeşil revak’ı ve İspanyol şapeli görülecek güzellikler arasındadır.
Santa Maria Novella
8-Mercato Centrale: Tren istasyonuna yakın mesafedeki kapalı pazar ve yeme-içme alanı. Alt kat alışveriş üst kat yiyecek-içecek bölümü. Her çeşit yiyecek bulunmakta. Önünden geçmemize rağmen zamanımız olmadığı için içine giremedik. Yemek bölümü kimilerine göre iyi kimilerine göre vasat ama hesaplı şekilde bir şeyler atıştırmak için uygun.
9-Bargello Müzesi: Signoria meydanına yakın konumdaki Bargello Palace olarak da bilinen Bargello Müzesi de görülmeye değer yerler arasındadır. Eskiden kışla ve hapishane olarak kullanılan yapı günümüzde sanat galerisi olarak kullanılmakta. Donatello’nun 1430-1440 yıllarında bronzdan yaptığı elinde kılıç tutan, şapkalı ünlü Davud heykeli, yine Donatello’nun St. George’u, Michelangelo’nun Bacchus ve Pitti Tondo adlı yapıtları burada sergilenen eserler arasındadır. Avludan geçilen Michelangelo odası ve yine avludaki merdivenlerden yukarı çıkılarak geçilen bronz hayvan heykelleri, metal eserler, porselenler, silahlar, paralar ve çeşitli takıların sergilendiği alan görülmeye değer. Adres: Via del Proconsolo
Floransa Bargello MüzesiDonatello DavudheykeliMichelangelo Pitti TondoBargello MuseumBargello Museum
10- Basilica di San Lorenzo ve Medici Şapeli (San Lorenzo Basilikası): Şehrin en büyük bazilikalarından biridir. Şapelde Medici ailesinin bütün önemli üyelerinin mezarları bulunur. Rönesans mimarisinin en önemli örneklerinden sayılabilir ve gerçekten görülmeye değer niteliktedir. Şapeli Michelangelo tarafından tasarlanmış. Basilika ve Şapel aynı bina da yer almakla birlikte ayrı ayrı ücret ödenerek gezilmekte. Biz sadece şapel bölümünü gezdik, bazilikaya girmedik. Bazilika bölümü civar bölgede ikamet eden Medici ailesi üyelerinin resmi bazilikası olarak yapılmış. Şapel bölümü 9 Euro, bazilika için ayrı ödeme yapmak gerekiyor.
Floransa Medici ŞapeliFloransa Medici ŞapeliFloransa Medici ŞapeliMichelangelo Lorenzo Dükü Urbino’nun Mezarı Şafak ve Alacakaranlık heykelleriyleFloransa Medici Şapeli
11- Dantenin Evi : İlahi Komedya’nın yazarı Dante bu ünlü eseri burada yazmış. Yıkılmış olan orijinalinin aslına uygun olarak yapılmış. Müze olarak kullanılmakta ve şairin orijinal eserleri ile yaşamına ait bilgiler bulunur. Biz gitmedik ama böyle de bir yer var anlamında yazıda yer verdik.
12- Uffizi Galerisi : İlk gelişimizde zamansızlıktan giremediğimiz ve içimde uhde kalan galeri. Paket turlarda yer almayan ancak kendi başına gelen gezginlerin mutlaka gezmesi gereken bir yer. Zaten Floransa kendi başına gelinmeyi hak edecek kadar güzel ve zengin bir şehir. Uffizi sadece İtalya’nın değil dünyanın en önemli sanat merkezlerinden biri. 1560-1580 yılları arasında yapılmış ve Giorgio Vasari tarafından dizayn edilmiş. 14 yüzyıl Rönesans döneminden günümüze bir çok sanatçının eserine ev sahipliği yapmakta. Uffizi kelime olarak ofis anlamına gelmekte ve dük I.Cosimo’nun çalışma ofisi olarak kullanılması amacıyla yapılmış. Rönesans dönemine ait pek çok eser ve Medici ailesinin sanat koleksiyonu insanı hayran bırakmakta. Da Vinci, Rafaello, Michelangolo, Botticelli, Caravaggio, Bartolomeo gibi üstadların eserleri dışında Rubens, Rembrandt, Antoon Van Dyck gibi Alman, Hollanda ve Londralı sanatçıların da eserleri bulunmakta. Rönesans mimari özellikleri taşıyan yapı iki katlı ve u şeklinde dizayn edilmiş, içinde ofis alanları bulunmakta ve bunlar sonradan galeriye dönüştürülmüş. Boticelli’nin dünyaca ünlü Venüsün Doğuşu tablosu (Nascita di Venere), Caravaggio’nun Medusa ve Bacchus’u, Tiziano’nun Urbino Venüsü, Piero della Francesca’nın Urbino Dük ve Düşesi, Raffaello Sanzio’nun kendi portresi, Battista’nın Angel Playing a Lute, Leonardo Da Vinci’nin Annunciation (Haber verme) ve daha onlarca resim ve heykel görülecekler arasında. Uffizi Galerisi, Pitti Sarayı ve Boboli Bahçelerini içeren kombine bilet aldık. Kişi başı 40 Euro değerindeki bilet 5 gün geçerli ve üçünü aynı gün gezmenize gerek yok, dilediğiniz gün ve açık olan saatte gezebiliyorsunuz., Vasari koridorunu da kapsayan biletler de var ama koridoru hariç bıraktık.
Caravaccio MedusaCaravaccio BacchusBoticelli Venüsün DoğuşuBattista- Angel Playing a LutePierro Della FrancescaLeonardo Da Vinci Annunciation (Haber verme)
13-Galileo Müzesi : Uffizi Galerisine oldukça yakın konumda. Floransa Üniversitesi tarafından 1972 yılında Castellani Sarayı içinde kurulmuş. Dünyanın en büyük bilim müzesi ünvanını taşımakta. Galileo’nun kişisel eşyaları, cam kavanoz içinde muhafaza edilen kopmuş parmağı, Rönesans döneminde bilimle ilgili materyaller, Galileo’nun orijinal teleskopu, Antonio Santucci’nin ünlü küresi ve bilim kütüphanesi görülebilecekler arasındadır. Biz gezmedik ancak bilgi olması amacıyla yazıya eklemeyi uygun buldum.
14- Via de Tornabuoni: Ferragamo, Gucci gibi lüks alışveriş mağazalarının bulunduğu cadde. Lüks markaların yanında tasarım ürünlerinin satıldığı mağazalar bulunur. 15.yüzyılda Strozzi ailesi tarafından yaptırılmış olan saray 1937 yılına kadar ikamet amacıyla kullanılmış. Günümüzde modern sanat galerisi olarak kullanılmakta ve geçici sergiler yapılmakta. Aile Medici ailesine rakip Filippo Strozzi tarafından inşa edilmiş. Via de Tornabuoni’de gezerken meydanda yer alan Column of Justice (adalet anıtı) görülecekler arasında. Ponte Vecchio Köprüsüne yakın konumdadır.
Column of Justice
15-Ponte Vecchio Köprüsü: Dünyada çarşısı bulunan 4 köprüden biri. 14.yüzyılda, nehrin en dar yerine inşa edilmiş ve 3 kemer üzerinde bulunmakta. Almanlar şehri bombaladıklarında köprüyü yıkmamışlar. Köprüde yer alan dükkanların çoğu kuyumcu ya da hediyelik eşya satılan dükkanlar. Manzarası her daim çok güzel.
Ponte VecchioKöprüsü
16- Vasari Koridoru : Medici ailesi Vecchio Sarayından Pitti Sarayına taşındıktan sonra iki saray arasından gizlice geçebilmek için köprüye Vasari koridoru denen bir geçit yaptırmışlar. Vasari geçidi 1565 yılında kısa bir sürede yapmış ve 1.5 km uzunluğunda. Ponte Vecchio Köprüsüne dışarıdan baktığınızda köprünün üst katında koridorun bir kısmı görülebilmekte.
Vasari Koridoru
Arno nehrinin Santo Spirito tarafı:
17-Pitti Sarayı (Palazzo Pitti) : Uffizi Galerisine yakın konumdaki görkemli rönasans sarayıdır. 1458 yılında bankacı Luca Pitti’nin konutu olarak inşa edilmiş olan ilk yapı 1549 yılında Medici ailesi tarafından satın alınmış ailenin yönetim merkezi olarak kullanılmıştır. 18.yüzyılda bir süre Napolyon’un üs olarak kullanılmasının ardından İtalya Birliğinin kraliyet merkezi olarak hizmet etmiştir. Günümüzde müze ve galeri olarak kullanılmaktadır. Dışarıdan gösterişsiz olan saray eşsiz güzellikte tavan süslemeleri ile çok sayıda esere sahip. İçindeki Palatine Galerisinde Rönesanstan Barok döneme birçok sanatçının eseri bulunmakta. Caravaggio, Raffaello, Jacopo ve Bottega gibi birçok tanınmış sanatçının eserlerine yer verilmiş çok güzel bir galeri. Gezilmesi gereken yerlerin ilk sıralarında yer almalı. Sarayda ayrıca hem rönesans dönemi kıyafetlerinin hem de modaya yön veren ünlü markaların geçmişteki kreasyonlarından örneklerin sergilendiği bölüm de bulunmakta.
Pitti Sarayı FloransaPitti Sarayı FloransaFloransa Pitti SarayıPitti Sarayı FloransaPitti Sarayı FloransaPitti Sarayı FloransaPitti SarayıPitti Sarayında küçük bir mola
18-Boboli Bahçeleri (Giardini di Boboli): Pitti Sarayının yanında bulunan Floransa’nın en meşhur bahçesidir. Ufizzi Galerisinin Medici ailesinin konutu olduğu dönemde aileden Eleonora di Teleodo için tasarlanmış. Çok güzel peysaja sahip bahçede Yunan mitolojisinde yer alan Nymphlere adanmış anıtların yanında rönesans dönemi heykelleri, çeşmeler ve yapay mağaralar bulunur. Bahçe Arno nehrinden alınan su ile sulanır.
Giardini di BoboliBoboli Bahçeleri FloransaBoboli Bahçeleri Floransa
19-Santo Spirito Kilisesi: Pitti sarayına 250 metre mesafede bulunan kilise nehri bu kısmına geçtiğinizde görülebilecek yerler arasında olan, rönesans özellikli bir yapıdır.
20-Piazza Michelangelo: Michelangelo’nun adı verilen meydan panaromik, güzel bir Floransa manzarasına sahip.
21- San Miniato Al Monte : Michelangelo meydanının daha yukarısında yine güzel manzaralı bir tepede bulunan “Dağdaki Aziz Miniato” anlamına gelen bazilika görülebilecekler arasında. Şehrin en yüksek noktasında yapılmış. Çoğu yerde şehrin en güzel manzaralı yeri olarak geçse de manzara çok uzaktan görülüyor ve fotolar bit kadar küçük çıkıyor. Roma İmparatoru Decius tarafından Hristiyan olduğu için aslanlara yem edilen ermeni prens Miniato’ya ithaf edilmiş. Aslanlar başını koparamayınca imparator Miniato’nun başını kestirmiş. Sonrasında Miniato aziz ilan edilmiş ve kafasının getirildiği bu yere 1018 yılında bazilika inşa edilmiş. Bazilikada İsa ve 12 havarisinin heykeli görülecekler arasında yer alır. Gittiğimiz dönemde bazilika renovasyon geçiriyordu, içine giremedik, cephesi iskelelerle kapanmış durumdaydı. Arkasındaki Porte Sante Mezarlığını gezebildik sadece ve görülmeye değer diyebilirim. Pinokyonun yazarı Carlo Collodi ve birçok sanatçınınt anıt mezarı burada. Güzel manzaralı mezarlıkta önemli Mezarlık saat 13-15 arası kapalı.
San Miniato Al Montetadilattan önceki haliSan Miniato Al Monte–Biz oradayken iskelerle çevriliydi Delle Porte Sante mezarlıği FloransaDelle Porte Sante mezarlığıFloransaCimitero Delle Porte Sante
Floransa’da ne yenir , Uffizi Galerisi önemli eserler ve Toskana gezilecek yerler yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşılabilir.
Bu güzel şehirde ancak 3 gün geçirdiğimiz için lezzetlerinden el verdiğince tatmak istedik. İtalya denince akla ilk önce pizzalar, makarnalar ve dondurmalar gelmekle birlikte kısıtlı zamanımızda pizzaya yer kalmadığı için listemize almadık.
Toskana’ya özgü lezzetler :
Pappa al Pomodoro: Ekmek, domates, sarımsak, fesleğen ve çeşitli baharatlarla hazırlanan yoğun kıvamlı bir çorba.
Ribollita Çorbası: Fasulye, havuç, kereviz vb çeşitli sebzelerle hazırlanan koyu kıvamlı çorba
Tuscan creamy white beans and spelt soup: Beyaz fasülye, sarımsak, parmesan gibi malzemelerle hazırlanan yine koyu kıvamlı ve oldukça lezzetli bir çorba
Panzanella: Domates, kıtır ekmek, soğan ve fesleğen gibi malzemelerle hazırlanan salata
Lampredetto: Kokoreç benzeri, ekmek arası sakatat olarak tarif edebilebileceğimiz (inekten yapılır) bir tür sokak lezzeti.
Bistecca Fiorentina: Bölgenin en ünlü et yemeği. Özel olarak yetiştirilmiş sığır eti kullanılmakta. Az pişmiş olarak servis edilmekte ama biz iyi pişmiş istedik. Çoğu restoranda en az 1 kiloluk porsiyon olarak servis ediliyor, büyükçe bir kısmı kemik olmasına rağmen yine de oldukça fazla. Sipariş etmeden önce porsiyon miktarına dikkat etmekte fayda var.
Risotto al nero di seppia: Mürekkep balıklı risotto
Pici Pasta: Floransa bölgesine has bir makarna çeşidi. Hemen hemen her restoranın menüsünde bulunmakta. Genelde sadece un ve su ile yapılıp elle yuvarlanmaktaymış.
Crostini de Fegato: Tavuk ciğeri, soğan ve kapari gibi malzemelerle hazırlanan ve ekmeğe sürülerek yenen bir mezedir.
Bruscehetta: Başlangıç atıştırmalığı olarak yenmekte. Zeytinyağı ve sarımsakla lezzetlendirilen kızarmış ekmeğin üzeri domatesle çeşnilendirilerek servis ediliyor.
Biscotti: Bademli, fındıklı ya da kuru meyveli çeşitleri olan tereyağı ile pişirilmiş kurabiyedir. Biscotti iki kez pişirilmiş anlamına gelmekteymiş. Floransa’da her fırın ve pastanede bulunmakta. Gerçekten lezzetli bir kurabiye.
Cannoli: Yine bütün pastanelerde bulabileceğiniz, sade, fıstıklı, nutellalı çeşitleri de yapılan, içi kremalı dışı çıtır boru şeklindeki hamur tatlısı.
Gelato: Hemen her yerde var ve çoğu lezzetli
Floransa’da Restoran önerileri :
All’Antico Vinaio: Gerçekten lezzetli sandviçlerin yapıldığı mekan. Seyahatimizi Şubat ayında yaptığımız için kapısında uzun kuyruklar yoktu. Ama yazın düşünemiyorum. Gerçi hızlı eriyor ama yine de bu mevsimde bile önümüzde en az 15 kişilik bir sıra vardı. “Beatrice” yedik ve çok beğendik. İsteğe göre fark ödeyerek sandviçinize eklentiler yaptırabiliyorsunuz. Sandviç fiyatları 8-12 Euro arası değişiyor. Çok aç değilseniz iki kişi bir tane bölüşülebilecek büyüklükte. Biz düşünemedik ve de bitiremedik. Uffizi Galerisine 40 metre uzaklıkta. Adres: Via dei Neri, 76 R
All’Antico Vinario
All’Antico Vinario
Trattoria ZaZa: Şehirde öne çıkan restoranlardan. İkinci gecemizde rezervasyonsuz girmeye çalıştık ama önümüzdeki 20-25 kişilik kuyruk gözümüzü korkuttu. Sorduğumuz yarım saate yer açılır denmesine rağmen beklemeyip ertesi akşam için online rezervasyon yaptık. Mekan dışarıdan 20-25 masalık bir yer gibi görülmekle birlikte ne kadar büyük olduğunu girdiğinizde anlıyorsunuz. Yaklaşık 4-5 bitişik nizam binanın altı komple restorana ait ve bolca masa var. O nedenle de hızla yer boşalıyor ama yüksek sezonda rezervasyon şart. İçi oldukça sevimli, biraz ne buldularsa dekorasyona eklemişler kıvamında. Yemekleri lezzetli, personeli yardımcı, fiyatlar da çok yüksek değil. Biz başlangıç olarak yöreye özgü çorba tadım tabağı, “Tris di minestre” sipariş ettik. Toscana bölgesinin meşhur ve lezzetli çorbalarından Ribollita, Pappa al pomodoro & Tuscan creamy white beans and spelt soup üçlü olarak servis ediliyor. Ana yemek olarak da “Creamy Truffled sauce Ravioli” ve Lazanya yanına da şarap sipariş ettik. Ravioli gerçekten üst düzeydi, sosuna ekmek batırarak onu da yedik, o derece. Çorbalar da gayet başarılıydı. Lazanya yenecek düzeyde ama çok özel değil. Adres: Piazza del Mercato Centrale
Ribollita, Pappa al pomodoro & Tuscan creamy white beans and spelt soupCreamy Truffled sauce RavioliLazanya BologneseTrattoria ZaZa
Trattoria Katti: Trattoria ZaZa’da yer bulamadığımız akşam mekan ararken önümüze çıkan restoran. ZaZa’ya yaklaşık 200 metre mesafede. İçinin neredeyse dolu olması burada yiyebiliriz diye düşündürdü:))) Yemekler lezzetli ve fiyatları makul. Bistecca Fiorentina’yı burada denedik, önden bruscehetta, yanında patates garnitürlü bistecca fiorentina ve yanında bir kadeh şarap ile birlikte aldığımız menü kişi başı 30 Euro. Et büyük sayılabilecek porsiyonda geliyor. Eti az pişmiş olarak sevmediğimiz için siparişimiz iyi pişmiş olarak verdik. Trattoria Katti bizi üzmedi, hepsi lezzetli, özellikle kullandıkları zeytinyağı çok iyiydi, restoran için özel yapım getirtiyorlarmış. Adres: Via Faenze, 31.
Trattoria KattiBruschettaBistecca fiorentina
View on Art Roofto Cocktail Bar: Yukarıdan Duomo manzarasına karşı bir şeyler yemek ya da içmek için gidebileceğiniz, en güzel Santa Maria Del Fiore manzaralı roof bar. Şansımıza gider gitmez ön sırada yer bulabildik. Yazın oluşacak kalabalığı düşünemiyorum. Adres: Via Dei Medici, 6.
Duomo manzaralı roof bar
Babae Restoran (wine vindow) : San Sprito bölgesinde bulunmakta. Dilerseniz bizim yaptığımız gibi wine vindow’dan içeceğinizi alıp sokakta ya da önündeki masalarda içebilirsiniz (ayrıca restoran kısmında da yer varsa içeride oturulabiliyor) dilerseniz yemek de yiyebileceğiniz güzel bir restoran. Şarap yerine aperol tercih ettik, lezzeti eh ama daha çok şarap penceresi için geldiğimizden ve de biraz da dinlenme fırsatı bulduğumuzdan memnun ayrıldık. İçeri girer girmez çok popüler olduğunu, yerellerinde burayı tercih ettiklerini hemen anlıyorsunuz. Adres: Via Santo Spirito, 21R
Babae wine window
Gino’s Bakery: San Sprito tarafında canoli yediğimiz fırın. Fıstıklı ve nutellalı aldık ve cannolilerinden memnun kaldık. Favorim fıstıklısı. Adres: Via de’ Guicciardini, 3/5
CannoliGino’s Bakery
Biscotti Fırını: II Cantuccio di San Lorenzo: Biscotti’leri çok başarılı, taptaze ve leziz. Hazır paketlerde olduğu gibi istediğiniz karmayı hazırlatabiliyorsunuz. Adres: Via Faenza, 23/red
II Cantuccio di San LorenzoBiscotti
Pompi Tiramisu: Yorumlara bakarak gittiğimiz tiramisucu. Bir tık hayal kırıklığı oldu benim için. Fazla yağlı ve ağır buldum. Çeşitli tiramisuları var ama klasik olanı tercih etmenizi öneririm. İçinde birkaç masası var ama al-götür yapabiliyorsunuz. Adres: Via Faenza, 37/R
Pompi Tiramisu
La Strega Nocciola Galeteria Artigianale – Dondurma : Önündeki kuyruğa bakıp bunca insan beklediğine göre vardır bir hayır dedik. Gerçi kuyruk olmasının en önemli nedeni içindeki çalışanın hem dondurma servis etmesi hem de kasaya bakması))) ama beklediğimize değdi. Özellikle tarçınlı dondurması enfes. Duomo meydanına çok yakınında. Adres: Via Ricosoli 16r
La Strega Nocciola Galeteria ArtigianaleGelato
Gelateria La Carraia – Dondurma : İtalya’nın hiçbir yerinde kötü dondurma yemedik. Burası La Strega Nocciola Galeteria’da yediğimiz kadar leziz olmasa da güzel. Ayrıca porsiyonu bol. Arno nehrinin diğer tarafında, Santo Spirito mahallesinde. Adres: Piazza Nazario Sauro, 25/r
Gelateria La Carraia
Caffe Gilli: Biz zamansızlıktan giremedik, önünden geçtik sadece ama zamanımız olsa da girmemeyi tercih ederdik. Lezzetinin vasat, fiyatlarının yüksek olduğu yazılan mekan. Republica Meydanının dibinde. Tarihi bir mekan olmasından dolayı içine girip bakılabilir.
Caffe GilliCaffe Gilli
La Bottega del Tartufo: Trüf mantarı seviyorsanız hem kendinize hem de hediyelik olarak alabileceğiniz dükkan. Farklı aromalandırılmış çeşitleri var. Tadım yaparak dilediğiniz alabiliyorsunuz.
Tartufi
Floransa Gezilecek Yerler ve Toskana Gezilecek Yerler yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşılabilir.
Toskana, İtalya’nın kuzey batısında yer alan, Floransa, Siena, Arezzo, Grosseto, Pisa, Prato, Massa, Carrara, Livorno ve Pistoria şehirleri ile bu şehirlere bağlı köy ve kasabaların bulunduğu bölgedir. Aralarında en önemli şehir Rönesans’ın doğduğu Floransa’dır. Bölgenin en önemli gelir kaynakları arasında tarım ve turizm gelir. Toscana, bağları ve şarapları ile de oldukça popülerdir.
Toskana Bölgesi kaç günde gezilir ve Toskana’da gezilecek yerler : Araç kiralayıp gezecekseniz bunların dışında da ziyaret edilebilecek pek çok yerleşim bulunur. Günü birlik turla gelip sadece Pisa, Siena ve San Gimignano’yu gezdiğimiz için diğer yerler hakkında yorum yapamıyoruz ama konu İtalya olunca illa güzel olduklarına da inanıyoruz, vaktiniz varsa neden olmasın.
Pisa gezilecek yerler
İtalya’nın en güçlü 4 deniz cumhuriyetinden (Pisa, Amalfi, Venedik ve Ceneviz) biri olarak tarihte önemli bir yer tutmuş. 1987 yılında Unesco dünya mirasları listesine alınmış. Galileo Galilei’nin doğduğu yer olan Pisa, ikinci dünya savaşında oldukça hasar görmüş olup en önemli yeri Piazza del Miracoli’dir (Mucizeler Meydanı). Meydanda eğik Pisa kulesi,Pizza Katedrali ve vaftizhane bulunur. Bunun dışında şehrin ikinci büyük meydanı olan Şovalyeler Meydanı da ziyaret edilebilir. Şehre en fazla 1-1.5 saat ayırmak yeterli olacaktır. Pisa Kulesi: İtalya’nın en çok fotoğraflanan yerlerinden biridir. 56 metre yüksekliğindeki kuleye 294 basamakla çıkılır. Çan kulesi olarak inşa edilmiştir. Zemininin yumuşak olması nedeniyle zaman içinde eğilmiştir. 1275 yılında mimar Simone tarafından yapılmaya başlanmış savaşlar ve karışıklıklar nedeniyle ancak 1399 yılında tamamlanmıştır. İtalyan hükümeti tarafından yapılan restorasyon ve destekle yıkılması engellenmiştir. Meydanı gezmek ücretsiz olup kuleye çıkmak ücretlidir ancak güvenlik nedeniyle sınırlı sayıda ziyaretçi kabul edilmektedir. Pisa Katedrali: Toscana bölgesinin en büyük katedrallerinden biridir. Şöhret olarak Pisa kulesinin gölgesinde kalmış olsa da dışı da içi de çok güzel bir yapıdır. Kalın duvarlar, küçük pencereler ve yuvarlak kemerler olarak özetleyebileceğimiz Romanesk mimari özelliklere sahip katedralin 3 kapısı bulunmakta ve yapımında mermer kullanılmıştır. 1118 yılında tamamlanmış olup bakire Meryem’e ithaf edildiği varsayılmakta. 1595 yılında yangiın geçiren yapının içinde sağlam kalmış en dikkat çekici bölüm Giovani Pisano tarafından tasarlanmış kürsü bölümüdür. Katedralde aynı zamanda ünlü kişilerin mezarları bulunur. Vaftizhane: 1363 yılında Nicola Pisano tarafından yapımı tamamlanan vaftizhane meydanda görülecek 3.önemli yapıdır. Zemin nedeniyle vaftizhane binası da bir miktar kaymış. Galileo burada vaftiz edilmiş. Diğer iki yapı gibi mermerden yapılmış, dışı oldukça dekoratif ve güzel olmakla beraber iç kısmı sadedir.
PisaKatedrali ve Pisa KulesiPisa KulesiPisa Vaftizhane
San Gimignano gezilecek yerler
Günümüze oldukça korunarak gelmiş tam bir ortaçağ yerleşim yeri. Şehir değil, Siena’ya bağlı bir yerleşim. Kuleler şehri olarak da tanımlanabilir ancak kuleler savunmadan ziyade nüfuzlu ailelerin güç göstergesi olarak yapılmış. 72 kuleden günümüze 14 kule ulaşmış. Unesco dünya mirasları listesinde. Gezilecek en önemli kısmı meydanı Piazza del Duomo meydanı. Meydanda San Gimignano Katedrali (Santa Maria Assunta) ve Palazzo Comunale (belediye binası) görülecekler arasında. Palazzo Comunale 1288 yılında inşa edilmiş olup günümüzde müze olarak kullanılmakta. Gezilebilen tek kule olan Torre Grossa 55 metre yüksekliğinde. Şehirdeki diğer kulelerden Torre Salvucci (ikiz kuleler), Salvucci ailesi tarafından yaptırılmış. İnşa edildiğinde en yüksek kuleler olup seviyeleri düşürtülmüş. Tüm kuleler yaptırıldıkları ailelerin adını taşımakta. Bunlardan başka Torre Diavolo (Şeytan Kulesi), Torre Ardinghelli, Torre Cugnanesi, Torre Bech, Torre Pettini, Torre Rognosa sayılabilir. Meydanda restoran ve kafeler bulunmakta. Piazza del Cisterna: Duomo meydanından bir geçitle şehrin ikinci önemli meydanı olan Cisterna‘ya geçilebiliyor. Meydanda iki kez en iyi dondurmacı ödülü almış ve önünde uzun kuyruklar oluşan Gelateria Dondoli bulunmakta (en azından biz gittiğimizde iki idi, sonradan yeniden ödül almış almış olabilir) . Üşenmedik bekledik ve yedik, güzeldi ama İtalya’da yediğim en iyi dondurma diyemeyeceğim. Hatta karşılaştırma yapabilmek için kızım buradan ben de karşısındaki hiç kuyruk olmayan dondurmacıdan aldım, hiç fark yoktu. Akıl etmiş yarışmaya girmiş, iyi de yapmış, sonra da yürü ya kulum:))) Bu şehri gezmek de en fazla 1-1,5 saatinizi alır.
San Gimignano Katedrali–Santa Maria AssuntaTorre DiavoloTorre ArdinghelliGelateria Dondoli
Sienagezilecek yerler
Toscana bölgesinin diğer önemli şehri Siena’dır. Resim yapanlar bilecektir yağlı boyadaki Siena rengi adını bu şehirden almakta olup kırmızımsı kahverengiyi tanımlar ve Siena şehri de tam bu renklerdedir. 1995 yılında Unesco dünya mirasları listesine alınmış. Romus ve Romulus’u ile onları emzirdiği rivayet edilen dişi kurdun simgesi olan heykeli her yerde görebilirsiniz. Roma döneminde önemli bir ticaret merkezi olmuş. Günümüzde ana gelir kaynakları tarım ve turizmdir. Siena’nın ana meydanı at meydanı anlamına gelen Piazza del Campo‘dur. Biz denk düşmedik ama her yıl bu meydanda 2 Temmuz ve 16 Ağustos tarihlerinde geleneksel olarak at yarışları “Palio” düzenlenmekte. Meydanda yer alan Fonte Gaia çeşmesi 1342 yılında tamamlanmış, üzerindeki süslemelerde Adem’in yaradılışı ve cennetten kovuluşu canlandırılmıştır. Siena katedrali görülecek çok diğer güzel bir yapıdır. 1263 yılında tamamlanmış Gotik kilise gösterişli bir cepheye ve güzel süslemelere sahip. Katedral zemininde bulunan mermer mozaikte yine dişi kurt betimlenmiştir. Katedralin içindeki Piccolomini Kütüphanesi gerçekten görülmeye değer. Raffaello’nun freskleri Ortaçağdan kalma güzel Siena’nın sokaklarında yürürken kendinizi ortaçağdaymış gibi hissedeceksiniz. Belediye binası olarak kullanılmakta olan Palazzo del Publico ve 400 basamaklı çan kulesi Torre del Magnia’ da Siena meydanında görülecekler arasındadır. Piazza Salimbeni‘de bulunan gotik tarzlı Palazzo Salimbeni ve rönesans özellikli Palazzo Spanocchi sarayları, Siena’da en çok görülen yerlerdir. Salimbeni meydanının ortasındaki heykel 1882 yılında yapılmış, din adamı ve siyasetçi Sallustio Bandini’nin heykelidir. Dünyanın ilk bankası da burada açılmış ve hala faaliyet göstermektedir. Siena’da yarım günden biraz fazla zaman geçirmek yeterli olacaktır.
Siena KatedraliSiena KatedraliRomus & Romulus’u besleyen dişi kurtSallustio BandiniTorre del Magnia Siena
Floransa gezilecek yerler hakkındaki yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Prag yeme içme konusunda hem yerel lezzetleri hem de dünya mutfaklarından örnekler bulabileceğiniz ve kesinlikle aç kalmayacağınız bir şehir.
Prag’da ne yenir ve nerede yenir ? Hemen hemen tüm restoranlarda rahatlıkla ulaşabileceğiniz Çek yemekleri;
Macar Gulaş: Macar yemeği olmakla birlikte Prag’da her yerde bulabileceğiniz temel bir et yemeği.
Kozlona Restoran Macar Gulaş
Rizek (Snitzel) : Hemen her türlü etle hazırlanabilen bir tür snitzel
Rizek
Fazalova: Fasulye çorbası. Fasulye ve kök sebzelerin et suyunda pişirilmesi ile yapılıyor
Kulajda: Mantar çorbası. Krema, patates ve mantarla hazırlanır, üzerinde yumurta ile de servis edilebilir.
Kulajda
Svickova: Dana filetosundan yapılan ve yanında ekmekle servis edilen et yemeği
Smazenye Syr: Yanında kızarmış patatesle servis edilen ve başlangıç yemeği ya da atıştırmalık olarak yenilen kızarmış keçi peyniri
Smazenye Syr
Chlebicky: Yine atıştırmalık olarak yenilen ve üzeri peynir, yumurta, salam ve turşu ile döşenerek hazırlanan açık sandviç
Chlebicky
Trdelnik (baca pastası) dönen çubuklar üzerinde pişirilen bir tür hamur tatlısı. Restoran ve kafelerin menülerinde olması yanında aslında bir sokak lezzeti ve caddelerde kolaylıkla bulunmakta.
Trdelnik
Palacinky: Üzerine reçel, meyve, dondurma ve çikolata gibi malzemelerle sunulan krep benzeri tatlı
Palacinky
Knedliky: İçi meyve dolgulu hamur topları
Prag, Çek yemekleri dışında dünya mutfakları açısından da zengin. Tapascısından, Meksika restoranlarına, suchiden pizzaya kadar farklı seçenekler mevcut. Özellikle somon çok sevilen, sıklıkla tüketilen ve şehirde birçok yerde rahatlıkla bulabiliceğiniz bir balık.
Prag’a has bir ürün olmamasına rağmen somon balığı Prag’da sevilen ve oldukça fazla tüketilen bir yiyecek, birçok yerde güzel de yapılıyor.
Hard Rock Cafe Somon
Prag’da Mekan önerileri :
Lokál Dlouhááá: Lokal hem yerel lezzetleri tadıp hem de bira içebileceğiniz uygun fiyatlı bir pub.
Local Restoran Chicken Breast Snitzel
KozlovnaAprapos: Stare Mestro’da gittiğimiz ve memnun kaldığımız restoranlardan biri.
KozlovnaAprapos
Bira sevenlerdenseniz Çekya tam bir bira merkezi. Kendi üretimleri olan Kozel marka bira denenebilir.
Fat Cat: Hem yemek yiyebileceğiniz hem de farklı lezzetlerde biralar bulunan bir mekan
Prag Fat Cat Cherry beer
Hard Rock Cafe: Prag’daki hard rock cafeyi de hem yemek hem içecek anlamında tavsiye ederiz.
Prag Hard Rock Cafe
Kavarna Slavia-Nazım Hikmet’in sıklıkla geldiği ve sevdiği kafe olarak ün salmış. Charles köprüsü yakınında ve Opera binasının karşısında bulunmakta.
Prag Kavarna Slavia
Kafka kafesi: Güzel dekorasyona sahip kafede tatlı ve kahve molası verilebilir. En azından içeri girip göz atılabilirsiniz.
Prag Cafe Savoy– Mala Strana’da 1893 de açılmış Fransız kafesi. Kahvaltı, atıştırmalık, yemek ya da tatlı için gidilebilir.
Prag gezilecek yerler ve Prag Terezin toplama kampı yazılarımızın linkleri aşağıdadır.
Berlin’e şimdiye kadar gitmemiş olmakla beraber Almanya ile ilk kez 9 yaşımda tanıştım. Aile olarak kendi aracımızla yaptığımız bu yolculukta Almanya’nın Berlin ve birkaç şehri dışında, hemen hemen her yerini gezme fırsatı bulduk ama ne yazık ki yaş 9, hatırda kalan birkaç sınırlı ayrıntı. Güzel oyun parkları, büyük alışveriş merkezleri ve para atınca sakız, sigara veren otomatların bende yarattığı şaşkınlıktan başka anı yok, şimdiki 9 yaşlar için son derece sıradan ama o zamanlar bizde bulunmayan şeyler. Daha sonra 20’li yaşlarımda yaptığım geziden de unutulmayacak şeyler kalmadı. Akrabalarımdan birçok kişinin Almanya’da çalışmasından ve geldiklerinde sohbetin ana konusunun oradaki yaşam olmasından dolayı sanırım kendimi bildim bileli Almanya ile haşır neşir oldum, hakkında gezdiğim çoğu yerden daha çok şey biliyorum. Belki öyle ya da böyle görmüş olmam belki anlatılarla büyümüş olmamdan dolayı, sebebini tam bilmemekle beraber Almanya benim için gezilecek değil de daha çok çalışılacak ülke konumundan hiç çıkmadı, tatil planlarım arasında hiç yer almadı, ta ki doğum günü hediyesi olarak kızımın “Berlin’e gidelim mi” teklifine kadar. Gezenti bir babanın, kendisini rahmetle anıyorum, ve annenin, o da az gezenti değildir, ona da buradan sağlıklı ömürler diliyorum, çocuğu olarak bu teklifi geri çeviremezdim hele de ikram olunca. Bakalım yetişkin gözüyle nasıl değerlendireceğim, merakla bekliyorum.
Anlatımıma geziden döndükten sonraki duygu ve düşüncelerimi aktarmakla devam edeyim. Sanırım hala aynı noktadayım, uygun bir bilet bulursanız hele de orada yaşayan bir yakınınız ya da arkadaşınız varsa kaçırmayın gidin ama turistik anlamda benim için çok büyük bir cazibesi olmadığını belirtmek isterim. Tekrar gitmek ister misin diye sorarsanız daha gidilecek çok yer var. Yurt dışına ilk kez çıkanları ya da gençleri çok daha fazla etkileyebilir ama Avrupa’nın diğer şehirlerine kıyasla albenisiz. Evet, yeşili bol, parklar ve bahçelerle çevrili, düzenli ancak bu özellikler turistik anlamda baş tacı olmaya yetmiyor. İnsan keşke İstanbul’umuz da böyle olsa diye hayıflanmıyor değil. Ama beğenmedim olarak da algılanmasını istemem, çok güzel bir dört gün geçirdim, iyikilerim arasına çoktan girdi. Zaten bizim gezdiğimiz yerleri beğenmeme, burun kıvırma gibi bir huyumuz yaradılıştan yok, her yerle bir tür bağ kurup seviyoruz, gidebildiğimiz için de şükrediyoruz. Kastettiğim, yurtdışını görmek isteyenler ya ilk buralardan başlamalı ve hayran olmalı ya da sonlara bırakmalı.
Berlin kaç günde gezilir: Gezimizi 4 gece 5 gün olarak planlamıştık ve gayet yeterli geldi. Berlin yürünerek gezilecek bir şehir. Zamanınız kısıtlı ya da yürümeyi çok sevmiyorsanız müzelere de girmeyecekseniz, rahatlıkla 2 günde gezilebilecek büyüklükte.
2.5 saatlik bir uçuşla Berlin Brandenburg havalimanına indik. Havaalanında pasaport kontrolü sırasında sadece bizim uçaktan inenler olmasına rağmen temiz 2 saate yakın bekledik, kapıdan geçebildiğimizde de arkamızda en az 1.5 saatlik bir kuyruk vardı. Kapıda sıkı sorgulama olabiliyor, 8-10 dakikaya yakın tutulanlar oldu ve bekleme sırası zor ilerliyor burasını anlıyoruz ama asıl sorun Berlin’in başkent olmasına rağmen pasaportta görevli sadece 2 polis olması. İlk önce 3 polis gişesi açıktı, 10 dakika sonra gişesini pat kapattı, mesaisi bitti ya da molası geldi bilmiyoruz. Yerine kimse gelmedi ve orada bekleyenler diğer kuyruğa geçtiler. Sonra iki gişe daha açıldı ama ilk 2 polis görevi pat bıraktı. İnsanlar o gişeden bu gişeye. Epey beklettikten sonra başka bir gişe açtılar, anlayacağınız ülkenin başkentinde pasaport kontrolü tam bir karın ağrısı. Şimdiye kadar çok daha küçük ülkelere/şehirlere ve daha kalabalık limanlara gitmiş olmamıza rağmen böylesi bir bekleme süresi hiç yaşamamıştık. Berlin’e has bir durum mu bilemedik ama başkente olmasını beklemediğiniz bir şey. Ülke ekonomileri için turizm gelirleri çok büyük bir kalem ve gelenlere böyle acı çektirmelerini anlayamadık. Mecburen herkes sus pus, gel de itiraz et. Türkiye’de olsa havaalanı, polis kontrolü demez çoktan cıngar çıkarırdı insanlar:)))) Sıra başına ulaştığımızda geçişimiz iki dakika sürdü, sorgulanmadan geçtik, turistik vizeyle gelenler çok rahat geçiyor ama yeterli sayıda görevli olmaması bekleme süresini inanılmaz uzatıyor.
Şehre varış-ulaşım: Kudamm bölgesinde bir otel ayarlamıştık. S Bahn metrosu ile otele en yakın konumdaki Zoologischer Garten istasyonuna gidecektik ama S Bahn metrosu havaalanı çıkışı bir süredir kapalı ve bakımdaymış. Konudan uzaklaşıyorum ama her zaman mı böyle yoksa bize mi denk geldi Berlin sanki bir süredir yenilenme süreci yaşıyor gibi, müzelerin ve ziyaret noktalarının çoğu bakım nedeniyle kapalı, yollar kazılmış, bir sürü inşaat vs. var. Bagajlarımızı aldığımız kattan 2 kat aşağı inerek yaklaşık 1 saat arayla kalkan RB23 numaralı trene bindik. Biletinizi hemen aynı yerde bulunan bilet otomatından nakit ya da kredi kartı ile alabiliyorsunuz ve trene binmeden önce bileti makinaya sokarak işletmeniz ve de mutlaka yanınızda bulundurmanız gerek. Tek yön bir kişi 4.40 Euro. Trenlerde bilet kontrolü yapılıyor, giderken denk düşmedik ama dönerken kontrol oldu o nedenle biletsiz binmemenizi tavsiye ederiz. Varmamız 40 dakika sürdü. Pasaporttaki bekleme süresi nedeniyle geç denebilecek bir saatte geldiğimiz için ilk gün kaldığımız bölgeyi gezmeye çalıştık.
Berlin gezilecek yerler
1.Gün:Kudamm bölgesi: Berlin’de Charlottenburg Bölgesindeki Kurfürstendamm caddesine yakın (Kudamm) Sylter Hof Berlin otelinde konakladık. İhtiyacı karşılayan, temiz bir şehir oteli. İlk günümüzde otele yürüme mesafesinde bulunan Kurfürstendamm caddesini dolaştık. Berlin’nin en lüks caddesi olarak nam salmış. Birçok alışveriş merkezi, kafeler, restoranlar bulunan, yaklaşık 3.5 km uzunluğunda güzel bir cadde. Lüks mağazalar yanında Primax ve benzeri uygun fiyatlı mağazalar da var. KaDeWe mağazası da bu cadde üzerinde. Alışveriş yapmasanız dahi en üst katındaki kafesine uğramanızı tavsiye ederiz. Pastanesi gerçekten hem sunum hem lezzet açısından müthiş. Caddede bulunan Haribo mağazası da sıklıkla uğradığımız bir nokta oldu. Normalde bayılmam ama burası membağı olduğu için çok taze. Açık ürün almak isterseniz 2 boy kutu var ve gram değil kutu ücreti ödüyorsunuz, içini alabildiğince doldurabilirsiniz. Cadde üzerinde çok büyük bir Rossman da mağazası var, ürünlerini seviyor ve kullanıyorsanız fiyat karşılaştırması yaparak en azından taşınabilecek olanları alabilirsiniz. Berlin’de mağazalar akşam 20:30 gibi kapanıyor, bazıları 21.00’de bu yönüyle bizi oldukça mutlu ettl. Yıkık Kilise: (Kaiser Wilhelm Memorial Church) Batı Berlin’in simge yapılarından biri, Protestan kilisesi. 2. Dünya savaşındaki bombardımandan sonra ayakta kalan tek kilise ve savaşı hatırlatması için yıkılan kulesi tamir edilmemiş. 1895 yılında açılmış. Kilise, fuaye alanı ve çan kulesinden oluşmakta. O bölgede kaldığımız için sıklıkla yanından geçtik ama kapalıydı, ziyarete açık olmayabilir. S Bahn ve U Bahn metro duraklarına çok yakın. Kilise tam Breitscheidplatz meydanında ve meydanda christmas pazarı kuruluyor, hediyelikler alabilir, sokak lezzetlerinden tadabilirsiniz. Keyifli bir meydan. Ayrıca meydandan yaklaşık 400 metre uzaklıkta, Almanya’nın en eski hayvanat bahçesi olan Berlin Zoolojik Bahçesi ve Berlin Aquarium bulunmakta. Biz gezmedik ama özellikle çocuklu ailelerin ilgisini çekebilir. İndiğimiz tren istasyonu da bu meydana bitişik. Sever misiniz ya da yer misiniz bilmem ama Alman şeker markası Haribo‘nun da Kudamm’da Wittenbergplatz meydanına iki dakikalık mesafede kendi mağazası var. Alacağınız şeker kombinasyonlarını kendiniz oluşturmak istediğinizde iki boy kutu var, gram yerine kutu fiyatı ödüyorsunuz. Seçtiğiniz kutuyu ne kadar dolduracağınız size kalmış. Döndükten sonra hediyelik olarak aldığımız ambalajlı paketlerin üzerinde üretim yeri İstanbul-Esenyurt yazdığını görünce şaşkınlık yaşamadık değil. Yeme içme bölümünde bahsedeceğim ama yeri gelmişken Berlin’deki ilk akşam yemeğini otelimize yaklaşık 1 km uzaklıktaki Upper Burger Grill‘de aldık.
Berlin KaDeWeKaiser Wilhelm Memorial ChurchBreitscheidplatznoel pazarındanHaribo-Kudamm
2.gün: Bugünü Mitte bölgesine ayırdık. Görülecek birçok yer bu ilçede yer almakta. Gezdiğimiz yerleri bir güne nasıl sığdırdığımızı düşünebilirsiniz ama çoğu yapıyı zaten dışarıdan görüyorsunuz, içi gezilebilecek olanların bir kısmı tadilatta ve ziyarete kapalı, bazılarına da biz girmedik. Berlin’deki birçok yapı II.Dünya savaşında sırasında ya komple ya da büyük ölçüde zarar görmüş. 1950 lerden sonra ya fotoğraflarına ve planlarına göre ya da bunlar yoksa anlatılara göre yenilenmiş. İlk durağımız otele çok yakın konumdaki TiergartenParkı. Son günümüzde detaylı olarak vakit geçirdiğimiz için kendisinden son gün bahsedeceğim ama kaldığımız otele yakınlığından ve güzergahımız üzerinde olmasından dolayı sıklıkla içinden geçtik.
Victory Column-Kanatlı Heykel
Victory Column Anıtı: Tiergarten’tan yürüyerek ilerlediğinizde genişçe 4 bulvarın ortasındaki göbekte Victory Column Zafer Anıtı (Siegessäule) göreceksiniz, yüksekliği nedeniyle uzaklardan bile görülebilmekte. Anıta gitmek için alt geçitten geçmeniz gerekiyor çünkü döner kavşak ortasında ve cadde üzerinden geçişi yok. Anıt 1873 yılında açılmış ve Heinrich Strack Prusya zaferinin anısı için tasarlamış, Oldukça görkemli ve güzel bir anıt, şehrin birçok yerinden görülebiliyor. 67 metre yükseklikte ve 285 merdivenle çıkılıyormuş ve ara ara dinlenebilmek için küçük banklar varmış. Sütunun tepesinde zafer tanrısı Victory’nın bronz heykeli var, heykel 35 ton ağırlığında. Şehir manzarası ve Tiergarten parkını yukarıdan izleyebilirsiniz. 4 Euro ödeyerek anıta merdivenlerden çıkılabiliyor ama vakit harcamak istemedik ve çıkmadık. Victory anıtından sonra Bundesstrabe üzerinden yürüyerek yaklaşık 2 km uzaklıktaki Brandenburg Kapısına gittik ama kapının altından Ihlamurlar Altında caddesine geçmeden önce kapıya çok yakın (400 metre), Platz der Republic MeydanındakiReichstag Building’i (Parlemento Binası) dışarıdan gezdik. Mimarisi oldukça güzel. 2.Dünya savaşı sırasında hasar görmüş ve birleşmeden sonra tadilat yapılmış. İçini gezmek ücretsiz ama gezimiz sırasında tepesindeki 360 derece şehir manzaralı cam kubbe tadilattaydı. Kısıtlı bir alan ziyarete açık olduğu için girmedik. Neo-rönesans tarzında mimarisi var. Spree nehrinin kıyısında ve tekne ile nehir turu alacaksanız yakınından geçeceksiniz.
Reichstag Building–Parlamento BinasıDem Deutschen Volke-Parlemento Binası
Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı (Holocoust Memorial) : Yine Branderburg kapısından Ihlamurlar Altında caddesine geçmeden bu kez Ebertstrabe yönüne doğru 600 metre ilerlediğinizde Holokost Anıtına ulaşırsınız. Kapıya yakınlığı nedeniyle buradan yürüyerek ulaşmak oldukça pratik olur. Anıt 2004 yılında yapılmış, Holokost’ta hayatını kaybeden Yahudilere adanmış. Ücretsiz geziliyor. 2711 adet dikilitaş bulunmakta.
Holocaust Memorial
Branderburg Tor (Branderburg Kapısı) Prusya Kralı II.Friedrich Wilhelm tarafından 18.yy da yaptırılmış. Berlin şehrinin giriş yeri olarak tasarlanmış. Berlin duvarının yıkılmasından sonra da birleşmenin sembolü olmuş. Önündeki meydanda kutlamalar ve çeşitli gösteriler yapılıyor. Gece ışıklandırılmış manzarası çok güzel. Napolyon savaşta Prusya’yı yenince kapının tepesinde bulunan Quadriga’yı (zafer alayı simgesi olan dörtlü at heykeli) söktürüp Fransa’ya götürmüş. Daha sonra Prusya kralı Napolyon’u Paris’te yenince atları alıp geri getirmiş. 12 sütunlu mimarisi var. Sütunlar 5 yol oluşturmakta, halk sadece dıştaki 2 girişi kullanabiliyormuş ortadaki yol da kraliyete ait geçişmiş. II.Dünya savaşı sırasında tahrip olsa da yıkılmamış ve restorasyon geçişmiş. Bu arada Berlin’in ulusal müzesi Hamburger Bahnhof, Branderburg kapısına 2 km uzaklıkta bulunmakta. Berlin-Hamburg demiryolu eski tren terminali galeriye dönüştürülmüş ve çağdaş sanat müzesi olarak hizmet etmekte. Neoklasik mimari özelliklerini taşıyan yapı görülmeye değer. Yazımı yazdığım şu günlerde galeride 6 Aralık 2024 tarihinde, sanatçımız Semiha Berksoy’un eserlerinin sergileneceğini öğrendim.
Brandenburg Tor
Unter der Linden Caddesi (Ihlamurlar Altında): Branderburg Kapısından geçince Under the Linden’e çıkılıyor. Mitte ilçesindedir. Adını yaya yolunun her iki yanındaki ıhlamur ağaçlarından almakta. Güzel bir cadde, yürümesi keyifli, 1.5 km uzunluğunda, yol boyunca yine hediyelik eşya dükkanları, kafeler vs mevcut. Cadde üzerinde Almanların ünlü markası Nivea’nın kendi mağazası var ve güzel bir mağaza. Ufak tefek bir şeyler aldık ama Rossmann, dm gibi mağaza ve marketlerde fiyatların daha ucuz olduğunu farkettik. Hediyelik olarak toplu alım yapacaksanız ciddi fiyat farkı oluşuyor. Madame Tussauds Berlin yine bu cadde üzerinde. Günümüzdeki ağaçlar 1950’lerden sonra dikilen ağaçlarmış. Öncesindekilerin bir kısmı S Bahn metrosu yapılırken bir kısmı II.Dünya savası sırasında tahrip olmuş bir kısmı da yakılmak için kesilmiş. Caddede Branderburg kapısını başlangıç noktası olarak alırsak sağlı sollu görülebilecek yapılar, Kral II.Friedrich’in at üstünde heykeli, Neoklasik tarzda yapılmış Berlin Şehir Operası, Bibliothek (Eski Devlet Kütüphanesi), güzel bir avlusu var, görkemli bir giriş bölümü, içinde okuma odaları mevcut, çantanızı dolaplara kilitleyip ücretsiz olarak gezebiliyorsunuz, Humboldt Üniversitesi ve önünde Alexander von Humboldt ve Wilhelm von Humbolt’un heykelleri görülmekte, Kapısının önünde okunmuş ama oldukça temiz durumda Almanca ikinci el kitap satan tezgahlar var, Eskiden cephanelik şimdi Alman Tarih Müzesi olarak kullanılan Zeughaus cephaneliği, Alte Kommandantur (eskiden kumandanın karargahı) 1654 yılında barok tarzda inşa edilmiş, daha sonra genişletilirken neo-rönesans mimari tarza dönüştürülmüş. Ancak orijinal yapı II.Dünya savaşı sırasında çok tahrip olmuş, tamamen yıkılarak savaş öncesi fotoğraflarına ve görenlerin anlatılarına göre yeniden yapılmış. Kronprenzenpalais-Veliaht Prensin Sarayı, günümüzde etkinlikler için kullanılmakta, Neue Wache Memorial yine caddede görülecek çok güzel bir yapı. Kraliyet sarayının muhafız klübesi olarak yapılmış günümüzde ise savaş kurbanlarını anma yeri olarak kullanılmakta. Neoklasik tarzda ve koruma altında, çok güzel bir alınlığa sahip. İçindeki heykel dikkat çekici. Savaşta hasar görmüş ve sonra restore edilmiş. Sankt Hedwig’s Katedrali: Barok tarzdaki yapı Berlin Başpiskoposluğuna ait Katolik Katedralidir. Berliner Dom : Berlin’in en ikonik ve en çok fotoğraflanan yapılarından biri. Protestan kilisesi ve içinde hiç bir zaman piskopos yaşamamış bu yönüyle de gerçek bir katedral statüsünde olmamış. Mimari olarak barok, neorönesans, neoklasik özellikler taşıyor. II.Dünya savaşında ağır hasar alarak yenilenmiş. Güzel bir yapı, önünde dinlenilebilecek büyükçe bir alan bulunmakta. Berliner Dom’un hemen karşısında City Palace (Berlin Şehir Sarayı) yer alır. Orijinali yapı 1443 de yapılmış barok bir saray. Krallar ve prensler yaşamış, Cumhuriyet dönemine geçtikten sonra Müze olarak kullanılmaya başlanmış. Savaşta büyük hasar almış ve 1950’de bombalanarak tamamen yıkılmış ve yerine bugünkü modern yapı inşa edilmiş. Ihlamurlar Altında caddesinin sonuna doğru ve Müzeler Adasına yakın konumdadır. Schlossbrucke Köprüsü (Saray Köprüsü) Berliner Dom’u geçince ulaşılan, üzerinde heykeller bulunan bir köprü ve Ihlamurlar Altında Caddesinin bitiş noktasında. Savaşta çok hasar almamış. Üzerinde Yunan mitinden zafer tanrıçası Nike, sanat, barış ve bilgelik tanrıçası Athena, tanrıların elçisi ve gökkuşağının simgesi Iris’in heykelleri bulunmakta. Berlin Müzeler Adası: Schlossbrucke köprüsünü geçince Spree nehrinin üzerinde, yaklaşık 1 km2 alanı kapsayan ve 5 müzeden oluşan ada. Bu müzeler Bergama (Pergamon), Bode, Altes, Neues ve Alte Nationa Galeri. Giriş ücreti 24 Euro. Bu müzelerden sadece üçü ziyarete açıktı ve bize göre en görülesi olan Bergama Müzesi maalesef tadilatta olduğu için göremedik, diğerlerine de girmedik. Bergama Müzesi kısmi olarak 2027 yılnda açılacakmış. Türkiye ve Yunanistan’dan götürülen eserler var ve en önemlilerinden biri Bergama Zeus Sunağı. Spree Nehri Tekne turu: Kanal turunu çok sevmemiz nedeniyle Berlin’de de aldık, yaklaşık bir saat süren geziler Berliner Dom’dan Spree Nehrine indiğiniz yerden kalkıyor, oldukça keyifli. Bir yandan içeceğinizi yudumlarken diğer yandan şehir hakkında bilgi edinerek güzel manzaralar eşliğinde devam ediyor. Ayrıca çok erken yola düştüğümüz ve kısa zamanda da birçok yeri ziyaret ettiğimizden oturarak geçen bu zaman ilaç gibi geldi. Gezi Ücreti kişi başı 22 Euro.
Berlin Madame TussaudsNivea shopUnter den Linden/Ihlamurlar Altında CaddesiKral II.FriedrichBerlin StaatsoperStaatsbibliothek–Berlin Devlet Kütüphanesi Avlusu(1661)Wilhelm von HumboltHeykelive Humbolt UniversityNeue Wache Memorial Neue Wache Memorial St.Hedwig’s CathedralBerlin Berliner DomBerliner DomeBerlin City PalaceBode Museum
Alexanderplatz :Mitte bölgesindeki Alexander Meydanı Berlin’in en merkezi meydanı olarak tanımlanabilir. Yerlisi kısaca Alex diyormuş. Spree nehrini geçtikten sonraki meydan olarak tarif edebiliriz. Burası önce hayvan pazarı olarak planlanmış ancak Rus İmparatoru I.Alexander’ın ziyareti şerefine bu isim verilmiş. Tarihi bir meydan ve halkın uğrak noktası. Almanya’nın en büyük meydanıymış ve meydanda 1989 yılında gerçekleşen Doğu Almanya protestosu Almanya tarihindeki en büyük protestoymuş. Berliner Fernsehturm: 360 derece dönebilen TV kulesine çıkış 16.50 Euro, geç saatlere kadar çıkılabiliyor, gözlem alanı yerden 200 metre yükseklikte ve bünyesinde bar/ restoran bulunmakta. Meydan 1960 senesinde trafiğe kapatılmış. Meydanda dünyanın birçok şehrindeki saati gösteren bir dünya saati var. Neptun Çeşmesi: Meydanda görülebilecek diğer bir güzel yapı çeşme. Merkezde Neptün tanrısı, etrafında timsah, yılan gibi hayvanlarla çevrili çok güzel bir çeşme. Çeşmenin hemen yakınında St.Mary Kilisesi de (Marienkirche) kırmızı tuğladan yapılma gotik mimari özellikli kilise gerçekten görmeye değer. Gitmişken içi de mutlaka gezilmeli. Berlin’in en eski kiliselerinden biri, yapım tarihi kesin olmamakla birlikte 1380 olarak tahmin ediliyor. Alexanderplatz’da görmeye değer diğer bir güzel yapı da Berlin Rotes Rathaus-Belediye Binası: Kırmızı tuğladan yapılmış bina John Kenedy’nin Berlin konuşmasını yaptığı yermiş. Gotik özellikler taşıyan binanın içinde belediye başkanlarını portreleri bulunmakta ve içinde rehberli turlar düzenlemekte. Neptün çeşmesine 450 metre uzaklıktaki Nikolai Kilisesi de burada görülebilecek yapılar arasında. Roma’da 44 bin adım rekorumuzu Berlin’de 47 binle aştık, tükendik. Aralardaki kahve, yemek ve tekne turu molaları ile güç toplayarak günü tamamladık ama yapılacaklar listemizdeki birçok noktayı da ziyaret ettik. Müzeler adasında istediğimiz müzeler açık olsaydı günümüzün yarısını müzeleri gezmeye ayıracaktık ama kısmet değilmiş. Berlin’in meşhur currywurst adresi Curry 61 de Alexanderplatz’da yer almakta.
Berliner FernsehturmBerlin Neptunbrunnen-Neptun ÇeşmesiMarienkircheAlexanderplatz dünya saatiRotes Rathaus-Belediye Binası
3.Gün: Bugün ilk duraklarımız Postdamer Platz ve yakınındaki Gendarmenmarkt. Postdamer Platz’a gitmek için 2 nedenimiz vardı, ilki meydanda Berlin duvarının kalıntılarını görmek ikincisi ise Brammibal’s Donat‘ta donat yemek. Postdamer Platz Branderburg kapısına 1 km uzaklıkta, otelimize de yakın konumda sayılır. Yol üzerinde önümüze çıkan St.Matthaus Kilisesi Postdamer Platz’a 7-8 dakika yürüme mesafesinde güzel bir kilise. Neoromanesk tarzda inşa edilmiş. Kulturforum’un çok yakınında. Dışının çok güzel olması yanında içi sade ve görülebilecek pek bir şey yok. Kulturforum; birkaç devlet müzesi ve Berlin Flarmoni konser salonunu barındıran yapı. Postdamer Platz, plazalar, iş yerleri ve alışveriş merkezleri bulunan bir meydan. Duvar kalıntılarını gördükten sonra lezzetini duyduğumuz Brammibal’s Donat’a uğrayıp hem donat yedik hem de bir kahve molası verdik. Lezzeti hakkında yeme içme bölümünde detaylı anlatacağım ama burada bir şubesi olduğunu bilmeniz açısından bahsetmek isterdim. Buradayken ayrıca Paulaner Wirsthaus adlı mekanı (restoran ve bira bahçesi) beğendik ve gelmek için listemize aldık. Bu meydanda bahsetmek istediğim diğer bir restoran Amrit. Detaylı olarak bahsedeğim ama restoranı geçerken fark ettik. Postdamer Platz’dan yakınındaki Gendarmenmarkt’a (Jandarma meydanı) geçtik. Burası Berlin’in en güzel meydanlarından biriymiş, açık hava konserleri ve etkinliklerin yapıldığı bir meydan ayrıca noel pazarı kuruluyormuş ancak gittiğimizde meydan kapalı ve bakımdaydı maalesef. Görülebilecek güzel yapılar Opera Binası-Konzerthaus, Alman ve Fransız Katedralleri. Fransız Katedralinde seyir terası, restoran ve müze varmış ama içine girmedik. Fransız Katedrali 1705 Alman Katedrali 1708 yılında yapılmış. Alman Katedrali 2.dünya savaşında yangınla tamamen yıkılmış ve yeniden inşa edilmiş. Meydanın hemen köşesinde bulunan Rausch Schokoladenhaus’a çikolata sevenlerin uğramasını tavsiye ederiz sevmeseniz de uğrayın. Meydandan sonraki durağımız meydana 800 metre uzaklıkta, Friedrichstrabe üzerinde bulunan yine Berlin’in en turist çeken noktalarından biri durumundaki Check Point Charlie. Doğu-Batı Berlin birleşmesinden önce kullanılar geçiş noktalarından biri. Simgesel olarak varlığını sürdürmekte. Görülecek fazlaca bir şey yok. Bir sonraki durağımız East Side Galery ve Check point Charlie’ye yaklaşık 3.5 km uzaklıkta. Kreuzberg mahallesine komşu. Berlin duvarından kalan 1.3 km uzunluğunda bir duvar parçası. 1990 yılında, dünyanın birçok yerinden sanatçıların yaptığı 105 resim süslemekte ve dünyanın en uzun açık hava galerisiymiş. Bu resimlerden en ilgi çekeni ve fotolamak için kuyruk beklemek zorunda kaldığınız meşhur “Sosyalist Kardeşlik Öpücüğü” sahnesi. Bu hareket sosyalist ülkeler arasındaki özel bağı simgeliyormuş, üç kez yanaktan öpme şeklinde olsa da liderlerin yakınlık derecesine göre dudaktan da öpüşülmekteymiş. Bunun dışında duvar her iki taraftan grafitilerle süslü. Duvarın bitiminde meşhur Oberbaumbrücke yer alıyor. Spree nehri üzerinden geçen, tuğla kaplı ve iki katlı çok güzel bir köprü. 150 m. uzunluğunda. Berlin duvarı ile bölünmüş ilçeleri bağlamakta. Ortaçağdan kalma bir görüntüsü olsa da 1896 yılında inşa edilmiş. Köprü üzerinden geçerek Türklerin yoğunluklu olarak yaşadığı Kreuzberg merkezine doğru yollandık. Kreuzberg gerçekten kendinizi Türkiye’de hissedebileceğiniz bir mahalle, marketler, restoranlar, kuaförler, tamirciler vs çoğu esnaf Türk ve tabelalar Türkçe. Kanal kenarında yürüyüp, kafelerde dinlenebilirsiniz. Kreuzberg yolunda önümüze çıkan bir güzel yapı da Heilig-Kreuz Kirche. 1885 de inşa edilmiş Protestan Kilisesi. Berlin’de sıklıkla karşılaşılacak kırmızı tuğla kaplı yapı II.Dünya savaşındaki bombardımanda hasar görerek 1951-59 yıllarında onarılmış. Kreuzberg merkezindeki bir bina üzerindeki tabelalarda Almanca ve Türkçe olarak Zentrum Kreuzberg ve Kreuzberg Merkezi yazılmakta. Gelmişken yemeğimizi buradaki Hasır restoranda döner dürüm olarak aldık. Biraz dinlendikten sonra Spree nehri kıyısındaki, güzel manzaraya sahip, bohem barları, hamburger ve biracılar bulunan Holzmarkt’a gittik. Burası bir park aslında, tezgahlarda hediyelik eşyalar ve takılar satılıyor. Keyifli bir yer, fazladan vakit varsa uğranmalı. Biraz dolaştıktan sonraki Alexanderplatz’a geri dönüp meydandan yaklaşık 800 metre mesafedeki Pasage Arte Independiente. Rosenthaler Caddesinde. Daha çok gençlerin uğrak yeri olan, kafeler ve tasarım dükkanları bulunan, dark sokaklı bir pasaj. Grafitileri ile meşhur, gezilmesi olmazsa olmaz tadında değil ama fazladan vakti olanlara önerilir. Pasajı gezdikten sonra hem şarabını denemek hem de dinlenmek için buraya 1.5 km mesafede bulunan Material Wine adlı mekana gittik. Kendisinden detaylı bahsedeceğim, mekan Schönhauser Allee caddesi üzerinde. Bir daha bu tarafa gelme ihtimalimiz olamayabilir diye sonrasında da Material wine’a yaklaşık 350 metre mesafede bulunan Prater Biergarten‘a geçtik.
Postdamer Platz yakınındakiSt.Matthaus KilisesiPostdamer Platz’da yıkılan Berlin duvarından kalıntıGendarmenmarkt Fransız KatedraliCheck Point CharlieBerlin East Side GalleryEast Side GalleryOberbaumbrücke Heilig-Kreuz Kirche-KreuzbergKreuzberg MerkeziPasage Arte Independiente–AlexanderplatzPasage Arte IndependienteHolzmarkt
4.Gün: Son günümüzü alışveriş yaptığımız ve tekrar gitmek istediğimiz yerleri biraz ağırdan alarak keyifle gezerek geçirdiğimiz bir gün oldu. Alışveriş deyince, Berlin ucuz bir şehir sayılmaz özellikle yeme-içme olanakları bakımından pahalı denebilir ama alışveriş konusunda bazı marka ve ürünleri daha uyguna bulmak mümkün. Türkiye’de oldukça bilinen ve satılan iki markanın bot ve spor ayakkabısını buradan neredeyse yarı fiyatına aldık.
TiergartenParkı : Tiergarten bölgesinde yer alan ve bölgeyle aynı adı taşıyan 210 hektar büyüklüğündeki park Almanya’nın 2.en büyük şehir parkıymış. Almanca hayvanat bahçesi demekmiş. Bu arada Tiergarten bölgesinde, Spree nehri kenarında Almanya Cumhurbaşkanının konutu Bellevue Sarayı da bulunur. Parka dönecek olursak bayıldık kendisine, bisiklete binenler, yürüyenler, kitabını okuyanlar, piknik yapanlar, keşke İstanbul’da da benzerleri olsa dedirtecek türden. Berlin’de en keyif aldığım yer oldu desem abartmış olmam. Mangal yok, şehrin tam merkezinde, sessiz ve güvenli, sonbaharın tüm güzelliklerini sunmakta. İçinde yer yer önemli kişilerin büstleri var. Parkta en sevdiğimiz yerlerden biri Cafe am Neuen see. Kendisini bulmakta zorlandık aslında, burada kano yapılabilen bir göl ve göl kenarında dilerseniz bira/soğuk içecek dilerseniz de kahve içebileceğiniz cafe/restoran var. Berlin’de bizim gördüklerimiz içinde en güzeli diyebilirim. Kano yapanlara denk düşerseniz seyredebilir, kuş cıvıltıları ve nehirdeki ördeklere bakarak içeceğinizi yudumlayabilirsiniz, çok keyifli bir yer. Burayı nedense zor bulduk, ama en kolay anlatımıyla fotoda görülen Victory Column anıtının oradan parka girince, aşağıdaki resimde görülen karşılıklı duran heykelleri geçip arkanızda bırakıyorsunuz. Anıttan yaklaşık 300-400 metre mesafede. Küçük tabelalar var ama gözden kaçabiliyor. İlk gidişimizde göremeyip pas geçmişiz.
Tiergarten Neuer seetabelasıCafe am Neuen seeCafe am Neuen seeTiergarten
Berlin Yeme içme
Yeme içme deyince daha çok Türk, İtalyan, Indian, Mexican ve Asya mutfağı öne çıkıyor ama kalite düşük denebilir. Gurme anlamında ayırıcı bir özelliği yok. Öne çıkanlar da daha çok sosyal medya sayesinde patlamış gibi ama çok özel bir tarafları yok. Berlin sanki büfe ve ayaküstü atıştırmalıklar şehri gibi. Bunlardan biri istisnasız her caddede göreceğiniz, Berlin’de çokça tüketilen, currywurst büfeleri. Currywurst kızarmış domuz sosisinin patates ve ketçapla sunulduğu fastfood tarzı bir yemek. Sıklıkla karşılaşılacak diğer büfeler ise Gemüse adında, tavuktan yapılmış ve içinde kızarmış sebze bulunan döner büfeleri. Tavuk dönerle aramız olmadığı için yemedik. Et döner ise genelde kıymadan yapılıyor ama yaprak döner yapan restoranlar da mevcut. Türkiye’den birkaç günlüğüne gelip Türk lokantası arayacağımızı pek düşünmezdik ama öyle oldu. Kreuzberg Türk lokantaları bulunabilecek en iyi mahalle. Berlin’de dikkatimizi çeken başka bir şey de özellikle Asya yemekleri satılan restoranların neredeyse hiçbirinde kredi kartı geçmiyor olması. Kredi kartı kullanmak istiyorsanız sormadan oturmayın, menülerde sadece nakit geçerli diye yazmış olsalar da gözünüzden kaçabilir, girmeden sormak en iyisi.
Upper Burger Grill: Berlin’deki ilk akşamımızda geldik, Kudamm bölgesinde. Burgerleri oldukça lezzetli, pişman etmedi.
Upper Burger Grill-Kudamm
Hasır Restoran: Et döneri burada yedik. Malzemesi oldukça bol ve lezzetliydi, hatta bitiremedik bile. Hem dürüm/tombik döner şeklinde takeaway alabiliyorsunuz, hem de oturarak yiyebiliyorsunuz. Restoranda farklı kebap türleri de mevcut. Kreuzberg’de bulunuyor ve aynı caddenin karşı kaldırımında Hasır Burger olarak burger restoranı da var.
Hasır Restaurant-KreuzbergHasır döner dürüm
Hofbrau München; Alman restoranında yemeden dönmeyelim deyip girdiğimiz restoran. Fiyatları bir tık pahalı diyebilirim ama Berlin için hesaplı bir şehir diyemeyiz. Schnitzel yedik, fena değildi, porsiyonlar doyurucu. Yöresel kıyafetli çalışanlar hizmet ediyor, akşamları canlı müzik eşliğinde yemeğinizi yiyebilirsiniz. Eli yüzü düzgün mekanlardan biri diyebiliriz. İç mekanı oldukça geniş, dışarıda da açık bölümü mevcut, servis biraz ağır. Alexanderplatz’da yer almakta.
Hofbrau München-AlexanderplatzHofbrau MünchenHofbrau München
Amrit Restaurant: Postdamer Platz’da bulunan Indian restoranı. Personeli güler yüzlü ve menüler hakkında detaylı bilgi veriyorlar. Dekorasyonu güzel, yemekleri kötü değil. Ana yemeği pilav ve salata ile birlikte sunuyorlar. Pilav bizim ağız tadımıza göre biraz yavan ama yemeğin sosundan karıştırdığınızda hiç de fena olmuyor. Doğum günü kutlamaları için tercih ediliyor sanırım ve bizden başka dört masa doğum günü kutlaması için gelmişti. Çalışanlar bizdeki Bigcheff benzeri happy birthday şarkısı eşliğinde pastayı getiriyor. Akşamları happy hour saatlerinde bazı kokteyller indirimli ve fena değildi, beğendik. Restoran çok kalabalık olmasına rağmen servis çok hızlı. Fiyatlar da Berlin’deki diğer yerlerle kıyasla hesaplı.
Amrit Indian Restaurant-Postdamer PlatzAmrit Restaurant
Coccodrillo: İtalyan restoranı, pizzaları lezzetli. Yer bulmak oldukça sıkıntılı o nedenle mutlaka önceden rezervasyon yapılmalı. İçi hafta arası olmasına rağmen tıklım tıklımdı. Dekorasyonu ve dış bahçesi güzel ancak Ekim sonu olduğu için dış bahçe akşam servise kapalıydı.
CoccodrilloBerlinCoccodrilloCoccodrillo dış bahçesi
Paulaner Wirsthaus: Postdamer Platz’da tesadüfen girip çok memnun kaldığımız hem restoran hem bira evi. Yemek yemedik ama lezzetli biralarından ve atıştırmalıklarından aldık. Menüden dilediğiniz birayı sipariş edebileceğiniz gibi tadım menüsü de alabiliyorsunuz. Alkol oranı hafiften-yoğuna doğru 5 çeşit bira getiriyorlar. iki kişilik 500’er ml (toplam 1 litre) servis 12.90 Euro, Hem birası lezzetli, draft bira, hem de mekan fena değil. Berlin’de bira fiyatları oldukça şaşırttı, pahalı geldi açıkçası. En basit bira bahçesinden restoranına kadar bardağı neredeyse her yerde 5,60 Euro civarı ve servis edilen biralar öyle özel lezzete sahip biralar değil. O nedenle Paulaner Wirsthaus beğendiğimiz ve tavsiye edeceğimiz bir mekan oldu.
Paulaner Wirsthaus-Postdamer PlatzPaulaner Wirsthaus-Postdamer Platz
Curry 61 : Domuz eti yiyorsanız şehirdeki en iyi currywurst adresi Curry 61. Berlin’de her yerde currywurst büfesi dolu ama şehrin en iyisi diye geçmekte. Ben yemediğim için sadece patates tavasından aldım, o da güzel, kendi yaptıkları ketcupla servis ediyorlar. Yeri Alexanderplatz’da.
Curry 61-AlexanderplatzCurry 61
Brammibal’s Donat: Berlin’de neyi hiç unutamayacaksın diye sorsalar cevabım kesinlikle bu donatlar olur sanırım. Şehirde birkaç şubesi var, Postdamer Platz’daki şubesinde ve Kudam’daki KaDeWe mağazasının en üstündeki pastane katında olmak üzere 3 gün boyunca yedik ve doyamadık. KaDeWe mağazasındaki şubesi corner şeklinde, küçük, daha al götür ya da tabure üstende yeme şeklinde. Postdamer Platz’daki genişçe bir kafe. Donatını yiyene kadar donat yediğimi düşünürdüm ve açıkçası çok da fanı değilim ama buradakiler çok lezzetli. Sevmeyenlere de kendini beğendirir. Bal kabaklı ve fıstıklısına bayıldık ama denediğimiz diğer çeşitleri de çok beğendik. Nakit geçmiyor, kredi kartı ve tanesi 4.40 Euro.
Brammibal’s DonatPostdamer PlatzBrammibal’s Donat
Espresso House: Yorgunluk atmak için uğradığımız ve birçok şubesi olan kahve dükkanı. Atıştırmalık ve tatlılar da var. Kahve ve cinnamon roll yedik. Yediğimiz en iyi tarçınlı çörek olmasa da başarılıydı.
Espresso HouseEspresso House tarçınlı çörek
KaDeWe: Kudamm’daki KaDeWe mağazasının en üst katındaki pastane hem görsel şölen hem de lezzet açısından ürünler üst seviyelerde.
KaDeWe Patisserie–Kudamm
Rausch Schokoladenhaus : Bu çikolata mağazasını Gendermanmarkt’ı gezerken görüp girdik. Sunumlar, lezzet güzel, insanın canı hepsini almak istiyor. Giriş katında hazır çikolata satışı var, ikinci katta kişiye özel çikolata yapılıyor, 3.katta da kafesi var.
Rausch Schokoladenhaus–Gendarmenmarkt
Material Wine: Schönhauser Allee üzerinde bulunan mekan açıkçası biraz hayal kırıklığı. Oldukça küçük bir dükkan, dışarıda birkaç masası var, dilerseniz şarap dilerseniz kahve içebiliyorsunuz ya da şişe ile alıp götürebilirsiniz. Kahvesi de çok güzelmiş ama şansımızı şaraptan yana kullandık. Lezzetli ama yine de “sosyal medyada meşhur olan her şeyin pesinden gitmemelisin” diye de düşündürdü. Personeli güler yüzlü, önce şarapları tanıtıyorlar, zevkinizi öğrenip ona göre şarap tavsiyesinde bulunuyorlar. Fazla vaktimiz olmadığı için birer kadeh denedik. Şarap güzel ama kadeh sipariş ettiğinizde neredeyse bir yudumda bitirebilecek miktarda servis ediyorlar ve 9 Euro. Şişe ile almadığımıza da pişman olduk. Dükkanda şişesini 24 Euro’dan sattıkları şarabı online olarak 15 Euro’ya satıyorlarmış. Berlin’de yaşıyorsanız gayet mantıklı ve uygun. Bir çırpıda içtikten sonra bari buraya kadar gelmişken Material’e 350 metre mesafede bulunan Prater Biergarten’a gidip birer de bira içelim dedik.
Material WineMaterial WineMaterial Wine
Prater Biergarten yaklaşık 600 kişi kapasiteli, self servis bir bira bahçesi. Berlin’de Bavyera bölgesine has bira kültürüne sahip olmasa da Prater şehrin en eski bira bahçesiymiş ve 1837 senesinde açılmış. Bira yanında şarap, meyve suyu ve atıştırmalıklar da mevcut. Keyifli bir bahçe, canlı müzik etkinlikleri de oluyormuş. Birası güzel, bardağı 5.50 Euro. Bardak başına 1 Euro deposito kesiyorlar ve bardağı teslim ettiğinizde geri alıyorsunuz. Tavsiye ederiz.
Prater Biergarten
Baecker wiedemann: Unter den Linden caddesinden Alexanderplatz’a doğru yürürken görüp atıştırmalık aldığımız fırın. Alexanderplatz’a yakın. Alman simidi olarak tanımladığımız, kaşar peynirli brezel aldık baya lezzetliydi, oldukça büyük, iki kişi ancak yedik.
Baecker wiedemannBaecker wiedemannUnter den Linden’de glühwein molasıTiergarten da diğer bir bira bahçesi
Bu kez yolculuk uzun süredir gitmeyi istediğimiz, farklı ırk ve renklerin bir arada yaşaması nedeniyle “Gökkuşağı Ulusu” sıfatı taşıyan, kendisi gibi bayrağı da gökkuşağı renklerindeki Güney Afrika Cumhuriyeti.
Güney Afrika güvenli mi ? Seyahat ederken kendimize bir daha gelmek ister miyiz diye sorarız, bizim için bir tür çok beğenme kriteridir bu soru. Bu kriterler arasına güvenli, özgürce ve tek başımıza gezebilme, sokaklarında korkusuzca yürüyebilme imkanı olması da giriyor ve bu yönüyle Güney Afrika maalesef sınıfta kalmakta ancak kesinlikle gidilmeli ve görülmeli. Bu olumsuzluk nedeniyle oradayken düşük puanladığımız ülkeye, yazıyı yazdığımız şu sıralar başka gözle bakmaktayız. Ülke, çok az yerde bir arada bulabileceğiniz çeşitliliği ve güzelliği bünyesinde barındırmakta. Uyarıları dikkate alarak gezdiğinizde başınıza bir şey gelme ihtimali yok denebilir. Uyarıların en başında hava karardıktan sonra birkaç kişi olsanız bile yürümemek, yürürken kalabalık caddelerden ayrılmamak, uber ya da kaldığınız otelden çağıracağınız taksiyi kullanmak, üzerinizde fazla para ve değerli eşya bulundurmamak, bilinmedik barlara gitmemek ve oralarda açık içki içmemek, araç kiralıyorsanız araç içinde bir şey bırakmamak gibi şeyler sayılabilir. Bu güzel ülke umarız gelecekte çok daha güvenli bir ortama kavuşur ve biz de belki tekrar giderek daha özgürce keşifler yapma imkanı buluruz.
Üç başkentli ve 11 dil konuşulan ülkedeki kültürel zenginlik, doğası, iklimi, yapılacak şeylerin, gezilecek yerlerin çokluğu insanın aklını başından almakta. Geçmişinden kısaca bahsetmek gerekirse ülkenin kaderi 1488 yılında Portekizli denizci Bartolomeu Dias’ın Hindistan’ı ararken ulaştığı ve kendisinin Fırtınalar Burnu olarak adlandırdığı daha sonra adı Ümit Burnu olarak değiştirilen yere ulaşması ile değişmiş. İlk Avrupalı yerleşimi ise Hollandalılar tarafından kurulmuş. 1931 yılında ise kolonisi olduğu Birleşik Krallıktan bağımsızlığını kazanmış. Dünyanın tanınmış kabilelerinden biri olan Zulu kabilesi, kendine özgü inançları, kültürü, gelenek ve değerleri ile Güney Afrika’nın kültürel zenginliğinde önemli bir yer tutmakta. En önemli geçim kaynakları arasında madencilik, tarım ve turizm sayılabilir. Çok miktarda altın ve elmas rezervi var ve tahmin edeceğiniz gibi yabancı şirketler tarafından çıkarılmakta. İşsizlik oranı yüzde 50’lere yakınmış. Zengin ve fakir arasındaki fark konusunda dünya lideriymiş.
Apartheid rejimi karşıtı Nelson Mandela ülkenin ilk siyahi başkanı. Ayrılık anlamına gelen apartheid rejimi 1948-1994 yılları arasında devlet politikası olarak uygulanmış, ırksal ayrımcılığı ve beyazların üstün olduğunu savunan bir ideoloji. Ülke, azınlık durumundaki beyaz nüfus tarafından yönetilmiş. Bu dönemde siyahlar aşırı baskıcı ve özgürlükten uzak bir yaşam sürmüşler. Birçok yerde siyahlar giremez tabelaları asılmış, kamusal alanda siyahların çalışamaması, toplu taşıma, okul vb yerlerin siyah ve beyazlar olarak ayrılmış olması, eğitimde fırsat eşitsizliği, siyahların evlerinden sürülüp daha kötü bölgelere yerleştirilmesi, oy kullanamaması, beyazla evlenememek gibi birçok kısıtlama ve ötekileştirmeye maruz kalmışlar. Özgürlük savaşçısı olarak kabul edilen Nelson Mandela bu uğurda Robben Adasında (fok adası) çok kötü koşullarda 17 yıl hapis yatmış, toplamda ise 27 yıl hapis hayatı olmuş.
Güney Afrikaya vize gerekli mi ? Türkiye’den yaklaşık 11 saat uçuşla ulaşılan Güney Afrika, vizesiz gidebilecek ülkelerden olup bu yönüyle çok avantajlı.
Güney Afrika Para biriminedir ? Güney Afrika Rand’ıdır. Gittiğimiz dönemde 1 Rant 2 Türk Lirasına karşılık geliyordu. Birçok yerde kredi kartı sorunsuzca kullanılabilmekte.
Güney Afrikaya ne zaman gidilir ?
Akdeniz ikliminin hakim olduğu ülke yılın her mevsimi ziyaret edilebilir. Giderken aşı olmanıza gerek yok ama yanınıza mutlaka sinek kovar almalısınız. Ülkede turistik bölgeler ve merkezdeki oteller oldukça temiz, en azından bizim kaldıklarımız öyleydi, yine ziyaret noktalarında, restoran-cafe ve avm’ler, umumi tuvaletler de oldukça temiz, Türkiye’den iyi olduklarını söyleyebilirim.
Güney AfrikaYeme İçme
Güney Afrika mutfağı, ülkede yaşayan çeşitli toplulukların oluşturduğu çeşitliliği yansıtmakta. Hollanda, Fransa, Hint, Malay mutfaklarına özgü yemekler, deniz ürünleri, yöreye has kudu, devekuşu, timsah, geyik, sığır ve kuzu eti birçok restoranın menüsünde bulunur. Biltong sığır, devekuşu ve kudu gibi hayvanların etinin kurutulması ile yapılan kuru ettir. Samosa, üçgen şeklinde ve içi tavuk, peynir vb malzemelerle doldurulmuş lezzetli bir börek. Vetkoek, bir tür hamur kızartması olup kıyma ile servis edilmekte. Botswana ostrich curry, körili deve kuşu eti. Atchar, olgunlaşmamış yeşil mango ve biber turşuları. Rooibos çayı, yöreye özgü bir çalı olan rooibos bitkisinin yapraklarından yapılan, kafeinsiz ve lezzetli bir çay. Amarula, marula meyvesi, şeker ve krema ile yapılan Güney Afrika’da çok sevilen bir likör. Yine buraya özgü bir üzümden yapılan Güney Afrika Pinotage şarabı ve Wild Africa Cream oldukça lezzetli içkilerdir. Malva pudingi, Güney Afrika’ya özgü bir tatlı. Sıcakken üzerine krema sosu dökülerek yenir. Yeri gelmişken restoran ya da cafelerde hesabı fiş ve kalemle getiriyorlar, bahsiş verecekseniz ödeyeceğiniz bahşişin miktarını fişe yazıp imzalamanız gerekiyor.
Güney Afrika’dan ne alınır ? Ahşaptan yapılmış masklar ve el yapımı çeşitli hayvan objeleri, yöreye özgü motifleri olan şallar, Güney Afrika şarabı, el işi yelpazeler, Hollanda peyniri, amarula, rooibos çayı ve bu bitkiden yapılmış takviyeler, baharat, deri çantalar, Afrika’ya özgü tanzanit taşından yapılma takılar alınabilecek şeyler arasındadır.
Cape Town gezilecek yerler ile Johannesburg ve Pretoria gezilecek yerler yazılarımızın linkleri aşağıdadır.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkentlerinden biri olan Cape Town, Afrika Kıtasının en güneyinde, Atlas Okyanusu ve Hint okyanusun buluştuğu noktada, ülkenin en güzel, en modern ve en gelişmiş şehri. Hollanda’nın Güney Afrika’daki ilk sömürge yerleşmesi burada olmuş. Daha sonra da İngiltere’nin sömürgesi haline gelmiş. Mother City olarak anılan şehir, Masa Dağı (Table Mountain) eteklerinde kurulmuş. Dünyanın her yerini görmediğimiz için Dünyanın en güzel şehirlerinden biri ünvanını ne kadar hak ediyor yorum yapamayız ancak Cape Town gerçekten çok güzel bir şehir.
Cape Town güvenli mi ? Cape Town Güney Afrika’daki en çok beyaz nüfusa sahip ve en güvenli şehri olmakla birlikte yine de kendinizi güvende hissetmeyeceğiniz ve belirli kurallara uymanız gereken bir şehir. Bunlar hava karardıktan sonra dışarıda olmamak, gezeceğiz zaman uber ya da güvenli bir taksiye binmek, üzerinizde çok para ve değerli eşya bulundurmamak, çantanızı kollamak ve mümkünse tatilinizi turla ya da birkaç kişi olarak organize etmek, tenha caddelere girmemek olarak özetlenebilir. Cape Town’da langalar asla girilmemesi gereken bölgelerdir. Langalar fakir ve çoğunlukla işsiz halkın barındığı teneke evlerden oluşan mahallelerdir. Buralara özel gezi turları düzenlenmekte, eğer gidecekseniz bu turlara dahil olmak gerek.
Cape Town kaç günde gezilir : Çevresi gezilecek ve yapılacak şeylerle dolu ve sindirerek gezmek için en az 5-6 günlük bir gezi planlanmalı.
Şehirde beyaz nüfus oldukça fazla. Apartheid dönemi bitse de gözlediğimiz kadarıyla beyaz nüfus ve siyahlar arasında ayrışma bir şekilde devam ediyor denebilir. İnsanlar beyaz, siyah ve renkliler olarak adlandırılmakta ve renkliler sınıfına Hintliler, Malezyalılar ve Asyalı halklar girmekte. Beyaz ve zengin nüfus genellikle sahil kesiminde, oldukça yüksek duvarlar ve elektrikli tellerle korunmuş çoğunlukla silahlı korumalı, havuzlu lüks villalarda, ayrıcalıklı bir yaşam sürmekte. Cape Town çok eski bir şehir değil dolayısıyla da tarihi binalar, köprüler ve benzeri mimari yok denebilir. Fazlaca müze ve galeri de bulunmuyor ve bu yönüyle klasik bir Avrupa şehrinden oldukça farklı. Eski yapılarda da kolonyal tarzı mimari göze çarpıyor. Cape Town’da güzel restoranlar, barlar ve gece hayatını sevenler için klüpler mevcut. Anladığımız kadarıyla herkes kendi içinde, kendi statüsündeki insanlarla kapalı grup hayat sürmekte. Güney Afrika’nın en modern, en gelişmiş ve beyaz nüfusun en yoğun yaşadığı şehri olarak tanımlanan Cape Town’ın turistik caddelerinde bile özellikle hava kararmaya başladıktan sonra in cin top oynamakta. 1-1.5 kilometrelik kısacık mesafeleri araçla gitmek durumundasınız. Kalabalık olsanız bile en 5-6 dilenci peşinize takılıp sizi oldukça rahatsız edebilmekte ve tabi ki tek sorun dilenciler de değil, dikkatli olmakta fayda var. Modern şehir ile langalar birbirine çok yakın (teneke evlerden oluşma mahalleler). Langalarda yaşam oldukça kötü, burada yaşayanların gelir seviyesi en alt düzeyde. Çoğu teneke evin penceresi dahi yok, yazın fırın, kışın buz gibi. Çoğunda tuvalet, banyo yok, su ortak bir alandan temin ediliyormuş ama ilginç bir biçimde gördüğüm yerleşimlerin çoğunda uygu anteni var. Langalar oldukça geniş mahalleler ve çok kalabalık. Bu mahallelere girmek son derece tehlikeli, girmek var çıkmak yok desek yeridir. Bazılarında rehberli ve korumalı turlar yapılıyormuş. Cape Town’daki en büyük langa yerleşimi Khayelitsha. Şehrin göbeğinde evsizlerin yerleşimleri bulunuyor ve onlar da turistler için tehlike oluşturmakta.
Cape Town para birimi nedir : Güney Afrika rand’ı olmakla birlikte kredi kartı hemen heryerde geçmekte. Alışverişlerde pazarlık edilmesi tavsiye olunur.
Cape Town gezilecek yerler ve Cape Town’da yeme içme önerileri :
Şehri merkez ve çevresi olarak ayrı ayrı anlatmak daha pratik olacak. Merkezden başlayarak anlatımımızı sürdürelim.
Cape TownMasa Dağı ( Table Mountain ) : Şehrin simgesi konumundaki 1087 metre yüksekliğindeki dağın tepesi masa gibi düz olduğu için bu isimle adlandırılmış. Dünyanın 7 doğal harikasından biri. Sisli olmadığı günlerde 360 derece dönebilen ve tüm manzarayı görebileceğiniz bir teleferik ile tepeye çıkılıyor. Ayrıca yürüyerek çıkmak ta mümkün. Tepede hediyelik eşya dükkanı, restoran ve cafe mevcut. Dağın iki yanında Aslan Başı ve Şeytan zirveleri olarak isimlendirilmiş tepeler var. Masa Dağı milli parkında 2000 den fazla bitki çeşidi ve 1500’e yakın çiçek bulunmaktaymış. Masa Dağı; Milli Park, Ümit Burnu, Cape Point, Light House ve dağı içine alan çok geniş bir alan. Tepeye teleferikle çıkmak için havanın açık ve çok rüzgarlı olmaması gerekiyor bu nedenle de yılda ortalama ancak 200 gün çıkmaya elverişliymiş. Gittiğimizde şansımıza teleferiğin çalıştığı güne denk geldik ama aşağıda hava günlük güneşlik olmasına rağmen zirve çok rüzgarlı ve soğuktu. Aşağıdaki havaya aldanmayıp yanınıza mont ve bere almanız faydalı. Çıkışta ve inişte en az bir saatlik kuyruk oluşuyor, iniş ve çıkış yaklaşık 3’er dakika sürmekte. Manzarası eşsiz güzellikte.
Masa Dağına çıkanteleferikCape Town Masa Dağı’dan güzel bir manzaraTable Mountain Lion’s Head
Maclear’s Beacon Taşı: Masa dağının en tepesine, dünyanın çevresini belirlemek amacıyla Thomas Maclear tarafından 1865 yılında yerleştirilmiş üçgen forumlu taş. Teleferikle buraya kadar çıkılmıyor, gelmek isteyenlerin tırmanması gerekiyormuş. Gittiğimizde zirve aşırı rüzgarlı olduğu için bırakın oraya tırmanmak dışarıda durmak dahi imkansızdı.
Cape TownLong Street : Şehrin en ünlü, hareketli ve turistik caddesi. Hop on hop of otobüslerinin tüm hatlarına burada aktarma yapılabiliyor ve otobüsler şehrin tüm ziyaret noktalarına gidiyor. Rahatlıkla ve güvenle binebilirsiniz. Restoranlar, bar ve cafeler, alışveriş merkezleri ile en çok gezilen caddesi. Green Market Square: Pazar yeri ve her türlü hediyelik eşya, takı vb şeyler satılmakta. St. George Katedrali. Anglikan katedrali ve başpiskoposun makamı durumunda. Apartheid döneminde aldığı siyasi duruşla bilinmekte ve halkın katedrali olarak anılmakta. Company’s Gardens: Katedralden sonra başlayan park alanı. Bu parkın sonunda Adderley Street üzerinde Izıko Slave Lodge (Müze) var, bu müze de şehrin en eski müzesiymiş. Güney Afrika sosyal müzesi olarak geçmekte, tarih öncesi döneme ait 3 boyutlu modellemeler bulunmaktaymış. Müze binası geçmişte kölelerin tutulduğu, hapsedildiği yer olarak kullanılmış. Cape Town’da kölelik 1838 yılında son bulmuş. Bunun dışında District 6 müzesi de gezilecek yerler arasında. Müzenin bulunduğu District 6 bölgesi 19.yy başlarında tarım arazisi iken, şehrin büyümesi ile burada yaşayan yaklaşık 60,000 kişi evlerinden çıkarılarak başka yerlere zorla yerleştirilmiş, evleri ve mahalleleri buldozerlerle dümdüz edilmiş ve beyaz nüfus için yer açılmış. Müzede bu geçmiş anlatılmakta. Müzenin ilerisinde 17. yüzyılda inşa edilmiş, 5 köşeli, içinde müze olan Castle of Good Hope (Ümit Kalesi) bulunmakta. Kale Hollandalı sömürgeciler tarafından 1666 yılında inşa edilmiş. 17.yüzyıl askeri mimarisinin en iyi korunmuş örneklerinden biri ve ayakta kalan en eski mimari yapı olma özelliği taşıyor. Şatonun ilerisinde Mandela’nın serbest kaldıktan sonra tarihi balkon konuşmasını yaptığı City Hall (belediye binası) ve önünde Çarşamba ve C.tesi günleri pazar kurulan Grand Parade meydanı yer alıyor. Kraliçe 2. Elizabeth 21.doğum gününü burada, City Hall’de kutlamış. Meydandaki heykel Kral VII Edward. Heerengracht Caddesindeki döner kavşakta heybetli Reibeck Heykeli bulunmakta. Bronzdan yapılmış heykel şehrin kurucusu Jan Van Reibeck’in eşine aittir. Bunun dışında Parlemento Binası ve Adderly Caddesi şehirde görülecek yerler arasında bulunmakta. Yazım tur şirketlerinin broşürü gibi oldu ama gerçekten de çoğu yerde tur aracından inmeyip önünden transit geçtik. Sadece Nelson Mandela’nın balkon konuşmasını yaptığı City Hall önünde durup foto çekilmek için kısa bir mola verebildik. Şehirde pırlanta, tanzanit ve değerli mücevherlerin satıldığı mağazayı şampanya ikramlarını tadımlayarak gezdik.
Cape Town Ümit Kalesi (Castle of Good Hope )St. George Cathedral Cape TownIziko Museum Slave LodgeGrande Parade Meydanı, City Hall & Kral VII EdwardheykeliCity Hall, Nelson Mandela’nın hapisten çıkınca balkon konuşması yaptığı yerŞehrin göbeğinde, Ümit Kalesi yakınında mahalle oluşturmuş evsizler
Cape Town Waterfront: Burası Cape Town’da liman bölgesi. Restoranları, cafeleri, alışveriş merkezleri ile şehrin en modern ve canlı yeri, marinayı da içeren oldukça büyük bir kompleks. Nelson Mandela’nın hapis yattığı Robben Adasına tur motorları buradan kalkıyor. Two Oceans Akvaryum Waterfront’taki en önemli cazibe merkezlerinden biri olarak sayılabilir. Waterfront gerçekten çok keyifli bir yer, okyanusa karşı yemek yemek, bir şeyler içmek harika. Akşam üzerleri meydanda yerel danslar ve müzik yapan gruplar gösteri yapıyor. Binince Cape Town manzarasını izleyebileceğiniz büyük bir dönme dolap bulunmakta (the cape wheel). Biz gece bindik, çok da özel bir manzaramız olamadı ama gün batmadan binmek daha güzel olabilir. Waterfront’taki Watershed isimli pazar yerini görmenizi tavsiye ederiz. Time Out Market’in yanında. Giyimden mutfak ürünlerine, maskelerden hediyelik eşyalara, tasarım ürünlerinden sanat eserlerine kadar çok çeşitli ürün satılmakta. Waterfront’taki alışveriş merkezlerinden diğer alışveriş merkezi V &A (Victoria and Alfred). Burada tasarım ürünleri bulabileceğiniz alışveriş merkezi, cafe ve restoranlar mevcut. Waterfront restoran ve cafe açısından oldukça zengin, V &A Food Markette çeşitli yemek kornırları ve dünya mutfaklarından birçok yiyeceği bulabileceğiz bir yer. Time Out Market, ayaküstü lezzetler ve yöreye özgü fast food ürünleri uygun fiyatlara yiyebileceğiniz bir yer. Waterfront’ta sadece Pazar günleri kurulan ve çok iyi olan bir pazar varmış, programa uymadığı için gidemedik ama aklımızda kaldı.
Cape TownWaterfrontWaterfront The Cape Wheel
Cape Town Robben Adası : Waterfront’tan kalkan teknelerle 30 dakikada ulaşılmakta. Nelson Mandela’nın 18 yıl boyunca hapis yattığı yer. Mandela 1996 yılında buraya kapatılmışç Mandela dışında Walter Sisulu gibi ırk ayrımına karşı olanların tutulduğu bir hapishane adası. Adaya ulaştığınızda daha önce bu hapishanede yatmış eski bir mahkum sizi karşılayıp rehberlik etmekte. Adada günümüzde müze çalışanları, hapishane rehberleri ve light house çalışanlarının oluşturduğu yaklaşık 150 kişi yaşamaktaymış. Tekneler Waterfront’taki kırmızı saat kulesinin yanından kalkıyor.
Cape Town Bo-Kaap Göçmen mahallesi: Long Street caddesinin üst kısmında yer alan ve beyaz olmayanların yaşadığı mahalle. Giderek turistik önemi artmakta. Şehirdeki güvenli mahallelerden biri denebilir. Geçmişte insanların renkli giyinmeleri ve evlerini boyamaları yasakmış. Aperheid uygulamasının kalkması ile bölgede yaşayanlar evlerini rengarenk boyamaya başlamış ve ortaya çok renkli bir mahalle çıkmış. Nüfusu ağırlıklı olarak Müslüman. Sömürgecilik döneminde Malezya ve Hindistandan getirilen müslümanlar sayesinde müslüman nüfus artmış. Şehrin en eski camisi de burada. Gezmeye müsait bir mahalle, sokak satıcılarından hediyelik alabilir, güzel fotolar çekebilirsiniz.
Cape Town Bo-kaap
Şehrin çevresinde gidilebilecek yerler:
Ostrich Ranch: Şehir merkezinden yaklaşık 30 km uzaklıktaki deve kuşu çiftliği. Geldiğinizde devekuşlarının cinsleri, beslenmesi, üremesi gibi devekuşları hakkında birçok detay hakkında bilgilendirme yapıldıktan sonra çiftliği ziyaret ediyor ve devekuşlarını ellerimizle besleyebiliyorsunuz. İnanılmaz tatlılar ama çitlerden içeri girmek yasak. Çifteleri inanılmaz derece kuvvetli. Çiftlikte ayrıca devekuşu derisinden üretilme çanta, kemer, yelpaze, anahtarlık, deve kuşu yumurtası ve çeşitli süs eşyalarının satıldığı mağaza ve cafesi mevcut.
Ostrich RanchOstrich Ranch shop
Kirstenbosch Botanik Bahçeleri: Cape Town şehir merkezinden yaklaşık 13 km uzaklıkta. Masa dağının doğusunda yer almakta. Bazı bloglarda yürüyerek Masa dağına çıkmak için en kolay yolun bu bahçelerden geçtiği belirtilmiş ve bu rotaya Skeleton George adı verilmiş. Denemek isteyenler araştırabilir ama bence güvenlik en büyük sorun. Çok güzel bir bahçe, oldukça büyük. Yeşil, orman, çiçekler ne olsa gidiyor, kabulümüz. Tree Canopy adlı çok güzel bir köprüden geçiyorsunuz, tam fotoluk. İçeride Afrika’ya özgü bitkiler ve azalmış türler var. Dikkatli olursanız bize denk geldiği gibi baykuş vb kuşları rahatlıkla görebilirsiniz. Biz aşağıdaki güzeli görme şansını yakaladık. Eylül ayında yani Güney Afrika’da kıştan yaza geçiş döneminde gittiğimiz için çok farklı çiçek türü göremedik ama Ekim-Kasım ayları gibi ziyaret edenler daha bu açıdan daha şanslı olabilir. İçeride cafe, restoran ve hediyelik eşya dükkanı mevcut.
Kirstenbosh tree canopy walkwayGüney Afrika’ya özgü Cennet kuşu çiçeğiParkta karşılaştığımız baykuş
Cape Town’da Ümit Burnu’na kadar olan sahil şeridinde bulunan yerlerin hepsi aynı yol üzerinde, sırayla gezilebilecek yerler.
Cape Town haritası
Sea Point: Şehir merkezinden yaklaşık 5 km uzaklıkta. Varlıklı insanların yaşadığı bölge, oteller, gel-git havuzları bulunmakta. Sea Point Promenade ise yürüyüş-koşu gibi sporları yapmak için oldukça popüler olan deniz kenarındaki yürüme yolu.
Clifton: Burası Okyanus kıyısında, Lion’s Head zirvesinin altında kalan ve kendine has müdavimleri olan 4 adet plajdan oluşan lüks bir bölge. Plajların müdavimleri sörfçüler, aileler, LGBT mekanı ve daha çok piyasa yapmak isteyenlerin yeri olarak sınıflanabilir. Camps Bay’a komşudur.
Camps Bay: Şehrin en zengin banliyosu denebilir. En pahalı emlak buradaymış Şehir merkezine 7-8 km uzaklıkta. Hareketl bir bölge, barlar ve restoranlarla dolu. Kayalar arasına gizlenmiş plajları ve dalış noktaları var. Camp Bay plajı en büyük plaj denebilir. Plaj demişken Güney Afrika’da deniz suyu oldukça soğuk denebilir ve köpek balığı riski yüksek. Birçok plajda gözleme noktaları var ve tehdit oluştuğunda plajdakilere sudan çıkmaları için uyarıda bulunuluyor. Bazı yerlerde de insan marifetiyle oluşturulmuş havuz benzeri küçük koylar var. Köpek balıkları ciddi risk. Gittiğimizde hava müsait olduğu için plajların kalabalık olduğunu söyleyebiliriz ancak biraz açılarak yüzen yürek yemiş sadece 2 kişi gördük. Yeri gelmişken Güney Afrika denizlerinde her yerde bölgeye has devasa boyutlu kelp yosunu göreceksiniz. Protein, mineral ve iyot kaynağıymış. Özellikle fokların ve çeşitli deniz canlılarının besin kaynağı, insanlar için de bitkisel takviye olarak tablet vb formlarda satılmakta.
Hout Bay-Tahta Koyu: Şehir merkezinden yaklaşık 20 km uzaklıkta, Atlantik kıyısında yer almakta. Eski dönemlerde ahşap tekneler ve Cape Town şehrinin kurulmasında kullanılan ahşaplar burada yapıldıkları için bu ismi almış, şimdilerde zengin ve ünlülerin evleri bulunmakta. Koya gelirken yolda göreceğiniz sömürgeciler tarafından yaptırılmış en az 150 yıllık 2 tane şato bulunmakta. Hout Bay adlı genişçe sayılabilecek bir plajı var. Sahildeki tezgahlarda el yapımı hediyelik eşyalar satılıyor ve gördüğümüz en uygun bütçeli sayılabilecek tezgahlar burada. Ancak fiyatları yüksekten açıyorlar ve neredeyse 3te bire kadar indikleri ürünler oluyor. Muhtemelen asıl fiyata iniyorlar ama indirim alınca bir mutlu oluyor insan. Deniz aslanlarını görmek için tekneler bu koydan kalkıyor ve şayet hava şartları nedeniyle tekne kalkmazsa de limanda fokları görme imkanı var. Tekne gezisi esnasında Duiker kayalığında doğal ortamlarında kürklü fokları görebiliyorsunuz. Gerçekten yapılması gereken bir tur.
Duiker kayalığı-Kürklü foklarHout Bay limanının gözdesiHout Bay-Kolonyal dönemde yapılmış şatolardan biriSahildeki tezgahlar
Cape TownBoulders Beach : Cape town şehir merkezinden yaklaşık 40 km uzaklıkta ve yolculuk 1.15 saat sürüyor. Küçük koylardan oluşan bir bölge. Gerçekten güzel bir yerleşim bölgesi ve söylememe gerek yok burada da beyaz, zengin ve ayrıcalıklı nüfus yaşamakta. Burayı özel kılan sebeplerden biri Afrika penguenlerine ev sahipliği yapması. Sayıları maalesef giderek azalmakta olduğu için koruma altına alındıkları parkta ziyaret edilebiliyor. Yakından gözlemek çok güzel. Eğer daha da yakından gözlemek isterseniz parka yürüyerek 8-10 dakika mesafede bulunan, çok yaklaşmama tavsiyesi ile, Foxy Beach’e gidebilirsiniz. Burası ayrıca yüzebileceğiniz bir plaj. Boulders beach bölgesi ayrıca güvenle yüzülebilecek küçük koylara sahip bir yer.
Boulders BeachYüzmeye elverişli Foxy Beach
Yemeği Boulders Beach’de Seaforth Restaurant’ta aldığımız için restorandan burada bahsedelim. Plajın yanında ve manzarası çok güzel. Oturduğunuz yerden plajda badi badi yürüyen penguenleri seyrediyorsunuz. Yemek olarak tercihimizi Afrika’da bulunan codfish (morina balığı) ettik ve gayet lezzetliydi.
Seaforth Restaurant
Cape Town Ümit Burnu : Afrika kıtasının en uç noktası olarak bilinse de aslında en uç nokta Cape Agulhas. Ümit Burnu denize doğru uzanan kayalık bir burun. Ümit Burnu Portekizli kaşif Bartolomeu Dias tarafından 1488 de keşfetmiş ve Fırtınalar Burnu olarak isimlendirilmiş. Sonrasında denizciler için umut kırıcı olmaması adına Ümit Burnu olarak adlandırılmış. Ümit Burnu yarımadası ve onu çevreleyen bölge koruma altına altında. Hint Okyanusundan gelen sıcak su akıntısı ve Antartika’dan gelen soğuk su akıntısının kesiştiği yer olduğu için her zaman kuvvetli fırtınalar var. Cape Point’ten Haziran-Ekim ayları arası gerçekleşen balina göçünü izlemek mümkün. Şehir merkezinde yaklaşık 65 km uzaklıkta ve yolculuk 2 saate yakın sürüyor. Yolda giderken babunları görmeye hazır olun. Masa Dağı Milli Parkına dahil olan Ümit Burnu’nda tepedeki feneri de içine alan bölgeye biletle giriliyor. Cape Point noktasından finikülerle çok güzel bir manzara eşliğinde dünyanın en yüksek fenerine çıkılıyor. Tam fenerin olduğu yer oldukça rüzgarlı ama manzara gerçekten nefes kesici. Burada da hediyelik eşya satılan bir dükkan bulunmakta. Aşağıda sahilde bölgenin koordinatları gösteren tabela hatıra fotoğrafı çekilmek için güzel bir nokta.
Cape TownCape of Good HopeCape PointCape Town Light HouseCape of Good Hope Light HouseCape Town Ümit Burnu
Cape Town yakınlarında gezilebilecek diğer yerler:
Cape TownGiraffe House: Cape Town şehir merkezin 39 km uzaklıkta bir hayvanat bahçesi. Stellenbosch’a yakın. Piknik yapabiliyorsunuz ancak alkol getirmek yasakmış. Her ne kadar zürafa evi olarak isimlendirilse de içeride devekuşları, alpacalar, keçi ve koyunlar, yılanlar, zebralar, çeşitli kuş türleri, lemurlar, yaban kedisi, oklu kirpi ve kaplumbağalar da mevcut, oyalanmadan gezmek yarım saati alıyor. Oklu kirpi (Porcupine) ve lemurları görmek bizi oldukça heyecanlandırdı. Vaktiniz kısıtlı ve benzerlerini gördünüzse gezmeyi atlayabileceğiniz bir hayvanat bahçesi olarak tanımlanabilir.
Cape Town Stellenbosch : Cape Town şehir merkezinden 60 km uzaklıkta ve yolculuk yaklaşık 1 saat sürüyor. Güney Afrika’nın Hollandalılar tarafından kurulmuş, Cape Town’dan sonra en eski ikinci yerleşim yeri. Verimli toprakları nedeniyle en iyi şarapların yapıldığı yer olarak biliniyor. Güzel bir yerleşim bölgesi ve üniversitesi bulunmakta. Gittiğinizde Jongelingen Vereniging ve Christ Church kiliselerini gezebilirsiniz, oldukça sade kiliseler. Tarihi binaları, alışveriş mekanları ile çok daha güvenli bir bölge, sokaklarında rahatlıkla gezebilirsiniz. Binalar mimari olarak kolonyal dönem özellikleri taşımakta. Buraya gelmişken Stephen Rautenbach’nin galerisini gezmenizi tavsiye ederiz. Cape Town’dan trenle gelinebilmekte ancak güvenlik nedeniyle önerilmiyor. Geniş araziler boyunca üzüm bağları bulunmakta. Her ne kadar paket turlarda üzüm çiftlikleri gezisi olarak yanlış bilgilendirme yapılsa da, çiftlik gezisi yapılmıyor. Bağları yol boyunca görüp şarap tanıtımı, tadımı ve satışı yapılan KWV adlı markanın satış yerine götürüldük, en azından turu aldığımız şirketin programı böyle, başka turları bilemeyeceğiz. Bu yönüyle hepimizde bir miktar hayal kırıklığı yarattığını söyleyebiliriz, yine de bölge üzüm ve şaraplarının tanıtımı, ikramlar ve alışveriş güzeldi. Tanıtım esnasında daha pahalı şaraplar ön plana çıkarılıyor ancak sorduğunuzda daha uygun bütçeli şarapları da tanıtıp tadım yaptırıyorlar. Biz Güney Afrika’ya has bir üzüm çeşidi olan Pinotage’dan yapılmış Laborie şarabı ve Wild Africa likörü aldık.
Cape TownFranschhoek Kasabası: 1685 tarihinde Fransa Kralı 14.Louis Fransa’da Protestanlığı yasaklamış. Bunun üzerine yüzlerce dindar proteston ülkeyi terk etmek zorunda kalmış. 1688 tarihinde Cape Town’a gemiyle gelen 300 protestana yerleşmeleri için Franschhoek kasabasında yer verilmiş. Bu insanlar kendileriyle birlikte kültürlerini ve tarım bilgilerini de getirmişler. Küçük ve güzel bir kasaba. Birçok üzüm bağı ve üreticisi bulunmakta. Yiyecek ve şarap şehri olarak biliniyor. Yapılaşma oldukça güzel. Güvenli bir yerleşim yeri olarak bilinmekle birlikte burada da geç saatte ve yalnız olarak dolaşılmaması gerektiği tavsiye ediliyor. Stellenbosch’a oldukça yakın. Aracınızla birinden diğerine rahatlıkla geçilir. Çok gelinmesi gereken bir yer mi kesinlikle hayır, küçük bir ana cadde etrafında dükkanlar, market, Hollanda Reform Kilisesi ve sanat evi görülecek şeyler arasında. Kilisenin içi oldukça sade, kolonyal mimari. Bu kasabayı görmek şart değil ama beyazların yoğunluklu yaşadığı yerlerin nasıl güzel mahalleler olduğu aradaki tezatı görmek açısından güzel olabilir, yoksa Avrupa’ki herhangi bir mahalleden farklı değil.
Cape TownFranschhoekThe Dutch Reformed Church
Islah Merkezi (Victor Vester Hapishanesi). Franschhoek yakınında bulunan ve geçerken Mandela anıtı önünde kısa bir mola verdiğimiz ıslah merkezi. Apartheid rejimine karşı yürüttüğü kampanya nedeniye Mandela’nın hapis cezasının son bölümünü, 14 ay geçirdiği yer. 1988 yılından serbest bırakıldığı 1990 yılına kadar, kompleks içinde özel güvenlikli bir evde yaşamış.
DrakensteinVictor Vestor Prison
Cape Town Yeme İçmeönerileri : Genel olarak mutfak konusunda başarılı, çeşit bol, tabaklar doyurucu ve fiyatlar uygun, Türkiye’den hesaplı. Cape Town yeme içme konusunda oldukça bol seçenek sunmaktadır.
Güney Afrika Cumhuriyeti başlıklı yazımızda belirttiğimiz gibibahşiş genelde bekledikleri bir şey. Miktar size kalmış olmakla birlikte hesabın %10 gibi diyebiliriz. Hesabı fiş ve kalemle getiriyorlar, bahşiş verecekseniz vermek istediğiniz tutarı yazıp fişi imzalıyorsunuz.
Waterfront marina bölgesi, restoran, cafe/bar konusunda birçok seçenekle dolu. Tavsiye edebileceğimiz ve kendimizin de denemiş olduğu restoranlar:
City Grill Steakhouse (Waterfront, Victoria Wharf Shopping Center): Yemek olarak steak ve salata yedik, başarılı denebilir. Krem Brulee tatlısı oldukça iyiydi. Akşam yemeği esnasında yöresel danslar yapan gruplar girip kısa gösteriler yapmakta.
Quay Four gayet başarılı, manzarası güzel. Balık çorbası ve Güney Afrika’ya özgü kingklip balığı yedik her ikisi de çok lezzetliydi. Tatlı olarak Malva Pudingi başarılı ama Krem Brulee tatlısını hiç beğenmedik, sakın yemeyin.
Quay Four restaurant fish soapKingklipfish
Tiger’s Milk: Hamburgerleri oldukça lezzetli, kalabalık grup olarak gittik ve herkes seçiminden memnun kaldı. Belthazar: Yine waterfront’ta başarılı ve tutulan bir restoran. Game başlığı altında av hayvanları eti var. Devekuşu eti başarılıymış.
Ocean Basket : Deniz ürünleri oldukça başarılı, biz Johannesburg’daki şubesini denedik, tavsiye ederiz. Time Out Market ayaküstü çeşitli lezzetler bulabileceğiniz fast food noktaları var. Fish market: Waterfront saat kulesinin yanı, deniz ürünleri oldukça iyi. Gibsons Burger: Denemedik ama en iyi burgerci seçilmiş. Kloof House: Çok tavsiye edilen ama gitme fırsatı bulamadığımız restoranlardan biri. Waterfron’ta denemediğimiz ama dışarıdan beğendiğimiz diğer bir restoran Harbour House. Tam denizin yanında, her dair kalabalık ve davetkar bir havası var.
Waterfront Harbour House
Truth Cafe, Dünyanın en iyi kahvecisi unvanına sahip cafe. Zamanımız olmadığı için fazlaca vakit ayıramadık ama gittik, gördük şükür, mahrum kalmadık:))) Mekanın endüstriyel tasarımı var, çalışanların kostümleri ilginç.
The Truth Cafe
Samosa: Franchoek kasabasında içinde fırını olan bir markette deneme fırsatı bulduk, oldukça lezzetli, içinde tavuk, peynir gibi farklı malzemelerle dolgulu üçgen formlu börek.
Samosa
Listemde olup fırsat bulamadığımız için gidemediğimiz ama birçok yerde tavsiye edilen bazı restoranlar ise The Africa Cafe; fix menü, tüm yemekler sınırsızmış, çorba, 12 çeşit yemek ve tatlı sunuluyormuş. Dans, yüz boyama, el yıkama gibi etkinlikleri varmış. Mama Africa; Game meat tabağı lezzetli ve çok doyurucuymuş. Tabakta, springbok, kudu, ostrick, worthog, timsah ve geyik sucuğu (venison) servis ediliyormuş ve canlı müzik varmış.
Güney Afrika gezilecek yerler ile Johannesburg ve Pretoria gezilecek yerler hakkındaki yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Eskiler “yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat” derler ama mutfak da anlatılması ve tanıtılması gereken bir kültür elemanı, gezilerin olmazsa olmazı. Bildiğiniz gibi günümüzde artık sadece gurme geziler bile yapılmakta. Seçtiğim bazı tabakları yöresel adları ile tanıtacağım.
Malta’da ne yenir ?
Öncelikle Malta kesinlikle aç kalmayacağınız bir ülke. Tarih boyunca etkileşim halinde olduğu tüm kültürlerin izlerini taşıyor. Biraz Fransız, biraz İngiliz, biraz İtalyan, biraz İspanyol, biraz Arap diyebiliriz. Genel olarak tanımlarsak Akdeniz Mutfağı. Et ve deniz mahsulleri başrolde ve gerçekten de inanılmaz lezzetli.
Sicilya etkisi: Malta’da hemen hemen her restoranın menüsünde kolaylıkla lezzetli deniz mahsullüsünden veganına türlü türlü pizzalar, makarnalar ve risottolar bulmanız mümkün.
Deniz mahsulleri- Her türlü deniz mahsulüne ülke genelinde her yerde ulaşabilirsiniz. Bunlar arasında ahtapot, çeşitli balıklar, karides, midye, kalamar ve deniz kabuklularını sayabiliriz. Birgu şehrinde ve Marsaxlokk kasabasındaki sahil boyunca sıralanmış restoranlar bu konuda oldukça başarılı. Aljotta isimli balık çorbasını denemelisiniz.
Lampuki – Dolphinfish olarak da anılan balık, Ağustos-Aralık döneminde avlanmakta ve Malta mutfağının en popüler yemeklerinden biridir. Balıkçılar Luzzu adı verilen tekneleriyle palmiye yaprakları kullanılarak yapılan kannizzati isimli ağ yöntemiyle yakalıyorlarmış.
Lampuki
Stuffat tal-Qarnit-Ahtapot yahnisi. Malta’ya özgü denenmesi gereken lezzetlerden.
Stuffat tal-Qarnit
Bigilla– Baklaya benzer bir fasulye ile yapılan püre. Geleneksel bir yemek. Fasulye , zeytinyağı, tuz ve kırmızı biberden yapılan bir tür dip sos.
Tavşan Eti: Stuffat tal fenek adıyla restoranların menüsünde sunulan güveçte tavşan eti, gerçekten lezzetli. Tavşan eti Malta adalarında çok sevilen ve yaygın olarak tüketilen bir yemek.
Tavşan yahnisi
Arancini: Sicilya’nın içi peynir vb malzemelerle dolgulu kızarmış peynir toplarını her yerde bulabilirsiniz. Bir tür içli köfte. Özellikle gün içi atıştırmalık olarak tercih edilebilir.
Arancini
Pastizzi – Geleneksel bir Malta yiyeceği, milföy börek ama çok lezzetli. İçi ricotta peynir veya bezelye dolgulu. Çok büyük değil, bir oturuşta 3 tane falan rahat gider:)))) Eminim adada birçok yerde gayet başarılı yapıyorlardır ama gezi planınızda Mdina ve Rabat olacağını düşündüğümüz için aşağıda mekan tavsiyeleri verdiğimiz yerde yemenizi özellikle tavsiye ederim.
Maltese Pastizzi-Crystal Palaca/RabatQaghaq tal Ghasel – Ballı halkalarZwitt Cravings Cafe–İspanya’nın Churros’u gayet başarılı bir şekilde Malta mutfağında da yer almakta. Hatta orada yediğimden daha güzelZwitt Cravings Cafe-Mqaret (Hurma dolgulu çörek)
Sliema sahilinde karavanda satılan dondurma, Bahsetmeden geçemeyeceğim çünkü dondurması bizi bizden aldı, bu kadar mı lezzetli olur. Oradayken her fırsatta yedik.
Kannoli Tal-Irkotta-Altta Malta Kanolisi ve üstte bizim baklava:)))
Kaktüs meyvesi- Sadece Malta’da değil ülkemiz dahil tüm Akdeniz ülkelerinde görebileceğiniz bu meyveyi gerçekten çok severim. Malta’da da yolların kenarlarında da görünce dayanamayıp dalından kopardım ve inanılmaz lezzetliydi. Denememiş olanlar dikenlerinden dolayı koparırken ve keserken dikkatli olmalı:)))
Bajtra Likörü-Malta’ya özgü likör, yukarıda resmi bulunan da kaktüs meyvesinden yapılmış olanı, içimi güzel
Kinnie: Bölgeye has acı portakaldan yapılan bir içecek
Cisk: Malta’ya özgü bira
Malta adası mekan önerileri
Gululu Restoran: Bizim de giderek deneyimlediğimiz Gululu, yerel yemekleri en lezzetli haliyle tadabileceğiniz bir restoran. Yemekleri kadar konumu ve manzarası da çok güzel. Kışın gittiğimiz için rez. yapmadan rahatlıkla yer bulduk ki yine de hatırı sayılır kalabalıktı. Yüksek sezonda çat kapı yer bulma şansınız olmayabilir. Özellikle de denemek isterseniz tavşan etini burada yemenizi tavsiye ederim. Adres: Gululu Restoran, Spinola Bay, St.Julian’s
Gululu Kcina
Barracuda Restoran – Lokasyonu ve manzarası çok güzel bir restorant, mümkünse deniz kenarındaki balkonda oturmanızı tavsiye ederim. Menü ağırlıklı olarak Akdeniz mutfağı ve deniz mahsulleri. Deniz mahsullü paellası ve salatası başarılıydı. Adres. St.Julians Bay, ana cadde üzerinde.
Barracuda restoran
Hard Rock Cafe: Hamburgerleri başarılıydı, ortam da hareketli ve keyifli. St.Julian’s bölgesindeki restoranın kalıcı olarak kapandığını öğrendim.
Wagamama: Servisi yavaş, arada unutulabilirsiniz. Yediğimiz en iyi suchi ve noodle diyemeyeceğiz ama canınız suchi isterse yenebilir düzeyde. St. Julian’s bölgesi
Zwitt Cravings Cafe- St. Julian’s’tan Sliema’ya doğru yürürken keşiflediğimiz, yolun sağ tarafında küçücük bir tatlıcı/fırın. Baktığınızda çok şey vaadetmiyor ama lezzetler çok iyi. İçeride birkaç masa var, üretim taze taze dükkanın içinde yapılıyor. Giderseniz yolda dikkatli olmak lazım çünkü dışarıdan çok fark edilmiyor. Adaya özgü hurma dolgulu imqaret ve İspanya’nın churros’u burada tattığımız lezzetler. Kaldığımız yere yakın olmasından dolayı tarafımızca sıklıkla ziyaret edilmiştir. Ayrıca donatlar, waffles’lar ve diğerleri. Adresi270, Tower Road, Sliema, Island of Malta
Zwitt Cravings Cafe
Crystal Palace Pastizzi : Küçücük bir fırın, içeride birkaç masa, ileri yaştaki lokal erkek müşterilerin oturup çay/kahve içtiği, sanki kahvehane gibi bir yer. Dışarıda da birkaç masası var. Ürünler çok lezzetli. Lezzetin anlatılarak aktarılması zor gerçekten ama bizi iki kez Rabat’a getirmeyi başardı desek belki daha iyi anlatmış oluruz. Özellikle pastizzi çok lezzetli. Rabat’ta otobüs duraklarına yakın, çok merkezi konumda. Yolunuz düşerse mutlaka denemelisiniz. Tanesi 0.60 Euro.
Crystal Palace – fırının içinden görünüm
Malta gezilecek yerler ve Gozo, Comino adaları gezilecek yerler yazılarımıza aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.